عن عَائِشَةَ رضيَ الله عنها قالت: إِنِّي سمعْتُ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم يقول: «لَا صَلَاةَ بِحَضْرَةِ الطَّعَامِ، وَلَا هُوَ يُدَافِعُهُ الْأَخْبَثَانِ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Yemek hazırken ve tuvalet ihtiyacı varken namaz yoktur.»
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılacak kişinin canının çekip aklının kalacağı durumlarda yemek hazırken namaz kılmasını yasaklamıştır.
Aynı şekilde büyük ve küçük tuvalet ihtiyacı kişiyi sıkıştırıp rahatsız ettiği durumlarda da namaz kılmayı yasaklamıştır.
Faydalar
- Kişinin namaza başlamadan önce kendisini namazda meşgul edecek şeylerden uzak durması gerekir.
Kaynakça
صحيح مسلم (1/ 393) (560).
شرح النووي على مسلم (5/ 46).
تيسير العلام شرح عمدة الأحكام، للبسام (ص96).
تنبيه الأفهام شرح عمدة الأحكام، لابن عثيمين (1/ 123).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن معاوية بن الحَكم السُّلَمي رضي الله عنه قال: بَيْنَا أنا أُصلِّي مع رسول الله صلى الله عليه وسلم ، إذ عَطَس رجُل من القوم، فقلت: يَرْحَمُكَ الله، فَرَمَانِي القوم بأبْصَارهم، فقلت: وَاثُكْلَ أُمِّيَاهْ، ما شَأنُكُم تنظرون إليَّ؟، فجعلوا يضربون بأيْدِيهم على أفْخَاذِهم، فلما رأيتهم يُصَمِّتُونَنِي لكنِّي سَكَتُّ، فلما صلَّى رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فَبِأَبِي هو وأمِّي، ما رأيت معَلِّما قَبْلَه ولا بَعده أحْسَن تَعليما منه، فوالله، ما كَهَرَنِي وَلَا ضَرَبني وَلَا شَتَمَنِي، قال: «إن هذه الصلاة لا يَصلح فيها شيء من كلام الناس، إنما هو التَّسبيح والتَّكبير وقراءة القرآن»، أو كما قال رسول الله صلى الله عليه وسلم قلت: يا رسول الله، إنِّي حديث عَهد بِجَاهلية، وقد جاء الله بالإسلام، وإن مِنَّا رجَالا يَأتون الكُهَّان، قال: «فلا تَأْتِهِم» قال: ومِنَّا رجَال يَتَطَيَّرُونَ، قال: ذَاك شَيء يَجِدونه في صُدورهم، فلا يَصُدَّنَّهُمْ -قال ابن الصَّبَّاحِ: فلا يَصُدَّنَّكُم- قال قلت: ومِنَّا رجال يَخُطُّونَ، قال: «كان نَبِي من الأنبياء يَخُطُّ، فمن وافق خَطَه فَذَاك»، قال: وكانت لي جَارية تَرعى غَنَما لي قِبَل أُحُدٍ والْجَوَّانِيَّةِ، فَاطَّلَعْتُ ذات يوم فإذا الذِّيب قد ذهب بِشَاة من غَنَمِهَا، وأنا رجُلٌ من بَني آدم، آسَف كما يَأْسَفُونَ؛ لكني صَكَكْتُهَا صَكَّة، فَأَتَيْت رسول الله صلى الله عليه وسلم فَعظَّم ذلك عليَّ، قلت: يا رسول الله أفلا أُعْتِقُهَا؟ قال: «ائْتِنِي بها»، فَأَتَيْتُهُ بها، فقال لها: «أَيْن الله؟» قالت: في السَّماء، قال: «من أنا؟»، قالت: أنت رسول الله، قال: «أَعْتِقْهَا، فَإِنها مُؤْمِنَةٌ».
Muaviye b. el-Hakem es-Sulemî -radıyallahu anh- dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte namaz kılarken cemaatten bir adam aksırdı. Ben de: Yerhamukallah, dedim.Cemaat bana ters ters baktı. Ben: Hay anamı kaybetseydim (ya da hay anam bensiz kalsaydı), bu haliniz ne, bana bakıp duruyorsunuz, dedim. Bu sefer elleriyle uyluklarına vurmaya başladılar. Onların beni susturmak istediklerini gördüm, ben de sustum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı kıldıktan sonra -babam anam ona feda olsun- ne ondan önce, ne ondan sonra daha güzel öğreten bir öğretmen görmedim. Allah'a yemim ederim ki beni ne azarladı, ne dövdü, ne de ağır söz söyledi. Sadece: «Şüphesiz bu namazda insanların sözünden bir şeyler söylemek onunla bağdaşmaz. Namazda sadece tesbih ve tekbir getirilir, Kur'an okunur.» buyurdu -ya da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in buyurduğu gibi- Ben: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben cahiliyeden henüz yeni kurtulmuş birisiyim. Allah, İslam'ı bize gönderdi. Bizden kâhinlere giden birtakım insanlar var, dedim. O: «Artık sen onlara gitme» buyurdu. Muaviye b. el-Hakem -radıyallahu anh- dedi ki: Aramızdan bazı hususları uğursuz sayan kimseler vardır, dedim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu onların kalplerinde hissettikleri bir şeydir. Bu hal onları -sakın alıkoymasın buyurdu. Muaviye -radıyallahu anh- dedi ki: Ben; bizden bazı kimeler de hat çiziyorlar dedim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Nebilerden bir nebi de hat çiziyordu, hattı onun hattına uygun düşen isabet etmiş olur.» buyurdu. Muaviye dedi ki: Benim bir cariyem vardı. Uhud ve Cevvâniye taraflarında koyunlarımı otlatırdı. Bir gün yanına gitmiştim de bir kurdun koyunlarımdam birisini alıp gitmiş olduğunu gördüm. Ben de bir insanım. İnsanlar nasıl üzülüyorsa ben de öyle üzülürüm. Dolayısıyla ona bir tokat indirdim. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gittim, bana bu işin büyük bir iş olduğunu söyledi. Ben, ey Allah'ın Rasûlü! O halde o cariyeyi azad edeyim mi? dedim. O: «Onu bana getir» buyurdu. Ben de cariyeyi yanına götürdüm. Ona: Allah nerededir? dedi. Cariye, semadadır dedi. Allah Rasûlü: «Ben kimim?» dedi. Cariye: Sen Allah'ın Rasûlü'sün, dedi. Allah Rasûlü (bana): «Ona hürriyetini ver, çünkü o bir müminedir» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Muaviye b. el-Hakem -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile cemaatle namaz kılarken yaşanan bir olayı haber vermektedir. Bir adam aksırıp Allah'a hamd eder. Muaviye -radıyallahu anh- asılda olduğu gibi hemen adama "Yerhamukallah" der. Onun böyle yapmasının sebebi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «İçinizden biri aksırırsa Elhamdulillah desin. Kardeşi de ya da arkadaşı ona Yerhamukallah desin» buyurmasıdır. (Muaviye) -radıyallahu anh- aksıran kimseye ''Yerhamukallah'' demenin namaz dışında söylenmesi gerektiğini bilmiyordu. Devamla şöyle anlatmaktadır: "Cemaat bana ters ters baktı, söz söylemeden susması için gözleriyle işaret ettiler. Ona, birini azarlarmış gibi baktılar. Ancak (Muaviye) -radıyallahu anh- bu şekilde davranmalarının sebebini anlamamıştı. Onlara ''Hay anamı kaybetseydim'' diyerek karşılık verdi. Neden böyle yapıyorsunuz? Durumunuz ve işiniz nedir. Bana neden bakıyorsunuz, yani neden bana kızgın bir şekilde bakıyorsunuz. Bu sefer elleriyle uyluklarına vurmaya başladılar. Onların kendisini susturmak istediklerini ve konuşmaması gerektiğini anladı ve sustu. ''Beni susturmak istediklerini anladım ve sustum'' Manası:Onların bana konuşmayı bırakıp susmamı emrettiklerini anladığım zaman, yaptığım şeyin çirkinliğinden dolayı cahaletime şaşırdım. Bana karşı aşırı tepkileri sebebiyle onlarla tartışmak istedim. Lakin onlara uymak için sustum. Çünkü onlar benden daha bilgililerdi" Kızgınlığımın gereğini yapmadım ve sebebini de sormadım. ’’Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- namazı kılınca’’ yani namazı bitirdiği zaman ‘’Babam anam ona feda olsun’’ Yani babamı ve anamı ona feda edeyim, bu yemin değildir, ancak bu onun yerine baba ve annenin feda edilmesidir. ’’Ne ondan önce ne de ondan sonra daha güzel öğreten bir öğretmen görmedim. Çünkü Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onu azarlamadı ve sert davranmadı bilakis bu konudaki şeri hükmü kabule ve boyun eğmeye en uygun bir yolla açıkladı.’’Allah’a yemin olsun ki beni azarlamadı’’ Yani beni azarlamadı ve bana ağır sözler söylemedi. ’’Bana vurmadı’’ Beni yaptığım yanlışlıktan dolayı döverek edeplendirmedi. ’’Bana sövmedi’’; bana ağır sözler söylemedi bilakis bana şeri hükmü yumuşak bir şekilde açıkladı. Bana şöyle buyurdu: «Şüphesiz bu namazda insanların sözünden bir şeyler söylemek namazla bağdaşmaz. Namazda sadece tesbih ve tekbir getirilir, Kur’an okunur» Yani; namazda insanların birbirleriyle konuştukları gibi konuşmaları caiz değildir. İslam’ın ilk başında namazda konuşuyorlardı. Fakat daha sonra bu nesh edildi yani bunun hükmü değiştirildi. Namazda olacak olan, tesbih ve tekbir getirmek, Kur’an okumaktır. ‘’Ey Allah’ın Rasûlü dedim. Ben cahiliyyeden henüz yeni kurtulmuş birisiyim." Cahiliyyet; İslam dinin gelmesinden önceki dönem için kullanılır. Bu isimle isimlendirilmelerinin sebebi de, çokça cahil olmaları ve nasıl hareket edeceklerini bilmemelerinden dolayıdır. ’’Allah, İslam’ı bize gönderdi’’. Yani; küfürden İslam’a geçtim, henüz dini hükümleri bilmiyorum.’’Bizden kâhinlere giden birtakım insanlar var." Yani; arkadaşlarından kâhinlere gidip onlara gelecekte olacak işlerle alakalı soru soranlar var. "Artık sen onlara gitme’’ dedi. Kâhinlere gitmekten yasak edilme sebebi şudur; çünkü onlar bilinmeyen işler hakkında konuşuyorlar, söyledikleri bazen isabetli oluyor. İnsanlar için bunun fitnesinden korkmuştur. Çünkü onlar din konusunda insanlar üzerinde karışıklığa sebep oluyorlar. Kâhinlere gitmekten ve onların söylediklerinde onları tasdik etmekten yasaklayan hadisler vardır. Bir de onlara verilen paranın haram olduğu hakkında sahih hadisler de vardır.(Muaviye b. El-Hakem) Dedi ki: "Aramızdan tetayyur yapanlar var’’ Tetayyur, görünen yahut işitilen bir şeyi ya da zamanı yahut mekânı uğursuzluk sebebi saymaktır. Araplar uğursuzluk saymaları ile tanınan kimselerdir. Hatta bir insan hayırlı bir şey yapmak ister de sonra kuşun sağa ya da sola gittiğini gördüğünde bunun onların indindeki anlamına göre yapmak istediği bu işten uğursuzluk sebebi ile geri dururdu. Onlardan bazıları duyduğu bir sesi ya da gördüğü bir kimseyi uğursuz sayardı. Nikâh konusunda şevval ayını uğursuz sayanlar vardı. Çarşamba gününü ve safer ayını uğursuz sayanlar da vardı. Bütün bunlar insanın aklına, düşüncesine ve yaşantısına zararı olması sebebiyle şeriatın batıl saydığı şeylerdir. İnsanın bu işlerle ilgilenmemesi ve Allah’a tevekkülün ta kendisidir. " Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- dedi ki: «Bu onların kalplerinde hissettikleri bir şeydir. Bu hal onları sakın alıkoymasın» Uğursuzluk kendi nefislerinde buldukları kaçınılmaz bir şeydir. Bu yüzden onlar kınanmazlar. Çünkü o sonradan kazanılmış bir şey değildir. Bundan dolayı sorumlulukları yoktur. Lakin bu uğursuzluk sebebiyle işlerinde tasarrufta bulunmaktan geri durmasınlar. Bu güçlerinin yettiği ve sonradan kazanılan bir şeydir ve bundan sorumlu olurlar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onları uğursuz sayarak amel etmekten ve yine uğursuzluk sebebiyle amel etmemekten yasakladı. Uğursuzluğu yasaklayan hadisler ortadadır. Tetayyur, burada insanın nefsinde meydana gelen düşünce değildir. Hadiste geçen tetayyur; uğursuzluğun gereği olarak amel etmeme şeklindeki tezahur eden şeydir ve amel edilen uğursuzluğa hamledilir. (Muâviye) dedi ki: Ben, bizden bazı kimseler de hat çiziyorlar dedim. Araplar'da hat şudur: Bir adam kâhine gelir ve bu kâhinin yanında bir genç vardır. Ona kum üzerine çokça hat çizmesini emreder. Sonra da o gence bu hatlardan ikişer ikişer çizmesini emreder. Sonra da en son kalan hatlara bakar. Eğer kalan iki hat ise bu felahın ve zaferin delilidir. Eğer kalan hat bir tane ise bu da hüsranın ve umutsuzluğun delilidir. Allah Rasûlü: «Nebilerden bir Nebi de hat çiziyordu.» Kuma hat çizerek işleri bu çizgiler vesilesiyle feraset ile biliyordu. Onun İdris ya da Dânyâl –aleyhimesselâm- olduğu söylenmiştir. Ancak bizim bu uygunluğu, yakini bir ilim ile bilmemiz için bir yol yoktur. O yüzden bunu yapmak mübah olmaz. Kast edilen çizgi (çizerek kahinlik yapmak) haramdır. Çünkü bu uygunluğu yakini bir bilgi olmadan bilemeyiz. Bizim için de bu konuda yakini bir bilgi yoktur. Şu ihtimal de olabilir: Bu bizim şeriatımızda nesh olmuştur. Bir ihtimal de şu olabilir: Çizgi çizerek bilgi vermek o peygamberin ilmi olup onunla beraber kesilmiştir. Biz de bunu yapmaktan nehyolunduk. Bu hadis insanların yaptığı kum üzerine çizgi çizerek kehanette bulunma ilminin batıl ve fasit olduğuna delalet ettiği gibi, çizgi çizerek kahinlik yapma ilminin caiz olduğuna değil haram olduğuna delalet eder. Çünkü uygunluk bu ilmi bilmeyi gerektirmektedir. Bu ilmi bilmekte iki yoldan birini bilerek olur: Birincisi: Bu ilmin mahiyetini bildiren açık,doğru bir nas ile olması. İkincisi: O peygamber zamanından Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanına kadar tevatür ile bir nakil olması gerekir. Bu iki yol da geçersizdir. Burada bilinmesi gereken şudur ki; peygamberler gaybı bildiklerini iddia etmezler. İnsanlara da kendilerinin gaybı bildiklerini söylemezler. İnsanlara gayb ile alakalı konularda haber vermiş oldukları bilgiler ancak Allah’ın onlara vahiy yoluyla haber vermesidir. Bu haberi kendi nefislerine nispet etmezler. Allah Teâlâ’nın şu ayetinde buyurduğu gibi: "O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz. Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O,bunun önünden ve ardından gözcüler salar." (Cin Sûresi 26 ve 27. Ayetler) Çünkü gayb Allah’ın kendine has kıldığı bir ilimdir. Kim kendisinin bu ilmi bildiğini iddia ediyorsa, ancak Rabliğe has bazı hususiyetleri de iddia etmiş olur. Bunu da kehanet işiyle uğraşanlar yapmaktadırlar. Bu şekilde gaipten haber verenlerin değerli Peygamberimizin onlara bu ilmi öğrettiğini iddia etmelerinin yalan olduğu da ortaya çıkmış oldu. (Muâviye -radıyallahu anh-) dedi ki: "Benim bir cariyem vardı. Uhud ve Cevvâniye taraflarında koyunlarımı otlatırdı." Yani; onun Uhud Dağı'na yakın bir yerde koyunlarını otlatan bir cariyesi vardı. ’’Bir gün yanına gitmiştim de bir kurdun koyunlarımdan birisini alıp gitmiş olduğunu gördüm.’’ Yani; kurdun koyunlarından bir koyun avladığını anladı. Koyunlar onundur, ancak (Muaviye b. El-Hakem’in) o cariyenin koyunlarından demesi, otlattığı, ilgilendiği koyunlar demek istiyor. Ben de âdemoğullarından bir kişiyim, onlar nasıl üzülüyorlarsa ben de öyle üzülüyorum. Esef, kızgınlık demektir. Manası: Ben cariyeye kurdun koyunlardan bir koyun yemesi sebebiyle kızdım. Ona kızgınlığımın gereği olarak çok sert bir şekilde vurmak istedim. "Ancak ben ona bir tokat attım’’ yani kızgınlığım gereğini yapmadım. Sadece bir tokat atmakla yetindim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldim ve O da bana bu işin büyük bir iş olduğunu söyledi. Cariyeye tokat attıktan sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek bu kıssayı haber verdi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- de cariyeye atılan bu tokadın büyük bir iş olarak gördü. Muâviye b. el-Hakem es-Sulemî –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in onun yaptığı şeyden etkilendiğini görünce kendi kendine düşündü, dedi ki: " Ey Allah’ın Rasûlü o halde o cariyeyi azad edeyim mi?" Yani; ona vurmamın neticesinde onu kölelikten hürriyetine kavuşturayım mı? O: «Onu bana getir» buyurdu. Ben de cariyeyi yanına götürdüm. Ona: «Allah nerededir?» dedi. Yani, kemâl sıfatlarıyla vasfedilmiş kulluğu hak eden mabud nerededir. Başka bir rivayette: «Rabbin nerededir?» Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu soru ile cariyenin tevhid ehli olduğunu onaylamak istedi. Onunla maksadını bildirecek şekilde konuştu. Tevhid ehlinin alameti Allah’ın semanın üzerinde olmasıdır. Cariye dedi ki: ’’Semadadır’’ gökyüzünde olmasının manası; yükseklik, muhakkak ki Allah -Subhânehu ve Teâlâ- her şeyin üzerinde mahlûkatın tavanı olan Arş'ının üzerindedir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben kimim?» dedi. Cariye: Sen Allah’ın Rasûlüsün, dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- (bana): «Ona hürriyetini ver, çünkü o bir müminedir» buyurdu. Cariye Allah Teâlâ’nın yüceliği, yüksekliğine ve Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in peygamberliğine şahitlik edince onun azad edilmesini emretti. Çünkü bu onun imanına ve itikadının doğruluğuna delildir.
Kaynakça
صحيح مسلم، مسلم بن الحجاج القشيري النيسابوري، تحقيق محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت، الطبعة: 1423هـ.
معالم السنن (شرح سنن أبي داود)، أبو سليمان حمد بن محمد المعروف بالخطابي، الناشر: المطبعة العلمية، حلب، الطبعة: الأولى 1351هـ، 1932م.
إكمال المعلم بفوائد مسلم، عياض بن موسى اليحصبي السبتي، المحقق: يحيى إسماعيل، الناشر: دار الوفاء للطباعة والنشر والتوزيع، مصر، الطبعة: الأولى، 1419هـ، 1998م.
المنهاج شرح صحيح مسلم بن الحجاج، أبو زكريا محيي الدين النووي، دار إحياء التراث العربي، بيروت، الطبعة: الثانية 1392هـ.
شرح سنن أبي داود، محمود بن أحمد بدر الدين العيني، تحقيق: خالد بن إبراهيم المصري، الناشر: مكتبة الرشد، الرياض، الطبعة: الأولى، 1420 هـ،1999م.
مرقاة المفاتيح، علي بن سلطان القاري ، دار الفكر، بيروت، لبنان، الطبعة: الأولى 1422هـ، 2002م.
شرح سنن أبي داود، عبد المحسن بن حمد بن عبد المحسن العباد، نسخة الإلكترونية.
كنوز رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، كنوز إشبيليا، الرياض، الطبعة: الأولى1430هـ، 2009م.
التنجيم والمنجمون وحكم ذلك في الإسلام، عبد المجيد بن سالم المشعبي، الناشر: أضواء السلف، الرياض، المملكة العربية السعودية، الطبعة: الطبعة: الثانية 1419هـ، 1998م.
توضيح الأحكام شرح بلوغ المرام، عبد الله بن عبد الرحمن البسام، مكتبة الأسدي، مكة المكرمة، الطبعة الخامِسَة، 1423هـ، 2003 م.
تسهيل الإلمام بفقه الأحاديث من بلوغ المرام، صالح بن فوزان بن عبد الله الفوزان، اعتنى بإخراجه عبدالسلام بن عبد الله السليمان، الرسالة، بيروت، الطبعة: الأولى 1427هـ، 2006م.
فتح ذي الجلال والإكرام شرح بلوغ المرام، محمد بن صالح العثيمين، تحقيق: صبحي بن محمد رمضان، وأم إسراء بنت عرفة، المكتبة الإسلامية، الطبعة: الأولى 1427هـ.
القول المفيد على كتاب التوحيد، محمد بن صالح العثيمين، دار ابن الجوزي، المملكة العربية السعودية, الطبعة: الثانية 1424هـ.
رياض الصالحين، للنووي، تحقيق: ماهر ياسين الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، الطبعة: الأولى 1428هـ.
معجم اللغة العربية المعاصرة، أحمد مختار عبد الحميد عمر بمساعدة فريق عمل، الناشر: عالم الكتب، الطبعة: الأولى 1429هـ، 2008م.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي هريرة رضي الله عنه ، قال: «نهى النبي صلى الله عليه وسلم أن يصلي الرَّجُلُ مُخْتَصِرًا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh'tan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamın ellerini beline koyarak namaz kılmasını yasakladı.''
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kişinin elini beline koyarak namaz kılmasını yasakladı.
Kaynakça
توضيح الأحكام مِن بلوغ المرام، لعبد الله بن عبد الرحمن بن صالح البسام، ط5، مكتبة الأسدي، مكة المكرّمة، 1423 هـ.
صحيح البخاري، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر، ط1، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422هـ.
صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت، 1423 هـ.
منحة العلام في شرح بلوغ المرام، لعبد الله بن صالح الفوزان، ط1، دار ابن الجوزي، 1432 هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن عائشة رضي الله عنها أنها كانت تكره أن يجعل يده في خَاصِرَتِهِ، وتقول: إن اليهود تفعله.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre O, -radıyallahu anhâ-,namaz kılan kimsenin elini beline koymasını kerih görüyor ve "muhakkaki yahudiler böyle yapıyorlar." diyordu.
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Hadis-i şerif, Âişe -radıyallahu anha-'nın namaz kılan kimsenin namaz kıldığı esnada elini beline koymasını kerih gördüğünü açıklamakta ve bunun sebebinin Yahudiler'in böyle yapmaları olduğunu beyan etmektedir.
Kaynakça
توضيح الأحكام شرح بلوغ المرام، عبد الله بن عبد الرحمن البسام، مكتبة الأسدي، مكة المكرمة، الطبعة الخامِسَة، 1423هـ، 2003م.
منحة العلام في شرح بلوغ المرام، عبد الله صالح الفوزان، دار ابن الجوزي، الطبعة: الأولى 1428هـ، 1432هـ.
صحيح البخاري، محمد بن إسماعيل البخاري الجعفي، تحقيق: محمد زهير الناصر، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى 1422هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي ذر رضي الله عنه مرفوعًا: «إذا قام أَحَدُكُمْ إلى الصلاة؛ فإنَّ الرَّحمة تُوَاجِهُهُ، فلا يَمْسَح الحَصَى».
وعن معيقيب رضي الله عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: في الرجل يُسَوِّي التُّراب حيث يسجُد، قال: «إِنْ كُنْت فاعِلا فَوَاحِدة».
Ebû Zerr -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «Sizden biriniz namaz kılmak için kalktığı zaman, çakıl taşını ellemesin. Çünkü rahmet onun karşısındadır (rahmet ona yönelir).» Muaykîb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, secde edeceği yerdeki toprağı eliyle düzelten bir kimsenin durumu hakkında: «Bir daha böyle toprak düzleyecek olursan elinle bir defa dokun.»
Buhârî rivayet etmiştir.DereceSahih Hadis
Açıklama
Ebû Zer hadisinde; «Sizden birirniz namaza durduğu zaman» Namaza başladığı zaman, iftitah (başlangıç) tekbirinden önce yasak değildir. Ancak şu sözündeki yasağa gelince; «Çakıl taşına dokunmasın» Namazı bırakıp en basit bir şeye dahi dönmesin. Namaza yönelmeyi kesecek hiç bir şeye dönmesin. Namaza yönelmesinden dolayı elde edeceği rahmeti kaçırmasın. Bu secde edilecek yeri düzeltmek için olmadığı zamandır. Zaruret gereği bir kere secde edilecek yeri düzeltmek caizdir. Hasâ, küçük taşlara denir. Bu da bilinen bir şeydir. Çakıl taşı denmesi genellikle o türden taşlar olduğu içindir. Mescitlerinin döşemesi genellikle çakıl taşıydı. Bu meselede çakıl taşı ile toprak ve kum arasında bir fark yoktur. Muaykîb hadisinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- secde edeceği yerdeki toprağı eliyle düzelten bir kimsenin durumu hakkında:Şöyle buyurmuştur: «Bir daha böyle toprak düzleyecek olursan elinle bir defa dokun.».Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- adama şöyle buyurdu: «Eğer bunu yapacaksan» yani eğer bunu yapmaya ihtiyacın varsa bir kez yap (yani elinle toprağı bir kez düzelt, daha çok yapma). Çakıl taşına dokunmak mekruh görülür. Ancak çakıl taşının yüksekliği ve alçaklığı secde etme imkanı vermiyorsa, alnın farz olan miktar kadar yere değebilmesi için bir kez yahut iki kez düzeltir. Çünkü bu konuda iki rivayet vardır: Birinde: «Bir kere düzeltir» Diğer rivayette iki kere düzeltir, şeklinde gelmiştir. İki rivayetin en açık olanı bir kere düzeltip daha fazlasını yapmamasıdır. Şu sözündeki yasaklanmanın sebebine gelince, «Muhakkak ki rahmet onun karşısındadır (ona doğru yönelir)» Ona rahmet iniyor ve ona yöneliyor. Bu yasaklanmanın sebebidir. Akıllı bir kişiye o büyük nimeti bu basit ve değersiz bir fiille karşılamak uygun olmaz. Bunu et-Tıbî söylemiştir. Şevkânî de şöyle demiştir: Bu sebep gösterme çakıl taşına dokunmanın yasaklanmasındaki hikmetin, taşların onu oyalayarak kendisine doğru yönelen rahmetten alıkoymaması, onun düşüncesini meşgul etmemesi ve bu şekilde nasibinin kaçmaması içindir.
Kaynakça
سنن أبي داود، سليمان بن الأشعث أبوداود، دار الفكر، تحقيق : محمد محيي الدين عبد الحميد.
سنن ابن ماجه، ابن ماجه محمد بن يزيد القزويني، تعليق: محمود خليل، مكتبة أبي المعاطي.
المجتبى من السنن ( السنن الصغرى )، أحمد بن شعيب النسائي، تحقيق: عبد الفتاح أبو غدة، مكتب المطبوعات الإسلامية، حلب، الطبعة: الثانية 1406هـ، 1986م.
سنن الدارمي، تحقيق: حسين سليم أسد الداراني، دار المغني للنشر والتوزيع، المملكة العربية السعودية، الطبعة: الأولى 1412هـ، 2000م.
سنن الترمذي، محمد بن عيسى الترمذي، تحقيق: بشار عواد معروف، دار الغرب الإسلامي، بيروت.
صحيح البخاري، محمد بن إسماعيل البخاري الجعفي، تحقيق: محمد زهير الناصر، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى 1422هـ.
صحيح مسلم، مسلم بن الحجاج القشيري النيسابوري، تحقيق محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت، الطبعة: 1423هـ.
مسند الإمام أحمد بن حنبل، أحمد بن حنبل أبو عبدالله الشيباني، تحقيق أبو المعاطي النوري، عالم الكتب.
توضيح الأحكام شرح بلوغ المرام، عبد الله بن عبد الرحمن البسام، مكتبة الأسدي، مكة المكرمة، الطبعة الخامِسَة، 1423هـ، 2003 م.
منحة العلام في شرح بلوغ المرام، عبد الله صالح الفوزان، دار ابن الجوزي، الطبعة: الأولى 1428هـ، 1432هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن عائشة رضي الله عنها قالت: سَألتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الالتِفَات في الصلاة؟ فقال: «هو اخْتِلاس يَختَلِسُهُ الشَّيطان من صلاة العَبْد».
Âişe -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e namazda başı sağa sola çevirmenin hükmünü sordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu, kulun namazından bir miktarını şeytanın kapıp aşırmasıdır.» buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Âişe -radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e namazda başı sağa sola çevirmenin namaza zarar verip tesir eder mi? diye sordu. Nebi -aleyhisselam-, ona bu şeyin, kulun namazından bir miktarını şeytanın hızlı ve gizli bir şekilde namaza halel getirmek ve sevabını eksiltmek için kapıp aşırması olduğunu zikretti. el-Muğnî, Keşşâfu'l-Kınâ', Subulû's-Selâm, Tevdîhu'l-Ahkâm,Teshîlu'l-İlmâm, Minhatu'l-Allâm.
Kaynakça
صحيح البخاري، تأليف: محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق: محمد زهير الناصر، الناشر: دار طوق النجاة الطبعة: الأولى، 1422هـ.
سبل السلام شرح بلوغ المرام، تأليف: محمد بن إسماعيل بن صلاح الصنعاني، الناشر: دار الحديث الطبعة: بدون طبعة وبدون تاريخ.
المغني، تأليف: أبي محمد موفق الدين عبد الله بن أحمد بن محمد، الشهير بابن قدامة المقدسي، الناشر: مكتبة القاهرة، الطبعة: بدون طبعة.
كشاف القناع عن متن الإقناع، تأليف: منصور بن يونس بن صلاح الدين البهوتي الحنبلي، الناشر: دار الكتب العلمية.
توضيح الأحكام مِن بلوغ المرام، تأليف: عبد الله بن عبد الرحمن بن صالح البسام، الناشر: مكتبة الأسدي، مكة المكرّمة الطبعة: الخامِسَة، 1423 هـ - 2003 م.
تسهيل الإلمام بفقه الأحاديث من بلوغ المرام، تأليف: صالح بن فوزان بن عبد الله الفوزان، الطبعة: الأولى، 1427هـ -2006 م.
فتح ذي الجلال والإكرام، شرح بلوغ المرام، تأليف: محمد بن صالح بن محمد العثيمين، الناشر: المكتبة الإسلامية، تحقيق: صبحي بن محمد رمضان، وأُم إسراء بنت عرفة.
منحة العلام في شرح بلوغ المرام، تأليف: عبد الله بن صالح الفوزان، الناشر: دار ابن الجوزي، الطبعة: الأولى، 1427 هــ 1431هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أنس بن مالك رضي الله عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم رأى نُخْامَة في القِبْلَة، فَشَقَّ ذلك عليه حتى رُئِي في وجْهِه، فقام فَحَكَّه بِيَده، فقال: «إن أحدكم إذا قام في صلاته فإنه يُنَاجِي رَبَّه، أو إن رَبَّه بينه وبين القِبْلَة، فلا يَبْزُقَنَّ أحدُكم قِبَل قِبْلتِه، ولكن عن يَسَاره أو تحت قَدَمَيه» ثم أخذ طَرف رِدَائِه، فَبَصَقَ فيه ثم ردَّ بَعْضَهُ على بعض، فقال: «أو يفعل هكذا».
Enes -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kıble yönünde (duvarda) tükürük gördü. Bu kendisine o kadar ağır geldi ki, üzüldüğü yüzünden besbelli oldu. Kalktı ve eliyle onu kazıdı. Sonra şöyle buyurdu: «Herbiriniz namazına durduğu vakit şüphesiz Rabb'ı ile münâcât eder yâhud Rabb'ı kendisi ile kıblesi arasındadır. O hâlde hiçbiriniz kıblesine doğru tükürmesin. (Şayet tükürmeye mecbur kalırsa) ya sol tarafına veya ayaklarının altına tükürsün.» Bunu söyledikten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ridâsının kenarını tutup içine tükürdü, sonra bir kısmını diğeri üzerine dürerek: «Yâhut işte böyle yapar.» buyurdu.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıble duvarında tükürük gördü. Bu kendisine o kadar ağır geldi ki, üzüldüğü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüzünden besbelli oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisi kalkıp ümmetine öğretmek, Rabbi -Celle Celâluhu-'ya karşı tevazusu ve O'nun evine olan sevgisi sebebiyle mübarek eliyle tükrüğü izale etti. Sonra eğer bir kul namaza durursa kul, duası,zikri, Kur'an okuması ile Rabbine münacaat eder. Bu makamda yapması gereken namazında huşulu olması, münacaat ettiği varlığın yüceliğini düşünmesi ve kalbiyle ona yönelmesi ve Allah Teâlâ'ya karşı edepsizlik yapmaktan uzak durması, kıble tarafına doğru tükürmemesi gerektiğidir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılan kimsenin bu durumda ne yapması gerektiğini göstermiştir ki, bu da tükürmek zorunda kalan kimsenin sol tarafına ya da sol ayağının altına yahut da elbisesine ve benzeri şeylere tükürmesi şeklinde olacaktır. Elbisesine bulaşanı ortadan kaldırmak için elbisenin bir tarafını diğer tarafıyla kazıyacaktır. Namaz kılan kişinin Allah Teâlâ gökyüzünde ve arşının üzerinde olmasına rağmen O'nun ile karşılaşmasını, O'na doğru yöneldiğini düşünmesi gerekir. O namaz kılan kişinin önündedir. Çünkü O her şeyi kuşatandır. "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (Şura Suresi 11) Bu; Allah'ın, insanlarla beraber olması ya da namaz kılan kimsenin kıldığı mekanda bulunması manasına gelmez. Allah Teâlâ bunlardan münezzehtir. Allah Teâlâ namaz kılan kişiye yakındır. Dua eden kişiye de kendi yüceliğine yaraşır bir şekilde yakındır. Yaratılmışın yaratılmışa yakınlığı gibi değildir. Ancak bu yakınlık yaratan celle ve alânın yarattığına yakınlığıdır. Bunun örneği yaratmasındadır, en güzel örnek Allah'a aittir. Güneş senin üzerindedir, bununla beraber doğarken ve batarken önündedir.
Kaynakça
صحيح البخاري، تأليف: محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق: محمد زهير الناصر، الناشر: دار طوق النجاة الطبعة: الأولى، 1422هـ.
صحيح مسلم، تأليف: مسلم بن الحجاج النيسابوري، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.
معجم لغة الفقهاء، تأليف: محمد رواس قلعجي - حامد صادق قنيبي، الناشر: دار النفائس للطباعة والنشر والتوزيع، الطبعة: الثانية، 1408 هـ - 1988م.
مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، تأليف: علي بن سلطان القاري، الناشر: دار الفكر، الطبعة: الأولى، 1422هـ.
سبل السلام شرح بلوغ المرام، تأليف: محمد بن إسماعيل بن صلاح الصنعاني، الناشر: دار الحديث الطبعة: بدون طبعة وبدون تاريخ.
مرعاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، تأليف: عبيد الله بن محمد المباركفوري، الناشر: إدارة البحوث العلمية والدعوة والإفتاء، الطبعة: الثالثة - 1404 هـ.
توضيح الأحكام مِن بلوغ المرام، تأليف: عبد الله بن عبد الرحمن بن صالح البسام، الناشر: مكتبة الأسدي، مكة المكرّمة الطبعة: الخامِسَة، 1423 هـ - 2003 م.
تسهيل الإلمام بفقه الأحاديث من بلوغ المرام، تأليف: صالح بن فوزان بن عبد الله الفوزان، الطبعة: الأولى، 1427 هـ _ 2006 م.
فتح ذي الجلال والإكرام، شرح بلوغ المرام، تأليف: محمد بن صالح بن محمد العثيمين، الناشر: المكتبة الإسلامية، تحقيق: صبحي بن محمد رمضان، وأُم إسراء بنت عرفة.
شرح رياض الصالحين، تأليف: محمد بن صالح العثيمين، الناشر: دار الوطن للنشر، الطبعة: 1426هـ.
منحة العلام في شرح بلوغ المرام، تأليف: عبد الله بن صالح الفوزان، الناشر: دار ابن الجوزي، الطبعة الأولى ، 1427 هـ ـ 1431هـ.
بهجة الناظرين، تأليف: سليم بن عيد الهلالي، الناشر: دار ابن الجوزي، سنة النشر: 1418 هـ- 1997م.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَن أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَرْفَعُونَ أَبْصَارَهُمْ إِلَى السَّمَاءِ فِي صَلاَتِهِمْ»، فَاشْتَدَّ قَوْلُهُ فِي ذَلِكَ، حَتَّى قَالَ: «لَيَنْتَهُنَّ عَنْ ذَلِكَ أَوْ لَتُخْطَفَنَّ أَبْصَارُهُمْ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bazı kimselere ne oluyor ki, namazlarında gözlerini gökyüzüne dikiyorlar?» Sonra sözünü daha da şiddetlendirdi ve; «Ya bundan vazgeçerler, ya da gözlerinin nuru alınır da kör olurlar.»
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, namaz kılarken veya başka bir şekilde gözlerini göğe kaldıranları uyarmıştır. Daha sonra bu davranışı yapanlara yönelik uyarısını ve tehdidini daha da şiddetlendirmiş; gözlerinin ansızın alınmasından, yani görme nimetini bir anda kaybetmelerinden endişe ettiğini bildirmiştir. Öyle ki, onlar farkına bile varmadan gözleri alınmış ve görme nimetini yitirmiş olabilirler.
Faydalar
- Bu olay, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- davetteki güzel üslubunu ve hakkı açıklamadaki hikmetini göstermektedir. Çünkü hatayı yapan kişiyi açıkça teşhir etmemiştir. Zira asıl amaç hakkı ortaya koymak ve açıklamaktır; bu da gerçekleşmiştir. Ayrıca bu yöntem, hatayı yapan kimsenin kusurunu örtmeye daha uygundur ve nasihatin kabul edilmesine de daha çok vesile olur.
- Bu hadis, namaz sırasında gözleri göğe kaldırmanın kesin olarak yasaklandığını ve bunu yapanlar için ağır bir tehdidin söz konusu olduğunu göstermektedir.
- Avnü'l-Ma'bûd adlı eserde şöyle demiştir: Bunun (yasaklanmasının) gerekçesi şudur: Kişi gözünü göğe diktiğinde, kıble yönünden dışarı çıkmış; hem kıbleden hem de namazın (gerektirdiği huşû ve) heyetinden yüz çevirmiş olur.
- Gözleri yukarı kaldırmak, namazda olması gereken huşuya aykırıdır.
- Namazın önemi ve namaz kılanın, namaz sırasında Allah -Azze ve Celle-'ye karşı kusursuz bir ahlak sergilemesinin gerekliliği ifade edilmiştir.
Kaynakça
صحيح البخاري (1/ 150) (750).
كشاف القناع عن متن الإقناع، لمنصور بن يونس البهوتي (2/ 404).
توضيح الأحكام شرح بلوغ المرام، لعبد الله البسام (2/ 101).
فتح ذي الجلال والإكرام شرح بلوغ المرام، لابن عثيمين (1/ 587).
منار القاري شرح مختصر صحيح البخاري، لحمزة قاسم (2/ 159).
Bu hadis HadeethEnc.com’daBuradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com