İçeriğe geç
Açıklamalı hadisler

Velilerin Kerametleri

4 hadis

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başlarına Âsım b. Sâbit el-Ensarî'yi komutan tayin ettiği on kişiden oluşan bir kâfileyi (irşad ve istihbârât için) görevlendirdi.

عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: بَعَث رسول الله صلى الله عليه وسلم عشرة رهْط عيْنا سرية، وأمّر عليها عاصم بن ثابت الأنصاري رضي الله عنه فانطلقوا حتى إذا كانوا بالهَدْأة؛ بين عُسْفان ومكة؛ ذكروا لِحَيٍ من هُذَيْل يقال لهم: بنو لحيَان، فنَفَروا لهم بقريب من مائة رجل رام، فاقتصُّوا آثارهم، فلما أحسَّ بهم عاصم وأصحابه، لَجَأوا إلى موضع، فأحاط بهم القوم، فقالوا: انزلوا فأَعْطُوا بأيديكم ولكم العهد والميثاق أن لا نقتل منكم أحدا. فقال عاصم بن ثابت: أيها القوم، أما أنا، فلا أَنْزل على ذِمَّة كافر: اللهم أخبِرْ عَنَّا نبيك صلى الله عليه وسلم فرموهم بالنّبْل فقتلوا عاصما، ونزل إليهم ثلاثة نفر على العهد والميثاق، منهم خُبَيب، وزيد بن الدِّثِنَة ورجل آخر. فلما اسْتَمْكَنوا منهم أطلقوا أوتار قِسِيِّهم، فربطوهم بها. قال الرجل الثالث: هذا أول الغَدْر والله لا أصحبكم إن لي بهؤلاء أُسْوة، يريد القتلى، فجرُّوه وعالَجوه، فأبى أن يصحبهم، فقتلوه، وانطلقوا بخُبيب، وزيد بن الدِّثِنِة، حتى باعوهما بمكة بعد وقعة بدر؛ فابتاع بنو الحارث بن عامر بن نوفل بن عبد مُناف خُبيبا، وكان خُبيب هو قَتَل الحارث يوم بدر. فلبث خُبيب عندهم أسيرا حتى أجْمعوا على قتله، فاستعار من بعض بنات الحارث موسى يستَحِدُّ بها فأعارته، فدَرَج بُنَيٌّ لها وهي غافلة حتى أتاه، فوجدَتْه مُجْلِسه على فخذه والمُوسى بيده، ففزعت فزعة عرفها خُبيب. فقال: أتخشين أن أقتله ما كنت لأفعل ذلك! قالت: والله ما رأيت أسيرا خيرا من خُبيب، فوالله لقد وجدته يوما يأكل قِطْفا من عنب في يده وإنه لموثَق بالحديد وما بمكة من ثمرة، وكانت تقول: إنه لَرِزْق رَزَقه الله خبيبا. فلما خرجوا به من الحرم ليقتلوه في الحِلِّ، قال لهم خُبيب: دعوني أصلِّي ركعتين، فتركوه، فركع ركعتين فقال: والله لولا أن تحسبوا أن ما بي جَزَع لزدتُ: اللهم أحْصِهم عددا، واقتلهم بِدَدَا، ولا تُبْقِ منهم أحدا. وقال: فلسْتُ أُبالي حين أُقتَل مسلما... على أي جنْب كان لله مصرعي وذلك في ذات الإله وإن يشأْ... يباركْ على أوصال شِلْوٍ مُمَزَّع. وكان خُبيب هو سَنَّ لكل مسلم قُتِل صْبرا الصلاة. وأخبر - يعني: النبي صلى الله عليه وسلم أصحابه يوم أصيبوا خبرهم، وبعث ناس من قُريش إلى عاصم بن ثابت حين حُدِّثُوا أنه قُتل أن يُؤتوا بشيء منه يُعرف، وكان قتل رجلا من عظمائهم، فبعث الله لعاصم مثل الظُلَّة من الدَّبْرِ فحَمَتْه من رُسُلهم، فلم يقدروا أن يقطعوا منه شيئا.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başlarına Âsım b. Sâbit el-Ensarî'yi komutan tayin ettiği on kişiden oluşan bir kâfileyi (irşad ve istihbârât için) görevlendirdi. Kâfile Usfân ile Mekke arasında bulunan Hed'e denilen yere ulaştı. Bunların hareketi, Hüzeyl'in bir kolu olan ve Lihyân oğulları denilen kabileye haber verilmişti. Lihyân oğulları yüze yakın okçudan oluşan bir grupla onları takibe aldılar. Âsım ve arkadaşları izlendiklerini farkedince, kendilerini savunabilecekleri yüksekçe bir yere sığındılar ama düşman da onların çevresini sardı ve: İnin aşağı, elinizdeki silahları bırakıp teslim olun. Söz veriyoruz hiç birinizi öldürmeyeceğiz! dediler. Bunun üzerine Âsım b. Sâbit: Arkadaşlar! Ben, bir kâfirin korumasında aşağı inmem, dedi. Allahım, durumumuzu Peygamberine bildir, diye dua etti. Bunun üzerine düşmanlar, Âsım'ı oka tutup şehit ettiler. İçlerinden üç kişi, Hubeyb, Zeyd b. Desine ve bir kişi daha verilen söze güvenerek inip teslim oldular. Müşrikler bu üç kişiyi ellerine geçirince, yay tellerini çıkarıp onları kıskıvrak bağlamaya kalktılar. Durumu gören üçüncü kişi: Bu bize yapılan ilk kalleşliktir. Vallahi size aslâ teslim olmayacağım. Şu şehitler bana güzel bir örnektir, diye direndi. Onu zorla sürükleyip götürmek istediler ise de şiddetle karşı koydu. Bunun üzerine onu da şehit ettiler. Hubeyb ve Zeyd b. Desine'yi götürüp Bedir Gazvesi sonrasında Mekke'de sattılar. Hubeyb'i, Bedir Gazvesi'nde öldürdüğü Hâris b. Âmir b. Nevfel b. Abdimenâf'ın oğulları satın aldı. Hubeyb, kendisini öldürmeye karar verdikleri güne kadar onların elinde esir olarak kaldı. Bu esâret günlerinde Hubeyb, etek traşı olmak için Hâris'in kızlarından birinden bir emânet ustura istedi, o da verdi. Bir ara kadının gafletinden yararlanan küçük çocuğu, Hubeyb’in yanına sokuldu. Hubeyb'in elinde ustura olduğu halde çocuğu dizine oturttuğunu görünce kadın, son derece telaşlandı. Durumu sezen Hubeyb: Çocuğu öldüreceğimden mi endişeleniyorsun? Ben böyle bir şey yapmam! dedi. Kadın dedi ki: Allah'a andolsun ki ben hayatımda Hubeyb'den daha iyi bir esir görmedim. Vallahi ben onu, zincire bağlı olduğu ve Mekke'de hiç bir meyvenin bulunmadığı bir gün taze üzüm yerken gördüm. Bu, Allah'ın Hubeyb'e lutfettiği bir rızıktı. Hâris'in oğulları onu öldürmek için Harem bölgesinin dışına Hill bölgesine çıkardıkları zaman Hubeyb onlara: Müsaade edin de iki rek'at namaz kılayım, dedi. Bıraktılar. Hubeyb iki rek'at namaz kıldı ve sonra “Allaha yemin ederim ki, ölümden korktuğumu zannetmeyeceğinizi bilsem, bu namazı daha fazla kılardım” dedi ve “Allah'ım! Bunların her birini tek tek mahvet, birer birer canlarını al, hiç birini sağ bırakma!” diye dua edip şu beyitleri okudu: Müslüman olarak öldükten sonra, Nasıl öldüğümü asla dert etmem. Bunların hepsi elbette Allah uğrunda; Dilerse O, pek kolaydır, parçalanmış vücûdumla rahmete ermem! Böylece Hubeyb, idam edilecek her müslümanın iki rekat namaz kılması âdetini başlatan kişi oldu. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, düşman tarafından kuşatıldıkları gün bu on kişilik müslüman kafilesinin başına gelenleri ashâbına anında bildirmişti. Âsım b. Sâbit'in şehit edildiğini haber aldıkları zaman Kureyş'in bazı ileri gelenleri, (Bedir savaşında) kendilerinden birini öldürmüş olması sebebiyle onu tanımaya yarayacak bir parçasını getirmek üzere adamlar yolladılar. Bunun üzerine Allah, Âsım'ı korumak için bir arı sürüsü gönderdi. Bu arı bulutu Âsım'ın cesedini kapladı. Kureyşin adamları, onun nâşından hiç bir şey koparmaya imkân bulamadılar.
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Âsım b. Sâbit el-Ensarî ve arkadaşları -radıyallahu anhum-'un kıssası Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından bazı sahabelerin açık kerametinin aktarıldığı bir kıssadır. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- düşmana karşı casusluk yapıp onların haber ve sırlarını getirsinler diye -bu on kişi- göndermiştir. Mekke'ye yaklaştıklarında Huzeyl kabilesinden bir grup onları fark etti. Yüze yakın okçudan oluşan bir grupla onları takibe alıp izlerini takip ettiler ve etraflarını çevirdiler. Huzeyl kabilesinden bu topluluk güven içinde bulundukları yerden inmelerini talep ettiler. Onları öldürmeyeceklerine dair söz verdiler. Bunun üzerine Âsım: Vallahi Ben, bir kâfirin korumasında aşağı inmem, çünkü kafir Allah -azze ve celle-'ye ihanet etmiştir. Allah'a ihanet eden kullarınada ihanet eder dedi. Bunun akabinde onlara ok attılar ve Âsım ile birlikte altı kişiyi öldürdüler. Onlardan üç kişi kaldı. Bunlarda aşağı inmeye karar verdiler. Huzeli kabilesinden olanlar bunları tutup ellerini bağladı. Durumu gören üçüncü kişi: Bu bize yapılan ilk kalleşliktir. Vallahi size aslâ teslim olmayacağım dedi ve onuda öldürdüler. Hubeyb ve arkadaşını Mekke'ye götürüp orada sattılar. Hubeyb -radıyallahu anh-'ı, Bedir Gazvesi'nde ileri gelenlerini öldürdüğü topluluk satın aldı. Ondan intikam almak için iyi bir fırsat olduğunu gördüler. Esir olarak yanlarında tuttular. Günlerden bir gün Hubeyb -radıyallahu anh-'ın yanına bu aileden olan ufak bir çocuk yaklaştı. Sanki bu çocuk şefkat ve merhamet duymuştu. Çocuğu aldı ve kucağına oturttu. Etek traşı olmak için o ev halkının birinden bir emânet ustura almıştı. Çocuğun annesi bundan habersizdi. Farkına vardığında oğlunu öldürmesinden korktu. Ancak Hubeyb -radıyallahu anh- kadının korktuğunu hisedince: Vallahi onu kesecek değilim. Kadın dedi ki: Allah'a andolsun ki ben hayatımda Hubeyb'den daha iyi bir esir görmedim. Vallahi ben onu, zincire bağlı olduğu ve Mekke'de hiç bir meyvenin bulunmadığı bir gün taze üzüm yerken gördüm. Bu, Allah'ın Hubeyb'e lutfettiği bir rızıktı. Mekkede esir olduğu halde Allah'ın indirdiği üzümü yiyordu. Sonra Hubeyb'in babalarını öldürdüğü çocukları onu öldürmek için bir araya toplandılar. Harem bölgesine ihtiram ettikleri için haram bölgesinin dışında öldürelim dediler. Hubeyb'i öldürmek için Harem bölgesinin dışına Hill bölgesine çıkardıkları zaman Hubeyb onlara: Müsaade edin de iki rek'at namaz kılayım, dedi. Hubeyb iki rek'at namaz kıldı ve sonra ölümden korktuğumu zannetmeyeceğinizi bilsem, bu namazı daha fazla kılardım” yada buna benzer birşey söyledi. Ancak -radıyallahu anh- sadece iki rekat namaz kıldı. Sonra onlara şu üç şey ile beddua etti. “Allah'ım! Bunların her birini tek tek mahvet, birer birer canlarını al, hiç birini sağ bırakma!” Allah Teâlâ duasına icabet etti. Onlardan hiç biri o seneyi tamamlamadan hepsi öldü. Bu Hubeyb -radıyallahu anh-'ın kerametidir. Sonra şu beyitleri okudu: Müslüman olarak öldükten sonra, nasıl öldüğümü asla dert etmem. Bunların hepsi elbette Allah uğrunda; Dilerse O, pek kolaydır, parçalanmış vücûdumla rahmete ermem! Âsım b. Sâbit'in şehit edildiğini haber aldıkları zaman Kureyş'in bazı ileri gelenleri, (Bedir savaşında) kendilerinden birini öldürmüş olması sebebiyle onu tanımaya yarayacak bir parçasını getirmek üzere adamlar yolladılar. Bunun üzerine Allah, Âsım'ı korumak için bulut gibi bir arı sürüsü gönderdi. Bu arı bulutu Âsım'ın cesedini kapladı. Kureyşin adamları, onun nâşına yaklaşmaya imkan bulamadan istediklerini elde edemeden geri döndüler. Aynı zamanda bu Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın Âsım -radıyallahu anh-'a vermiş olduğu kerametlerdendir. Öldükten sonra onun cesedini parçalamak isteyen düşmanlarından Allah Subhanehu ve Teâlâ cesedini muhafaza etmiştir.

Kaynakça

-صحيح البخاري، تأليف: محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق: محمد زهير الناصر، الناشر: دار طوق النجاة الطبعة: الأولى، 1422هـ. -كنوز رياض الصالحين, مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، دار كنوز إشبيليا, السعودية, الطبعة الأولى, 1430 هـ. -نزهة المتقين شرح رياض الصالحين, مصطفى سعيد الخن، مصطفى البغا، محي الدين مستو، علي الشربجي، محمد أمين لطفي, مؤسسة الرسالة, سنة النشر: 1407 – 1987, رقم الطبعة: 14. -شرح رياض الصالحين، تأليف: محمد بن صالح العثيمين، الناشر: دار الوطن للنشر، الطبعة: 1426 هـ. -بهجة الناظرين، تأليف: سليم بن عيد الهلالي، الناشر: دار ابن الجوزي ، سنة النشر: 1418 هـ- 1997م. -رياض الصالحين، للنووي، تحقيق : ماهر الفحل. دار ابن كثير - بيروت. الطبعة الأولى 1428ه - 2007م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

"Üç kişiden başka beşikte konuşan (bebek) olmamıştır"

عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لم يتكلَّم في المهد إلا ثلاثة: عيسى ابن مريم، وصاحب جرَيج، وكان جُريج رجلًا عابِدا، فاتخذ صَوْمَعَة فكان فيها، فأتته أمه وهو يصلي، فقالت: يا جريج، فقال: يا رَبِّ أُمِّي وصلاتي فأقبل على صلاته فانْصَرفت. فلمَّا كان من الغَدِ أتَتْهُ وهو يصلي، فقالت: يا جُريج، فقال: أي رَبِّ أمِّي وصلاتي، فأقبل على صلاته، فلمَّا كان من الغَدِ أتَتْهُ وهو يصلي، فقالت: يا جُريج، فقال: أي رَبِّ أمِّي وصلاتي، فأقبل على صلاته، فقالت: اللَّهُمَّ لاَ تُمِتْهُ حتى يَنظر إلى وجوه المُومِسَاتِ. فتذاكر بَنُو إسرائيل جُريجا وعبادته، وكانت امرأة بَغِيٌّ يُتَمَثَّلُ بحُسنها، فقالت: إن شِئتم لأَفْتِنَنَّهُ، فتَعرَّضت له، فلم يَلتَفت إليها، فأتت راعِيا كان يَأوِي إلى صَوْمَعَتِهِ، فَأَمْكَنَتْه من نَفسِها فوقع عليها، فحملت، فلمَّا ولدت، قالت: هو من جُريج، فَأتَوْهُ فَاسْتَنْزَلُوهُ وهدَمُوا صَومَعتَه، وجَعَلوا يَضربونه، فقال: ما شَأنُكم؟ قالوا: زَنَيْتَ بهذه البَغِيِّ فولَدَت منك. قال: أين الصَّبي؟ فجاؤَوا به فقال: دَعوني حتى أُصلَّي، فصلَّى فلمَّا انْصرف أتى الصَّبي فَطَعن في بَطنه، وقال: يا غُلام مَنْ أبوك؟ قال: فلانٌ الراعي، فأقبلوا على جُريج يقبلونه ويَتمسَّحون به، وقالوا: نَبْنِي لك صَوْمَعَتَكَ من ذهب. قال: لا، أعِيدُوها من طين كما كانت، ففعلوا. وبينا صبي يَرضع من أُمِّهِ فمرَّ رجل راكب على دابة فَارِهة وَشَارَةٍ حسَنَة، فقالت أمه: اللهم اجعل ابْني مثل هذا، فَترك الثَّدْي وأقْبَلَ إليه فنَظَر إليه، فقال: اللَّهم لا تجعلني مثْلَه، ثم أقْبَلَ على ثَدْيه فجعل يَرتضع»، فكأني أنظر إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو يَحكي ارتْضَاعه بِأصْبَعِهِ السَّبَّابَة في فِيه، فجعل يَمُصُّهَا، قال: «ومَرُّوا بجارية وهم يَضْرِبُونها، ويقولون: زَنَيْتِ سَرقت، وهي تقول: حَسبي الله ونعم الوكيل. فقالت أمه: اللَّهم لا تجعل ابني مِثلها، فترك الرَّضاع ونظر إليها، فقال: اللَّهم اجعلني مِثْلَها، فَهُنَالك تَرَاجَعَا الحديث، فقالت: مرَّ رجلٌ حَسَنُ الهَيْئَةِ ، فقلت: اللَّهم اجعل ابْنِي مِثْلَه، فقلت: اللَّهم لا تَجْعَلْنِي مِثْله، ومَرُّوا بهذه الأَمَة وهم يَضربونها ويقولون: زَنَيْتِ سَرقت، فقلت: اللَّهم لا تجعل ابني مِثلها، فقلت: اللَّهم اجعلني مِثلها؟! قال: إن ذلك الرَّجُل كان جبَّارا، فقلت: اللَّهم لا تجعلني مِثْله، وإن هذه يقولون: زَنَيْتِ، ولم تَزْنِ وسَرقْتِ، ولم تَسْرِقْ، فقلت: اللَّهم اجْعَلْنِي مِثْلَهَا».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Üç kişiden başka beşikte konuşan (bebek) olmamıştır! (Beşikte konuşanların birincisi) Meryem oğlu İsa -aleyhisselam-’dır. Beşikte konuşanların ikincisi ise Cureyc'e nispet edilen çocuktur. Cureyc ibadete düşkün bir kimseydi. Cureyc kendisine bir manastır yaptı ve bir gün manastırda namaz kılarken annesi gelip, Ey Cureyc! diye seslendi. Cureyc kendi kendine: –Ey Rabbim! Anneme cevap mı versem yoksa namaza mı devam etsem diyerek namazına devam etti. Annesi de dönüp gitti. Ertesi gün namaz kılarken annesi yine geldi ve Ey Cureyc! diye seslendi. Cureyc yine kendi kendine: –Ey Rabbim! Anneme cevap mı versem yoksa namaza mı devam etsem diyerek namazına devam etti. Annesi de dönüp gitti. Ertesi gün namaz kılarken annesi yine geldi ve Ey Cureyc! diye seslendi. Cureyc yine kendi kendine: –Ey Rabbim! Anneme cevap mı versem yoksa namaza mı devam etsem diyerek namazına devam etti. Bunun üzerine annesi: –Ey Allahım! Fahişe kadınların yüzlerine baktırmadıkça Cureyc’in canını alma! dedi. Bir gün İsrailoğulları birbirlerine Cureyc’i ve ibadete düşkünlüğü hakkında konuşuyorlardı. Güzelliğiyle meşhur fahişe bir kadın da oradaydı. O fahişe kadın, İsrailoğullarına: –Eğer siz isterseniz, ben onu sizin için muhakkak fitneye (yani zinaya) düşürürüm dedi. Bu fahişe kadın kendisini Cureyc’e arz edip (cinsel ilişkiye girmek) istedi. Fakat Cureyc o fahişe kadına iltifat edip dönüp bakmadı bile. Sonra bu fahişe kadın, Cureyc’in manastırında kalan bir çobana geldi ve onunla cinsel ilişkiye girdi. Buna müteakiben çobandan hamile kaldı. Çocuğunu dünyaya getirince, çocuğun Cureyc’ten olduğunu söyledi. Bunun üzerine halk, Cureyc’in yanına varıp onu aşağı indirdiler ve manastırını yıkıp Cureyc’i dövmeye başladılar. Cureyc onlara: –Ne yapıyorsunuz? diye sordu. Onlar da Cureyc’e: –Sen, bu fahişe kadınla zina ettin ve o da senden bir çocuk doğurdu, dediler. Cureyc: –Çocuk nerededir? diye sordu. Onlar çocuğu Cureyc’e getirdiler. Cureyc: –Bırakın beni de namaz kılayım! dedi. Buna müteakiben namazı kılıp bitirince çocuğun yanına gelip karnına dürttü ve: –Ey çocuk! Senin baban kimdir? diye sordu. Çocuk da: –Babam falan çobandır, diye cevap verdi. Bunun üzerine halk, Cureyc’e dönerek onu öpmeye ve okşamaya başladılar. İsrailoğulları Cureyc’e: –Sana altından bir manastır yapacağız, dediler. Cureyc ise onlara: –Hayır, manastırı önceden olduğu gibi çamurdan yapın! dedi. İsrailoğulları da öylece yaptılar. (Beşikte konuşanların üçüncüsüne gelince) Çocuğun biri günün birinde annesini emerken asil bir ata binmiş çok güzel elbiseler giyinmiş bir adam oradan geçti. Çocuğun annesi: –Ey Allah'ım! Benim çocuğumu da onun gibi yap! dedi. Çocuk annesinin memesini bıraktı, o adama doğru döndü ve ona bakarak: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedi ve sonra tekrar annesinin memesine dönüp emmeye başladı. Ebu Hureyre -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bunu bize anlatırken şehadet parmağını ağzına koyup onu emmeye başlayarak çocuğun emişini temsil edişi hâlâ gözümün önündedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sözüne şöyle devam etti: Sonra o, çocuğu emziren kadının yanından bir cariye geçirdiler ki o cariyeyi götürenler, onu hem dövüyorlar hem de: –Sen zina ettin! Sen hırsızlık yaptın! diye söyleniyorlardı. O cariye ise: –Allah bana yeter! O ne güzel vekildir! diyordu. Çocuğun annesi: –Ey Allah'ım! Benim çocuğumu onun gibi yapma! dedi. Çocuk yine annesinin memesini bıraktı da o cariyeye baktı ve: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedi. Bundan sonra, anne ile çocuk, karşılıklı konuşmaya başladılar. Çocuğun annesi: –(Ey oğlum! Sütüm) boğazına dursun! –Yakışıklı bir adam geçti, onu görünce ben: –Ey Allah'ım! Benim çocuğumu da onun gibi yap! dedim. Sen ise: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedin! Sonra şu cariyeyi döverek ve: –Sen zina ettin! Sen hırsızlık yaptın! diye diye yanımızdan geçirdiler. Bunu üzerine ben: –Ey Allah'ım! Benim çocuğumu onun gibi yapma! dedim. Sen ise: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedin! (Çocuk annesine) şöyle dedi: –Kuşkusuz ki o adam kibirli, zalim biri idi. Ben de: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedim. –Ve şüphesiz şu kadın ki; zina etmediği halde, zina ettin! Hırsızlık yapmadığı halde, hırsızlık yaptın! diyorlardı. Ben de: Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedim."
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Müellif –Allah ona rahmet etsin- Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'ın Peygamber efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem-'in şöyle buyurduğunu zikretmiştir: Üç kişiden başka beşikte konuşan olmamıştır. Birincisi: Meryem oğlu İsa –sallallahu aleyhi ve sellem-'dir. Meryem oğlu İsa Allah Azze ve Celle’nin mucizelerinden olup, beşikteyken konuşmuştur. İkincisi: Cureyc’e nispet edilen çocuktur. Cureyc ibadete düşkün bir kimseydi. Allah Azze ve Celle onu kendisine atmak istedikleri töhmetten temize çıkarmıştır. Bu mucizeyi onun kerameti olarak göstermiş ve beşikteki çocuğun konuşmasını sağlayarak ona atılan iftiradan onu temizlemiştir. Üçüncü olarak beşikte konuşan çocuk ise; güzel ve yetenekli bir ata binmiş, iyi giyinmiş ve yakışıklı bir adam oradan geçince annesini emen çocuktur. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- annesinin memesini emen çocuğun durumunu temsil ederken işaret parmağını ağzına alıp onu emerek hakikatte nasıl olduğunu anlatmıştır. Çocuk: Ey Allahım! Beni onun gibi yapma! dedi. Sonra o, çocuğu emziren kadının yanından bir cariye geçirdiler ki o cariyeyi götürenler, onu hem dövüyorlar hem de: Sen zina ettin! Sen hırsızlık yaptın! diye söyleniyorlardı. O cariye ise: Allah bana yeter! O ne güzel vekildir! diyordu. Çocuğun annesi Çocuğunu emzirirken Ey Allahım! Benim çocuğumu onun gibi yapma! Dedi. Çocuk yine annesinin memesini bıraktı da o cariyeye baktı ve Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedi. Annesiyle karşılıklı konuşmaya başladılar. Annesi yakışıklı bir adamın yanından geçtim ya da o benim yanımdan geçti, onu görünce ben: Ey Allah'ım! Benim çocuğumu da onun gibi yap! dedim, sen ise: Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedin. Çocuk ise evet dedi. Kuşkusuz o adam kibirli, zalim biri idi. Ben de: Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedim. Şüphesiz o kadına gelince; zina etmediği halde, zina ettin! Hırsızlık yapmadığı halde, hırsızlık yaptın! diyorlardı. O, ise Allah bana yeter! O ne güzel vekildir! diyordu. Ben de: Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedim. Yani işimi Allah’a döndürerek zinadan ve hırsızlıktan beni temiz kıl anlamındadır. Kadının şu sözünde olduğu gibi; Allah bana yeter! O ne güzel vekildir.

Kaynakça

كنوز رياض الصالحين، تأليف: حمد بن ناصر بن العمار، الناشر: دار كنوز أشبيليا، الطبعة الأولى: 1430 هـ. بهجة الناظرين، تأليف: سليم بن عيد الهلالي، الناشر: دار ابن الجوزي ، سنة النشر: 1418 هـ- 1997م. نزهة المتقين، تأليف: جمعٌ من المشايخ، الناشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة الأولى: 1397 هـ، الطبعة الرابعة عشر 1407 هـ. شرح رياض الصالحين، تأليف: محمد بن صالح العثيمين، الناشر: دار الوطن للنشر، الطبعة: 1426 هـ. رياض الصالحين، تأليف: محيي الدين يحيى بن شرف النووي، تحقيق: د. ماهر بن ياسين الفحل ، الطبعة: الأولى، 1428 هـ. دليل الفالحين، تأليف: محمد بن علان، الناشر: دار الكتاب العربي، نسخة الإلكترونية ، لا يوجد بها بيانات نشر. صحيح البخاري، تأليف: محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق: محمد زهير الناصر، الناشر: دار طوق النجاة الطبعة: الأولى، 1422هـ. صحيح مسلم، تأليف: مسلم بن الحجاج النيسابوري، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت. دروس وعبر من صحيح القصص النبوي، تأليف: شحاتة محمد صقر، الناشر: مكتبة دار العلوم، البحيرة، مصر.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Âhir zamanda yaşları genç, akılları kıt bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar, mahlukatın en hayırlısının sözünden (Kur'an ve Sünnet'ten) bahsederler. Okun avı (delip) geçtiği gibi İslam'dan çıkarlar

عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: إِذَا حَدَّثْتُكُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَلَأَنْ أَخِرَّ مِنَ السَّمَاءِ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ أَكْذِبَ عَلَيْهِ، وَإِذَا حَدَّثْتُكُمْ فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ فَإِنَّ الحَرْبَ خَدْعَةٌ، سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «يَأْتِي فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ حُدَثَاءُ الأَسْنَانِ سُفَهَاءُ الأَحْلاَمِ، يَقُولُونَ مِنْ خَيْرِ قَوْلِ البَرِيَّةِ، يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، لاَ يُجَاوِزُ إِيمَانُهُمْ حَنَاجِرَهُمْ، فَأَيْنَمَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ، فَإِنَّ قَتْلَهُمْ أَجْرٌ لِمَنْ قَتَلَهُمْ يَوْمَ القِيَامَةِ».
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Size Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir hadis naklettiğim zaman, onun adına yalan uydurmaktansa gökten yere çakılmayı tercih ederim. Ancak kendi aramızdaki meselelerden bahsettiğimde durum farklıdır; çünkü savaş hiledir (stratejidir). Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Âhir zamanda yaşları genç, akılları kıt bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar, mahlukatın en hayırlısının sözünden (Kur'an ve Sünnet'ten) bahsederler. Okun avı (delip) geçtiği gibi İslam'dan çıkarlar. İmanları boğazlarından aşağıya geçmez. Onları nerede bulursanız (etkisiz hale getirin/) öldürün. Çünkü onları öldürmek, öldüren kimse için Kıyamet Günü'nde bir ecir (sevap) vesilesidir.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Müminlerin Emîri Ali b. Ebû Tâlib -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Benden, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir hadis rivayet ettiğimi işittiğiniz zaman bilin ki ben ne üstü kapalı konuşurum, ne kinayeli ifade kullanırım, ne de sözü dolandırırım. Bilakis, hadisi olduğu gibi açıkça naklederim. Çünkü gökten yere düşmem, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adına yalan uydurarak hadis rivayet etmemden bana daha kolay ve daha hafiftir. Fakat benimle insanlar arasında geçen bir mesele hakkında konuştuğum zaman ise, savaş bir hiledir. Bu sebeple kinayeli konuşabilir, üstü kapalı ifadeler kullanabilir veya sözü dolandırabilirim. Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: Âhir zamanda yaşları genç, akılları zayıf bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar Kur'an'dan deliller getirir (onun ayetlerini dillerinden düşürmez) ve onu çokça okurlar. Fakat okun avı (delip) geçtiği gibi İslam'dan çıkar ve onun sınırlarını çiğnerler. İmanları boğazlarından aşağıya geçmez. Onları nerede bulursanız (etkisiz hale getirin/) öldürün. Çünkü onları öldürmek, öldüren kimse için Kıyamet Günü'nde bir ecir vesilesidir.

Faydalar
  1. Hariciler'in bazı özellikleri açıklanmıştır.
  2. Bu hadis, peygamberliğin işaretlerinden birini içermektedir; zira Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinden sonra ümmetine ne olacağını bize bildirmiş ve her şey onun önceden bildirdiği gibi olmuştur.
  3. Savaşta tevriye (çift anlamlı söz söyleyerek gerçek maksadı gizleme) ve ta‘riz (üstü kapalı, dolaylı ifade kullanma) caizdir. Savaşta hile ise tevriye ile olabileceği gibi, pusu kurmak ve benzeri savaş taktikleriyle de olabilir. Ancak antlaşmayı bozmak ve verilen emanı ihlal etmek bu kapsamda değildir. Çünkü bunlar hakkında yasaklayıcı naslar gelmiştir.
  4. İmam Nevevî -rahimehullah- "Onlar insanların sözlerinin en hayırlısını söylerler." ifadesi hakkında şöyle demiştir: Bunun anlamı şudur: Görünüşte söyledikleri sözler güzel ve doğru sözlerdir. Mesela, 'Hüküm ancak Allah'ındır.' demeleri ve buna benzer şekilde insanları Allah Teâlâ'nın Kitabı'na çağırmaları gibi.
  5. İbn Hacer -rahimehullah- (İmanları boğazlarından aşağıya geçmez.) ifadesi hakkında şöyle demiştir: Bundan kasıt, imanın onların kalplerine kök salmamış (yerleşmemiş) olmasıdır. Çünkü boğazda kalıp da aşağıya geçmeyen bir şey, kalbe de ulaşamaz.
  6. Kâdî Îyâd -rahimehullah- şöyle demiştir: Âlimler, Hâricîler ve onlar gibi bidat ve bağî (meşru yönetime başkaldırma) ehli kimseler, yöneticiye karşı isyan edip cemaatin görüşüne muhalefet ettikleri ve Müslümanların birliğini bozdukları takdirde, kendilerine önce uyarıda bulunulup mazeretlerini ortaya koyma imkânı verildikten sonra onlarla savaşmanın vacip olduğu hususunda icmâ etmişlerdir.
Kaynakça

صحيح البخاري (4/ 200) (3611). صحيح مسلم (2/ 746) (1066). النهاية في غريب الحديث والأثر (259)(866). البحر المحيط الثجاج في شرح صحيح الإمام مسلم بن الحجاج (20/ 264) (20/ 258). إرشاد الساري لشرح صحيح البخاري (6/ 58).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

İnsanların en hayırlısı benim asrımda (dönemimde) yaşayanlardır. Sonra onlardan sonra gelenler (Tabiûn), sonra da onlardan sonra gelenlerdir (Tebeu't-tâbiîn)

عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «خَيْرُكُمْ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ» قَالَ عِمْرَانُ: لاَ أَدْرِي أَذَكَرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَعْدُ قَرْنَيْنِ أَوْ ثَلاَثَةً، قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ بَعْدَكُمْ قَوْمًا يَخُونُونَ وَلاَ يُؤْتَمَنُونَ، وَيَشْهَدُونَ وَلاَ يُسْتَشْهَدُونَ، وَيَنْذِرُونَ وَلاَ يَفُونَ، وَيَظْهَرُ فِيهِمُ السِّمَنُ».
İmrân b. Husayn -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanların en hayırlısı benim asrımda (dönemimde) yaşayanlardır. Sonra onlardan sonra gelenler (Tabiûn), sonra da onlardan sonra gelenlerdir (Tebeu't-tâbiîn). (Hadisi rivayet eden) İmrân -radıyallahu anh- dedi ki: 'Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi asrından sonra iki asır mı yoksa üç asır mı zikretti bilemiyorum. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-sözlerine şöyle devam etti: 'Şüphesiz ki sizden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki; hainlik edecekler de kendilerine güvenilmeyecek, kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlik yapacaklar, adakta bulunacaklar ama adaklarını yerine getirmeyecekler ve kendilerinde şişmanlık baş gösterecektir.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- aynı asırda bir arada yaşayan insan tabakalarının en hayırlısının, kendisinin ve sahabilerinin içinde bulunduğu tabaka (nesil) olduğunu haber vermiştir. Sonra onlardan sonra gelen ve sahabileri görüp Rasulullah'ı görmeyen Müminler (Tabiûn), ardından da onları takip eden Tebe-i Tabiûn neslidir. Hadisi rivayet eden sahabi, Efendimizin bu nesillerden sonra dördüncü asrı zikredip zikretmediği hususunda tereddüt etmiştir. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Şüphesiz onlardan sonra öyle bir topluluk gelecektir ki; hainlik edecekler ve insanlar onlara güvenmeyecektir. Kendilerinden şahitlik istenmeden önce (aceleyle/yalancıktan) şahitliğe kalkışacaklar, adakta bulunacaklar ama adaklarını yerine getirmeyeceklerdir. Yeme ve içmede o kadar aşırıya kaçıp (lüks ve konfora) içinde yaşayacaklardır ki, nihayetinde kendilerinde şişmanlık baş gösterecektir.

Faydalar
  1. Dünya tarihinin en hayırlı asrı ve nesli, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ve ashabının yaşadığı asırdır. Sahîh-i Buhârî'de, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: «Ben, Âdemoğullarının en hayırlı nesillerinden, nesilden nesile seçilerek gönderildim; sonunda içinde bulunduğum en hayırlı nesle ulaştım.»
  2. İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadis, sahabelerin, tâbiinden daha üstün olduğunu ve tâbiinin de, tebe-i tabiûndan daha üstün olmasını gerektirir. Fakat bu üstünlük, toplulukla mı yoksa bireylerle mi ilgilidir? Cumhur (alimlerin büyük çoğunluğu) ise ikinci görüşe (bireysel üstünlük esasına) eğilim göstermiştir.
  3. Bu durum ilk üç neslin yoluna uymanın gerekliliğine işaret etmektedir. Çünkü nübüvvet (peygamberlik) zamanına zaman açısından daha yakın olan kimse; fazilet, ilim, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in örnek alma ve onun sünnetine uyma hususunda (sonraki nesillere kıyasla) önceliğe ve en çok hakka sahiptir.
  4. Nezir (Adak): Kişinin şeriatın kendisine vacip kılmadığı bir ibadeti, herhangi bir adak adama lafzını söyleyerek o ibadeti yapmayı kendi nefsine gerekli kılmasıdır.
  5. İhanet, adakları yerine getirmemek ve dünyaya bağlılık kınanmıştır.
  6. Hak sahibi durumdan haberdar olduğu takdirde, kendisinden şahitlik istenmeden (ortaya atılarak) şahitlik yapılması yerilmiştir. Ancak hak sahibinin bundan haberi yoksa (bu durum), Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Müslim'de rivayet edilen şu hadis-i şerifinin kapsamına girer: «Size şahitlerin en hayırlısını haber vereyim mi? O, kendisinden istenmeden şahitlik yapan kimsedir.»
Kaynakça

صحيح البخاري (3/ 171) (2651). صحيح مسلم (4/ 1964) (2535)، (3/ 1344) (1719). النهاية في غريب الحديث والأثر (747). نيل الأوطار (8/ 341).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Buradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com