عن أبي ذر الغفاري رضي الله عنه مرفوعاً: "ما الكرسي في العرش إلا كحلقة من حديد ألقيت بين ظهري فلاة من الأرض".
Ebu Zer -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem- "Arşın Kürsî'ye olan büyüklüğü geniş düzlük araziye bırakılan demirden bir halkaya olan büyüklüğü gibidir." demiştir.
İbn Ebî Şeybe "el-Arş" adlı eserinde rivayet etmiştir - Zehebî "el-Uluv" adlı eserinde rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Ebu Zer -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem- Kürsînin, o kadar geniş ve azametli olmasına rağmen, arşın yanında geniş düzlük araziye bırakılmış demirden bir halka gibi olduğunu haber vermektedir. Bu da, bize onların yaratıcısının azametini ve kudretinin kemalini gösterir.
Kaynakça
1- فتح المجيد شرح كتاب التوحيد، مطبعة السنة المحمدية، القاهرة، مصر، الطبعة: السابعة، 1377هـ - 1957م.
2- القول المفيد على كتاب التوحيد، دار ابن الجوزي، المملكة العربية السعودية، الطبعة: الثانية, محرم، 1424ه.
3- الملخص في شرح كتاب التوحيد، دار العاصمة الرياض، الطبعة: الأولى 1422هـ- 2001م.
4- الجديد في شرح كتاب التوحيد، مكتبة السوادي، جدة، المملكة العربية السعودية، الطبعة: الخامسة، 1424هـ - 2003م.
5- التمهيد لشرح كتاب التوحيد، دار التوحيد، تاريخ النشر: 1424هـ.
6- شرح العقيدة الطحاوية، المؤلف: محمد ناصر الدين الألباني، الناشر: المكتب الإسلامي – بيروت الطبعة: الثانية، - 1414ه.
7- العرش وما روي فيه، المؤلف: محمد بن عثمان ابن أبي شيبة العبسي، تحقيق: محمد بن حمد الحمود، الناشر: مكتبة المعلا – الكويت، الطبعة الأولى، 1406ه.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ عَبْدِ اللهِ بنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قال: سَأَلْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللهِ؟ قَالَ: «أَنْ تَجْعَلَ لِلهِ نِدًّا وَهُوَ خَلَقَكَ» قُلْتُ: إِنَّ ذَلِكَ لَعَظِيمٌ، قُلْتُ: ثُمَّ أَيُّ؟ قَالَ: «وَأَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ؛ تَخَافُ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ» قُلْتُ: ثُمَّ أَيُّ؟ قَالَ: «أَنْ تُزَانِيَ حَلِيلَةَ جَارِكَ».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Allah indinde en büyük günah hangisidir diye sordum?: «Seni yaratmış olduğu halde Allah'a şirk (ortak) koşmandır.» diye buyurdu.Ben de: Şüphesiz bu çok büyüktür dedim. Bundan sonra hangisidir? dedim. «Seninle beraber yemek yiyeceğinden korkarak evladını öldürmendir.» dedi. Ondan sonra nedir? dedim. «Ondan sonra komşunun helalliği ile zina etmendir.» diye buyurdu.
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e günahların en büyüğü sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Bu günahların en büyüğü, Yüce Allah'a ilahlığında, rububiyetinde veya isim ve sıfatlarında benzer ve ortaklar koştuğun büyük şirktir. Allah Teâlâ bu günahı ancak tövbe ile bağışlar. Bir kimse tövbe etmeden büyük şirk koşarak ölürse Cehennem'de ebedi kalır. Sonra kişinin kendisiyle birlikte yemek yiyeceği korkusuyla çocuğunu öldürmesi bir cana kıymak olduğu için haramdır. Ancak öldürülen kişinin katille akraba olması durumunda günahı daha da büyük olur. Aynı şekilde katilin Allah'ın bahşetmiş olduğu rızkı kendisi ile paylaşmaktan korktuğu için o kimseyi öldürmesi de günahın ne kadar büyük olduğunu gösterir. Sonra da bir kişinin, komşusunun karısını ayartarak onunla zina etmesi ve kadının da ona teslim olması gelir. Zina etmek haramdır. Ancak dinin kendisine iyilik ve ihsanda bulunmayı ve onunla güzel geçinmeyi tavsiye ettiği komşunun hanımı ile zina etmek daha büyük bir günahtır.
Faydalar
- Salih amellerin sevabı fazilet bakımından nasıl birbirinden üstün ise, günahların büyüklüğü de birbirinden farklıdır.
- Günahların en büyüğü Allah Teâlâ'ya şirk koşmaktır. Sonra beraber yemek yiyeceğinden korkarak evladını öldürmektir. Sonra komşunun hanımı ile zina etmektir.
- Rızık Allah'ın elindedir. O, yaratıkların geçimini sağlamıştır.
- Komşunun hakkının ne kadar büyük olduğu ifade edilmiştir. Ona eziyet etmek başkalarına eziyet etmekten daha büyüktür.
- Yaratan ibadet edilmeyi tek başına hak edendir, O'nun ortağı yoktur.
Kaynakça
صحيح البخاري (6/ 18) (4477).
صحيح مسلم (1/ 90) (86).
شرح النووي على مسلم (2/ 79).
فتح ذي الجلال والاكرام بشرح بلوغ المرام، لابن عثيمين (6/ 288).
توضيح الأحكام من بلوغ المرام، للبسام (7/ 335).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤمنينَ رضي الله عنها قَالَتْ: دَخَلَ عَلَيَّ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَقَدْ سَتَرْتُ سَهْوَةً لِي بِقِرَامٍ فِيهِ تَمَاثِيلُ، فَلَمَّا رَآهُ هَتَكَهُ وَتَلَوَّنَ وَجْهُهُ وَقَالَ: «يَا عَائِشَةُ، أَشَدُّ النَّاسِ عَذَابًا عِنْدَ اللهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الَّذِينَ يُضَاهُونَ بِخَلْقِ اللهِ» قَالَتْ عَائِشَةُ: «فَقَطَعْنَاهُ فَجَعَلْنَا مِنْهُ وِسَادَةً أَوْ وِسَادَتَيْنِ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- benim yanıma geldi. Ben de üzerinde birtakım resimler bulunan bir örtümü bana ait olan bir dolabın üzerine örtmüştüm. Resimli örtüyü görünce yüzü renkten renge girdi ve yerinden çıkarıp yırttı. Sonra da bana şunları söyledi: « Ey Âişe! Kıyamette insanların en şiddetli azap görenleri, yaptıklarını Allah’ın yarattığına benzetenlerdir.» Âişe şöyle dedi: "Bunun üzerine biz de o örtüyü kesip bir (veya iki) yastık yaptık."
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anha-'yı görmek için evine girdiğinde, onu içerisine eşya konulan küçük bir dolabı, üzerinde canlı varlıkların resimleri bulunan bir bezle örttüğünü gördü. Sonra Allah için öfkelenerek yüzünün rengi değişti örtüyü kaldırdı ve şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde en çok azap görecek olanlar, yaptıkları resimlerle Allah'ın yarattıklarına benzer bir şeyler yapan kimselerdir." Âişe şöyle dedi: Biz de onu bir veya iki yastık yaptık.
Faydalar
- İnkâr sebebiyle daha büyük bir zarar olmayacaksa, münkeri görüldüğü anda inkâr etmek ve ertelememek gerekir.
- Kıyamet günündeki azap, günahın büyüklüğüne göre değişir.
- Canlı varlıkların resimlerini yapmak büyük günahlardandır.
- Resim yapmanın haram kılınmasının hikmetlerinden biri de, resim yapan istese de istemese de, Allah Teâlâ'nın yaratmasına benzer bir şey yapmaya çalışmış olmasıdır.
- Din, haramlardan kaçındıktan sonra malı değerlendirerek muhafaza etmeye önem vermiştir.
- Hor görülen değersiz bir şey dahi olsa, her türlü canlı varlığın resimlerinin yapılması yasaklanmıştır.
Kaynakça
صحيح البخاري (7/ 168) (5954).
صحيح مسلم (3/ 1668) (2107).
القول المفيد على كتاب التوحيد، لابن عثيمين (2/ 442).
الملخص في شرح كتاب التوحيد، لصالح الفوزان (ص399).
الجديد في شرح كتاب التوحيد، للقرعاوي (ص441).
كتاب التوحيد لمحمد بن عبد الوهاب (ص138).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أنس بن مالك رضي الله عنه مرفوعاً: «وكَّلَ اللهُ بالرَّحِم مَلَكًا، فيقول: أيْ ربِّ نُطْفة، أيْ ربِّ عَلَقة، أيْ ربِّ مُضْغة، فإذا أراد اللهُ أن يقضيَ خَلْقَها، قال: أيْ ربِّ، أذكرٌ أم أنثى، أشقيٌّ أم سعيدٌ، فما الرزق؟ فما الأَجَل؟ فيكتب كذلك في بطن أُمِّه».
Enes b. Mâlik –radıyallahu anh-’tan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: «Allah Teâlâ her rahim için bir melek görevlendirmiştir. Melek: "Ya Rabbi bir Nutfe (sperm) yarattın. Ya Rabbi Alaka (donmuş kan) yarattın. Ya Rabbi Mudga (bir çiğdem/parça et) yarattın." der. Allah Teâlâ ana rahmindeki bebeğin yaşamasını murad ettiği zaman melek, onun erkek mi, kız mı, şaki mi saîd mi olacağını, ne kadar rızıklandırılacağını ve ne kadar yaşayacağını sorar. Bütün bunlar, ana rahminde karara bağlanır.»
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Peygamber- sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyuruyor: «Allah Teâlâ her rahim için bir melek görevlendirmiştir.» Yani: Allah Teâlâ meleklerden bir meleği rahimle alakalı işler için görevlendirmiştir. O da çocuğun anne karnında yetiştiği yerdir. «Melek: "Ya Rabbi bir nutfe (sperm) yarattın.’’ Yani: Ey Allah’ım bu nutfedir (sperm), o da adamın (erkeğin) suyudur/dölüdür. Bundan sonra da bunun aynısıdır, «Ya Rabbi alaka (donmuş kan) yarattın.’’ Ey Allah’ım bu alakadır. el-Alakatu: Koyu kandır/embriyodur. Sonra şöyle söyler: «Ya Rabbi Mudga (bir çiğdem/parça et) yarattın der.» Başka bir rivayette bütün bu gelişim merhalelerinin kırk gün olduğu beyan edilmiştir. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ ana rahmindeki bebeğin yaşamasını murad ettiği zaman.» Yani et parçası, çünkü bu en son evredir. Kazadan murad edilen, yaratılmasının tamamlanmasıdır. Başka bir rivayetin açıkladığı gibi bu da yüz yirmi gün sonra ruhun üflenmesiyle olur. «Melek, onun erkek mi, kız mı? olarak yazayım diye sordu. Şaki mi, saîd mi olacağını.» Yani, o şaki olup cehennem ehlinden midir, yoksa o cennet ehlinden midir? Onu öyle yazayım. «Ne kadar rızıklandırılacağını.» Yani, az mı çok mu miktarı ne kadar? «Ne kadar yaşayacağı.» Ömrü ne kadar olacak? Uzun mu kısa mı? «Bütün bunlar, ana rahminde karara bağlanır.» Zikri geçen bu şeyleri, çocuk anne karnındayken Allah’ın emrettiği gibi yazar.
Kaynakça
صحيح البخاري، نشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، 1422ه.
صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، نشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.
شرح صحيح البخاري لابن بطال، تحقيق: أبي تميم ياسر بن إبراهيم، نشر: مكتبة الرشد، الرياض-السعودية، الطبعة: الثانية 1423ه، 2003م.
التنوير شرح الجامع الصغير، لمحمد بن إسماعيل بن صلاح بن محمد الحسني، الكحلاني الأمير الصنعاني، المحقق: د. محمَّد إسحاق محمَّد إبراهيم، الناشر: مكتبة دار السلام، الرياض، الطبعة: الأولى، 1432 هـ - 2011 م.
تاج العروس من جواهر القاموس، للزبيدي، نشر: دار الهداية.
فتح القوي المتين في شرح الأربعين وتتمة الخمسين للنووي وابن رجب رحمهما الله، لعبد المحسن بن حمد العباد البدر، دار ابن القيم، الدمام المملكة العربية السعودية -الطبعة: الأولى، 1424هـ/2003م.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أنس بن مالك رضي الله عنه: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمُعَاذٌ رَدِيفُهُ عَلَى الرَّحْلِ قَالَ: «يَا مُعَاذُ بْنَ جَبَلٍ»، قَالَ: لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللهِ وَسَعْدَيْكَ، قَالَ: «يَا مُعَاذُ»، قَالَ: لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللهِ وَسَعْدَيْكَ، ثَلَاثًا، قَالَ: «مَا مِنْ أَحَدٍ يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ صِدْقًا مِنْ قَلْبِهِ إِلَّا حَرَّمَهُ اللهُ عَلَى النَّارِ»، قَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَفَلَا أُخْبِرُ بِهِ النَّاسَ فَيَسْتَبْشِرُوا؟ قَالَ: «إِذًا يَتَّكِلُوا». وَأَخْبَرَ بِهَا مُعَاذٌ عِنْدَ مَوْتِهِ تَأَثُّمًا.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, (bir sefer esnasında) terkisine aldığı Muâz -radıyallahu anh-'a hitaben: «Ey Muâz b. Cebel!» diye üç defa seslenmiş, o da üç defa: Buyur, ey Allah’ın Rasûlü! Emrine âmâdeyim, diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kim Allah’tan başka (hak) ilah olmadığına ve Muhammed’in, Allah’ın kulu ve rasûlü olduğuna içinden gelerek samimiyetle şehadet ederse, Allah onu Cehennem'e haram kılar.» buyurmuştur. Muâz: Bu müjdeyi Müslümanlara haber vereyim de sevinsinler mi, ey Allah’ın Rasûlü? diye izin istemiş; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «O zaman onlar buna güvenirler de (hayırlı işler yapmakta) tembel davranırlar.» diye buyurmuştur. Muâz (İbn Cebel) böylesi bir bilgiyi gizleme sebebiyle günaha girmemek için onu vefatına yakın bir zamanda haber vermiştir.
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Muâz b. Cebel -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bineğinin arkasında otururken, (Nebi aleyhisselam) Ey Muâz? diyerek söyleyeceklerinin önemini vurgulamak için ona üç kez seslenmiştir.
Muâz -radıyallahu anh- her seferinde bu seslenişe «Hizmetindeyim ey Allah'ın Rasûlü! Emrine âmâdeyim» demiştir. Bu söz, Ey Allah'ın Rasûlü senin davetine icabet ediyorum, tekrar tekrar icabet ediyorum, sana icabet ederek mutluluğu talep ediyorum demektir.
Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kim Allah'tan başka hak ilah olmadığına, yani Allah'tan başka kendisine ibadet edilecek hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna, canı gönülden samimiyetle yalansız bir şekilde inanarak şahitlik eder ve bu hal üzere ölürse, Allah'ın onu ateşte yakmayacağını haber vermiştir.
Muâz -radıyallahu anh- insanların sevinmeleri ve onlara bir müjde olması için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bu haberi vermek için izin istemiştir.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların buna güvenip amellerinin az olmasından korkmuştur.
Muâz, vefatına kadar bundan kimseye bahsetmemiştir. Bilgiyi gizleyip günaha düşme korkusuyla ölmeden önce haber vermiştir.
Faydalar
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bineğinin arkasına Muâz -radıyallahu anh-'ı bindirmesi onun alçakgönüllü olduğunu gösterir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-in öğretme yöntemi, Muâz'a tekrar tekrar seslenerek, dikkatini söyleyeceklerine çekmesidir.
- Kelime-i şehadetin şartlarından birisi de: Kişinin Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın Rasûlü olduğuna samimiyet ve kesin olarak inanması, yalancı ve şüpheci olmamasıdır.
- Tevhid ehli, günahları sebebiyle Cehennem ateşine girseler bile Cehennem ateşinde sonsuza kadar kalmazlar. (Günahlarından) temizledikten sonra oradan çıkartılırlar.
- Samimiyet ile inanarak söyleyenler için kelime-i şehadetin fazileti ifade edilmiştir.
- Fesada yol açacaksa bazı durumlarda bir hadisi rivayet etmeyi terk etmek caizdir.
Kaynakça
صحيح البخاري (1/ 37) (128).
صحيح مسلم (1/ 61) (32).
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين (1/ 377).
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (1/ 487).
كنوز رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (6/ 496).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الجُهَنِيِّ رضي الله عنه أَنَّهُ قَالَ: صَلَّى لَنَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَاةَ الصُّبْحِ بِالْحُدَيْبِيَةِ عَلَى إِثْرِ سَمَاءٍ كَانَتْ مِنَ اللَّيْلَةِ، فَلَمَّا انْصَرَفَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ، فَقَالَ: «هَلْ تَدْرُونَ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ؟» قَالُوا: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: «أَصْبَحَ مِنْ عِبَادِي مُؤْمِنٌ بِي وَكَافِرٌ، فَأَمَّا مَنْ قَالَ: مُطِرْنَا بِفَضْلِ اللهِ وَرَحْمَتِهِ، فَذَلِكَ مُؤْمِنٌ بِي وَكَافِرٌ بِالْكَوْكَبِ، وَأَمَّا مَنْ قَالَ: بِنَوْءِ كَذَا وَكَذَا، فَذَلِكَ كَافِرٌ بِي وَمُؤْمِنٌ بِالْكَوْكَبِ».
Zeyd b. Hâlid el-Cühenî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Hudeybiye'de, bize geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazı kıldırdı. Namazı bitirince cemaate doğru dönüp: «Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sorunca, oradakiler: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu karşılığı verdi: «Allah şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana iman etmiş ve bir kısmı da inkar etmiş olarak sabahladı. Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı diyen bana iman etmiş, yıldızları da inkâr etmiş olarak sabahladı. Ancak; falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı diyen kimse ise beni inkâr etmiş ve yıldıza iman etmiş olarak sabahladı.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Hudeybiye'de geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazını kıldırmıştır. Hudeybiye Mekke'ye yakın bir kasabadır. Selam verip namazı bitirdiğinde cemaate yüzünü dönmüş ve; «Rabbiniz -Azze ve Celle- ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sormuştur. Sahabeler: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir demişlerdir. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah Teâlâ yağmur yağdığında insanların iki kısma ayrıldığını haber vermiştir: Bir kısmı Allah Teâlâ'ya iman edenler ve diğer kısmı ise Allah Teâlâ'yı inkâr edenlerdir. ''Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı'' diyenler, yağmurun yağmasını Allah'a nispet etmişlerdir. Onlar kâinatı yaratan ve kâinatı idare eden Allah'a iman eden, yıldızları inkâr eden kimselerdir. ''Falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı'' diyen kimseler ise Allah'ı inkâr eden, yıldıza iman eden kimselerdir. Yıldızlara yağmurun yağmasını nispet etmek küçük küfürdür. Allah Teâlâ bunu dini ya da dünyevi bir takdir olarak sebep kılmamıştır. Ancak bir kimse, yağmurun yağmasını ve dünyada meydana gelen olayların sebebini yıldızların doğmasına ve kaymasına bağlarsa ve asıl bu işleri yapanın hakikatte yıldızlar olduğuna iman ederse, büyük küfür işleyerek İslam dininden çıkmış olur.
Faydalar
- Yağmur yağdıktan sonra; ''Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı'' demek güzeldir.
- Kim yaratılış ve meydana gelme açısından yağmurun yağmasını ya da başak bir hususu yıldızlara nispet ederse, büyük küfür işleyerek kâfir olur. Şayet yıldızları bir sebep olarak görürse küçük küfür işlemiş olur. Çünkü dini olarak da hakikatte de yıldızlar sebep kılınmamıştır.
- Nimetlere nankörlük edildiğinde küfre sebep olabilir, nimetlere şükredildiğinde ise imana sebep olabilir.
- Şirke düşülmesini engellemek için; vakit kastedilse bile ''Falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı" demek yasaklanmıştır.
- Nimetleri elde etmede ve musibetleri defetmede kalbin, Yüce Allah'a bağlanması gerekir.
Kaynakça
صحيح البخاري (1/ 169) (846)، صحيح مسلم (1/ 83) (71)، البحر المحيط الثجاج في شرح صحيح الإمام مسلم بن الحجاج (2/ 484)، المفهم لما أشكل من تلخيص كتاب مسلم (1/ 260).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ قَتَادَةَ رحمه الله قال: حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَجُلًا قَالَ: يَا نَبِيَّ اللهِ كَيْفَ يُحْشَرُ الْكَافِرُ عَلَى وَجْهِهِ؟ قَالَ: «أَلَيْسَ الَّذِي أَمْشَاهُ عَلَى الرِّجْلَيْنِ فِي الدُّنْيَا قَادِرًا عَلَى أَنْ يُمْشِيَهُ عَلَى وَجْهِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ؟» قَالَ قَتَادَةُ: بَلَى وَعِزَّةِ رَبِّنَا.
Katâde -rahimehullah-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ın bize rivayet etiğine göre şöyle demiştir: Bir adam: "Ya Rasûlallah! Kâfirler yüzleri üzerine nasıl yürürler?" diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem:«Dünyada onları ayakları üzerine yürüten Allah, yüzleri üzerine kıyamette yürütmeye de Kâdir değil midir?» diye buyurdu. Katâde: "Rabbimizin izzetine yemin olsun ki böyledir." dedi.
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kıyamet günü kâfirler yüzleri üzerine nasıl yaratılırlar? diye sordu. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem: «Dünyada onları iki ayakları üzerine yürüten Allah, yüzleri üzerine kıyamette yürütmeye de kadir değil midir?» diye buyurdu. Allah Teâlâ her şeye Kâdir'dir.
Faydalar
- Kıyamet günü kâfire değer verilmeyecektir ve yüzü üzerine yürüyecektir.
Kaynakça
صحيح البخاري (8/ 109) (6523)، صحيح مسلم (4/ 2161) (2806)، الإفصاح عن معاني الصحاح (5/200)، فتح الباري (11/382)، عمدة القاري شرح صحيح البخاري (23/ 105)، البحر المحيط الثجاج في شرح صحيح الإمام مسلم بن الحجاج (43/ 454).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ أَبِي العَبَّاسِ، عَبْدِ الله بْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: كُنْت خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمًا، فَقَالَ: «يَا غُلَامِ! إنِّي أُعَلِّمُك كَلِمَاتٍ: احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ، احْفَظِ الله تَجِدْهُ تُجَاهَكَ، إذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاَللهِ، وَاعْلَمْ أَنَّ الأُمَّةَ لَوْ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ، وَإِنِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ؛ رُفِعَتِ الأَقْلَامُ، وَجَفَّتِ الصُّحُفُ».
وَفِي رِوَايَةِ غَيْرِ التِّرْمِذِيِّ: «احْفَظِ اللهَ تَجِدْهُ أَمَامَكَ، تَعَرَّفْ إلَى اللهِ فِي الرَّخَاءِ يَعْرِفْكَ فِي الشِّدَّةِ، وَاعْلَمْ أَنَّ مَا أَخْطَأَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَكَ، وَمَا أَصَابَك لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَكَ، وَاعْلَمْ أَنَّ النَّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ، وَأَنْ الفَرَجَ مَعَ الكَرْبِ، وَأَنَّ مَعَ العُسْرِ يُسْرًا».
Ebu'l-Abbas Abdullah b. Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ben, bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in (bineğinin) arkasındaydım ve o, şöyle buyurdu: «Ey çocuk! Sana birkaç kelime öğreteceğim. Sen Allah’ı (dinini) koru ki, Allah da seni korusun; sen Allah’ı (dinini) koru ki, Allah’ı yanında bulursun. İstediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Bil ki, bütün insanlar eğer sana bir şeyle fayda vermek üzere toplansa, sana ancak Allah’ın senin lehine yazdığı şey ile fayda verebilirler ve eğer sana bir şey ile zarar vermek üzere toplansa ancak Allah’ın senin aleyhine yazdığı şeyle sana zarar verebilirler. Kalemler kaldırıldı ve sahifeler kurudu.» Tirmizî'deki rivayetin dışında başka bir rivayette: «Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki; O’nun yardım ve desteğini daima önünde bulasın. Bolluk zamanlarında Allah’ın emirlerine bağlı kalmakla O’nu tanı ki; O da darlığa düşünce seni kurtarmak suretiyle seni tanısın. Bil ki, (senin için takdir edilmemiş) musibet sana isabet edecek değildir. Başına gelecek musibet ise (muhakkak sana dokunarak sıkıntı verecektir) hata yapmaz. Şunu da iyi bil ki; yardım sabırla birlikte gelir, sıkıntıyla beraber ferahlık vardır; her bir zorlukla beraber kolaylık vardır.»
Tirmizî ve diğerleri rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
İbn Abbas -radıyallahu anh- küçük bir çocukken Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bineğe bindiğini haber vermiştir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Muhakkak ki ben sana Allah katında fayda sağlayacak şeyleri öğreteceğim.» diye buyurmuştur: Allah'ın emirlerini yerine getirip yasakladıklarından sakın ki, seni itaat ve yakınlaştıran ibadetlerde bulsun, isyan ederken ve günahlarda bulmasın. Böyle yaparsan senin mükâfatın, Allah'ın seni dünya ve ahiret musibetlerinden koruması ve nereye gidersen git yaptığın işlerde sana yardım etmesi olacaktır. Bir şey istersen sadece Allah'tan iste; çünkü dua edenlerin duasına ancak O icabet eder. Yardım dilediğinde sadece Allah'tan yardım dile. Şunu kesin olarak bil ki; yeryüzündeki bütün insanlar sana fayda sağlamak için bir araya toplansalar bile Allah'ın senin için yazdığının dışında bir fayda sağlayamayacaklardır. Yeryüzündeki bütün insanlar sana zarar vermek için bir araya toplansalar bile Allah'ın senin için takdir ettiğinin dışında bir zarar veremeyeceklerdir. Bu durumu Allah -Azze ve Celle- hikmeti ve ilminin gerektirdiği şekilde takdir edip yazmıştır. Allah'ın yazdığında bir değişiklik yoktur. Kim emirlerini yerine getirerek ve yasaklarından kaçınarak Allah'ın hakkını gözetirse şüphesiz Allah -Subhânehû ve Teâlâ- kulunun yanındadır, onun durumunu bilir ve kulunu destekler. Kim bolluk zamanında Allah'a itaat ederse, Allah da ona dara düştüğünde bir çıkış yolu verir. Her kul, Allah'ın kendisi için takdir ettiği hayır ve şerre razı olmalıdır. Zorluk ve sıkıntı zamanlarında kul sabırlı olmalıdır. Zira sabır, kurtuluşun anahtarıdır. Sıkıntı, şiddetli olduğunda Allah'ın yardımı gelecektir. Bir zorlukla karşı karşıya kalındığında ise Allah zorluğun hemen ardından kolaylık verir.
Faydalar
- Küçük çocuklara tevhit ve edep kuralları gibi dini meseleleri öğretmenin önemi ifade edilmiştir.
- Karşılık, yapılan amelin türündendir.
- Yalnızca Allah'a itimat edip tevekkül etmek emredilmiştir. O ne güzel vekildir.
- Kaza ve kadere iman edip bundan razı olmak ifade edilmiştir. Şüphesiz Allah Teâlâ her şeyi takdir etmiştir.
- Kim Allah'ın emrini ihmal ederse, Allah Teâlâ da o kulunu koruyup muhafaza etmez.
- Müjdeli haber şudur ki, bir kimse sıkıntıya düştüğünde kolaylığı beklemelidir.
- Kulun başına bir musibet geldiğinde ve sevdiğini bir şeyi kaybettiğinde duyduğu teselli, O'nun şu sözündedir: «Bil ki, (senin için takdir edilmemiş) musibet sana isabet edecek değildir. Başına gelecek musibet ise (muhakkak sana dokunarak sıkıntı verecektir) hata yapmaz.» Birinci cümle hoşlanılmayan şeyin gelmesinden dolayı bir teselli, ikinci cümle ise sevilen bir şeyin kaybedilmesinden dolayı bir tesellidir.
Kaynakça
سنن الترمذي (4/ 284) (2516).
التحفة الربانية في شرح الأربعين حديثًا النووية (ص42).
شرح الأربعين النووية، لابن عثيمين (ص200).
فتح القوي المتين في شرح الأربعين وتتمة الخمسين، للعباد (ص69).
Bu hadis HadeethEnc.com’daBuradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com