İçeriğe geç
Açıklamalı hadisler

Fıkıh ve Fıkıh Usûlü

1.054 hadis

“Kim bir karış mikdarı bir yere haksız olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.”

عن عائشة رضي الله عنها عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ ظَلَم قِيدَ شِبْرٍ مِن الأرْضِ؛ طُوِّقَهُ مِن سَبْعِ أَرَضِين».
Âişe -radıyallahu anha’ dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kim bir karış mikdarı bir yere haksız olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.”
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Bir insanın malını haksız yere almak haramdır. Bir kimsenin başka bir kimseye ait olan malı alması helal değildir. Ancak gönül rızası ile veriyor ise bu müstesnadır. Bunların arasında bir arazinin zulümle alınması çok şiddetlidir. Çünkü uzun zaman zulümle istila edilmesi söz konusudur. Bundan dolayı Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kim az yada çok aradiden dolayı zulmederse kıyamet gününde şiddetli bir azaba çarptırılacağını haber vermiştir. Öyleki boynu kalınlaştırılarak uzatılır sonrada gasp ettiği yer ve altındaki yedi kat yer boynuna dolanır. Bu arazi sahibinin arazinisi istila ederek yapmış olduğu zulmün karşılığıdır. Bu tehdit kapsamına sahip olmadan ve istila etmeden genel halkın kullandığı arazileri kullanmakta girer. Muğnide şöyle demiştir: Caddeler, yollar ve binalar arasındaki alanlar ister geniş istersede dar, ister insanlar bundan sıkılsın istersede sıkılmasın kimsenin tek başına kullanım alanı değildir. Çünkü bu müslümanların ortak alanıdır. Onların maslahatları ile alakalıdır. Mescidlerde buna benzer. Alış veriş için başkalarını sıkıştırmadan, geçene zarar vermeden geniş alanlarda oturmak caizdir. Bu durum her asırsa şehir halklarının ikrar edip inkar etmediği ve ittifak ettiği bir husustur. Çünkü bu durum zarar vermeden mübah alanların kullanılmasıdır. Bu aynı yoldan geçiş gibi engellenmez.

Kaynakça

- صحيح البخاري، تأليف: محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق: محمد زهير الناصر، الناشر: دار طوق النجاة الطبعة: الأولى، 1422هـ. - صحيح مسلم المحقق: محمد فؤاد عبد الباقي - الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت. - تيسير العلام شرح عمدة الأحكام, عبد الله بن عبد الرحمن البسام, تحقيق محمد صبحي حلاق, مكتبة الصحابة، الإمارات - مكتبة التابعين، القاهرة الطبعة- العاشرة، 1426 هـ - 2006 م. - تطريز رياض الصالحين, فيصل بن عبد العزيز بن فيصل ابن حمد المبارك الحريملي النجدي, المحقق: د. عبد العزيز بن عبد الله آل حمد, الناشر: دار العاصمة للنشر والتوزيع، الرياض, الطبعة: الأولى، 1423 هـ - 2002 م. - شرح رياض الصالحين، تأليف: محمد بن صالح العثيمين، الناشر: دار الوطن للنشر، الطبعة: 1426 هـ. - الإلمام بشرح عمدة الأحكام, إسماعيل الأنصاري, مطبعة السعادة, مصر, الطبعة الثالثة, 1392هـ, 1972م. - القاموس المحيط, مجد الدين أبو طاهر محمد بن يعقوب الفيروزآبادي, تحقيق: مكتب تحقيق التراث في مؤسسة الرسالة, بإشراف: محمد نعيم العرقسُوسي, الناشر: مؤسسة الرسالة للطباعة والنشر والتوزيع، بيروت - لبنان, الطبعة: الثامنة، 1426 هـ - 2005 م. - الصحاح تاج اللغة وصحاح العربية, أبو نصر إسماعيل بن حماد الجوهري الفارابي, تحقيق: أحمد عبد الغفور عطار, دار العلم للملايين – بيروت, الطبعة: الرابعة 1407 هـ‍ - 1987 م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

«Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü şekliyle dönmektedir. Bir yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram olan aydır. Üçü birbiri ardınca gelen, zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân arasında bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb ayıdır.»

عن أبي بكرة -ضي الله عنه- مرفوعاً: «إِنَّ الزمانَ قَدِ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللهُ السَّمَاوَاتِ والأَرْضَ: السنةُ اثنا عَشَرَ شَهْرًا، منها أربعةٌ حُرُمٌ: ثلاثٌ مُتَوَالِيَاتٌ: ذُو القَعْدَةِ، وذُو الحَجَّةِ، والمحرمُ، ورَجَبُ مُضَرَ الذي بين جُمَادَى وشَعْبَانَ، أَيُّ شَهْرٍ هَذَا؟» قلنا: اللهُ ورسولُهُ أَعْلَمُ، فسكتَ حتى ظننا أنه سَيُسَمِّيهِ بغير اسمه، قال: «أَلَيْسَ ذَا الحَجَّةِ؟» قُلْنَا: بَلَى. قال: «فأَيُّ بَلَدٍ هَذَا؟» قلنا: اللهُ ورسولُهُ أَعْلَمُ، فسكتَ حتى ظننا أنه سُيَسَمِّيهِ بغير اسمه. قال: «أَلَيْسَ البَلْدَةَ؟» قلنا: بلى. قال: «فأَيُّ يَوْمٍ هَذَا؟» قُلْنَا: اللهُ ورسولُهُ أَعْلَمُ، فسكتَ حتى ظَنَنَّا أنه سيسميه بغير اسمه. قال: «أَلَيْسَ يَوْمَ النَّحْرِ؟» قلنا: بَلَى. قال: «فَإِّنَّ دِمَاءَكُمْ وأَمْوَالَكُمْ وأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا في بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، وَسَتَلْقَونَ رَبَّكُمْ فَيَسْأَلُكُمْ عَنْ أَعْمَالِكُمْ، أَلَا فَلَا تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا يَضْرِبُ بَعْضُكُم رِقَابَ بَعْضٍ، أَلَا لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الغَائِبَ، فَلَعَلَّ بَعْضَ مَنْ يَبْلُغُهُ أَنْ يكونَ أَوْعَى لَهُ مِنْ بَعْضِ مَنْ سَمِعَهُ»، ثُمَّ قال: «أَلَا هَلْ بَلَّغْتُ، أَلَا هَلْ بَلَّغْتُ؟» قلنا: نعم. قال: «اللَّهُمَّ اشْهَدْ».
Ebu Bekre -radıyallahu anh-’den merfû olarak rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü şekliyle dönmektedir. Bir yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram olan aydır. Üçü birbiri ardınca gelen, zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân arasında bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb ayıdır.» Peygamberimiz: «Bu hangi aydır?» diye sordu. Biz: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sustu. O kadar ki, biz aya başka bir ad vereceğini zannettik. «Bu ay zilhicce değil mi?» dedi. Biz: Evet, dedik. «Bu hangi beldedir?» diye sordu. Biz: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber bir süre sustu. Biz, bu şehre başka bir ad vereceğini zannettik: «Burası Belde–i Haram (Mekke) değil mi?» dedi. Biz: Evet, dedik. «Bu hangi gün?» diye sordu. Biz: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Bir müddet sustu. Öyle ki biz o güne başka bir ad vereceğini zannettik. «Bugün kurban günü değil mi?» dedi. Biz: Evet, diye cevap verdik. Sonra Rasûlullah sözlerine şöyle devam etti: «Şüphesiz ki, sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namusunuz, şeref ve haysiyetiniz, şu gününüzün, şu beldenizin ve şu ayınızın haram olduğu gibi, birbirinize haram kılınmıştır. Rabbinize kavuşacaksınız ve o size amellerinizi soracak. Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vurarak kâfirlere dönmeyiniz. Dikkat ediniz! Burada bulunanlar bulunmayanlara sözlerimi ulaştırsın. Umulur ki, sözlerim kendilerine ulaştırılan bazı kimseler, sözümü işiten bazı kimselerden daha iyi anlayıp koruyabilirler.» Peygamber, sonra: «Dikkat edin, tebliğ ettim mi?» diye sordu. Biz: Evet, diye cevap verdik. Rasûl–i Ekrem: «Allah'ım! Şahit ol!» buyurdular.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda haccında bayramın ilk günü hutbe vermiş ve bu hutbesinde, cahiliye döneminde (Arapların) yerlerini değiştirdikleri haram aylar ile Allah -Azze ve Celle-’nin meşru kıldığı haram ayların o sene aynı zamana denk geldiğini haber vermiştir. Haram ayları erteleyerek helal olan aylarla, helal olan ayları da haram olan aylarla değiştiriyorlardı. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ayların sayısının on iki olduğunu haber vermiştir. Onlar: Muharrem, safer, rebiülevvel, rebiülahir, cemazilevvel, cemazilahir, recep, şaban, ramazan, şevval, zülkade, zülhicce aylarıdır. Bu aylar, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı zaman kulları için meşru kıldığı on iki aydır. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunlardan dördünün haram olan aylar olduğunu beyan etmiştir. Üçü birbiri ardınca gelen, zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise tek başına olan haram ay (Receb) dır. Allah -Azze ve Celle- bazı ayları haram ay kılmıştır. O aylarda savaşmak haramdır ve bir kimse başka bir kimseye saldıramaz. Çünkü bu aylar, insanların, Allah’ın evini hac etmek için yola çıktığı aylardır. Allah -Azze ve Celle- de insanların Allah’ın evine sefer ettikleri bu aylarda savaş vuku bulmasın diye bu ayları haram ay kılmıştır. Bu, Allah -Azze ve Celle-’nin hikmetindendir. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân arasında bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb ayıdır.» Bu ay, dördüncü aydır. Cahiliye döneminde umre yaptıkları ve umre ayı kıldıkları recep ayıdır. Diğer üç haram ay, hac için kıldıkları aylardır. Bu ay,( yani recep ayı) zilkade, zilhicce ve muharrem ayları gibi savaşın haram kılındığı aylardan olmuştur. Sonra Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine: «Bu hangi aydır?» «Bu hangi beldedir?» «Bu hangi gündür?» diye sordu. Bunu sormasının sebebi onların dikkatlerini çekmek ve önem vermeleri içindi. Çünkü bu mesele büyük bir meseleydi. «Bu hangi aydır?» diye sordu. Onlar Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedi. Onlar Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sorduğu ayın, bilinen Zilhicce ayı olması ihtimalini uzak görüyorlardı. Ancak edeplerinden dolayı bu ay zilhicce ayıdır demediler. Çünkü bu ay olduğu biliniyordu. Edeplerinden dolayı Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem – sustu. Çünkü insan konuşup sonra sustuğunda insanlar o ne diyecek diye dikkat kesilir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sustu. Ebu Bekra –radıyallahu anh- şöyle dedi:" O kadar ki, biz aya başka bir ad vereceğini zannettik.” Sonra «Bu ay zilhicce değil mi?» dedi. Onlar: Evet, dediler. «Bu hangi beldedir?» diye sordu. Biz: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Onlar, o beldenin Mekke olduğunu bilmelerine rağmen Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’e olan edep ve ihtiramlarından dolayı bu bilinen bir şeydir, bunu neden soruyorsun, ey Allah’ın Rasûlü? demediler. Bilakis Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bir süre sustu. Biz, bu şehre başka bir ad vereceğini zannettik: «Burası Belde–i Haram (Mekke) değil mi?» dedi. Onlar da: Evet, dediler. «Bu hangi gün?» diye sordu. Onlar: İlk soruda olduğu gibi Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. «Bugün kurban günü değil mi?» dedi. Onlar: Evet, ey Allah’ın Resulü dediler. Onlar Mekke’nin Haram bölge olduğunu, zilhicce ayının haram ay olduğunu ve yevm en-nahr/bayramın ilk gününün haram gün olduğunu, yani bunların hepsinin haram olduğunu biliyorlardı. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sözlerine şöyle devam etti: «Şüphesiz ki, sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namusunuz, şeref ve haysiyetiniz, şu gününüzün, şu beldenizin ve şu ayınızın haram olduğu gibi, birbirinize haram kılınmıştır.» Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şu üç şeyin haram olduğuna vurgu yapmıştır. Kanlarınız, mallarınız, ırzınız. Bunların hepsi haramdır. Kanlardan kasıt canlardır, mallardan kasıt az ya da çok olan mallardır. Irzlardan kasıt zina, homoseksüellik ve zina iftirasıdır. Aynı zamanda gıybet, sövmek ve yermek de bu kapsama girebilir. Müslümanın, kardeşinin bu üç şeyini (Canlar, mallar ve ırzlar) çiğnemesi haramdır. Sonra; «Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vurarak kâfirlere dönmeyiniz.» Çünkü Müslümanlar eğer birbirlerinin boynunu vurursalar kâfir olurlar. Çünkü kâfirden başkasının kanı Müslüman’a helal olmaz. Sonra -sallallahu aleyhi ve sellem- orada hazır olanlardan orada hazır bulunmayanlara O’nun sözlerini ulaştırmasını emretmiştir. Yani hutbesini duyan, sözlerine şahit olanın ümmetin geri kalanına duyurmalarını emretmiştir. Umulur ki, sözleri kendilerine ulaştırılan bazı kimseler, sözünü bizzat işiten bazı kimselerden daha iyi anlayıp koruyabilirler. ”Bu, Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in o gün orada hazır bulunanlar için bir vasiyetidir. Hadisini duyanlar içinde kıyamete kadar vasiyetidir. Sonra sahabelerine: «Dikkat edin, tebliğ ettim mi?» diye sordu. Onlar da: Evet! dediler. Yani tebliğ ettin. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'ım! Şahit ol!» buyurdular.

Kaynakça

نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، نشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة: الرابعة عشر، 1407ه 1987م. شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين، نشر: دار الوطن للنشر، الرياض، الطبعة: 1426ه. بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، للهلالي، ط1، نشر: دار ابن الجوزي، 1415ه. صحيح البخاري، نشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، 1422ه. صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، نشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Buradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com