عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ: خَرَجَ مُعَاوِيَةُ عَلَى حَلْقَةٍ فِي الْمَسْجِدِ، فَقَالَ: مَا أَجْلَسَكُمْ؟ قَالُوا: جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللهَ، قَالَ آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلَّا ذَاكَ؟ قَالُوا: وَاللهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلَّا ذَاكَ، قَالَ: أَمَا إِنِّي لَمْ أَسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكُمْ، وَمَا كَانَ أَحَدٌ بِمَنْزِلَتِي مِنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَقَلَّ عَنْهُ حَدِيثًا مِنِّي: وَإِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَرَجَ عَلَى حَلْقَةٍ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَقَالَ: «مَا أَجْلَسَكُمْ؟» قَالُوا: جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللهَ وَنَحْمَدُهُ عَلَى مَا هَدَانَا لِلْإِسْلَامِ، وَمَنَّ بِهِ عَلَيْنَا، قَالَ: «آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلَّا ذَاكَ؟» قَالُوا: وَاللهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلَّا ذَاكَ، قَالَ: «أَمَا إِنِّي لَمْ أَسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكُمْ، وَلَكِنَّهُ أَتَانِي جِبْرِيلُ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يُبَاهِي بِكُمُ الْمَلَائِكَةَ».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Muâviye -radıyallahu anh- mescitte halka halinde oturan bir cemaatin yanına geldi ve şöyle dedi: "Burada niçin böyle toplandınız?" dediler ki: "Biz, Allah'ı zikretmek için oturduk." Muâviye -radıyallahu anh- "Allah için doğru söyleyin, siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?" diye sordu? Onlar: "Allah'a yemin olsun ki, yalnızca bunun için oturduk." dediler. Muâviye -radıyallahu anh-: "Ben sizin sözünüze inanmadığım için size yemin ettirmedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e benim kadar yakın olup da benden daha az hadis rivayet eden yoktur." dedi. Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir ilim halkasında oturan sahabelerin yanına geldi de onlara: «Burada niçin oturuyorsunuz?» diye sordu. Bize İslâmiyet’i nasip ederek büyük bir lütufta bulunması sebebiyle Allah’ı zikretmek ve O'na hamdetmek için oturuyoruz, diye cevap verdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçekten siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?» diye sordu. Onlar: "Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk", dediler. Bunun üzerine Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben size inanmadığım için yem etmenizi istemedim. Fakat bana Cebrâil gelerek, Allah Teâlâ’nın meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim.» diye buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Muâviye b. Ebî Süfyân -radıyallahu anhumâ- mescitteki bir topluluğun yanına gittiğinde onlara hangi sebeple toplandıklarını sordu. Dediler ki: Biz Allah'ı zikrediyoruz. Bunun üzerine Muâviye -radıyallahu anh- onlardan, sadece Allah'ı zikretmek için toplanıp oturdukları hususunda yemin etmelerini istedi. Bunun üzerine onun isteği doğrultusunda yemin ettiler: Sonra onlara şöyle dedi: Size herhangi bir suçlamada bulunarak yemin etmenizi istemedim veya samimiyetinizden şüphe etmedim. Ümmü Habibe'nin kız kardeşi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı olması ve vahiy katiplerinden biri olmasından dolayı Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e onun kadar yakın kimsenin olmadığını haber verdi. Bununla birlikte hadis rivayeti azdır. Muaviye -radıyallahu anh- bu kimselere, bir gün Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evinden çıkıp mescide geldiğinde, onları, Allah'ı zikrederken, kendilerine İslam'a hidayet ettiği ve Rasûlullah'ı onlara bahşettiği için Allah'a hamt ederken bulduğunu anlatmıştır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabına yaptığı gibi Muâviye -radıyallahu anh- da onlara soru sormuş ve yemin ettirmiştir. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara soru sormasının ve yemin etmelerini istemesinin sebebinin; Cebrâil -aleyhisselâm-'ın kendisine gelip, Allah -Azze ve Celle-'nin onlarla iftihar ettiğini kendisine haber vermesi olduğunu açıklamıştır. Allah meleklere sizin faziletinizi izhar etti. Onlara yaptığınız amelin güzelliğini gösterdi ve onların yanında sizi övdü, demiştir.
Faydalar
- Muâviye -radıyallahu anh-'ın fazileti ve ilmi tebliğ etme hususunda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i örnek alıp onu takip etme konusundaki hırsı ve gayreti anlatılmıştır.
- Haberin önemini vurgulamak adına, suçlamadan karşı taraftan yemin etmesini istemenin caiz olduğu anlatılmıştır.
- Zikir ve ilim meclislerinin fazileti, Allah'ın onları sevmesi ve onlarla meleklere karşı övünmesi anlatılmıştır.
Kaynakça
صحيح مسلم (4/ 2075) (2701).
نزهة المتقين (2/ 993).
بهجة الناظرين، لسليم الهلالي (2/ 522).
كنوز رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (17/ 271).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كان أخوانِ على عهد النبي صلى الله عليه وسلم وكان أحدُهما يأتي النبي صلى الله عليه وسلم والآخر يَحتَرِف، فَشَكَا الُمحتَرِف أَخَاه للنبي صلى الله عليه وسلم فقال: «لعَلَّك تُرزَقُ بِهِ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelir, bir şeyler öğrenmeye çalışır, diğeri de sanatkâr olup geçimlerini temin etmek için çalışırdı. Çalışan kardeş Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e diğer kardeşini şikayet etti de, bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Belki de sen o kardeşinin sebebi ile rızıklandırılıyorsun.»
Tirmizî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Enes -radıyallahu anh- rivâyet ederek şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in meclisine ilim öğrenmek için gelir ondan ayrılmaz, O'ndan sözlerini ve amellerini öğrenirdi. Diğeri ise sanatkâr olup geçimlerini temin etmek için çalışırdı. Çalışan kardeş Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e diğer kardeşini çalışmadığı için şikayet etti de, bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu teselli etmek için şöyle buyurdu: Belki senin onun işleri için çalışman, senin rızkının kolaylaşması içindir. Çünkü kul, mü'min kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah Teâlâ da o kulunun yardımındadır.
Kaynakça
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين لسليم الهلالي، ط1، دار ابن الجوزي، الدمام، 1415هـ.
تطريز رياض الصالحين للشيخ فيصل المبارك، ط1، تحقيق: عبد العزيز بن عبد الله آل حمد، دار العاصمة، الرياض، 1423هـ.
جامع الترمذي، تحقيق وتعليق: أحمد محمد شاكر وآخرون، ط2، شركة مكتبة ومطبعة مصطفى البابي الحلبي، مصر، 1395هـ.
دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين، لمحمد علي بن محمد بن علان، ط4، اعتنى بها: خليل مأمون شيحا، دار المعرفة، بيروت، 1425هـ.
صحيح الجامع الصغير وزياداته، للألباني، نشر: المكتب الإسلامي.
رياض الصالحين للنووي، ط1، تحقيق: ماهر ياسين الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، 1428هـ.
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين، ط14، مؤسسة الرسالة، 1407هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أنس رضي الله عنه مرفوعاً: «من خَرج في طلب العلم فهو في سَبِيلِ الله حتى يرجع».
Enes –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İlim tahsil etmek için (evinden) çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır.»
Tirmizî rivayet etmiştirDereceHasen Hadis
Açıklama
Hadisin manası: Evinden ya da yaşadığı bölgeden şer’î ilim öğrenmek için çıkan kimse, ailesinin yanına dönene kadar, Allah yolunda cihada çıkan kimse hükmündedir. Çünkü o, dini (ihya etmede) yaşatmada şeytanı zelil eden ve nefsi yoran mücahit gibidir.
Kaynakça
جامع الترمذي، تحقيق وتعليق:أحمد محمد شاكر وآخرون، مكتبة ومطبعة مصطفى البابي الحلبي، ط2، مصر، 1395هـ.
دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين، لمحمد علي بن محمد بن علان، ط4، اعتنى بها: خليل مأمون شيحا، دار المعرفة، بيروت، 1425ه.
رياض الصالحين للنووي، ط1، تحقيق: ماهر ياسين الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، 1428هـ.
رياض الصالحين، ط4، تحقيق: عصام هادي، وزارة الأوقاف والشؤون الإسلامية القطرية، دار الريان، بيروت، 1428هـ.
صحيح الترغيب والترهيب، للألباني، ط5، مكتبة المعارف – الرياض.
مرعاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، للمباركفوري، الطبعة الثالثة، إدارة البحوث العلمية والدعوة والإفتاء، الجامعة السلفية - بنارس الهند، 1404هـ.
مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، للقاري، ط1، دار الفكر، بيروت، 1422هـ.
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين، ط14، مؤسسة الرسالة، 1407هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ أَبِي مُوسَى رَضيَ اللهُ عنه عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ مِنَ الهُدَى وَالعِلْمِ كَمَثَلِ الغَيْثِ الكَثِيرِ أَصَابَ أَرْضًا، فَكَانَ مِنْهَا نَقِيَّةٌ، قَبِلَتِ المَاءَ، فَأَنْبَتَتِ الكَلَأَ وَالعُشْبَ الكَثِيرَ، وَكَانَتْ مِنْهَا أَجَادِبُ، أَمْسَكَتِ المَاءَ، فَنَفَعَ اللَّهُ بِهَا النَّاسَ، فَشَرِبُوا وَسَقَوْا وَزَرَعُوا، وَأَصَابَتْ مِنْهَا طَائِفَةً أُخْرَى، إِنَّمَا هِيَ قِيعَانٌ لاَ تُمْسِكُ مَاءً وَلاَ تُنْبِتُ كَلَأً، فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَقُهَ فِي دِينِ اللَّهِ وَنَفَعَهُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ، فَعَلِمَ وَعَلَّمَ، وَمَثَلُ مَنْ لَمْ يَرْفَعْ بِذَلِكَ رَأْسًا، وَلَمْ يَقْبَلْ هُدَى اللَّهِ الَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ».
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ın beni kendisiyle gönderdiği hidayet ve ilmin misali, bir araziye yağan bol yağmura benzer. Bu arazinin bir kısmı verimliydi; suyu emdi ve bol ot ile bitki yetiştirdi. Bir kısmı ise sertti; suyu üzerinde tuttu. Allah da onun sayesinde insanlara fayda verdi. İnsanlar o sudan içtiler, hayvanlarını suladılar ve ekinlerini suladılar. Yağmur, arazinin bir başka kısmına da isabet etti ki, orası dümdüz ve çorak bir yerdi; ne suyu tutuyor ne de ot bitiriyordu. İşte bu, Allah'ın dininde anlayış sahibi olan, Allah'ın beni kendisiyle gönderdiği hidayet ve ilimden faydalanan; onu öğrenip başkalarına da öğreten kimsenin misalidir. Bir de buna değer vermeyen, başını bile kaldırmayan ve benimle gönderilen Allah'ın hidayetini kabul etmeyen kimsenin misali vardır.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'ın kendisini insanlara ulaştırmak için gönderdiği hidayeti ve şer'î ilmi kabul edip ondan faydalanan kimseleri, üzerine bol yağmur yağan toprağa benzetmiştir. Bu topraklar ise üç kısma ayrılır: Birincisi: Temiz ve verimli bir topraktır. Yağmur suyunu emer, bunun sonucunda bol miktarda yaş ve kuru bitki yetiştirir. Böylece insanlar ondan faydalanırlar. İkincisi: Suyu üzerinde tutan, ancak bitki yetiştirmeyen bir topraktır. Buna rağmen suyu muhafaza ettiği için insanlar ondan faydalanır; içerler, hayvanlarını sularlar ve ekinlerini sulayıp yetiştirirler. Üçüncüsü: Düz ve sert bir topraktır. Ne suyu tutar ne de bitki yetiştirir. Böylece ne kendisi o sudan faydalanır ne de insanlar onun sayesinde bir fayda elde ederler. Aynı şekilde, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ilim ve hidayet olarak getirdiği vahyi dinleyen insanlar da bunun gibidir. Birincisi: Allah'ın dininde âlim ve derin anlayış sahibi olan, ilmiyle amel eden ve onu başkalarına öğreten kimsedir. Bu kişi, suyu içine çekip kendisi faydalandığı ve bitki bitirerek başkalarına da fayda sağlayan verimli toprağa benzer. İkincisi: İlmi ezberleyip muhafaza eden; ancak onu derinlemesine anlayıp ondan hükümler çıkarma yeteneğine sahip olmayan kimsedir. Bu kişi ilmi toplar ve vaktini onu korumaya ayırır; fakat onun nafile hükümleriyle amel etmez veya topladığı ilmi tam olarak kavrayamaz. Buna rağmen başkalarının ondan faydalanmasına vesile olur. O, suyu üzerinde tutarak insanların ondan yararlanmasını sağlayan toprağa benzer. Üçüncüsü: İlmi işiten; fakat onu ne ezberleyip muhafaza eden, ne onunla amel eden ne de başkalarına aktaran kimsedir. Bu kişi, ne bitki yetiştiren ne de suyu kabul eden yahut suyu başkaları için kirleten çorak veya dümdüz sert toprağa benzer.
Faydalar
- İlim talep etmenin ve onu öğretmenin faziletini açıklanmış, bunlardan yüz çevirmekten ise sakındırılmıştır.
- Manaları insanların daha kolay anlayabilmesi için misaller vermek meşru ve faydalıdır.
- Kurtubî -rahimehullah- şöyle demiştir: ""Yağmur nasıl ölü toprağa hayat veriyorsa, dinî ilimler de ölü kalbe hayat verir. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bu ilmi dinleyen kimseleri, üzerine yağmur yağan farklı özelliklere sahip topraklara benzetmiştir.
- İnsanlar, şer'î ilmi alma ve ondan faydalanma hususunda dereceleri farklıdır.
Kaynakça
صحيح البخاري (1/ 27) (79).
صحيح مسلم (4/ 1787) (2282).
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (2/ 464).
شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين (2/ 294).
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (2/ 950).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، وَاللهُ فِي عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ، وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللهُ لَهُ بِهِ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ، وَمَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللهِ يَتْلُونَ كِتَابَ اللهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إِلَّا نَزَلَتْ عَلَيْهِمِ السَّكِينَةُ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ، وَحَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ، وَذَكَرَهُمُ اللهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ، وَمَنْ بَطَّأَ بِهِ عَمَلُهُ لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bir Müminin dünyevi sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalana kolaylık gösterirse, Allah da o kimsenin dünya ve ahiretteki işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve ahirette ayıbını örter. Kişi kardeşine yardım ettiği müddetçe, Allah da onun yardımındadır. Kim ilim talep etmek için bir yola girerse, Allah onun için Cennet'e giden yolu kolaylaştırır. Bir grup, Allah'ın kitabını okumak ve aralarında onu müzakare etmek üzere Allah'ın evlerinden birinde toplanırsa, üzerlerine mutlaka sekinet iner ve onları rahmet kaplar, melekler etraflarını kuşatır ve sarar. Allah da onları kendi katında bulunanların arasında anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nesebi ileri götüremez.»
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın Allah katındaki mükâfatının, diğer Müslümanlara karşı muamelesine göre olacağını bildirmiştir. Kim bir Müminin dünyevi bir sıkıntısını giderir, onu ferahlatır, rahatlatır veya ondan bir sıkıntıyı giderirse, Allah da Kıyamet Günü onun bir sıkıntısını gidererek mükâfatlandırır. Kim zor durumda olan bir kimseye kolaylık sağlar ve onun sıkıntısını giderirse, Allah da o kimsenin dünya ve ahiret işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslümanın açığa vurulmaması gereken kusur ve hataları görüp de örterse, Allah da onun dünya ve ahiretteki hata ve kusurlarını örter. Kul, dinî ve dünyevi işlerinde kardeşine yardım ettiği sürece Allah da kuluna yardım eder. Bu yardım; dua ile, bedeniyle, malıyla veya başka yollarla olabilir. Kim Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmak amacıyla İslamî ilim öğrenmek için yola çıkarsa, Allah bu ilimle ona Cennet yolunu kolaylaştırır. Bir topluluk, Allah'ın kitabını okumak ve aralarında onu müzakare etmek üzere Allah'ın evlerinden birinde toplanırsa, üzerlerine mutlaka huzur ve sekinet iner ve onların hepsini rahmet kaplar, melekler etraflarını kuşatır. Allah da onları kendisine yakın olanlar arasında överek yüceltir. Allah’ın bu en yüce mecliste kulunu anması şeref olarak ona yeter. Kimin ameli eksikse, bu (nesebi) onu salih amelleri işleyenlerin derecesine ulaştıramaz. Öyleyse kişi, soyunun şerefi ve atalarının faziletiyle yetinip de salih amelleri işlemekte gevşeklik göstermemelidir.
Faydalar
- İbn Dakîki'l-Îd şöyle demiştir: Bu, ilimlerin, kaidelerin ve adap kurallarının pek çok çeşidini içine alan büyük bir hadistir. Müslümanların ihtiyaçlarını gidermenin ve onlara ister ilimle, ister mal ile, ister yardımlaşma ile, ister bir maslahat hususunda yol göstermekle, ister nasihat ile yahut başka yollarla faydalı olmanın faziletini ihtiva eder.
- Zor durumda olana kolaylık göstermek teşvik edilmiştir.
- Hadiste Müslüman kardeşine yardım etmek teşvik edilmiştir. Şüphesiz Allah Teâlâ da kuluna, kardeşine yaptığı yardıma göre yardım eder.
- Bir Müslümanın kusurlarını örtmenin bir yolu da onun kusurlarını araştırmamaktır. Nitekim bazı selef alimlerinden şöyle rivayet edilmiştir: Öyle bir topluluğa yetiştim ki, onların herhangi bir kusurları yoktu; fakat insanların kusurlarını dile getirdiler, bunun üzerine insanlar da onlara kusurlar nispet ettiler. Yine öyle bir topluluğa yetiştim ki, onların kusurları vardı; fakat insanların kusurlarını söylemekten sakındılar, bu sebeple de kendi kusurları unutuldu.
- İnsanların ayıplarını örtmek, kötülüğü görmezden gelmek ve onu değiştirmemek anlamına gelmez. Bilakis kötülük ortadan kaldırılır ve (failin) ayıbı örtülür. Bu ise, fesat ve azgınlıkta ısrar etmediği bilinen kimseler hakkında geçerlidir. Fakat fesadıyla tanınan kimse hakkında hatasını örtmek müstehap değildir; aksine, bir fitne ve zarar doğurmayacaksa durumu yetki sahibine bildirilir. Çünkü bozguncunun ayıbının örtülmesi, onu fesat çıkarmaya, insanlara zarar vermeye teşvik eder ve diğer kötü niyetlileri de aynı şekilde cesaretlendirir.
- İlim talep etmek, Kur’ân okumak ve onu müzakere etmek teşvik edilmiştir.
- Nevevî şöyle demiştir: Bu hadiste, mescitte Kur’ân okumak için toplanmanın faziletine delil vardır… Allah'ın izniyle, bu fazileti elde etme hususunda, medrese, ribât ve benzeri yerlerde toplanmak da mescide kıyas edilir.
- Allah Teâlâ, mükâfatı soylara göre değil, amele göre takdir etmiştir.
Kaynakça
صحيح مسلم (4/ 2074) (2699).
التحفة الربانية، لإسماعيل الأنصاري (ص82).
الأحاديث الأربعون النووية وعليها الشرح الموجز المفيد، لعبد الله المحسن (ص69).
شرح الأربعين النووية ، لابن عثيمين (ص355).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن معاوية رضي الله عنه قال: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول: «مَنْ يُرِدِ اللهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ، وَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ، وَاللهُ يُعْطِي، وَلَنْ تَزَالَ هَذِهِ الْأُمَّةُ قَائِمَةً عَلَى أَمْرِ اللهِ، لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ، حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللهِ».
Muâviye -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «Allah kimin için hayır dilerse onu dinde fakih (anlayış sahibi) kılar. Ben yalnızca taksim eden bir kişiyim, veren Allah'tır. Allah'ın emri gelinceye (kıyamet kopuncaya) kadar bu ümmet Allah'ın emri üzere kalacak ve muhalefet edenler onlara zarar veremeyeceklerdir.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah kim için hayır dilerse, onu dinde fakih kılacağını haber vermiştir. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselam Allah Teâlâ'nın verdiği rızık, ilim ve bunun dışındaki şeyleri taksim edip paylaştırandır. Hakikatte veren Allah'tır. Yüce Allah'ın dışındakiler bir sebeptir ve Allah'ın izni olmadıkça fayda veremezler. Bu ümmet kıyamet kopana kadar Allah'ın emri üzere yaşamaya devam edecektir ve kendilerine karşı çıkanlar da onlara zarar veremezler.
Faydalar
- Dinî ilmin yüceliği, fazileti ve o ilmin öğrenilmesi teşvik edilmiştir.
- Bu ümmette hak üzere olanlar kesinlikle var olacaktır. Şayet bir topluluk ondan yüz çevirirse diğerleri ona sahip çıkacaktır.
- Bir kişinin dini iyi anlaması Allah Teâlâ'nın o kulu için hayır dilemesindendir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ancak Allah'ın emri ve dilemesiyle verir, o hiçbir şeyin gerçek sahibi değildir.
Kaynakça
صحيح البخاري (1/ 25) (71).
صحيح مسلم (2/ 718) (1037).
توضيح الأحكام من بلوغ المرام، للبسام (7/ 485).
منحة العلام في شرح بلوغ المرام، لعبد الله الفوزان (10/ 324).
فتح ذي الجلال والإكرام، لابن عثيمين (6/ 424).
سبل السلام بشرح بلوغ المرام، للصنعاني (2/ 688).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ أَبِي أُمَامَةَ البَاهِلِيِّ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: ذُكِرَ لِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلاَنِ أَحَدُهُمَا عَابِدٌ وَالآخَرُ عَالِمٌ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «فَضْلُ العَالِمِ عَلَى العَابِدِ كَفَضْلِي عَلَى أَدْنَاكُمْ»، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ اللَّهَ وَمَلاَئِكَتَهُ وَأَهْلَ السَّمَوَاتِ وَالأَرَضِينَ حَتَّى النَّمْلَةَ فِي جُحْرِهَا وَحَتَّى الحُوتَ لَيُصَلُّونَ عَلَى مُعَلِّمِ النَّاسِ الخَيْرَ».
Ebû Umâme el-Bâhilî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iki adamdan bahsedildi. Bunlardan biri ibadet eden abid, diğeri ise âlimdi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Âlimin, sadece ibadetle meşgul olan âbide üstünlüğü; benim, sizin en alt derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir.» Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şüphesiz Allah, melekleri, göklerin ve yerin sakinleri, hatta yuvasındaki karınca ve denizdeki balık bile insanlara hayrı öğreten kimse için salât eder (dua ve istiğfarda bulunurlar).»
Tirmizî rivayet etmiştirDereceHadis Hasen li-gayrihî'dir
Açıklama
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e biri ibadet ehli, diğeri ise ilim ehli olan iki kişiden bahsedildi ve hangisinin daha faziletli olduğu soruldu.
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Şer'î ilimleri öğrenen, onlarla amel eden ve onları insanlara öğreten âlimin; üzerine farz olan ilmi bilmekle birlikte kendisini ibadete vermiş kimseye üstünlüğü, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fazilet ve şerefinin sahâbenin en alt derecedeki ferdine olan üstünlüğü gibidir. Ardından Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun sebebini şöyle açıklamıştır: Şüphesiz Allah Teâlâ, Arş'ı taşıyan melekler başta olmak üzere bütün melekleri, gök ehli, yeryüzündeki insanlar, cinler ve bütün canlılar; hatta yerin derinliklerindeki yuvasında bulunan karınca ve denizdeki balıklar bile, insanlara din ilimlerini öğreten kimse için hayır dua ederler. Çünkü bu ilimler, insanların kurtuluşuna ve dünya ile ahirette gerçek mutluluğa ulaşmalarına vesile olur.
Faydalar
- Allah'a davet etmenin yöntemlerinden biri de insanları müjdeleyip teşvik etmek ve örnekler vermektir.
- Bu hadis, ilmi öğrenen, onunla amel eden ve insanları ona davet eden âlimlerin şeref ve faziletinin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.
- Bu hadiste, âlimlere ve ilim talebelerine saygı duyulması ve onlar için dua edilmesi teşvik edilmiştir.
- İnsanlara hayrı ve dinî bilgileri öğretmeye teşvik vardır. Çünkü bu, onların dünya ve ahirette kurtuluş ve mutluluklarına vesile olur.
Kaynakça
سنن الترمذي (4/ 416) (2685).
كنوز رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (16/ 481).
مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، لعلي القاري (1/ 298).
فيض القدير شرح الجامع الصغير، للمناوي (4/ 432).
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (2/ 469).
تطريز رياض الصالحين، لفيصل آل مبارك (ص758).
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (2/ 954).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي الدرداء رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ سَلَكَ طَريقا يَبْتَغي فيه عِلْما سَهَّل الله له طريقا إلى الجنة، وإنَّ الملائكةَ لَتَضَعُ أجْنِحَتها لطالب العلم رضًا بما يَصنَع، وإنَ العالم لَيَسْتَغْفِرُ له مَنْ في السماوات ومَنْ في الأرض حتى الحيتَانُ في الماء، وفضْلُ العالم على العَابِدِ كَفَضْلِ القمر على سائِرِ الكواكب، وإنَّ العلماء وَرَثَة الأنبياء، وإنَّ الأنبياء لم يَوَرِّثُوا دينارا ولا دِرْهَماً وإنما وَرَّثُوا العلم، فَمَنْ أَخَذَهُ أَخَذَ بحَظٍّ وَافِرٍ».
Ebu'd–Derdâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Bir kimse, ilim elde etmek arzusuyla bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır. Muhakkak melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde bulunanlar, hatta suyun içindeki balıklar bile âlim kişiye Allah'tan mağfiret dilerler. Âlimin âbide karşı üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, sadece ilmi miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirDereceHasen Hadis
Açıklama
Bu hadis ilim talebinin bazı faziletlerini açıklamaktadır: Bunlaran birincisi: Kim ilim talebi için bir yolculuğa çıkarsa yada ilim elde etmeyi arzularsa evinde dahi olsa Allah Subhanehu ve Teâlâ- o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırarak mükafatlandırır. İlim talebindeki yolculuk kişinin ayakları üzerinde hissi yolculuğu içerdiği gibi alimlerin meclisinde ve kitaplarda ilmi aramak gibi manevi yolculuğuda içermektedir. Şeri bir meselenin hükmünü öğrenmek için kitapları inceleyen yada alimin dizi dibinde ondan öğrenmek için oturan kimse, oturuyor olsa bile ilmi aramak için yola düşen kimse gibidir. Bu hadiste zikredilen başka bir fazilet ise yer ve gök halkı ilim talebeleri için bağışlanma talep eder. Hatta denizdeki balıklar ve yeryüzünde yaşayan canlılar bile. Bir başka fazileti ise Allah azze ve celle-'nin değer verdiği melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Bunu yapmalarının sebebi ilmi ve ehlini yüceltmek ve alçak gönüllü davranmak içindir. Bu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zikrettiği faziletlerden biriside alimler peygamberlerin varisleridir. Öyleki miras olarak onlardan ilim, amel almışlardır. Allah -azze ve celle-'ye daveti, insanları doğru yola ve Allah'ın dinine çağırmayı miras edinmişlerdir. Faziletlerinden bir diğeri Âlimin âbide karşı üstünlüğü, dolun ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Çünkü yıldızların ışığı gibi ibadetin nuru ve kemali abid olanın kendisiyle sınırlıdır. Ancak ilmin nuru ve kemali başkalarına da fayda sağlar ve alimin dışındaki kimseyide nurlandırır. Nebî -aleyhisselatu vesselam- peygamberlerin kendilerinden sonra gelenlere dünyayı miras bırakmadıklarını haber vermiştir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, en büyük bıraktıkları miras ilimdir. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir. Fayda veren hakiki miras budur. Müslüman kimse faziletli olan alimi amel işlemekten yoksun, abidide ilimden yoksun olan kimse zannetmesin. Bilakis ilim ameline galip gelen, amelde ilmine galip gelendir. Bundan dolayı alimler her iki güzelliği kazanmış olan peygamberlerin mirasçılarıdır. İlim ve amel, kamil olma, tamamlama faziletine sahip olmak Allah'ı hakkıyla bilen ve Allah yolunda ilerleyenlerin yoludur.
Kaynakça
- الجامع الصحيح -وهو سنن الترمذي-؛ للإمام محمد بن عيسى الترمذي، تحقيق أحمد شاكر وآخرين، مكتبة الحلبي-مصر، الطبعة الثانية، 1388هـ.
- رياض الصالحين من كلام سيد المرسلين؛ للإمام أبي زكريا النووي، تحقيق د. ماهر الفحل، دار ابن كثير-دمشق، الطبعة الأولى، 1428هـ.
- سنن أبي داود؛ للإمام أبي داود سليمان بن الأشعث السجستاني، تعليق عزت الدعاس وغيره، دار ابن حزم-بيروت، الطبعة الأولى، 1418هـ.
- سنن ابن ماجه؛ للحافظ محمد بن يزيد القزويني، حققه محمد فؤاد عبدالباقي، دار إحياء الكتب العربية.
- شرح رياض الصالحين؛ للشيخ محمد بن صالح العثيمين، مدار الوطن، الرياض، 1426هـ.
- صحيح الترغيب والترهيب؛ تأليف محمد ناصر الدين الألباني، مكتبة المعارف-الرياض، الطبعة الخامسة.
- كنوز رياض الصالحين؛ فريق علمي برئاسة أ.د. حمد العمار، دار كنوز إشبيليا-الرياض، الطبعة الأولى، 1430هـ.
- نزهة المتقين شرح رياض الصالحين؛ تأليف د. مصطفى الخِن وغيره، مؤسسة الرسالة-بيروت، الطبعة الرابعة عشر، 1407هـ.
- سنن أبي داود, أبو داود سليمان بن الأشعث بن إسحاق بن بشير بن شداد بن عمرو الأزدي السِّجِسْتاني, المحقق: محمد محيي الدين عبد الحميد, المكتبة العصرية، صيدا – بيروت.
- سنن الترمذي، تأليف: محمد بن عيسى الترمذي، تحقيق أحمد شاكر وغيره ، الناشر: شركة مكتبة ومطبعة مصطفى البابي الحلبي، الطبعة: الثانية، 1395 هـ.
- مسند الإمام أحمد بن حنبل، تحقيق: شعيب الأرنؤوط - عادل مرشد، وآخرون، نشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة: الأولى، 1421هـ - 2001 م.
- صَحِيحُ التَّرْغِيب وَالتَّرْهِيب, محمد ناصر الدين الألباني, مكتَبة المَعارف لِلنَشْرِ والتوزيْع، الرياض - المملكة العربية السعودية, الطبعة: الأولى، 1421 هـ - 2000 م.
- بهجة الناظرين, سليم بن عيد الهلالي، الناشر: دار ابن الجوزي ، سنة النشر: 1418 هـ- 1997م.
- مفتاح دار السعادة ومنشور ولاية العلم والإرادة, محمد بن أبي بكر بن أيوب بن سعد شمس الدين ابن قيم الجوزية, دار الكتب العلمية – بيروت.
- دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين, محمد علي بن محمد البكري الصديقي الشافعي, اعتنى بها: خليل مأمون شيحا, الناشر: دار المعرفة للطباعة والنشر والتوزيع، بيروت – لبنان, الطبعة: الرابعة، 1425 هـ - 2004 م.
- تطريز رياض الصالحين, فيصل بن عبد العزيز بن فيصل ابن حمد المبارك الحريملي النجدي, المحقق: د. عبد العزيز بن عبد الله آل حمد, دار العاصمة للنشر والتوزيع، الرياض, الطبعة: الأولى، 1423 هـ - 2002 م.
- مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، لعلي بن سلطان الملا الهروي القاري، الناشر: دار الفكر، بيروت – لبنان، الطبعة: الأولى، 1422هـ - 2002م.
- حاشية السندي على سنن ابن ماجه = كفاية الحاجة في شرح سنن ابن ماجه, محمد بن عبد الهادي التتوي، أبو الحسن، نور الدين السندي, دار الجيل - بيروت، بدون طبعة.
- تاج العروس من جواهر القاموس, محمّد بن محمّد بن عبد الرزّاق الحسيني، الملقّب بمرتضى، الزَّبيدي, مجموعة من المحققين, الناشر: دار الهداية.
Bu hadis HadeethEnc.com’daBuradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com