عن عبد الله بن عباس رضي الله عنه قال: «شَهِد عِندِي رِجَال مَرْضِيُون - وأَرْضَاهُم عِندِي عُمر- أنَّ النَبِي صلى الله عليه وسلم نَهَى عن الصَّلاة بَعد الصُّبح حتَّى تَطلُعَ الشَّمسُ، وبعد العصر حتَّى تَغرُب».
وعن أبي سعيد رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال: «لا صَلاَة بعد الصُّبح حتَّى تَرتَفِعَ الشَّمسُ، ولا صَلاَة بعد العَصرِ حتَّى تَغِيبَ الشَّمس».
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Doğruluklarında ve dinlerinde şüphe olmayan kimseler -benim nazarımda Ömer, onların içinde en doğru olanıdır- bana şöyle haber verdiler: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar namaz kılmayı yasakladı. Ebû Said el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Güneş (doğduktan sonra bir mızrak boyu) yükselinceye kadar sabah namazından sonra namaz yoktur (kılınmaz). Güneş batıncaya kadar ikindi namazından sonra namaz yoktur (kılınmaz).»
Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dirDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu iki hadiste, sabah namazından sonra güneş doğup, ufukta bir mızrak boyu kadar yükseldiği gözle görülene kadar namaz kılmayı yasaklamıştır. Bu birkaç dakika ile takdir edilir. Alimlerin görüşleri 5 ile 15 dakika arasında sınırlandırdıkları görülmektedir. Aynı zamanda güneş batana kadar da ikindi namazından sonra namaz kılmayı yasaklamıştır. Yani akşam ezanından bir kaç dakika öncesine kadardır. Çünkü bu iki vakitte kılınan namazda güneşin doğuşu ve batışı esnasında ona ibadet eden müşriklere benzeme vardır. Şüphesiz ki onların ibadetlerine benzemekten men edilmişizdir. Çünkü kim bir kavme benzerse o, onlardandır.
Kaynakça
الإلمام بشرح عمدة الأحكام لإسماعيل الأنصاري، ط1، دار الفكر، دمشق، 1381ه.
تيسير العلام شرح عمدة الأحكام للبسام، حققه وعلق عليه وخرج أحاديثه وصنع فهارسه: محمد صبحي بن حسن حلاق، ط10، مكتبة الصحابة، الإمارات - مكتبة التابعين، القاهرة، 1426 هـ.
تنبيه الأفهام شرح عمدة لأحكام لابن عثيمين، ط1، مكتبة الصحابة، الإمارات، 1426ه.
عمدة الأحكام من كلام خير الأنام صلى الله عليه وسلم لعبد الغني المقدسي، دراسة وتحقيق: محمود الأرناؤوط، مراجعة وتقديم: عبد القادر الأرناؤوط، ط2، دار الثقافة العربية، دمشق ، بيروت، مؤسسة قرطبة، 1408 هـ.
صحيح البخاري، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر، ط1، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422ه.
صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت، 1423 هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن عمرو بن عَبَسة رضي الله عنه قال: كنت وأنا في الجاهلية أظن أن الناس على ضَلالة، وأنهم لَيْسُوا على شيء، وهم يَعبدون الأوثان، فسمعت برجل بمكة يُخبر أخبارًا، فَقَعَدتُ على راحلتي، فقدِمتُ عليه، فإذا رسول الله صلى الله عليه وسلم مُسْتَخْفِيًا ، جُرَءآءٌ عليه قومه، فتَلطَّفتُ حتى دخلت عليه بمكة، فقلت له: ما أنت؟ قال: «أنا نَبيٌّ» قلت: وما نَبِيٌّ؟ قال: «أرسلني الله» قلت: وبِأَيِّ شيء أرسلك؟ قال: «أرسلني بصلة الأرحام، وكسر الأوثان، وأن يُوَحَّد الله لا يُشرك به شيءٌ»، قلت: فمن معك على هذا؟ قال: «حُرٌّ وعَبْدٌ»، ومعه يومئذ أبو بكر وبلال رضي الله عنهما ، قلت: إني مُتَّبِعُكَ، قال: «إنك لن تستطيع ذلك يَوْمَك هذا، ألا ترى حالي وحال الناس؟ ولكن ارجع إلى أهلك، فإذا سمعت بِي قد ظهرت فأتني». قال: فذهبت إلى أهلي، وقدم رسول الله صلى الله عليه وسلم المدينة حتى قدم نَفرٌ من أهلي المدينة، فقلت: ما فعل هذا الرجل الذي قَدِم المدينة؟ فقالوا: الناس إليه سِرَاعٌ، وقد أراد قومُه قتلَه، فلم يستطيعوا ذلك، فقدمت المدينة، فدخلت عليه، فقلت: يا رسول الله أَتَعْرِفُني؟ قال: «نعم، أنت الذي لَقَيْتَنِي بمكة» قال: فقلت: يا رسول الله، أخبرني عما عَلَّمَك الله وأَجْهَلُهُ، أخبرني عن الصلاة؟ قال: «صَلِّ صلاةَ الصبح، ثم اقْصُرْ عن الصلاة حتى ترتفع الشمس قِيْدَ رمح، فإنها تَطْلُعُ حين تَطلُعُ بين قرني شيطان، وحينئذ يَسجدُ لها الكفار، ثم صلِ فإن الصلاة مشهُودةٌ محضُورةٌ حتى يَسْتَقِلَّ الظِّلُ بالرُّمْح، ثم اقْصُرْ عن الصلاة، فإنه حينئذ تُسْجَرُ جهنم، فإذا أقبل الفيء فَصَلِّ، فإن الصلاة مشهُودةٌ محضُورةٌ حتى تُصلي العصر، ثم اقْصُرْ عن الصلاة حتى تغرب الشمس، فإنها تَغْرُبُ بين قَرْنَيْ شيطان، وحينئذ يسجدُ لها الكفار» قال: فقلت: يا نبي الله، فالوضوء حدثني عنه؟ فقال: «ما مِنكم رجلٌ يُقَرِّبُ وضوءه، فيتمضمض ويستنشق فيستنثر، إلا خرَّت خطايا وجهه من أطراف لحيته مع الماء، ثم يغسل يديه إلى المرفقين، إلا خرَّت خطايا يديه من أنامله مع الماء، ثم يمسح رأسه، إلا خرَّت خطايا رأسه من أطراف شعره مع الماء، ثم يغسل قدميه إلى الكعبين، إلا خرَّت خطايا رجليه من أنامله مع الماء، فإن هو قام فصلى، فحمد الله تعالى ، وأثنى عليه ومجَّدَه بالذي هو له أهل، وفرَّغَ قلبه لله تعالى ، إلا انصرف من خطيئته كهيئته يومَ ولدَتْه أمه». فحدث عمرو بن عبسة بهذا الحديث أبا أمامة صاحب رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال له أبو أمامة: يا عمرو بن عبسة، انظر ما تقول! في مقام واحد يُعطى هذا الرجل؟ فقال عمرو: يا أبا أُمَامة، لقد كَبِرَتْ سِنِّي، ورقَّ عظمي، واقترب أجلي، وما بِي حاجة أن أَكْذِبَ على الله تعالى ، ولا على رسول الله صلى الله عليه وسلم لو لم أسمعه من رسول الله صلى الله عليه وسلم إلا مرة أو مرتين أو ثلاثًا -حتى عدَّ سبع مرات- ما حدَّثْت أبدًا به، ولكني سمعته أكثر من ذلك.
Amr b. Abese –radıyallahu anh- anlatıyor: Ben cahiliye döneminde insanların sapıklık üzere bulunduğu ve haktan bir paylarının olmadığını biliyordum. Çünkü onlar putlara tapmaktaydılar. Derken Mekke'de bir kişinin ortaya çıktığı ve bazı haberler verdiğini duydum. Derhal bineğimin üstüne atlayıp, onun yanına vardım. Birde baktım ki Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- o sırada gizlenmiş ve kabilesinin ağır baskısı altında bulunuyordu. Bu durumu görünce Mekke’de onun yanına ulaşmanın yolunu arayarak, nezaketle yanına girdim ve: "Sen kimsin? dedim. «Ben bir peygamberim» cevabını verdi. "Peygamber nedir?" dedim. «Beni Allah görevlendirip gönderdi.» dedi. "Allah seni ne ile gönderdi?" dedim. «Akrabaları gözetmek, putları kırmak ve Allah'ı (ibadette) birleyip, ona hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere gönderdi.» buyurdu. "Bu hususlarda senin yanında olanlar kimlerdir?" dedim. «Bir hür kişi ile bir köle» cevabını verdi. O sırada yanında sadece Ebu Bekir ile Bilal –radıyallahu anhumâ- vardı- Ben: "Ben de sana tabi olup, uyuyorum." dedim «Sen şu günlerde bunu yapamazsın, buna gücün yetmez. İnsanlarla benim aramdaki durumu görmüyor musun? Sen şimdilik ailenin yanına dön. Ne zaman benim açıktan açığa ortaya çıktığımı duyarsan o zaman yanıma gel» diye buyurdu. Bunun üzerine ailemin yanına geri döndüm. Bir süre sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye hicret etti. Derken Medineli birkaç kimse yanıma geldi. Kendilerine: "Medine'ye göç eden o zat neler söyleyip, anlatıyor?" diye sordum. Bana: "Halk akın akın yanına koşuyor. Kavmi onu öldürmek istedi, ama başaramadılar." diye cevap verdiler. Bunun üzerine Medine'ye gidip, yanına vardım ve "Ya Rasûlallah, beni tanıdın mı?" dedim. «Evet, sen Mekke'de görüştüğüm kimsesin.» diye buyurdu. Tekrar "Ya Rasûlallah! Allah'ın sana bildirdiği ve benim bilmediklerimi bana öğret; bana namazı öğret." dedim. «Sabah namazını kıl. Ardından güneş doğup bir mızrak miktarı yükselinceye kadar namaz kılma. Çünkü güneş doğarken şeytanın iki boynuzu arasından doğar, o sırada kâfirler de güneşe secde ederler. Sonra yine namaz kıl, o vakit kılınacak namaz (melekler tarafından) şahit ve hazır olunan bir namazdır. Bu namazı dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye/güneş tam tepeye çıkana kadar kıl. Sonra yine namaza ara ver. Çünkü o sırada Cehennemin ateşi tutuşturulur. Zeval vaktinin geçişinden/gölgenin doğuya doğru meyletmesinden sonra yine namaz kıl. Çünkü o vakit kılınacak namaz (melekler tarafından) şahit ve hazır olunan bir namazdır. Bu namazı ikindi (vaktine) kadar kıl. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar namaza ara ver. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından batar, kâfirler de o zaman güneşe secde ederler» buyurdu. Ben: "Yâ Nebiyyallah! Bana abdestten de bahset." dedim. «İçinizden her kim, abdest suyunu hazırlayıp ağzına burnuna su verir ve burnunu sümkürüp, temizlerse, mutlaka yüzünün, ağzının ve burnunun günahları sakallarının uçlarından dökülür. Sonra dirsekleriyle birlikte ellerini yıkarsa, elinin günahları su ile beraber parmak uçlarından akar gider. Sonra başını meshederse, başının günahları su ile birlikte saçlarının ucundan dökülür. Sonra topuklarıyla beraber ayaklarını yıkarsa, ayaklarının günahları su ile beraber ayak parmaklarının ucundan akar. Eğer (böylece abdest alan) bu kimse, kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd ve senâ eder, onu layık olduğu vasıflarla tekrar tekrar överse ve gönlünü tam anlamıyla Allah’a bağlarsa, mutlaka anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olur.» buyurdu. Amr bin Abese bu hadisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden olan Ebû Umâme’ye bunu haber vermişti. Ebû Umâme -radıyallahu anh-; Ey Amr b. Abese, bir işten dolayı bunları yapan kişiye verilen bu büyük mükafatlar konusundaki sözlerini iyi düşün!" ikazında bulundu. Bunun üzerine Amr –radıyallahu anh- "Ey Ebû Umâme! Yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim yaklaştı. Ne Allah’a ne de Rasûlullah’a yalan söylemeye ihtiyacım yok. Ben bu hadisi Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir, iki, üç hatta yedi kere işitmemiş olsaydım asla rivayet etmezdim. Ancak ben bu hadisi, bundan da fazla duymuş bulunmaktayım." dedi.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Amr b. Abese –radıyallahu anh- bizlere cahiliye devrinde hangi durumda olduğunu ve yüce Allah’ın kendisine nasıl hidayet ettiğini anlatmakta. Cahiliye döneminde kalbinde bir nur taşımaktaydı. İnsanların şirk ve sapıklık içinde olduklarını biliyor, onların sahip olduğu batıl inançlara inanmıyordu. Mekke’de bir zatın çıktığını ve bir takım haberler getirdiğini işitmişti. Hemen bineğine atlayıp Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelmişti. O vakit peygamberimiz Kureyş müşriklerinin baskısından endişe duyduğu için davetini gizli yapmaktaydı. Amr b. Abese –radıyallahu anh- şöyle dedi: "Mekke’de onun yanına ulaşmanın yolunu arayarak, nezaketle yanına girdim ve: "Sen kimsin?" dedim. «Ben bir peygamberim.» cevabını verdi. "Peygamber nedir?" dedim. «Beni Allah görevlendirip gönderdi.» dedi. "Allah seni ne ile gönderdi?" dedim. «Akrabaları gözetmek, putları kırmak ve Allah'ı (ibadette) birleyip, ona hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere gönderdi.» buyurdu. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu sahabeyi Allah’a davet edip, İslam dininin güzelliklerini açıklamıştır. Öncelikli olarak Allah –Azze ve Celle-’yi birlemeye davet etmiş, ardından güzel ahlâkı açıklamıştır. Akıllı insanlar tarafından bu putların batıl olarak kabul edildiğini zikretmiş, müşriklerin yaptıkları ibadetlerin geçersiz olduğunu beyan etmiştir. Bu sahabe hakkı aramak için Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelmişti. Peygamberimiz kendisinin yüce Allah tarafından gönderildiğini haber vererek, "Akrabaları gözetmek” görevi olduğunu kendisine açıklamıştı. Bu öyle güzel bir ahlâktır ki, dönemin müşrikleri peygamberimizin akrabalık bağlarını yıkıp, kopardığını ileri sürüyorlardı. Ne var ki, Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- bu bağa önem verdiğini ve getirdiği bu dinin böyle emrettiğini açıklamıştır. "Putları kırmak" Bir başka görevinin de Allah Subhanehû ve Teâlâ ile birlikte ibadet olunan putları kırıp, "Allah'ı (ibadette) birleyip, ona hiçbir şeyi ortak koşmamak" olduğunu ifade etmiştir. "Bu hususlarda senin yanında olanlar kimlerdir?" dedim. "Bir hür kişi ile bir köle" cevabını verdi. -O sırada yanında henüz sadece Ebu Bekir ile Bilal –radıyallahu anhumâ- vardı-. Ben:- "Ben de sana tabi olup, uyuyorum." dedim "Sen şu günlerde bunu yapamazsın, buna gücün yetmez.” diye buyurdu. Yani, şayet bu sahabe Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelip, tabi olursa peygamberimiz onu Mekke müşriklerinden koruyamazdı. Bu yüzden kendisinden kavmine geri dönüp, orada Müslüman olarak kalmasını, bu din güçlenip zuhur edince de yanına tekrardan gelmesini istemiştir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- şefkat ve merhamet ile bakarak, bu zayıf sahabenin ezilmesini arzulamamış, kendisine "İnsanlarla benim aramdaki durumu görmüyor musun?" diye bu hakikati beyan etmiştir. Yani düşmanlarım sayıca benden üstündür. Bana her türlü eziyeti reva görüyorlar. Onlara gücüm yetmiyor. Seni onlara karşı koruyamam, demek istemiştir. «Sen şimdilik ailenin yanına dön. Ne zaman Benim açıktan açığa ortaya çıktığımı duyarsan o zaman yanıma gel.» buyurdu. Müslüman olarak memleketine geri dön, benim açıkça ortaya çıktığımı duyunca bana tekrardan gel. Devamla bu sahabe; “Bunun üzerine ailemin yanına geri döndüm. Haberleri takip ediyordum. Bir süre sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye hicret etti, derken Medineli birkaç kimse yanıma geldi. Kendilerine: "Medine'ye göç eden o zat neler söyleyip, anlatıyor?" diye sordum.” İslam dini bu sahabenin kalbine öyle derinlemesine yer etmişti ki sürekli iz sürmeye devam ediyordu. Gelen topluluğa kendi kavminden korktuğu için Müslüman olduğunu gizlercesine bu soruları sormuştu. Bana:- "Halk akın akın yanına koşuyor. Kavmi onu öldürmek istedi, ama başaramadılar" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Medine'ye gidip, yanına vardım ve "Ya Rasûlallah, beni tanıdın mı?" dedim. «Evet, sen Mekke'de görüştüğüm kimsesin.» diye buyurdu. Tekrar "Ya Rasûlallah, Allah'ın sana bildirdiği ve benim bilmediklerimi bana öğret” dedim. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e indirilen İslam dininin hükümlerini sormaya başlamış, bilmediği hususları kendisine öğretmesini talep etmiştir. “Bana namaz öğret" diye sorunca Allah Rasûlü: «Sabah namazını kıl.» Yani sabah namazını vaktinde kıl. Ardından güneş doğup bir mızrak miktarı yükselinceye kadar namaza ara ver. Sabah namazı kılındıktan sonra ardından kılınacak başka bir namaz yoktur. Güneşin doğmasından sonra güneş doğana kadar namaz kılınmayacağını emrederek, «Güneş doğup bir mızrak miktarı yükselinceye kadar namaz kılma!» diye buyurmuştur. "Çünkü güneş doğarken şeytanın iki boynuzu arasından doğar" Kâfirler bu vakitte güneşe secde ederler. Bu yüzden Müslüman bir kimsenin bilerek namazını bu vakte kadar ertelemesi ve nafile namazı kılması asla caiz değildir. Takvimlerde bu vakit işrak/güneşin doğuş vakti olarak ifade edilir. İşte Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem- bu vakitte namaz kılarak kâfirlere benzemeyi yasaklamıştır. «Sonra yine namaz kıl, o vakit kılınacak namaz (melekler tarafından) şahit ve hazır olunan bir namazdır.» Gündüz Melekler gelerek, yazar ve bu namazı kılanlara şahit olurlar. «Bu namazı dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye /güneş tam tepeye çıkana kadar kıl!» Güneş göğün tam ortasında iken zeval, yani gölgenin tam ayak altına denk geldiği vakitte namaz kılma. Bu vaktin süresi iki rekat namaz kılınacak kadar sürer. Belirtilen bu vakitte namaz kılmak caiz değildir. «Çünkü o sırada Cehennemin ateşi tutuşturulur.» Bu vakitte namaz kılmak yasaklanmıştır. Ezan okununcaya kadar beklenip, öğle namaz kılınmalıdır. «Zeval vaktinin geçişinden/gölgenin doğuya doğru meyletmesinden sonra yine namaz kıl.» Gölge zeval vaktine kadar azalarak en son küçülüp, insanın ayakları altına kadar gelir. Ardından doğuya doğru uzamaya başlar. Öğle ezanı ile birlikte gölge batıdan doğu yönüne doğru harekete geçmeye başlar. «Zeval vaktinin geçişinden/gölgenin doğuya doğru meyletmesinden sonra yine namaz kıl. Çünkü o vakit kılınacak namaz (melekler tarafından) şahit ve hazır olunan bir namazdır.» İkindi namazına kadar farz ve nafile namaz kıl. İkindi namazına kadar dilediğin sayıda nafile namaz kılabilirsin. İkindi namazına kadar kerahat vakti yoktur. «İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar namaza ara ver.» İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya dek artık nafile namaz bile kılma. Güneşin batışından önce aynı doğuşundan önce olduğu gibi namaz kılmak haram kılınmıştır. Zira güneş şeytanın iki boynuzu arasından batar. Bir Müslüman’ın bilerek ikindi namazını güneşin batmasına yakın bir vakte kadar kılmayıp, ertelemesi caiz değildir. Böyle yaparak güneşe secde eden kafirlere benzemiş olur. İkindi namazını bu vakte ertelemek kafirleri taklit etmek olur ki, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu namazı münafıkların kıldığı namaz olarak isimlendirmiştir. Çünkü münafık kimse güneşin batışını gözetler. Güneş sararıp, batmasına yakın bir vakit yüce Allah’ı çok az anarak hızlı bir şekilde dört rekat ikindi namazını kılar. Ey Müslüman! Sen de böyle yaparak kâfirlere ve münafıklara benzemekten uzak dur. İkindi namazını bilerek güneşin batmasına yakın sararma vaktine kadar erteleme. «Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından batar, kâfirler de o zaman güneşe secde ederler.» diye buyurdu. Devamla Amr –radıyallahu anh- "Yâ Nebiyyallah! Bana abdestten de bahset." der. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «İçinizden her kim, abdest suyunu hazırlayıp ağzına burnuna su verir ve burnunu sümkürüp temizlerse, mutlaka yüzünün, ağzının ve burnunun günahları sakallarının uçlarından dökülür.» İnsan abdest aldığı vakit vücudundan damlayan son damla ile günahları dökülür. Yüzünü yıkadığı vakit, ağız, burun, yüz ve gözleri ile işlediği günahlar su ile akar gider. Amr b. Abese bu hadisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden olan Ebû Umâme’ye haber vermişti. Ebû Umâme –radıyallahu anh-; «Ey Amr b. Abese, bir işten dolayı bunları yapan kişiye verilen bu büyük mükâfatlar konusundaki sözlerini iyi düşün!» ikazında bulundu. Sanki bu sahabe abdest alan ve namaz kılan kimseye günahlarının af olması gibi bu kadar çok mükafatın verilmesini çok büyük görmüş ve Amr –radıyallahu anh-ı’ iyice düşünmeye davet etmiştir. Amr –radıyallahu anh- ise cevaben; "Ey Ebû Umâme! Yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim yaklaştı. Ne Allah’a ne de Rasûlullah’a yalan söylemeye ihtiyacım yok." demiştir. Sahabelerin hadis uydurarak Allah Subhanehu adına yahut Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adına yalan söylemeleri asla düşünülemez. "Ben bu hadisi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir, iki, üç hatta yedi kere işitmemiş olsaydım asla rivayet etmezdim." Bu hadisi Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem- bir defa değil yedi defa tekrarlamıştır. Araplar yedi ifadesini kesret/çokluk ifadesi olarak kullanırlar. Bu hadisi peygamberimiz defalarca tekrarlamıştır. "Ancak ben bu hadisi, bundan da fazla duymuş bulunmaktayım."
Kaynakça
كنوز رياض الصالحين، تأليف: حمد بن ناصر بن العمار، الناشر: دار كنوز أشبيليا، الطبعة الأولى: 1430 هـ
بهجة الناظرين، تأليف: سليم بن عيد الهلالي، الناشر: دار ابن الجوزي ، سنة النشر: 1418 هـ- 1997م
نزهة المتقين، تأليف: جمعٌ من المشايخ، الناشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة الأولى: 1397 هـ، الطبعة الرابع
دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين؛ لمحمد بن علان الشافعي، دار الكتاب العربي-بيروت
صحيح مسلم؛ للإمام مسلم بن الحجاج، حققه ورقمه محمد فؤاد عبد الباقي، دار عالم الكتب-الرياض، الطبعة الأولى، 1417هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن ابن عمر رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إذا طلعَ حاجبُ الشمس فدَعُوا الصلاةَ حتى تَبْرُزَ، وإذا غاب حاجبُ الشمس فدَعُوا الصلاةَ حتى تغيبَ، ولا تَحَيَّنُوا بصلاتِكم طُلُوعَ الشمسِ ولا غروبَها، فإنَّها تطلُعُ بيْن قَرْنَيْ شيطان، أو الشيطان».
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Güneşin hâcibi (ışığı) göründüğü vakit, güneş iyice meydana çıkıncaya kadar namazı bırakınız. Güneşin ışığı battığı zaman da ta kayboluncaya kadar namazı yine bırakınız. Kılacağınız namazınız için güneşin ne doğma zamanı, ne de batma zamanını tercih ediniz. Çünkü o bir şeytanın -yahud şeytanın- iki boynuzu arasından çıkar.''
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- güneşin bir tarafı doğduğu zaman tamamen gözüküp yükselene kadar namaz kılmamamızı emrediyor.Güneşin bir tarafı batttığı zaman da tamamen batana kadar namazı terk etmemizi emrediyor.Bu yasaklamadaki sebep şudur; çünkü güneş şeytanın iki boynyzu arasında doğuyor ve batıyor.Yani başının iki yanından.Çünkü şeytan güneşin doğuşu iki boynuzu arasından olması için güneşe doğru ayakta duruyor.Bu şekilde güneşe secde edenin kıblesi olmaktadır.Keza batışındada böyledir.İbadette onlara benzeme olmaması için o vakitte namaz kılmaktan nehyedildi.
Kaynakça
- صحيح البخاري، نشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، 1422ه.
- صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، نشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.
- عمدة القاري شرح صحيح البخاري، لمحمود بن أحمد بن موسى الحنفى بدر الدين العينى، الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.
- مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، لعلي بن سلطان الملا الهروي القاري، الناشر: دار الفكر، بيروت – لبنان، الطبعة: الأولى، 1422هـ - 2002م.
- شرح الطيبي على مشكاة المصابيح المسمى بـ (الكاشف عن حقائق السنن), شرف الدين الحسين بن عبد الله الطيبي, المحقق: د. عبد الحميد هنداوي, الناشر: مكتبة نزار مصطفى الباز - مكة المكرمة - الرياض, الطبعة: الأولى، 1417 هـ - 1997 م.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ عُقْبَةَ بْنَ عَامِرٍ الْجُهَنِيَّ رضي الله عنه قَالَ: ثَلَاثُ سَاعَاتٍ كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَنْهَانَا أَنْ نُصَلِّيَ فِيهِنَّ، أَوْ أَنْ نَقْبُرَ فِيهِنَّ مَوْتَانَا: حِينَ تَطْلُعُ الشَّمْسُ بَازِغَةً حَتَّى تَرْتَفِعَ، وَحِينَ يَقُومُ قَائِمُ الظَّهِيرَةِ حَتَّى تَمِيلَ الشَّمْسُ، وَحِينَ تَضَيَّفُ الشَّمْسُ لِلْغُرُوبِ حَتَّى تَغْرُبَ.
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize üç vakitte namaz kılmamızı ve ölülerimizi defnetmemizi yasaklardı: Güneş doğmaya başlayıp yükselinceye kadar; Güneş tam tepedeyken (Zeval vaktinde) batıya doğru meyledinceye kadar ve Güneş sarardıktan sonra tamamen batıncaya kadar.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, günde üç vakitte nafile namaz kılınmasını veya ölülerin defnedilmesini yasaklamıştır: Birinci vakit: Güneşin doğuş anıdır. Güneşin ilk görünüşünden itibaren yaklaşık bir mızrak boyu yükselmesine kadar sürer; bu süre de yaklaşık olarak on beş dakikadır. İkincisi: Güneşin gökyüzünün tam ortasında (merkezinde) bulunduğu vakittir. Bu esnada güneşin doğu veya batı yönünde hiçbir gölgesi oluşmaz. Ne zaman ki güneş gökyüzünün tam ortasından batıya doğru meyleder ve doğu tarafında (yeniden) gölge belirmeye başlarsa, işte o an öğle namazının vakti girmiş olur. Bu, yaklaşık beş dakika süren oldukça kısa bir vakittir. Üçüncüsü: Güneşin batmaya başladığı andan tamamen batıncaya kadar olan vakittir.
Faydalar
- Bu hadis ve diğer hadislerde belirtilen namaz kılmanın yasak olduğu zamanlar şunlardır: Birincisi: Sabah namazının kılınmasından güneşin doğuşuna kadar olan vakit. İkincisi: Güneşin doğuşu esnasında başlayıp, göz kararıyla bir mızrak boyu yükselmesine kadar olan vakit; yani yaklaşık on beş dakikalık bir süredir. Üçüncüsü: Güneşin tam tepe noktasında bulunduğu (zeval öncesi) vakitten, güneş batıya meyledip zeval vaktinin girmesine kadar olan vakit. Bu, dik duran bir cismin doğu veya batı tarafında hiçbir gölgesinin kalmadığı andır. Bazı âlimler bu sürenin yaklaşık beş dakika olduğunu söylemiştir. Dördüncüsü: İkindi namazının kılınmasından güneşin batışına kadar olan vakit. Beşincisi: Güneşin sararıp solmaya başlamasından tamamen batıncaya kadar olan vakit.
- Bu beş vakitte namaz kılma yasağından; farz namazlar ile 'zevât-ı esbâb' (belli bir sebebi olan nafile namazlar) istisna edilmiştir.
- Hadiste zikredilen bu üç dar vakitte (kerahat vakitlerinde) cenazeyi defnetmeyi bilerek geciktirmek yasaklanmıştır; bunun dışında gece veya gündüzün herhangi bir saatinde defin yapılması ise caizdir.
- Bu Vakitlerde Namaz Kılmanın Yasaklanmasındaki Hikmet: Asıl olan, bir Müslümanın Allah'a kulluk bilinciyle emirlerine boyun eğmesi ve yasaklarından kaçınmasıdır. Bir emrin veya yasağın hikmetini ya da illetini öğreninceye kadar ibadet etmeyi ertelemesi doğru değildir. Aksine, ona düşen görev teslimiyet göstermektir. Bununla birlikte, diğer hadis-i şeriflerde bu yasakların hikmetleri şöyle açıklanmıştır: Birincisi: Zevalden hemen önce, güneşin tam tepe noktasında bulunduğu vakitte Cehennem'in ateşi şiddetle alevlendirilir. İkincisi: Güneş'in doğuşunda ve batışında namazın yasaklanmasının hikmeti, müşriklere benzemekten kaçınmaktır; çünkü onlar Güneş'in doğuşunda ve batışında Güneş'e secde ederler. Üçüncüsü: Sabah namazından sonra Güneş doğana kadar ve ikindi namazından sonra Güneş batışına kadar namazın yasaklanmasının hikmeti ise sedd-i zerîa (harama götüren yolları kapatma) prensibi gereğidir. Böylece kâfirlere benzemek tamamen önlenmiş olur ve Müslüman, onların Güneş doğarken ve batarken secde etmeleri şeklindeki şirk amellerine hiçbir yönden benzememiş olur.
Kaynakça
صحيح مسلم (1/ 568) (831).
توضيح الأحكام مِن بلوغ المرام، لعبد الله البسام (1/ 488).
فتح ذي الجلال والإكرام شرح بلوغ المرام، لابن عثيمين (1/ 438).
منحة العلام في شرح بلوغ المرام، لعبد الله الفوزان (2/ 202).
سبل السلام، لمحمد الصنعاني (1/ 167).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن جُبير بن مُطعم رضي الله عنه مرفوعًا: «لا تَمْنَعُوا أحدًا يطوف بهذا البيت، ويصلي أي سَاعة شاء من لَيل أو نَهار».
Cübeyr b. Mut’im -radıyallahu anh- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «Beytullah’ı gündüz veya gece herhangi bir saatte ziyaret edip namaz kılan kimseyi sakın menetmeyin.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Bu hadiste muhatap alınanlar haremin idare işleriyle sorumlu olacak kişilerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında bu görev ile sorumlu olan kimseler Abdumenafoğulları'ydı. Beytullah’ı gündüz veya gece herhangi bir saatte ziyaret edip namaz kılanı menetme hakkınız yoktur. Buradaki namaz iki rekât olan tavaf namazıdır. Yasak edilmemesi hususu, bütün vakitleri kapsamaktadır ki bu vakitlere namaz kılmanın yasak edildiği vakitlerde dahildir. (Yani namaz kılmak için kerih görülen vakitlerde dahi tavaf yapılır).
Kaynakça
سنن أبي داود، سليمان بن الأشعث أبوداود، تحقيق: محمد محيي الدين عبد الحميد، المكتبة العصرية، صيدا، بيروت.
مسند الإمام أحمد بن حنبل، أحمد بن حنبل أبو عبدالله الشيباني، تحقيق: شعيب الأرنؤوط و عادل مرشد، وآخرون، تحت إشراف: عبد الله بن عبد المحسن التركي، مؤسسة الرسالة، الطبعة: الأولى1421هـ، 2001م.
سنن الترمذي، محمد بن عيسى الترمذي، تحقيق وتعليق: أحمد محمد شاكر، ومحمد فؤاد عبد الباقي، وإبراهيم عطوة عوض، شركة مكتبة ومطبعة مصطفى البابي الحلبي، مصر، الطبعة: الثانية، 1395هـ، 1975م.
المجتبى من السنن (السنن الصغرى)، أحمد بن شعيب النسائي، تحقيق: عبد الفتاح أبو غدة، مكتب المطبوعات الإسلامية، حلب، الطبعة: الثانية 1406هـ، 1986م.
سنن ابن ماجه، ابن ماجه محمد بن يزيد القزويني، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء الكتب العربية، فيصل عيسى البابي الحلبي.
سنن الدارمي، تحقيق: حسين سليم أسد الداراني، دار المغني للنشر والتوزيع، المملكة العربية السعودية، الطبعة: الأولى 1412هـ، 2000م.
مشكاة المصابيح، محمد ناصر الدين الألباني، نشر: المكتب الإسلامي، بيروت، الطبعة: الثالثة 1985م.
سبل السلام، محمد بن إسماعيل الصنعاني، دار الحديث، الطبعة: بدون طبعة وبدون تاريخ.
توضيح الأحكام مِن بلوغ المرام، عبد الله بن عبد الرحمن البسام، مكتبة الأسدي، مكة المكرّمة، الطبعة: الخامِسَة 1423هـ، 2003م.
فتح ذي الجلال والإكرام شرح بلوغ المرام، محمد بن صالح العثيمين، تحقيق: صبحي بن محمد رمضان، وأم إسراء بنت عرفة، المكتبة الإسلامية، الطبعة: الأولى 1427هـ.
منحة العلام في شرح بلوغ المرام، عبد الله صالح الفوزان، دار ابن الجوزي، الطبعة: الأولى 1428هـ، 1432هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن يسار مَولى ابن عمر قال: رَآني ابن عمر وأنا أصلِّي، بعد طلوع الفَجر، فقال: يا يَسار، إن رسول الله صلى الله عليه وسلم خرج علينا ونحن نُصلِّي هذه الصلاة، فقال: «لِيُبَلِّغْ شِاهِدُكُم غَائِبَكم، لا تُصلُّوا بعد الفجر إلا سَجْدَتَيْن».
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-’nın kölesi Yesâr anlatıyor: İbn Ömer -radıyallahu anhumâ- beni fecrin doğuşundan sonra namaz kılarken gördü ve bana ey Yesar! Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bizlerin yanına geldi ve böyle bir namaz kıldığımızı gördü. Ardından şöyle buyurdu: «Burada olanınız olmayanlara şu söyleyeceklerimi aktarsın: Fecirden sonra sadece iki rekat namaz (sabahın sünnetini) kılınız.»
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Abdullah b. Ömer –radıyallahu anhumâ- Mevlası (yani azat ettiği eski kölesi) Yesâr’ı fecrin doğuşundan sonra sabah namazının sünnetinden başka nafile namaz kılarken gördü. Kendisine şöyle dedi: "Ey Yesâr! Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bizlerin yanına geldi ve böyle bir namaz kıldığımızı gördü." Yani sahabelerin sabah namazının farzından önce iki rekatlık sünnetin dışında başka bir nafile namaz kıldıklarını gördü. Ardından şöyle buyurdu: «Burada olanınız olmayanlara şu söyleyeceklerimi aktarsın: Fecirden sonra sadece iki rekat namaz kılınız.» İmam Ahmed’in aktardığı şu rivayet bunu destekler niteliktedir: «Fecrin doğuşundan sonra ancak iki rekat (sünnet) namaz vardır.» Rivayette yer alan sadece «İki secde vardır.» ifadesi ile iki rekat namaz kast edilmektedir. Bu kullanım tarzı bir şeyin bir cüzü ifade edilerek tümünün kast edildiği bir yöntemdir. Nitekim diğer rivayet bunu açıklayıp, tefsir etmektedir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- fecrin doğuşundan sonra sadece hafifçe iki rekat namaz kılardı. Bundan dolayı; fecir doğduktan sonra bir kimsenin iki rekat sabah namazının sünnetinin dışında başka bir nafile namaz kılması caiz değildir. Zira Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünneti böyledir. Yolların en hayırlısı Muhammed –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yoludur. Fecrin doğuşundan sonra iki rekat sabah namazının sünneti dışında başka bir nafile namaz kılınamayacağı anlaşıldıktan sonra bu vaktin nafile namaz kılınmasının yasak olduğu vakitlerden sayılacağını belirtmek isteriz.
Kaynakça
سنن الترمذي، محمد بن عيسى الترمذي، تحقيق وتعليق: أحمد محمد شاكر، ومحمد فؤاد عبد الباقي، وإبراهيم عطوة عوض، شركة مكتبة ومطبعة مصطفى البابي الحلبي، مصر، الطبعة: الثانية، 1395هـ، 1975م.
سنن أبي داود، سليمان بن الأشعث أبوداود، تحقيق: محمد محيي الدين عبد الحميد، المكتبة العصرية، صيدا، بيروت.
مسند الإمام أحمد بن حنبل، أحمد بن حنبل أبو عبدالله الشيباني، تحقيق: شعيب الأرنؤوط و عادل مرشد، وآخرون، تحت إشراف: عبد الله بن عبد المحسن التركي، مؤسسة الرسالة، الطبعة: الأولى1421هـ، 2001م.
بلوغ المرام من أدلة الأحكام، أحمد بن علي بن حجر العسقلاني، دار القبس للنشر والتوزيع، الرياض، المملكة العربية السعودية، الطبعة: الأولى 1435هـ، 2014 م.
صحيح الجامع الصغير وزيادته، محمد ناصر الدين الألباني، المكتب الإسلامي، بيروت.
سبل السلام، محمد بن إسماعيل الصنعاني، دار الحديث، الطبعة: بدون طبعة وبدون تاريخ.
التيسير بشرح الجامع الصغير، زين الدين محمد عبد الرؤوف المناوي، الناشر: مكتبة الإمام الشافعي، الطبعة: الثالثة، 1408هـ، 1988م.
التنوير شرح الجامع الصغير، محمد بن إسماعيل الصنعاني، تحقيق: محمد إسحاق محمد إبراهيم، مكتبة دار السلام، الطبعة: الأولى 1432هـ، 2011 م.
توضيح الأحكام شرح بلوغ المرام، عبد الله بن عبد الرحمن البسام، مكتبة الأسدي، مكة المكرمة، الطبعة الخامِسَة، 1423هـ، 2003 م.
تيسير العلام شرح عمدة الأحكام، عبد الله بن عبد الرحمن البسام، تحقيق: محمد صبحي حلاق، مكتبة الصحابة، الأمارات، مكتبة التابعين، القاهرة، الطبعة: العاشرة 1426هـ، 2006م.
شرح سنن أبي داود، عبد المحسن بن حمد بن عبد المحسن العباد، نسخة الإلكترونية.
Bu hadis HadeethEnc.com’da