عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال: بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ يَوْمٍ إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ، شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعَرِ، لَا يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ، وَلَا يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ، حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ، وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ، وَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، أَخْبِرْنِي عَنِ الْإِسْلَامِ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «الْإِسْلَامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، وَتُقِيمَ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ، وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلًا» قَالَ: صَدَقْتَ، قَالَ: فَعَجِبْنَا لَهُ، يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ، قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِيمَانِ، قَالَ: «أَنْ تُؤْمِنَ بِاللهِ، وَمَلَائِكَتِهِ، وَكُتُبِهِ، وَرُسُلِهِ، وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ» قَالَ: صَدَقْتَ، قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِحْسَانِ، قَالَ: «أَنْ تَعْبُدَ اللهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ» قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ، قَالَ: «مَا الْمَسْؤُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ» قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَتِهَا، قَالَ: «أَنْ تَلِدَ الْأَمَةُ رَبَّتَهَا، وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ» قَالَ: ثُمَّ انْطَلَقَ، فَلَبِثْتُ مَلِيًّا ثُمَّ قَالَ لِي: «يَا عُمَرُ، أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ؟» قُلْتُ: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: «فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ، أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ».
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in önüne oturdu, dizlerini Peygamber Efendimiz ’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve: "Ey Muhammed, bana İslam’ı anlat!" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İslâm, Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasûlü olduğuna şahitlik etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi hac etmendir.» diye buyurdu. Adam: "Doğru söyledin" dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesine şaşırdık. Adam: "Şimdi de imanı anlat bana" dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: «Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe iman etmendir. Yine hayrı ve şerri ile kadere iman etmendir.» diye buyurdu. Adam tekrar: "Doğru söyledin", diye tasdik etti ve: "Peki ihsan nedir, onu da anlat", dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İhsan, Allah’a O'nu görüyor gibi ibadet etmendir. Sen, O'nu görmüyorsan da O seni mutlaka görür.» diye buyurdu. Adam yine: "Doğru söyledin" dedi, sonra da: "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili değildir.» cevabını verdi. Adam: "O halde alametlerini söyle", dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Annelerin, kendilerine cariye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek binalar yapmakta birbirleriyle yarışmalarıdır.» buyurdu. Adam kalkıp gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: « Ey Ömer! Soru soran kişi kimdi, biliyor musun?» diye buyurdu. Ben: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir", dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: « O Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi.» diye buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh- Cebrâil -aleyhisselam-'ın, bilmeyen bir adam kılığında sahabelerin yanına geldiğini haber vermiştir. Gelen bu adam elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş gibi durmayan, üstü başı kirlenmemiş, saçı başı dağılmamış ve orada hazır bulunanların da tanımadığı bir kimsedir. Sahabeler bu sırada Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında oturuyorlardı. Bu adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in önüne bir öğrenci gibi oturmuş ve İslam'ın ne olduğunu sormuştur. Peygamber Efendimiz de kelime-i şehadeti, beş vakit namazı kılmayı, hak edenlere zekâtı vermeyi, ramazan orucunu tutmayı ve güç yetirenlerin hac ibadetini eda etmelerini içeren İslam'ın şartlarını zikrederek cevap vermiştir.
Soru soran bu adam: "Doğru söyledin" demiştir. Sahabeler, bilmediği için soran kimse gibi gözüken bu adamın doğru söyledin demesine çok şaşırmışlardır.
Sonra adam iman hakkında sormuş ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ'nın varlığına ve sıfatlarına, yaratma gibi fiillerinde tek olmasına, ibadette bir ve tek olduğuna iman etmeyi, Allah'ın nurdan yarattığı değerli kullar olan, Allah'a isyan etmeyen ve emirlerini yerine getiren meleklere iman etmeyi, Allah'ın katından rasûllerine indirdiği Kur'an, Tevrat, İncil ve diğer kitaplara iman etmeyi, Allah'ın dinini tebliğ eden Nuh, İbrahim, Musa, İsa, rasûllerin sonuncusu olan Muhammed -aleyhimusselam- ve diğer bütün rasûl ve nebilere iman etmeyi, ölümden sonra kabir ve berzah hayatını, öldükten sonra insanların diriltilip hesaba çekilmelerini, bunun sonucunda ya Cennet'e ya da Cehennem'e gidilmesini de içeren ahiret gününe iman etmeyi, Yüce Allah'ın ezeli ilmi ve hikmeti gereği her şeyin kaderini takdir ettiğini, bunu yazdığını, bunu dilediğini, O'nun takdir ettiği gibi gerçekleşeceğini ve bu şekilde yarattığını içeren imanın altı şartını zikrederek cevap vermiştir. Sonra da adam ihsan hakkında sormuş, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o kişiye ihsanın Allah'ı görüyor gibi O'na ibadet etmek olduğunu haber vermiştir. Bu makama ulaşamasa da Allah'ın onu gördüğünü bilerek ibadet etmesi gerektiğini söylemiştir. En üst makam Allah'ı görüyor gibi O'na ibadet etmektir. Sonra da Allah'ın seni gördüğünü bilerek ibadet etmek gelir.
Sonra adam kıyametin ne zaman kopacağını sormuştur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyametin kopacağı zamanın yalnızca Allah'ın ilminde olduğunu, yarattığı kimsenin bunu bilmediğini, kendisine bu konu hakkında soru sorulan kimsenin soran kimseden farkı olmadığını beyan etmiştir.
Sonra adam kıyametin alametlerini sormuştur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- esir ve çocuklarının artacağını ya da çocukların annelerine hürmet etmeyip köle gibi muamele etmelerinin artacağını, ahir zamanda koyun çobanları ve fakirlerin zenginleşip, bina yapma ve onları süslemede övüneceklerini belirtmiştir.
Sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu soruları soran kişinin Cebrâil -aleyhisselam- olduğunu ve sahabelere tevhit dini İslam'ı öğretmek için geldiğini haber vermiştir.
Faydalar
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in güzel ahlakı ifade edilmiştir. Ashabı ile oturması ve onların etrafında toplanmaları bunun bir örneğidir.
- Soru soran kişiye karşı nazik olmak, sıkılıp korkmadan soru sorabilmesi için yakınına gelmesine izin verilmesinin meşru oluşu ifade edilmiştir.
- Cebrâil -aleyhisselam-'ın Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önüne oturduğunda yaptığı gibi hocaya karşı edepli olmak gerekir. Cebrâil -aleyhisselam- öğrenmek isteyen edepli bir öğrenci şeklinde oturmuştur.
- İslam'ın şartı beş, imanın şartı ise altıdır.
- İslam ile iman bir arada zikredildiğinde İslam zahiri ameller, iman ise batini ameller olarak tefsir edilir.
- Dinin farklı mertebeleri olduğu açıklanmıştır. Birincisi İslam, ikincisi iman, üçüncüsü ihsandır ve bu mertebeler arasında en üstünü budur.
- Soru soran kişi asılda bilgisi olmayan şeyi sorar. Bilgisizliği onu soru sormaya yöneltir. Bundan dolayı sahabeler bu adamın hem sorup hem de cevabı doğrulamasına şaşırmıştır.
- Öncelik sırasına göre en önemli olandan başlanır. İslam'ın şartlarında kelime-i şahadet ile, imanın şartlarında ise Allah'a iman ile başlanmıştır.
- Soru soran kişinin bildiği bir şeyi, başkaları da öğrensin diye âlimlere sorması caizdir.
- Kıyametin ne zaman kopacağı yalnızca Yüce Allah'ın bildiği bir husustur.
Kaynakça
صحيح مسلم (1/ 36) (8).
التحفة الربانية في شرح الأربعين حديثا النووية (ص7).
شرح الأربعين النووية، لابن عثيمين (ص19).
فتح القوي المتين في شرح الأربعين وتتمة الخمسين، للعباد (ص15).
الأحاديث الأربعون النووية وعليها الشرح الموجز المفيد، لعبد الله المحسن (ص7).
تاج العروس من جواهر القاموس، للزبيدي (2/ 460).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي ذر رضي الله عنه: عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِيمَا رَوَى عَنِ اللهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنَّهُ قَالَ: «يَا عِبَادِي إِنِّي حَرَّمْتُ الظُّلْمَ عَلَى نَفْسِي، وَجَعَلْتُهُ بَيْنَكُمْ مُحَرَّمًا، فَلَا تَظَالَمُوا، يَا عِبَادِي كُلُّكُمْ ضَالٌّ إِلَّا مَنْ هَدَيْتُهُ، فَاسْتَهْدُونِي أَهْدِكُمْ، يَا عِبَادِي كُلُّكُمْ جَائِعٌ إِلَّا مَنْ أَطْعَمْتُهُ، فَاسْتَطْعِمُونِي أُطْعِمْكُمْ، يَا عِبَادِي كُلُّكُمْ عَارٍ إِلَّا مَنْ كَسَوْتُهُ، فَاسْتَكْسُونِي أَكْسُكُمْ، يَا عِبَادِي إِنَّكُمْ تُخْطِئُونَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَأَنَا أَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا فَاسْتَغْفِرُونِي أَغْفِرْ لَكُمْ، يَا عِبَادِي إِنَّكُمْ لَنْ تَبْلُغُوا ضَرِّي فَتَضُرُّونِي، وَلَنْ تَبْلُغُوا نَفْعِي فَتَنْفَعُونِي، يَا عِبَادِي لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كَانُوا عَلَى أَتْقَى قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مِنْكُمْ مَا زَادَ ذَلِكَ فِي مُلْكِي شَيْئًا، يَا عِبَادِي لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كَانُوا عَلَى أَفْجَرِ قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِنْ مُلْكِي شَيْئًا، يَا عِبَادِي لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ قَامُوا فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَسَأَلُونِي فَأَعْطَيْتُ كُلَّ إِنْسَانٍ مَسْأَلَتَهُ مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِمَّا عِنْدِي إِلَّا كَمَا يَنْقُصُ الْمِخْيَطُ إِذَا أُدْخِلَ الْبَحْرَ، يَا عِبَادِي إِنَّمَا هِيَ أَعْمَالُكُمْ أُحْصِيهَا لَكُمْ ثُمَّ أُوَفِّيكُمْ إِيَّاهَا، فَمَنْ وَجَدَ خَيْرًا فَلْيَحْمَدِ اللهَ، وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلَا يَلُومَنَّ إِلَّا نَفْسَهُ».
Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Allah Teâlâ'dan rivayet ettiği hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Ey Kullarım! Ben zulmü nefsime haram kıldım ve sizin aranızda da haram kıldım, - birbirinize zulmetmeyin. Ey kullarım! Hepiniz dalalettesiniz. Ancak benim hidayet ettiğim müstesna. Benden hidayet isteyin, size hidayet edeyim. Ey kullarım! Hepiniz açsınız, ancak benim yedirdiğim müstesna. Benden yemek isteyin, sizi yedireyim. Ey kullarım! Hepiniz çıplaksınız, ancak benim giydirdiğim müstesna. Benden elbise giydirmemi isteyin, sizi giydireyim. Ey kullarım! Siz gece gündüz hata ediyorsunuz ve ben günahların hepsini bağışlıyorum. Benden bağışlanma isteyin, sizi bağışlayayım. Ey kullarım! Siz bana zarar veremezsiniz ve bana fayda da veremezsiniz. Ey kullarım! Eğer sizden evvelkiler, son olarak gelenleriniz, insanlarınız, cinleriniz içinizdeki en takva sahibi bir adamın kalbi üzere olsa bu benim mülküme hiç bir şey ilave etmez. Ey kullarım! Eğer sizden evvelkiler, son olarak gelenleriniz, insanlarınız, cinleriniz içinizden en fasık bir adamın kalbi üzere olsanız benim mülkümden bir şeyi eksiltmez. Ey kullarım! Eğer sizden evvelkiler, son olarak gelenleriniz, insanlarınız, cinleriniz bir yerde toplanıp benden istese, herkese istediğini veririm de bu benim katımdakilerden ancak, iğnenin denize daldırıldığı zaman denizden eksilttiği kadar eksiltir. Ey kullarım! Yaptıklarınız ancak sizin amellerinizdir, ben onları yazıyorum, sonra size tam karşılığını vereceğim. Kim bir hayır bulursa Allah’a hamt etsin. Kim bundan başka bir şey bulursa, nefsinden başkasını kınamasın.»
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın zulmü kendi nefsine haram kıldığını ve kullarının arasında da haram kıldığını haber vermiştir. Bundan dolayı kimsenin kimseye zulmetmemesi gerekir. Allah'ın hidayet ettiği ve muvaffak kıldığı kullar hariç bütün kullar dalalet üzeredir. Kim hidayeti Allah Teâlâ'dan isterse Allah ona hidayet eder ve muvaffak kılar. Şüphesiz insanlar bütün işlerinde Allah'a muhtaçtır. Kim Allah'tan ihtiyacını karşılamasını isterse, Allah ona yeter. Allah'ın kulları gece gündüz günah işlerler. Allah Teâlâ bu günahları örter ve kulu bağışlanma dilediğinde onu affeder. Kullar Yüce Allah'a ne zarar verebilir, ne de fayda verebilir. Kulların hepsi aralarındaki en takvalı insan gibi dindar olsalar bile, bu takvalı olmaları Allah'ın mülküne bir şey katmaz. Kulların hepsi aralarındaki en fasık insan gibi olsalar bile, bu fasıklıkları Allah'ın mülkünden bir şey eksiltmez. Çünkü onlar zayıf ve her zaman, durum ve mekânda Allah'a muhtaç olan kimselerdir. Yüce Allah bütün kullarından müstağnidir. Kullar insanlar ve cinler olarak baştan sona bütün hepsi bir yerde toplansalar ve herkes dilediğini Yüce Allah'tan istese, bu istekleri Allah Teâlâ'nın mülkünden toplu iğnenin denize sokulup çıkarıldığında denizden hiçbir şey eksiltmediği gibi Allah'ın mülkünden de bir şey eksiltmez. Bu da Allah Teâlâ'nın zenginliğinin mükemmelliğini gösterir.
Şüphesiz Yüce Allah, kullarının işlemiş olduğu amelleri kaydedip yazmakta ve kıyamet günü karşılıklarını verecektir. Kim amelinin karşılığını hayır olarak görürse, Allah'a itaat etmekte muvaffak kılındığı için Allah Teâlâ'ya hamt etsin. Kim de amelinin karşılığını kötü olarak görürse, kendisini hüsrana sürükleyen kötü nefsinden başkasını suçlamasın.
Faydalar
- Bu hadis, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbinden rivayet ettiği bir hadistir. Kutsi ya da ilahi hadis olarak isimlendirilir. Lafzı ve manası Yüce Allah'a aittir. Ancak Kur'an-ı Kerim'i diğerlerinden ayıran; okunduğunda sevap kazanılan, taharet üzere dokunulması gereken, insanların benzerini getiremeyecekleri hususunda meydan okunan mucizevi bir kitap olmasıdır.
- Kulların elde ettikleri hidayet ve ilim, Yüce Allah'ın hidayeti ve öğretmesindendir.
- Kulun elde ettiği her hayır Allah Teâlâ'nın lütfudur. Kula isabet eden her şer de nefsi ve hevasından dolayıdır.
- Kime iyilikte bulunulursa Allah'ın muvaffak kılmasıyladır ve verilen mükâfat Allah'ın lütfudur ve kulun Allah'a hamt etmesi gerekir. Kim de yaptığı amellere karşılık kötülük bulursa kendisinden başka kimseyi suçlamasın.
Kaynakça
صحيح مسلم (4/ 1994) (2577).
التحفة الربانية في شرح الأربعين حديثًا النووية (ص52).
شرح الأربعين النووية، لابن عثيمين (ص235).
فتح القوي المتين في شرح الأربعين وتتمة الخمسين، للعباد (ص82).
الأحاديث الأربعون النووية وعليها الشرح الموجز المفيد، لعبد الله المحسن (ص46).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي موسى رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ اللهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ، حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ» قَالَ: ثُمَّ قَرَأَ: «{وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ}[هود: 102]»
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ, zalime vakit verir, bir kerede ansızın onu yakaladı mı, artık bırakmaz (onun için kurtuluş yoktur ). Arkasından da şu ayeti okumuştur: (İşte, Rabbin zalim olan ülkeleri yakaladığı zaman böyle yakalar. Şüphesiz O’nun yakalaması acı vericidir, şiddetlidir.) [Hûd Suresi: 102. Ayet]»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- günah işleyerek ve şirk koşarak zulmünde ısrarcı olunmaması ve insanlara hakları konusunda zulmedilmemesi hususunda uyarılarda bulunmuştur. Allah Teâlâ, zalime mühlet verir, onun işini sonraya bırakır, ömrünü ve malını uzatır da ona azap etmede acele etmez. Eğer tövbe etmezse onu yakalar ve çokça zulüm etmesinden dolayı onu bırakmaz.
Sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu ayeti okumuştur: (İşte, Rabbin zalim olan ülkeleri yakaladığı zaman böyle yakalar. Şüphesiz O’nun yakalaması acı vericidir, şiddetlidir.) [Hûd Suresi: 102. Ayet]
Faydalar
- Akıllı kişi tövbe etmekte acele etmeli ve zulmetmekte ısrar ederse Allah'ın kurduğu tuzaktan güvende olmaz.
- Allah -Azze ve Celle-'nin tövbe etmedikleri takdirde zalimlere azap etmekte acele etmemesi, onlara mühlet verip, azaplarını kat kat arttırmak içindir.
- Zulüm, Allah'ın toplumları cezalandırmasının nedenlerinden biridir.
- Allah içlerinde salih kimselerin olduğu bir şehri, bir bölgeyi helak ederse, onlar (salihler) Kıyamet Günü öldükleri hal üzere diriltileceklerdir. Azabın onları da kapsıyor olması onlara zarar vermeyecektir.
Kaynakça
صحيح البخاري (6/ 74) (4686).
صحيح مسلم (4/ 1997) (2583).
شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين (2/ 496).
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (1/ 303).
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمصطفى الخِن وغيره (1/ 231).
تطريز رياض الصالحين، لفيصل آل مبارك (ص165).
مرقاة المفاتيح، علي القاري (8/ 3200).
Bu hadis HadeethEnc.com’da