İçeriğe geç
Açıklamalı hadisler

Sahabenin Fazileti -radıyallahu anhum-

25 hadis

Biliyorum ki, sen bir taşsın; ne fayda, ne de zarar verebilirsin. Eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i seni öperken görmeseydim seni asla öpmezdim

عَنْ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّهُ جَاءَ إِلَى الحَجَرِ الأَسْوَدِ فَقَبَّلَهُ، فَقَالَ: إِنِّي أَعْلَمُ أَنَّكَ حَجَرٌ، لاَ تَضُرُّ وَلاَ تَنْفَعُ، وَلَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُقَبِّلُكَ مَا قَبَّلْتُكَ.
Ömer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Haceru'l- Esved'e gelerek onu öpmüş ve şöyle demiştir: "Biliyorum ki, sen bir taşsın; ne fayda, ne de zarar verebilirsin. Eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i seni öperken görmeseydim seni asla öpmezdim."
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Müminlerin Emiri Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- Kâbe'nin köşesindeki Hacer-ül Esved'e geldi ve onu öptü. Dedi ki: Biliyorum ki sen bir taşsın, ne zarar verirsin ne de fayda verirsin ve eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in seni öptüğünü görmeseydim, ben seni öpmezdim.

Faydalar
  1. Tavaf yapanların, Hacer-ül Esved'e hizasından geçerken kolay olması durumunda, onu öpmelerinin meşruiyeti anlatılmıştır.
  2. Hacer-ül Esved'i öpmenin amacı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yolundan gitmektir.
  3. Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Onun (Hacerülesved’in) ne fayda verme ne de zarar verme gücü vardır. O, diğer fayda ve zarar verme gücüne sahip olmayan mahlûklar gibi yaratılmış bir taştır. Ömer -radıyallahu anh-, bu sözü hac mevsiminde (insanlar arasında) yaydı ki, farklı memleketlerde buna şahitlik edilsin ve farklı vatanlardan gelen hac ahalisi bu sözü ondan öğrenip hafızalarında tutsun.
  4. İbadetler tevkifidir; Allah ve Rasûlünün emrettiği dışında hiçbir şey meşru değildir.
  5. İbadet sahih ise, hikmeti bilinmese bile, mutlaka yapılmalıdır. Çünkü insanların onu yaparken itaat ve uyum göstermeleri, amaçlanan hikmetlerdendir.
  6. Şeriatte, Allah’a kulluk ve ibadet amacıyla öpülmesi emredilmemiş veya meşru kılınmamış taşların ve benzeri nesnelerin öpülmesinin yasak olduğuna delildir.
Kaynakça

صحيح البخاري (2/ 149) (1597). صحيح مسلم (2/ 925) (1270). تيسير العلام شرح عمدة الأحكام، لعبد الله البسام (ص394). تنبيه الأفهام شرح عمدة الأحكام، لابن عثيمين (3/ 527).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Ey Müminlerin Emîri! Şüphesiz yüce Allah, Peygamber'ine: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir." diye buyurdu. Şüphesiz bu Uyeyne de o câhillerdendir, dedi. Vallahi Hurr b. Kays bu âyeti okuyunca, o haşmetli Ömer olduğu yerde çakılı kaldı. Vallahi bir adım ileri gitmedi. Esasen Ömer Allah'ın kitâbı yanında duran bir kimseydi. (Yânî onun hükmünü geçmezdi.)

عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: قَدِم عُيَينَة بن حِصنٍ، فَنزَل على ابنِ أَخِيه الحُرِّ بن قَيسٍ، وكان من النَّفَر الذين يُدنِيهِم عمر رضي الله عنه ، وكان القُرَّاء أصحاب مَجلِس عُمر رضي الله عنه ومُشاوَرَتِه كُهُولا كانوا أو شُبَّانًا، فقال عيينة لابن أَخِيه: يَا ابن أخي، لك وَجْه عند هذا الأمير فَاسْتَأذِن لِي عليه، فَاسْتَأذَن فَأَذِن لَه عُمر، فَلَمَّا دَخَل قال: هي يا ابن الخطَّاب، فَوالله مَا تُعطِينَا الجَزْلَ ولا تَحكُمُ فِينَا بِالعَدلِ، فغضب عمر رضي الله عنه حَتَّى هَمَّ أَنْ يُوقِعَ بِه، فقال له الحُرُّ: يا أمير المؤمنين، إنَّ الله تعالى قال لِنَبِيِّه صلى الله عليه وسلم : {خذ العفو وأمر بالعرف وأعرض عن الجاهلين}، وإِنَّ هذا مِن الجَاهِلِين، والله مَا جَاوَزَها عُمر حِين تَلاَهَا، وكان وَقَّافًا عند كِتَاب الله تعالى .
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: Bir ara Uyeyne b. Hısn Medîne'ye gelmiş ve kardeşinin oğlu Hurr b. Kays'ın evine inip ona konuk olmuştu. Hurr b. Kays ise Ömer'in yakınlarındandı. Meclisinde genç, ihtiyar birtakım kurrâlar bulunurdu. Halîfe onlara mühim genel işlerini da­nışır, onlarla istişare ederdi. Uyeyne, kardeşinin oğlu Hurr b. Kays'a: "Ey kardeşimin oğlu! Senin halîfenin yanında yüksek bir yerin vardır. Benim için yanına girmeye bir izin alsan da onu ziyaret et­sem!" dedi. Hurr, Uyeyne için izin istedi, Ömer'de izin verdi. Uyeyne huzura girdiğinde: "Ey Hattâb oğlu! Vallahi sen bize ne bol dünyalık verirsin, ne de aramızda adaletle hükmedersin!" dedi. Bu sözü üzerine Ömer öfkelendi, hattâ Uyeyne'yi dövmeye kastedip üzerine yürüdüğü sırada, kardeşinin oğlu Hurr b. Kays müdâha­le edip: "Ey Müminlerin Emîri! Şüphesiz yüce Allah, Peygamber'ine: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir." ( A'râf Suresi:199) diye buyurdu. Şüphesiz bu Uyeyne de o câhillerdendir, dedi. Vallahi Hurr b. Kays bu âyeti okuyunca, o haşmetli Ömer olduğu yerde çakılı kaldı. Vallahi bir adım ileri gitmedi. Esasen Ömer Allah'ın kitâbı yanında duran bir kimseydi. (Yânî onun hükmünü geçmezdi.)
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Değerli sahabi Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma- Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh-'ın başına gelen bir olayı anlatmıştır. Kavminin ileri gelenlerinden olan Uyeyne b. Hısn, Ömer -radıyallahu anh-'ın yanına geldiğinde konuşmasının başında kırıcı sözlerle ona hücum etmiş, sitemde bulunmuş ve onu kınamıştır. Sonra akabinde biraz da azarlamıştır. Sen bize ne bol dünyalık verirsin, ne de aramızda adaletle hükmedersin demiştir. Bu sözler üzerine Ömer -radıyallahu anh- öyle sinirlenmiş ve neredeyse onu dövecek duruma gelmiştir. Fakat bazı kurrâlar araya girmiştir. Uyeyne'nin kardeşinin oğlu Hurr b. Kays da onların arasındaydı. Raşid Halife'ye hitap ederek: Ey Müminlerin Emîri! Şüphesiz Yüce Allah, Peygamber'ine: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir." ( A'râf Suresi:199) diye buyurdu. Şüphesiz bu Uyeyne de o câhillerdendir, dedi. (Hurr b. Kays bu âyeti okuyunca) o haşmetli Ömer olduğu yerde çakılıp kaldı. Esasen Ömer -radıyallahu anh-, Allah'ın kitâbı yanında duran bir kimseydi. (Yani O'nun hükmünü geçmezdi.) Durdu ve o adama vurmadı. Bunun sebebi yanında okunan ayeti duyduğu içindi. İşte bu sahabilerin -radıyallahu anhum-'un Allah'ın kitabı karşısındaki edebidir. Onu hiç bir şekilde aşmazlar. Ne halde olursa olsunlar, onlara bu Allah'ın sözü denildiğinde orada dururlardı.

Kaynakça

بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي، ط1، دار ابن الجوزي، الدمام، 1415هـ. تطريز رياض الصالحين، للشيخ فيصل المبارك، ط1، تحقيق: عبد العزيز بن عبد الله آل حمد، دار العاصمة، الرياض، 1423هـ. رياض الصالحين للنووي، ط1، تحقيق: ماهر ياسين الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، 1428هـ. رياض الصالحين، ط4، تحقيق: عصام هادي، وزارة الأوقاف والشؤون الإسلامية القطرية، دار الريان، بيروت، 1428هـ. كنوز رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، ط1، كنوز إشبيليا، الرياض، 1430هـ. شرح رياض الصالحين، للشيخ ابن عثيمين، دار الوطن للنشر، الرياض، 1426هـ. صحيح البخاري، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر، ط1، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422هـ. نزهة المتقين شرح رياض الصالحين لمجموعة من الباحثين، ط14، مؤسسة الرسالة، 1407هـ. تاج العروس من جواهر القاموس، لمحمّد بن محمّد بن عبد الرزّاق الحسيني، الملقّب بمرتضى، الزَّبيدي، تحقيق مجموعة من المحققين، دار الهداية. الدلائل في غريب الحديث، لقاسم بن ثابت بن حزم العوفي السرقسطي، تحقيق: د. محمد بن عبد الله القناص، الناشر: مكتبة العبيكان، الرياض، الطبعة: الأولى، 1422هـ - 2001م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Aranızda kardeşlerim ve arkadaşlarım vardı ve aranızdan benim için bir halil bulunmadığını Allah’ın huzurunda bildiriyorum. Çünkü yüce Allah İbrahim’i halil edindiği gibi

عن جندب رضي الله عنه قال: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَبْلَ أَنْ يَمُوتَ بِخَمْسٍ وَهُوَ يَقُولُ «إِنِّي أَبْرَأُ إِلَى اللهِ أَنْ يَكُونَ لِي مِنْكُمْ خَلِيلٌ فَإِنَّ اللهَ تَعَالَى قَدِ اتَّخَذَنِي خَلِيلًا كَمَا اتَّخَذَ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا، وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ أُمَّتِي خَلِيلًا لَاتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ خَلِيلًا! أَلَا وَإِنَّ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ كَانُوا يَتَّخِذُونَ قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ وَصَالِحِيهِمْ مَسَاجِدَ، أَلَا فَلَا تَتَّخِذُوا الْقُبُورَ مَسَاجِدَ! إِنِّي أَنْهَاكُمْ عَنْ ذَلِكَ».
Cündüp -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i vefat etmeden beş gün önce şöyle buyurduğunu işittim: «Aranızda kardeşlerim ve arkadaşlarım vardı ve aranızdan benim için bir halil bulunmadığını Allah’ın huzurunda bildiriyorum. Çünkü yüce Allah İbrahim’i halil edindiği gibi, beni de halil edindi ve eğer ben ümmetimden bir halil edinecek olsaydım, hiç şüphesiz Ebu Bekir’i halil edinirdim. Şunu bilin ki sizden öncekiler nebilerinin ve aralarındaki salih kimselerin kabirlerini mescit edindiler. Dikkat edin sakın! Kabirleri mescit edinmeyin! Ben sizlere bunu yasaklıyorum!»
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinin Allah Teâlâ katındaki mertebesini haber vermiştir. Bu da sevgi derecelerinin en üstüdür. İbrahim -aleyhisselam-'ın ulaştığı en yüksek mertebeye ulaşmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah'tan başka halil edinmeyi reddetmiştir. Çünkü kalbi Allah Teâlâ'nın sevgisi, tazimi ve marifetullah ile dolmuştur. Allah'tan başkasına yer yoktur. Eğer insanlardan birisini halil edinseydi bu Ebû Bekir Es-Sıddîk olurdu. Sonra Yahudi ve Hristiyanların, peygamberlerinin ve salih kimselerin kabirlerini Allah'tan başka ibadet edinilen şirk koşulan ilahlar edinmeleri gibi sevgide haddi aşmaları konusunda uyarmıştır. Onlar bu kabirleri mescit ve mabet edinmişlerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetine onların yaptıklarını yapmalarını yasaklamıştır.

Faydalar
  1. Ebû Bekir -radıyallahu anh-'ın faziletine delalet eder. O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vefatından sonra halife olmaya en layık ve sahabelerin en faziletlisidir.
  2. Kabirlerin üzerine mescitler yapmak, geçmiş ümmetlerin kötülüklerinden biridir.
  3. Kabirlerin ibadet yerleri edinilip, yanında namaz kılınması ya da kabirlere doğru namaz kılınması, üzerlerine mescitler edinilmesi ya da türbeler inşa edilmesi yasaklanmıştır. Bunlar sebebiyle şirke düşmekten sakındırılmıştır.
  4. Şirke götürmesinden dolayı salihler hakkında aşırıya gitmek yasaklanmıştır.
  5. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sakındırdığı şey tehlikelidir. Zira vefatından beş gün önce bu hususa dikkat çekmiştir.
Kaynakça

صحيح مسلم (1/ 377) (532). شرح النووي على مسلم (5/ 13). الجديد في شرح كتاب التوحيد، لمحمد القرعاوي (ص188). الملخص في شرح كتاب التوحيد، لصالح الفوزان (ص172).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar hakkında şöyle buyurmuştur: «Ensar'ı ancak Mümin olan sever, onlara ancak münafık olan düşmanlık eder. Ensar'ı seveni, Allah da sever; onlara düşmanlık edene de Allah düşmanlık eder

عَنِ الْبَرَاءِ رضي الله عنه: عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ فِي الْأَنْصَارِ: «لَا يُحِبُّهُمْ إِلَّا مُؤْمِنٌ، وَلَا يُبْغِضُهُمْ إِلَّا مُنَافِقٌ، مَنْ أَحَبَّهُمْ أَحَبَّهُ اللهُ وَمَنْ أَبْغَضَهُمْ أَبْغَضَهُ اللهُ».
El-Berâ -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar hakkında şöyle buyurmuştur: «Ensar'ı ancak Mümin olan sever, onlara ancak münafık olan düşmanlık eder. Ensar'ı seveni, Allah da sever; onlara düşmanlık edene de Allah düşmanlık eder.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine halkından Ensar'a olan sevgisinin kâmil bir imanın alameti olduğunu bildirmiştir. Bu, onların İslam'a ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e destek vermedeki önceliklerinden kaynaklanmaktadır. Barınmaları için Müslümanlara yardım etmeleri, Allah yolunda onlar için mallarını, canlarını vermeleri de bu kabildendir. Onlardan nefret etmek ise münafıklığın bir göstergesidir. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar'ı seven kimseyi Allah'ın sevdiğini, onlardan nefret eden kimseden de Allah'ın nefret ettiğini açıklamıştır.

Faydalar
  1. Bu hadiste, Ensar için büyük bir fazilet olduğu anlatılmaktadır. Zira onların sevgisi, imanın alameti ve münafıklıktan beri olmanın göstergesidir.
  2. Allah'ın veli kullarını sevmek ve onlara destek olmak, Allah'ın kulunu sevmesine vesile olur.
  3. İslam dinine ilk girenlerin fazileti ifade edilmiştir.
Kaynakça

صحيح البخاري (5/ 32) (3783). صحيح مسلم (1/ 85) (75). بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (1/ 447). تطريز رياض الصالحين، لفيصل آل مبارك (ص257). كنوز رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (6/ 258). شرح النووي على مسلم (2/ 63). نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين (1/ 350).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

«Ey Hârise'nin annesi! Cennette birçok dereceler vardır. Şüphesiz senin oğlun bunlardan El-Firdevsu'l-A'lâ'ya, yani en yüksek Firdevs'e erişti.»

عن أنس رضي الله عنه أن أم الرُّبيع بنت البراء وهي أم حارثة بن سُراقة، أتَت النبي صلى الله عليه وسلم فقالت: يا رسول الله، ألا تُحَدِّثُنِي عن حارثة -وكان قُتِل يوم بَدْرٍ- فإن كان في الجنَّة صَبَرْت، وإن كان غير ذلك اجْتَهَدْتُ عليه في البُكَاء، فقال: «يا أم حارثة، إنها جِنَان في الجنة، وإن ابْنَك أصَاب الفِردَوْس الأعلى».
Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre El-Berâ kızı Ümmü'r-Rubeyy'i bu kadın, Harise ibn Surâka'nın da annesidir. Kendisi Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve Ey Allah'ın Rasûlü! Hârise(nin hâlin)den bana haber vermez misin? O Bedir günü öldürülmüştü. Eğer oğlum cennette ise (bu acıya) sabrederim. Cennette değilse ona gücüm yettiği kadar ağlamaya çalışırım, dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- cevaben: «Ey Hârise'nin annesi! Cennette birçok dereceler vardır. Şüphesiz senin oğlun bunlardan El-Firdevsu'l-A'lâ'ya, yani en yüksek Firdevs'e erişti.» buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Hadisin Anlamı: Harise İbn Surâka -radıyallahu anh-, Bedir Günü, nereden geldiği belli olmayan bir ok ile şehit olmuştu. Annesi, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek oğlunun şehit olmaması korkusuyla onun vardığı yeri sordu. Çünkü o, nereden ve kimden gediği belli olmayan bir ok ile öldürülmüştü. İmam Ahmed ve Nesâi’nin Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet ettikleri hadiste şu şekilde anlatılmıştır: “Hârise, yüksek bir yere çıkarak düşmanın durumundan haber vermek üzere yola çıkmıştı. Bir ok ona doğru geldi ve onu öldürdü.” Bundan dolayı Harise’nin annesi -radıyallahu anhâ-, “Eğer oğlum cennette ise (bu acıya) sabrederim.” Yani onun yokluğuna sabreder ecrimi Allah’tan bekler, onun Allah yolunda öldürülmesi ve şehadeti kazanması ile sevinirim, demiştir. “Cennette değilse ona gücüm yettiği kadar ağlamaya çalışırım” demiştir. Çünkü böyle olduğu takdirde o faydasız bir şekilde hayatını kaybetmiş ve zarara uğramış olur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Hârise’nin Annesi! Cennette birçok dereceler vardır.» Yani birçok cennetler vardır. Buharî’nin rivayetinde açıkça; “O, tek bir cennet mi?” sorusuna verilen cevapta belirtildiği üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Muhakkak ki cennetler pek çoktur ve o (yani senin oğlun) en yüce Firdevs'tedir.» buyurmuştur. Bununla kastedilen, cennette özel bir yerdir. Bu yer cennetlerin en faziletlisi ve en yücesidir. Bunun içindir ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’tan istediğiniz zaman, Firdevs'i isteyin. Muhakkak ki o, cennetin ortasıdır. Onun üstünde Rahmân’ın Arşı vardır. Oradan cennetin nehirleri fışkırır.» Cennetin ortası ifadesi ile kastedilen cennetlerin en hayırlı, en faziletli ve en geniş olanıdır.

Kaynakça

بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، سليم بن عيد الهلالي، دار ابن الجوزي، الدمام، الطبعة: الأولى 1415هـ. دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين، محمد علي بن البكري بن علان، اعتنى بها: خليل مأمون شيحا، دار المعرفة، بيروت، الطبعة: الرابعة 1425هـ. رياض الصالحين من كلام سيد المرسلين، أبو زكريا محيي الدين النووي، تحقيق ماهر الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، الطبعة: الأولى 1428هـ، 2007م. رياض الصالحين من كلام سيد المرسلين، أبو زكريا محيي الدين النووي، تحقيق: عصام هادي، وزارة الأوقاف والشؤون الإسلامية القطرية، دار الريان، بيروت، الطبعة: الرابعة 1428هـ. شرح رياض الصالحين للشيخ ابن عثيمين، دار الوطن للنشر، الرياض، 1426هـ. صحيح البخاري، محمد بن إسماعيل البخاري الجعفي، تحقيق: محمد زهير الناصر، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى 1422هـ. صحيح مسلم، مسلم بن الحجاج القشيري النيسابوري، تحقيق محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت، الطبعة: 1423هـ. كنوز رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، كنوز إشبيليا، الرياض، الطبعة: الأولى 1430هـ، 2009م. منار القاري شرح مختصر صحيح البخاري، حمزة محمد قاسم، راجعه: عبد القادر الأرناؤوط، عني بتصحيحه ونشره: بشير محمد عيون، الناشر: مكتبة دار البيان، دمشق، مكتبة المؤيد، الطائف، الطبعة: 1410هـ، 1990م. نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين، مؤسسة الرسالة، بيروت، الطبعة: الرابعة عشر 1407هـ، 1987م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Birtakım kimseler Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-´e gelerek, bize Kur´an´ı ve Sünnet´i öğretecek insanlar gönderseniz, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, içlerinde dayım Harâm´ın da bulunduğu, Ensâr'dan kurrâ olan yetmiş kişiyi onlara gönderdi.

عن أنس رضي الله عنه قال: جاء ناس إلى النبي صلى الله عليه وسلم أن ابعث معنا رجالاً يعلمونا القرآن والسنة، فبعث إليهم سبعين رجلا ًمن الأنصار يقال لهم: القراء، فيهم خالي حَرامٌ، يقرؤون القرآن، ويتدارسون بالليل يتعلمون، وكانوا بالنهار يَجِيئُون بالماء، فيضعونه في المسجد، ويحتطبون فيبيعونه، ويشترون به الطعام لأهل الصُّفَّةِ، وللفقراء، فبعثهم النبي صلى الله عليه وسلم فَعَرَضُوا لهم فقتلوهم قبل أن يبلغوا المكان، فقالوا: اللهم بلَغِّ ْعَنَّا نبينا أنا قد لَقِينَاك فرضينا عنك ورَضِيتَ عَنَّا، وأتى رجلٌ حَرَاماً خال أنس من خلفه، فطعنه برُمْحٍ حتى أَنْفَذَهُ، فقال حَرَامٌ: فُزْتُ ورَبِّ الكعبة، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إن إخوانكم قد قُتِلُوا وإنهم قالوا: اللهم بلغ عنا نبينا أنا قد لقيناك فرضينا عنك ورضيت عنا».
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Birtakım kimseler Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-´e gelerek, bize Kur´an´ı ve Sünnet´i öğretecek insanlar gönderseniz, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, içlerinde dayım Harâm´ın da bulunduğu, Ensâr'dan kendilerine kurrâ denilen yetmiş kişiyi onlara gönderdi. Bunlar Kur´an okuyor, geceleri onu aralarında müzakere edip öğreniyorlardı. Gündüzleri ise su getirip mescide koyuyorlar, odun toplayıp onu satıyor, bedeliyle de Suffe ehline ve fakirlere yiyecek satın alıyorlardı. İşte Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara bu kişileri göndermişti. Fakat gidecekleri yere varmadan önlerine çıktılar ve onları öldürdüler. Onlar (öldürülmeden önce): "Allah'ım! Bizim haberimizi Peygamberimiz´e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun." dediler. Bir adam, yaklaşıp Enes´in dayısı Harâm´a mızrağını sapladı, hatta vücudunun bir tarafından öbür tarafına geçirdi. Bunun üzerine Harâm: "Kâbe´nin Rabbine yemin ederim ki, cenneti kazandım gitti." dedi. Bu olay üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: «Şüphesiz ki din kardeşleriniz öldürüldüler. Onlar hem de şöyle dediler: Allah'ım! Bizim haberimizi Peygamberimiz´e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun.» buyurdu.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Hadisin anlamı: Bazı Arap kabilelerinden bir grup, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek Müslüman olduklarını iddia ettiler ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den kendilerine Kur’ân öğretecek kimseler istediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlarla birlikte Kur’an'ı çokça öğrenip ezberlemelerinden dolayı kendilerine kurra denilen yetmiş kişi gönderdi. Bu kurraların Kur’an ile çokça meşgul olmaları, onları sevap kazanmaktan alıkoymuyordu. Enes’in haber verdiği gibi “Onlar, gündüzleri su getirip mescide koyuyorlar, odun toplayıp onu satıyor, bedeliyle de Suffe ehline ve fakirlere yiyecek satın alıyorlardı.” Bunun anlamı; onlar, gündüzleri taharet ihtiyacını gidermek isteyen kimseler için yahut da başka şeyler için su getirip mescide koyuyorlar ve odun toplayıp onu satıyor, bedeliyle de Suffe ehline ve fakirlere yiyecek satın alıyorlardı. Suffe ashabı, mescidin suffe denilen bölümünede yaşayan fakir ve gariban kimselerdi. Bu yer, mescidden ayrı fakat mescide bitişik bir yerdi. Onlar üzeri gölgelik ile örtülmüş olan bu yerde geceyi geçirirlerdi. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlarla birlikte kurraları gönderdi. Kurralar varmak istedikleri yer olan Ebu Berâ’nın evine henüz ulaşamadan Bi’ru Mauna (Mauna Kuyusu) denilen yerde konakladıklarında Amir İbn Tufeyl ve yanında bulunan adamlar kurraların canına yöneldi ve onlarla vuruştu. (Kurralar öldürülmeden önce): Allahım! Bizim haberimizi Peygamberimiz´e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun, dediler. Başka bir rivayette: "Bizim haberimiz kavmimize ulaştı mı? Muhakkak ki bizler Rabbimize kavuştuk, O, bizden razı oldu biz O’ndan razı olduk.” dediler, şeklindedir. Cebrail aleyhisselam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle haber vermiştir: “Muhakkak ki onlar Rablerine kavuştular, Rableri onlardan razı oldu ve Rableri de onları hoşnut etti.” Buhari rivayet etmiştir. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:«Şüphesiz ki din kardeşleriniz öldürüldüler. Onlar hem de şöyle dediler: Allahım! Bizim haberimizi Peygamberimiz´e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun.» buyurmuştur. Bunun anlamı: Allah, onlardan, itaatleri ve ibadetleri sebebiyle razı olmuş ve onlara ikramda bulunmuştur. Onlara Allah’tan bir rıza, hayır, ihsan ve rahmet ile mükâfatlandırmıştır.

Kaynakça

بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين لسليم الهلالي، ط1، دار ابن الجوزي، الدمام، 1415هـ. دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين لمحمد علي بن محمد بن علان، ط4، اعتنى بها: خليل مأمون شيحا، دار المعرفة، بيروت، 1425 هـ. رياض الصالحين للنووي، ط1، تحقيق: ماهر ياسين الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، 1428 هـ. رياض الصالحين، ط4، تحقيق: عصام هادي، وزارة الأوقاف والشؤون الإسلامية القطرية، دار الريان، بيروت، 1428هـ. صحيح البخاري، ط1، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422هـ. صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت. الكاشف عن حقائق السنن (شرح المشكاة) للطيبي، تحقيق: عبد الحميد هنداوي، مكتبة الباز، مكة، 1417هـ. كنوز رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، ط1، كنوز إشبيليا، الرياض، 1430هـ. المنهاج شرح صحيح مسلم بن الحجاج للنووي ، ط2، دار إحياء التراث العربي - بيروت، 1392هـ. نزهة المتقين شرح رياض الصالحين لمجموعة من الباحثين، ط14، مؤسسة الرسالة، 1407هـ.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Eğer şu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam, bu gerçekten uzun bir hayattır, diyerek elindeki hurmaları attı. Sonra şehit oluncaya kadar müşriklerle savaştı.

عن أنس رضي الله عنه قال: انطلق رسول الله صلى الله عليه وسلم وأصحابه حتى سبقوا المشركين إلى بدر، وجاء المشركون، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا يقدمن أحد منكم إلى شيء حتى أكون أنا دونه»، فدنا المشركون، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «قوموا إلى جنة عرضها السماوات والأرض» قال: يقول عمير بن الحمام الأنصاري رضي الله عنه : يا رسول الله، جنة عرضها السماوات والأرض؟ قال: «نعم» قال: بخ بخ ؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ما يحملك على قولك بخ بخ؟» قال: لا والله يا رسول الله إلا رجاء أن أكون من أهلها، قال: «فإنك من أهلها» فأخرج تمرات من قرنه، فجعل يأكل منهن، ثم قال: لئن أنا حييت حتى آكل تمراتي هذه إنها لحياة طويلة، فرمى بما كان معه من التمر، ثم قاتلهم حتى قتل.
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile ashabı yola çıktı ve müşriklerden önce Bedir'e vardılar. Atrdından müşrikler de geldiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden hiçbiriniz, ben başında olmadıkça herhangi bir şey yapmasın.» Sonra müşrikler yaklaştı; bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennete girmek üzere ayağa kalkınız!» buyurdu. Enes der ki: Ensardan Umeyr b. Humâm -radıyallahu anh-: Yâ Rasûlallah! Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet mi? diye sordu. Peygamberimiz: «Evet!» buyurdu. Umeyr: Ne iyi, ne âlâ! dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Niye öyle söyledin?» diye sordu. Umeyr: Allah'a yemin ederim ki, yâ Rasûlallah, cennet ehlinden olmayı istediğim için öyle söyledim, başka maksadım yok, dedi. Rasûl–i Ekrem: «Şüphesiz sen cennetliksin.» buyurdu. Umeyr, bu söz üzerine torbasından bir kaç hurma çıkartıp onları yemeye başladı. Sonra: Eğer şu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam, bu gerçekten uzun bir hayattır, diyerek elindeki hurmaları attı. Sonra şehit oluncaya kadar müşriklerle savaştı.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Enes -radıyallahu anh- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabıyla birlikte Şam'dan gelip, Mekke’ye gitmek isteyen Ebu Sufyan'ın kafilesini yakalamak için Medine’den çıktığını haber vermiştir. Savaşmak için çıkmamışlardı. Lakin Allah -Azze ve Celle- onlarla düşmanlarını arada bir buluşma vakti olmadan bir arada toplamıştır. Bundan dolayı sahabenin birçoğu bu savaşa iştirak edememiş ve Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- onları azarlamamıştır. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile ashabı yola çıktı ve müşriklerden önce Bedir'e vardılar. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- mevzisini aldı ve Müşrikler de geldiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden hiçbiriniz, ben başında olmadıkça herhangi bir şey yapmasın.» Manası: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- onları ileri atılmaktan yasaklamıştır. Çünkü öne atılmada Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan daha layıktır. Çünkü O sahabelerin bilmediği yarar ve faydaların elden kaçmaması için böyle davranmıştır. Bedir savaşından sonra Uhud savaşında da Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- okçulara tepeden kesinlikle inmemelerini emretmiştir. Ancak onlar bu emre muhalefet etmişler ve Müslümanlar da savaşta hüsrana uğramıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennete girmek üzere ayağa kalkınız!» buyurdu. Yani, Allah yolunda ruhlarınızı feda etmekte geç kalmayınız, acele ediniz. Çünkü bunun akabinde genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet vardır. Burada kâfirlere karşı savaşmakta teşvik etmek ve yönlendirmek vardır. Enes der ki: Ensar'dan Umeyr b. Humâm -radıyallahu anh-: Yâ Rasûlallah! Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet mi? diye sordu. Peygamberimiz: «Evet!» buyurdu. Umeyr: Ne iyi, ne âlâ! dedi. Bu işin ne kadar büyük ve azametli olduğunu gösterir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Niye öyle söyledin?» diye sordu. Yani bu sözü söylemeye seni iten şey nedir? Bu korkudan mıdır? dedi. Bunun üzerine Umeyr: Allah'a yemin ederim ki, yâ Rasûlallah, cennet ehlinden olmayı istediğim için öyle söyledim, başka maksadım yok, dedi. Beni buna sözü söylemeye iten şey cennete girmek istememdeki arzumdur. Rasûl–i Ekrem: «Şüphesiz sen cennetliksin.» buyurdu. Bu, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ameli gerçekleştirmek için çaba sarf etmeye teşvik ederek ashabını cennetle müjdelemesidir. Daha sonra Umeyr İbn Humâm -radıyallahu anh- hevasından konuşmayan sadıku'l-masduk olan Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in müjdesini duyunca torbasından bir kaç hurma çıkarttı. Genellikle mücahidin yemeğini koyup oradan aldığı şeydir. Sonra yemeğe başladı. Sonra: Eğer şu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam, bu gerçekten uzun bir hayattır, diyerek elindeki hurmaları attı. Sonra şehit oluncaya kadar müşriklerle savaştı.

Kaynakça

- رياض الصالحين من كلام سيد المرسلين، للإمام أبي زكريا النووي، تحقيق د. ماهر الفحل، دار ابن كثير-دمشق، الطبعة الأولى، 1428هـ. - بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، تأليف سليم الهلالي، دار ابن الجوزي- الطبعة الأولى1418هـ. - نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، تأليف د. مصطفى الخِن وغيره، مؤسسة الرسالة-بيروت، الطبعة الرابعة عشرة، 1407هـ. - صحيح مسلم، للإمام مسلم بن الحجاج، تحقيق محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي. - كنوز رياض الصالحين، لحمد بن ناصر العمار، دار كنوز إشبيليا- الطبعة الأولى1430هـ. - شرح رياض الصالحين، للشيخ محمد بن صالح العثيمين، مدار الوطن، الرياض، 1426هـ.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Bu sancağı, Allah’ı ve Rasûlünü seven, Allah’ın fethi kendisine nasip edeceği bir yiğide vereceğim

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ يَوْمَ خَيْبَرَ: «لَأُعْطِيَنَّ هَذِهِ الرَّايَةَ رَجُلًا يُحِبُّ اللهَ وَرَسُولَهُ، يَفْتَحُ اللهُ عَلَى يَدَيْهِ» قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ: مَا أَحْبَبْتُ الْإِمَارَةَ إِلَّا يَوْمَئِذٍ، قَالَ فَتَسَاوَرْتُ لَهَا رَجَاءَ أَنْ أُدْعَى لَهَا، قَالَ فَدَعَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، فَأَعْطَاهُ إِيَّاهَا، وَقَالَ: «امْشِ، وَلَا تَلْتَفِتْ، حَتَّى يَفْتَحَ اللهُ عَلَيْكَ» قَالَ فَسَارَ عَلِيٌّ شَيْئًا ثُمَّ وَقَفَ وَلَمْ يَلْتَفِتْ، فَصَرَخَ: يَا رَسُولَ اللهِ، عَلَى مَاذَا أُقَاتِلُ النَّاسَ؟ قَالَ: «قَاتِلْهُمْ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ فَقَدْ مَنَعُوا مِنْكَ دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ، إِلَّا بِحَقِّهَا وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللهِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hayber Savaşı'nda şöyle buyurmuştur: «Bu sancağı, Allah’ı ve Rasûlünü seven, Allah’ın fethi kendisine nasip edeceği bir yiğide vereceğim.» Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- “Emirliği o günkü kadar hiçbir zaman arzu etmedim." demiştir. Beni çağırır ümidiyle Rasûlullah’a kendimi göstermeye çalıştım durdum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali b. Ebû Tâlib’i çağırdı, sancağı ona teslim etti ve şöyle buyurdu: «Yürü, Allah fethi müyesser kılıncaya kadar sağa–sola bakınma!» Ali -radıyallahu anh- derhal hareket etti, sonra durdu ve arkasına dönmeden (gözlerini hedeften ayırmadan) seslendi: Yüksek sesle bağırarak Ey Allah’ın elçisi! Onlarla ne (yapmaları) için savaşayım? Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onlarla, Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet edene kadar savaş. Bunu yaptıkları zaman, -dinin yasaklarını çiğnemedikçe- kanlarını ve mallarını senden korumuş olurlar. Asıl hesaplarını görmek ise Allah’a aittir.»
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , Medine’ye yakın bir şehir olan Hayber’deki Yahudilere karşı Müslümanların ertesi gün zafer kazanacağını sahabelere haber verdi. Bu zafer, kendisine sancak verilecek bir adamın eliyle gerçekleşecekti. Bu kişinin özelliklerinden biri de Allah’ı ve Resûlünü sevmesi, ayrıca Allah ve Resûlünün de onu sevmesidir. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- o güne kadar hiçbir zaman emirliği (komutanlığı) ve insanların kendisine yönelmesini arzulamadığını; sadece o gün, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sözünü ettiği Allah ve Resûlünün sevgisine nail olma ümidiyle bunu istediğini anlatmıştır. Ömer -radıyallahu anh- kendisine dua edilmesi ümidiyle sancağı alma hususunda büyük bir istek ve arzu göstermiş, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisini görmesi ve çağırması için ona görünmeye çalışarak göz önünde bulunmuştur. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali b. Ebû Tâlib -radıyallahu anh-'ı çağırdı ve ona sancağı verdi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona orduyla birlikte hareket etmesini emretti. Düşmanla karşılaştıktan sonra dinlenme, duraklama veya ateşkes olmadan, Allah'ın ona bahşedeceği zafer ve desteğiyle bu kalelerin fethi gerçekleşene kadar savaşı bırakmamasını emretti. Sonra Ali -radıyallahu anh- yürüdü, daha sonra biraz duraksadı ama dönmedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini ihlal etmemek için sesini yükselterek: Ya Rasûlullah! İnsanlarla ne için savaşayım? dedi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Onlar, Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik edinceye kadar onlarla savaş. Eğer kabul edip İslam'a girerlerse sana karşı canlarını ve mallarını korumuş olup, artık bunlar sana haram olur. İslâm’ın hükümlerine göre öldürülmeyi gerektiren bir suç veya cinayet işlemeleri hâli bunun dışındadır. Onların hesabı ise Allah’a aittir.

Faydalar
  1. Sahabeler, getirdiği büyük sorumluluk nedeniyle yönetici olmayı hoş görmezlerdi.
  2. Hayırlı olduğu kesin olan bir şeyi istemek ve beklemek caizdir.
  3. Yönetici, ordu komutanına savaş alanında nasıl davranılması gerektiği konusunda talimat verir.
  4. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinin onun emirlerine olan bağlılıkları ve onları bir an önce uygulama konusunda acele etmeleri ifade edilmiştir.
  5. Kimin kendisinden yapılması istenilen bir şey hakkında kafası karışırsa onu sorar.
  6. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğinin alametlerinden biri de, Yahudiler'e karşı zafer kazanılacağını haber vermesiydi. Öyle ki; Hayber'in fethedileceğini haber verdi ve haber verdiği gibi de oldu.
  7. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrettiğini yerine getirmek için atılmak ve acele etme teşvik edilmiştir.
  8. Kelime-i Şehadet getiren bir kimsenin öldürülmesini gerektiren bir durum açıkça ortaya çıkmadıkça, öldürülmesi caiz değildir.
  9. İslâm’ın hükümleri, insanlardan görünen (zahire yansıyan) hâllere göre uygulanır; onların iç dünyaları ve gizli hâlleri ise Allah’a aittir.
  10. Cihadın en büyük amacı insanların İslam’a girmeleridir.
Kaynakça

صحيح مسلم (4/ 1871) (2405). نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (1/ 127). شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين (2/ 45). بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (1/ 174).

Bu hadis HadeethEnc.com’da
8 / 25
25 hadis
  1. Biliyorum ki, sen bir taşsın; ne fayda, ne de zarar verebilirsin. Eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i seni öperken görmeseydim seni asla öpmezdim
  2. Ey Müminlerin Emîri! Şüphesiz yüce Allah, Peygamber'ine: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir." diye buyurdu. Şüphesiz bu Uyeyne de o câhillerdendir, dedi. Vallahi Hurr b. Kays bu âyeti okuyunca, o haşmetli Ömer olduğu yerde çakılı kaldı. Vallahi bir adım ileri gitmedi. Esasen Ömer Allah'ın kitâbı yanında duran bir kimseydi. (Yânî onun hükmünü geçmezdi.)
  3. Aranızda kardeşlerim ve arkadaşlarım vardı ve aranızdan benim için bir halil bulunmadığını Allah’ın huzurunda bildiriyorum. Çünkü yüce Allah İbrahim’i halil edindiği gibi
  4. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar hakkında şöyle buyurmuştur: «Ensar'ı ancak Mümin olan sever, onlara ancak münafık olan düşmanlık eder. Ensar'ı seveni, Allah da sever; onlara düşmanlık edene de Allah düşmanlık eder
  5. «Ey Hârise'nin annesi! Cennette birçok dereceler vardır. Şüphesiz senin oğlun bunlardan El-Firdevsu'l-A'lâ'ya, yani en yüksek Firdevs'e erişti.»
  6. Birtakım kimseler Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-´e gelerek, bize Kur´an´ı ve Sünnet´i öğretecek insanlar gönderseniz, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, içlerinde dayım Harâm´ın da bulunduğu, Ensâr'dan kurrâ olan yetmiş kişiyi onlara gönderdi.
  7. Eğer şu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam, bu gerçekten uzun bir hayattır, diyerek elindeki hurmaları attı. Sonra şehit oluncaya kadar müşriklerle savaştı.
  8. Bu sancağı, Allah’ı ve Rasûlünü seven, Allah’ın fethi kendisine nasip edeceği bir yiğide vereceğim
  9. “Allah katında nelere sahip olduğunuzu bir bilmiş olsaydınız ihtiyaç ve sıkıntınızın daha da artmasını isterdiniz.”
  10. ''Bir adam Kehf sûresini okuyordu.Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı.''
  11. ''Sana Dâvud -Aleyhisselam-'ın nağme­lerinden (okuyuşundan) bir nağme verilmiştir.''
  12. "Mute Savaşında elimde dokuz kılıç parçalandı, yalnız ağzı enli Yemani bir kılıcım vardı, elimde o dayanabildi."
  13. Aişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ra­sû­lul­lah -sallallahu aleyhi ve sellem- benim evimde uzanmıştı baldırları yada kaval kemiği gözüküyordu. O sırada Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Re­sû­lul­lah tav­rında bir değişiklik yap­madan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Rasû­lul­lah -sallallahu aleyhi ve sellem- toparlanıp elbisesini düzeltti. -Muhammed şöyle demiştir: Bunların aynı gün olduğunu söylemiyorum - Osman içeri girdi konuştu ve dışarı çıktığında Aişe: Ebû Bekir girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Ömer girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Osman gelince oturup elbisenizi düzelttiniz. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?. Muslim rivayet etmiştir.
  14. Abdullah b. Zübeyr Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle söylerken işittim demiştir: İnsanlar bozguna uğrayıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafından dağıldılar. Hatta bazıları Medine tarafında dağın üstündeki bölgelere vardılar. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geri döndüler ve Hanzala b. Ebî Âmir Ebû Süfyan b Harb ile karşılaştı. Hanzala onu yere yatırıp üstüne çıkınca Şeddâd b. el-Esved onu gördü. Şeddâd kılıçla saldırarak Hanzala'yı öldürdü. Az kalsın Hanzala Ebû Süfyan'ı öldürecekti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Kardeşiniz Hanzalayı melekler yıkadı, hanımına sorun" buyurdu. Hanımı: o korkunç sesi duyduğunda cunub olarak (evden) çıktı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "İşte bu yüzden melekler onu yıkadı" buyurdu. İbn Hibbân rivayet etmiştir.
  15. Üseyd b. Hudayr bir gece vakti atını yakınında bir yere bağlamış, Kur'an okuyordu. Bu sırada at birden ürküp şahlanmaya başladı. Üseyd okumayı kesti. O susunca at da sakinleşmişti. Üseyd tekrar okumaya koyuldu. At yine şahlanınca tekrar okumayı bıraktı. At yine sakinleşti. Üçüncü kez okumaya başladığında, at yine hırçınlaşınca, Üseyd okumayı kesti. Yakınında yatmakta olan oğlu Yahya'yı, atın zararı dokunmasın diye geriye çeken Üseyd, başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde, kandiller gibi bir takım cisimlerin parladığını gördü.Gökyüzünde göremeyeceğim kadar yükseldi.
  16. 'Sa'd'ın cenazesi üzerine Rahmân’ın Arş'ı titremiştir.Sa’d b. Muâz için, gökyüzünün kapıları açılmıştır.Yetmiş bin melek inmiştir.Kabirde sıkılmış ama sonra bırakılmıştır.''
  17. Siz bu öğleden sonra ve gece yol alacaksınızsonra da Yüce Allah'ın izniyle yarın suya varmış olacaksınız"
  18. Bedir'e ve Hudeybiye'ye katılmış olan hiçbir kimse Cehennem ateşine girmeyecektir
  19. Sa'd -radıyallahu anh- geldi ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-(onun hakkında) şöyle buyurdu: «İşte bu benim dayımdır, kimin böyle bir dayısı varsa göstersin!»
  20. "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i; «Fedâke ebî ve ümmi» (Anam babam sana fedâ olsun) cümlesini Sa'd'dan başka bir adama söylerken görmedim." Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem: «Anam babam sana fedâ olsun yâ Sa`d, durma at!» derdi.
  21. «Allah'ım! Muaviye'yi hak yola (hidayete) iletici (yol gösterici), hak yolu bulmuş bir kimse kıl ve onunla insanlara hidayet ver.»
  22. Size; Allah’a karşı takvalı olmanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra pek çok ihtilaf göreceksiniz. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn'in sünnetine sarılmanızdır
  23. Git yanına, ona de ki: “Sen Cehennem ehlinden değilsin, ancak Cennet ehlindensin.» diye buyurdu
  24. İnsanların en hayırlısı benim asrımda (dönemimde) yaşayanlardır. Sonra onlardan sonra gelenler (Tabiûn), sonra da onlardan sonra gelenlerdir (Tebeu't-tâbiîn)
  25. Size; Allah’a karşı takvalı olmanızı, başınıza bir köle bile yönetici olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra pek çok ihtilaf göreceksiniz. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-i Râşidîn'in sünnetine sarılmanızdır

Buradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com