عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ حَدِيثًا عَنِ الدَّجَّالِ، مَا حَدَّثَ بِهِ نَبِيٌّ قَوْمَهُ؟ إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّهُ يَجِيءُ مَعَهُ بِمِثَالِ الجَنَّةِ وَالنَّارِ، فَالَّتِي يَقُولُ إِنَّهَا الجَنَّةُ هِيَ النَّارُ، وَإِنِّي أُنْذِرُكُمْ كَمَا أَنْذَرَ بِهِ نُوحٌ قَوْمَهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hiçbir peygamberin ümmetine Deccâl hakkında söylemediği bir şeyi size haber vereyim mi? Onun bir gözü kördür. Yanında Cennet'e ve Cehennem'e benzeyen bir şey olacaktır. Onun Cennet dediği şey, Cennet değil Cehennem'dir. Nûh'un kavmini uyardığı gibi ben de sizi uyarıyorum.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Deccâl'den, onun özelliklerinden bahsederek, kendisinden önce hiçbir peygamberin haber vermediği şeyleri ashabına haber vermektedir:
Muhakkak ki Deccâl'in onun bir gözü kördür.
Allah Teâlâ, onun yanında gözle görülen Cennet ve Cehennem gibi bir şey yaratmıştır.
Fakat onun Cennet'i ateştir, ateşi de Cennet'tir. Kim Deccâl'e itaat ederse, insanların gördüğü (zannettiği) bu Cennet'e sokar. Fakat o, yakıcı bir ateştir. Kim de Deccâl'e karşı çıkarsa, insanların gördüğü (zannettiği), ateşe sokar, ancak o ateş güzel bir Cennet'tir. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- tıpkı Nûh -aleyhisselâm-'ın kavmini uyardığı gibi, bizi de onun fitnesine karşı uyarmıştır.
Faydalar
- Deccâl'in fitnesinin büyüklüğünden bahsedilmiştir.
- Deccâl'in fitnesinden kurtuluş, doğru bir imanla, Allah Teâlâ'ya sığınmakla, namazda son teşehhütte O'ndan Allah'a sığınmakla ve Kehf Suresi'nin başından on ayet ezberlemekle olur.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisinden önceki hiçbir peygamberin Deccâl hakkında açıklamadığı özellikleri Müslümanlara anlatarak onlara karşı ne kadar şefkatli olduğunu göstermiştir.
Kaynakça
صحيح البخاري (4/ 134) (3338).
صحيح مسلم (4/ 2250) (2936).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي قَتَادَةَ الأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه قال: «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يُصَلِّي وهو حامل أُمَامَةَ بنت زينب بنت رسول الله صلى الله عليه وسلم ».
ولأبي العاص بن الربيع بن عبد شَمْسٍ رضي الله عنه : «فإذا سجد وضعها، وإذا قام حملها».
Ebû Katâde el-Ensârî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre (O, şöyle demiştir): Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme'yi taşıyarak namaz kılardı. Ebû'l-Âs İbnu'r-Rabî' İbn Abdişşems -radıyallahu anh-'tan gelen bir rivayette: ''Şöyle ki, secdeye vardığı zamân onu yere koyar, secdeden kalktığında ise onu tekrar kucağına alırdı.''
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme binti Zeyneb'i namaz kılarken kucağına alarak namaz kılardı. Kıyama kalktığı zaman onu omzuna koyardı. Rükû ve secde yaptığı zaman da sevgisinden ve şefkatinden dolayı onu yere koyardı.
Kaynakça
تيسير العلام للبسام الناشر: مكتبة الصحابة، الأمارات - مكتبة التابعين، القاهرة الطبعة- العاشرة، 1426 هـ - 2006 م .
تنبيه الأفهام للعثيمين -طبعة مكتبة الصحابة الامارات - مكتبة التابعين- القاهرة- الطبعة الأولى 1426.
صحيح البخاري -أبو عبد الله محمد بن إسماعيل بن إبراهيم بن المغيرة الجعفي البخاري، تحقيق محمد زهير بن ناصر الناصر - الناشر : دار طوق النجاة -الطبعة : الأولى 1422هـ.
صحيح مسلم المحقق: محمد فؤاد عبد الباقي - الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.
تأسيس الأحكام -أحمد بن يحيى النجمي- دار المنهاج- القاهرة- مصر -الطبعة الأولى.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أسامة بن زيد بن حارثة رضي الله عنهما قال: أرسلت بنت النبي صلى الله عليه وسلم إنَّ ابني قد احتُضِر فاشْهَدنَا، فأرسَل يُقرِىءُ السَّلام، ويقول: «إنَّ لِلَّه ما أَخَذ ولَهُ ما أَعطَى، وكلُّ شَيءٍ عِنده بِأجَل مُسمَّى فَلتَصبِر ولتَحتَسِب». فأرسلت إليه تُقسِم عَليه لَيَأتِيَنَّها، فقام ومعه سعد بن عبادة، ومعاذ بن جبل، وأبي بن كعب، وزيد بن ثابت، ورجال رضي الله عنهم فَرفع إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم الصَّبِي، فأَقعَدَه في حِجرِه ونَفسه تَقَعقَع، فَفَاضَت عينَاه فقال سعد: يا رسول الله، ما هذا؟ فقال: «هذه رَحمَة جَعلَها الله تعالى في قُلُوب عِباده» وفي رواية: «في قلوب من شاء من عباده، وإنَّما يَرحَم الله من عِبَاده الرُّحَماء».
Usâme b. Zeyd b. Hârise -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Kızı (Zeynep), Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: "Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz," diye haber gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aldığı şey Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!» buyurarak kızına selâm gönderdi. Bunun üzerine Kızı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e; "Ne olur, mutlaka gelsin, diye tekrar haber yolladı." Bu defa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında Sa’d b. Ubâde, Muâz b. Cebel, Ubeyy b. Kâ’b, Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anhum- ve başka bazı sahâbîler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e verdiler, kucağına aldı. Çocuk pek zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Durumu gören Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-: "Ey Allah’ın Rasûlü, bu ne haldir?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet duygusudur,» buyurdu. Hadisin bir başka rivâyetinde; «Bu, Allah’ın dilediği kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Zaten Allah, ancak, merhametli kullarına rahmet eder.» buyurmuştur.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Usâme b. Zeyd -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kızlarından birisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e birisini gönderdi ve oğlunun ölmek üzere olduğunu haber vermesini istedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den yanına gelmesini talep ediyordu. Gönderdiği kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verdiğinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o gelen kişiye: «Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin! Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır.» diye buyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kızının gönderdiği kişiye, kızına -çocuğun annesine- şu sözleri söylemesini emretti. «Sabretsin!» bu musibete sabretsin, «Ecrini beklesin» Sabrederek ecrini Allah'tan beklesin. Çünkü bazı insanlar vardır ki sabreder ancak ecrini beklemez. Kişi sabreder ve ecrini Allah'tan beklerse yani; sabrıyla Allah'ın onu mükâfatlandırmasını ve ona ecir vermesini isterse, işte bu ecrini beklemek demektir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in : «Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır.» Sözü çok yüce bir sözdür. Eğer bütün her şey Allah’ın ise ve senden bir şey aldı ise bu, O'nun mülküdür. Sana bir şey verdi ise yine onun mülküdür. Senden mülkü olan bir şeyi aldığında nasıl olur da öfkelenirsin? Bundan dolayı bir kişiye bir musibet isabet ettiğinde: "İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raci’un" (Şüphesiz biz Allah’tan geldik ve şüphesiz dönüşümüz O’nadır.) denir. Bizler, Allah’ın mülküyüz, O, bize dilediğini yapar demektir. Aynı zamanda çok sevdiğimiz şeyi elimizden aldığında, o şey Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nındır. Alan da veren de Allah’tır. Hatta sana verdiği şeyin sahibi sen değilsindir. O, Allah’ındır. Bu yüzden Allah’ın sana vermiş olduğu şey ile ancak sana izin verdiği şekilde tasarrufta bululabilirsin. Bu da Allah’ın bize vermiş olduğu mülkün sınırlı olduğunun delilidir. Mutlak tasarruf hakkına sahip değiliz. Bundan dolayı şöyle demiştir: «Aldığı şey de verdiği şey de Allah’ındır.» Eğer aldığı Allah’ın ise nasıl olur da buna katlanamayız? Nasıl olur da El-Mâlik olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nın sahibi olduğu şeyi almasına öfkeleniriz? Bu akla ve vahye terstir. «Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır.»: Her bir şeyin belirli bir vakti vardır. Alanın ve verenin Allah olduğunu, O’nun katında her şeyin belli bir vakti olduğunu kesin olarak bilirsen kanaatkâr olursun. Son cümle şunu ifade etmektedir: Şüphesiz ki insan ecel olarak yazılanı ne önceye ne de sonraya alabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yunus Suresi: 49) Eğer bir şey takdir olundu ise ve ne önceye ne de sonraya alınabiliyor ise, buna katlanamamanın ve öfkelenmenin bir faydası yoktur. Çünkü o kimse katlanamasa da, öfkelense de takdir olunan şeyi değiştiremeyecektir. Sonra elçi olarak gönderilen kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kızına söylemesini emrettiği şeyi kızına ulaştırmıştır. Ancak kızı bir kez daha babasının gelmesini talep etmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve yanındaki bir grup sahabe kalkıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kızının yanına geldiler. Çocuk, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kucağına verildiğinde çok zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- gözlerinden yaşlar boşandı. Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sabırsızlıktan ağladığını zannetti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu rahmet duygusudur» Yani; takdir edilene sabretmediğim için değil, çocuğa duyduğum rahmetten dolayı ağladım demektir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Zaten Allah, sadece, merhametli kullarına rahmet eder.» Bu da başına bir şey gelene rahmetten dolayı ağlamanın cevazına delalet eder.
Kaynakça
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي، ط1، دار ابن الجوزي، الدمام، 1415هـ.
رياض الصالحين للنووي، ط1، تحقيق: ماهر ياسين الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، 1428 هـ.
رياض الصالحين، ط4، تحقيق: عصام هادي، وزارة الأوقاف والشؤون الإسلامية القطرية، دار الريان، بيروت، 1428هـ.
كنوز رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، ط1، كنوز إشبيليا، الرياض، 1430هـ.
شرح رياض الصالحين للشيخ ابن عثيمين، دار الوطن للنشر، الرياض، 1426هـ.
صحيح البخاري، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر، ط1، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422هـ.
صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت.
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين، ط14، مؤسسة الرسالة، 1407هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن ثوبان رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "إن الله زَوَى لي الأرض، فرأيت مشارقها ومغاربها، وإن أمتي سيبلغ ملكُها ما زُوِيَ لي منها. وأعطيت الكنْزين الأحمر والأبيض. وإني سألت ربي لأمتي أن لا يهلكها بسَنَةٍ بعامةٍ، وأن لا يُسَلِّطَ عليهم عدوا من سوى أنفسهم فيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ؛ وإن ربي قال: يا محمد، إذا قضيتُ قضاءً فإنه لا يُرَدُّ، وإني أعطيتك لأمتك أن لا أهلكهم بسنة عامة، وأن لا أُسَلِّطَ عليهم عدوا من سوى أنفسهم فيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ ولو اجتمع عليهم مَنْ بأقطارها، حتى يكون بعضُهم يُهْلِكُ بعضًا ويَسْبِي بعضُهم بعضًا".
ورواه البرقاني في صحيحه، وزاد: "وإنما أخاف على أمتي الأئمةَ المضلين، وإذا وقع عليهم السيف لم يرفع إلى يوم القيامة. ولا تقوم الساعة حتى يلحق حي من أمتي بالمشركين، وحتى تعبد فِئامٌ من أمتي الأوثان. وإنه سيكون في أمتي كذابون ثلاثون؛ كلهم يزعم أنه نبي، وأنا خاتم النبيين لا نبي بعدي. ولا تزال طائفة من أمتي على الحق منصورة لا يضرهم من خذلهم حتى يأتي أمر الله تبارك وتعالى".
Sevbân -radıyallahu anh-’tan- rivayet edildiğine göre Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yeryüzünü benim için katladı/dürdü. Ben de böylece yeryüzünün doğu ve batı her tarafını gördüm. Ümmetimin hükümranlığı benim için katlanan yerlerine kadar ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki hazine verildi. Rabbimden ümmetimi umumi kıtlıkla helak etmemesini ve kendilerinden olmayıp onların köklerini kurutacak dış düşmanları onlara musallat etmemesini istedim. Rabbim ise şöyle buyurdu: "Ey Muhammed! Ben bir şeye hükmettiğim zaman bu hüküm asla değiştirilmez. Ben sana ümmet hakkında şunları veriyorum: Onları genel bir kıtlıkla helak etmeyecek ve kendilerinden olmayan, köklerini kurutacak bir düşman gücünü onların başına musallat kılmayacağım. Hatta ümmetine karşı dünyanın dört bir tarafından bir araya gelseler bile. Fakat sonunda onlar, yani senin ümmetin birbirini kıracak ve birbirini esir edecektir." el-Burkâni Sahihinde rivayet etmiş ve şu lafızları da eklemiştir: «Ve ben sadece ümmetimin başına sapık liderler gelmesinden korkuyorum. Ümmetimin arasında kılıç çekilince (iç savaş çıktığında) bu, kıyamete kadar bitmeyecektir. Ümmetimden bir kabile müşriklere katılmadıkça ve ümmetimden bazı topluluklar putlara tapmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İleride ümmetim içinden otuz tane yalancı çıkacak ve hepsi de peygamber olduğunu iddia edecek. Hâlbuki ben, peygamberlerin sonuncusuyum ve benden sonra peygamber gelmeyecek. Allah Teâlâ’nın emri gelinceye (Kıyamete) kadar ümmetimden bir topluluk daima hak üzere kalacak, onları terk edenler ve muhalefet edenler onlara bir zarar veremeyecek.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Bu hadis çok değerli bir hadis olup çok önemli işleri ve doğru haberleri kapsamaktadır. Sadık el-Masdûk (Doğru olan ve doğruluğu da tasdiklenmiş) olan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- için Allah yeryüzünü katladı/dürdü. Böylece ümmetinin sahip olacağı yeryüzünün doğu ve batı her tarafını gördü. Kendisi hakkında haber verilen bu olay gerçekleşmiştir. Ümmetinin hükümranlığı genişledi, en doğu ve en batıya kadar ulaştı. Kendisine iki hazine verildiğini haber etti ve haber verdiği gibi de oldu. Ümmeti, Kisra’nın ve Kayser’in (Sasani ve Rum imparatorlarının lakabı) içinde altın, gümüş ve mücevherler (değerli eşyaların) bulunduğu mülklerine sahip oldu. Rabbinden ümmetini umumi kıtlıkla helak etmemesini ve kendilerinden olmayıp onların köklerini kurutacak dış düşmanları onlara musallat etmemesini istediğini haber verdi. Allah da, onun ilk istediğini verdi. İkinci istediğini de ümmeti ihtilaftan, ayrılıktan ve birbirlerini öldürmekten uzak durduğu müddetçe verdi. Eğer ümmet, ayrılığa düşer ve fırkalaşırsa onların üzerine kâfirlerden düşman musallat eder. Ve bu da ümmet ayrılığa düştüğü zaman vuku buldu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinin başına sapık ve saptıran liderler ve âlimlerin gelmesinden korktu. Çünkü insanlar sapıklıklarında onlara uyarlar. Eğer bu ümmette fitne ve savaş olursa bunun kıyamete kadar devam edeceğini haber verdi ve bu da haber verdiği gibi oldu. Osman -radıyallahu anh-zamanındaki fitnenin vuku bulmasından beri günümüze kadar devam etmektedir. Ümmetinden bazılarının şirk diyarına ve dinine katılacağını/gireceğini haber veriyor. Ümmetinden bazı topluluklar şirke girdiler. Bu da haber verdiği gibi oldu. Kabirlere, ağaçlara ve taşlara ibadet edildi. Peygamberlik iddiasında bulunacak olanların çıkacağını ve her iddia edenin yalancı olduğunu, çünkü kendisinin gönderilmesiyle bittiğini haber verdi. Ve ümmetinden bir topluluğun bütün bu belalar ve başa gelen felaketlere rağmen İslam üzere kalacağını müjdeledi. Bu topluluk az olmalarıyla beraber onlara düşmanlık edenlerin ve karşı çıkanların hilelerinden zarar görmeyeceklerdir.
Kaynakça
الملخص في شرح كتاب التوحيد، دار العاصمة الرياض، الطبعة: الأولى 1422هـ- 2001م.
الجديد في شرح كتاب التوحيد، مكتبة السوادي، جدة، المملكة العربية السعودية، الطبعة: الخامسة، 1424هـ/2003م.
صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، نشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمُ الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ» قَالُوا: وَمَا الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: «الرِّيَاءُ، يَقُولُ اللهُ عز وجل لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِذَا جُزِيَ النَّاسُ بِأَعْمَالِهِمْ: اذْهَبُوا إِلَى الَّذِينَ كُنْتُمْ تُرَاؤُونَ فِي الدُّنْيَا، فَانْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ عِنْدَهُمْ جَزَاءً؟».
Mahmûd b. Lebîd'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizin adınıza en çok korktuğum şey küçük şirktir.» Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü küçük şirk nedir? diye sorduklarında, Rasûlullah: «O riyadır diye buyurmuştur. İnsanların yaptıklarının karşılığını alacağı kıyamet gününde Allah Teâlâ onlara: "Dünyada iken gösteriş yaptığınız kimselere gidin de onların yanında bir mükâfat bulacak mısınız bakın bakalım" diye buyuracaktır.»
Ahmed rivayet etmiştirDereceHasen hadis
Açıklama
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmeti adına korktuğu en çok korktuğu şeyin küçük şirk olduğunu haber vermiştir. O da riya; insanlar için amel etmektir. Sonra kıyamet günü riya yapanların cezası olarak kendilerine şöyle denileceğini haber vermiştir: Kim için amellerinizi yaptıysanız onlara gidin. Bakın bakalım sizi ödüllendirmeye ve o amellerin karşılığını vermeye güçleri yetiyor mu?!
Faydalar
- Allah -Azze ve Celle-'ye yapılan amellerde ihlaslı olmak farzdır. Riyadan sakındırılmıştır.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetine olan şefkati, onlara hidayet ve nasihat etme konusundaki hassasiyeti ifade edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- salihlerin önde gelenleri sahabelere hitap ederken bu kadar korkuyor ise, onlardan sonra gelenler adına daha çok korkmaktadır.
Kaynakça
مسند أحمد (39/ 39) (23630).
الجديد في شرح كتاب التوحيد، لمحمد القرعاوي (ص57).
الملخص في شرح كتاب التوحيد، لصالح الفوزان (ص45).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن عَبْد اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قال: «أّعْتَمَ النَبِيُّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالعِشَاء، فَخَرَج عُمَر فقال: الصَّلاةَ يا رسول الله، رَقَد النِسَاءُ والصِّبيَان. فَخَرَجَ ورَأسُهُ يَقطُر يقول: لَولاَ أن أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي -أو على النَّاس- لَأَمَرتُهُم بهذه الصَّلاة هذه السَّاعَة».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece yatsı namazını geç vakte kadar geri bıraktı. Ömer -radıyallahu anh- çıktı ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz, buradaki kadınlar ve çocuklar uyuya kaldı!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (evinden) çıktı ve başından sular damlıyordu ve şöyle buyurdu: «Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu saatte kılmalarını emrederdim.»
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Bir gece Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, gecenin büyük bir kısmı gidene kadar yatsı namazına çıkmak için geçikti. Kadınlar, çocuklar ve uzun süre beklemeye ihtimali ve gücü olmayan kimseler uyuya kaldı. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelip: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz, buradaki kadınlar ve çocuklar uyuya kaldı!" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- evinden çıkıp mescide geldi. Yıkanmış olmasından dolayı başından sular damlıyordu. Yatsının en faziletli vaktinin geçiktirmek olduğunu açıklamak için: «Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu geç saatte kılmalarını emrederdim.» buyurdu.
Kaynakça
الإلمام بشرح عمدة الأحكام لإسماعيل الأنصاري، ط1، دار الفكر، دمشق، 1381هـ
تيسير العلام شرح عمدة الأحكام للبسام، حققه وعلق عليه وخرج أحاديثه وصنع فهارسه: محمد صبحي بن حسن حلاق، ط10، مكتبة الصحابة، الإمارات - مكتبة التابعين، القاهرة، 1426 هـ
تنبيه الأفهام شرح عمدة لأحكام لابن عثيمين، ط1، مكتبة الصحابة، الإمارات، 1426هـ
عمدة الأحكام من كلام خير الأنام صلى الله عليه وسلم لعبد الغني المقدسي، دراسة وتحقيق: محمود الأرناؤوط، مراجعة وتقديم: عبد القادر الأرناؤوط، ط2، دار الثقافة العربية، دمشق ، بيروت، مؤسسة قرطبة، 1408 هـ
صحيح البخاري، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر، ط1، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422هـ.
صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت، 1423 هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أم المؤمنين عائشة رضي الله عنها قالت: إِنْ كَانَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم لَيَدَعُ العَمَلَ، وهو يُحِبُّ أَنْ يَعْمَلَ بِهِ؛ خَشْيَةَ أَنْ يَعْمَلَ بِهِ النَّاسُ فَيُفْرَضَ عَلَيْهِمْ.
Ummü'l-Muminin Aişe -radıyallahu anhâ-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir işi yapmayı çok istediği halde, onu ahali de yapmaya kalkar da üzerlerine farz kılınmasından korktuğu için yapmaktan vazgeçerdi.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yapmayı sevdiği bir ameli insanların üzerlerine farz olur ve büyük bir meşakkatle karşılaşırlar da bu ibadeti yapamazlar düşüncesi ile terk ederdi. Aleyhisselam onların meşakkatle karşılaşmalarından hoşnut olmazdı.
Kaynakça
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، نشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة: الرابعة عشر، 1407هـ - 1987م.
شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين، نشر: دار الوطن للنشر، الرياض، الطبعة: 1426هـ.
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، للهلالي، نشر: دار ابن الجوزي -الطبعة الأولى 1418هـ.
صحيح البخاري، نشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، 1422هـ.
صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، نشر: دار إحياء التراث العربي، بيروت.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي قتادة وأنس بن مالك رضي الله عنهما مرفوعاً: «إني لأقوم إلى الصلاة، وأريد أن أُطَوِّلَ فيها، فأسمع بكاء الصبي فأَتَجَوَّزُ في صلاتي كراهيةَ أن أَشُقَّ على أمه».
Ebu Katâde ve Enes İbn Malik -radıyallahu anhumâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben, uzatmayı arzu ederek namaza dururum da bir çocuğun ağlamasını işitir, onun annesine güçlük çıkarıp üzmekten hoşlanmadığım için, namazı kısa keserim.»
Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- cemaatle namaza başladığında namazı uzun kılmak isterdi. Eğer bir çocuğun ağlamasını işitirse onun namazı uzun kılmasının çocuğun annesine güçlük çıkarması ve annenin kalbinin onunla meşgul olması endişesi sebebi ile namazı kısa keserdi.
Kaynakça
دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين، لابن علان، نشر دار الكتاب العربي.
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، نشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة الرابعة عشر، 1407ه - 1987م.
شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين، نشر: دار الوطن للنشر، الرياض، الطبعة: 1426ه.
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، للهلالي، نشر: دار ابن الجوزي.
Bu hadis HadeethEnc.com’daBuradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com