عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُما قَالَ: إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ أَنْزَلَ: {وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ فَأُولَئِكَ هُمِ الْكَافِرُونَ} [المائدة: 44] وَ {فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ} [المائدة: 45] وَ {فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ} [المائدة: 47] ، قَالَ: قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: أَنْزَلَهَا اللهُ فِي الطَّائِفَتَيْنِ مِنَ اليَهُودِ، وَكَانَتْ إِحْدَاهُمَا قَدْ قَهَرَتِ الأُخْرَى فِي الجَاهِلِيَّةِ، حَتَّى ارْتَضَوْا وَاصْطَلَحُوا عَلَى أَنَّ كُلَّ قَتِيلٍ قَتَلَتْهُ العَزِيزَةُ مِنَ الذَّلِيلَةِ فَدِيَتُهُ خَمْسُونَ وَسْقًا، وَكُلَّ قَتِيلٍ قَتَلَتْهُ الذَّلِيلَةُ مِنَ العَزِيزَةِ فَدِيَتُهُ مِائَةُ وَسْقٍ، فَكَانُوا عَلَى ذَلِكَ حَتَّى قَدِمَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ المَدِينَةَ، وَذَلَّتِ الطَّائِفَتَانِ كِلْتَاهُمَا لِمَقْدَمِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ورَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمَئِذٍ لَمْ يَظْهَرْ، وَلَمْ يُوطِئْهُمَا عَلَيْهِ، وَهُوَ فِي الصُّلْحِ، فَقَتَلَتِ الذَّلِيلَةُ مِنَ العَزِيزَةِ قَتِيلًا، فَأَرْسَلَتِ العَزِيزَةُ إِلَى الذَّلِيلَةِ: أَنِ ابْعَثُوا إِلَيْنَا بِمِائَةِ وَسْقٍ، فَقَالَتِ الذَّلِيلَةُ: وَهَلْ كَانَ هَذَا فِي حَيَّيْنِ قَطُّ دِينُهُمَا وَاحِدٌ، وَنَسَبُهُمَا وَاحِدٌ، وَبَلَدُهُمَا وَاحِدٌ، دِيَةُ بَعْضِهِمْ نِصْفُ دِيَةِ بَعْضٍ؟ إِنَّا إِنَّمَا أَعْطَيْنَاكُمْ هَذَا ضَيْمًا مِنْكُمْ لَنَا، وَفَرَقًا مِنْكُمْ، فَأَمَّا إِذْ قَدِمَ مُحَمَّدٌ فَلَا نُعْطِيكُمْ ذَلِكَ، فَكَادَتِ الحَرْبُ تَهِيجُ بَيْنَهُمَا، ثُمَّ ارْتَضَوْا عَلَى أَنْ يَجْعَلُوا رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَيْنَهُمْ، ثُمَّ ذَكَرَتِ العَزِيزَةُ، فَقَالَتْ: وَاللهِ مَا مُحَمَّدٌ بِمُعْطِيكُمْ مِنْهُمْ ضِعْفَ مَا يُعْطِيهِمْ مِنْكُمْ، وَلَقَدْ صَدَقُوا، مَا أَعْطَوْنَا هَذَا إِلَّا ضَيْمًا مِنَّا، وَقَهْرًا لَهُمْ، فَدُسُّوا إِلَى مُحَمَّدٍ مَنْ يَخْبُرُ لَكُمْ رَأْيَهُ: إِنْ أَعْطَاكُمْ مَا تُرِيدُونَ حَكَّمْتُمُوهُ، وَإِنْ لَمْ يُعْطِكُمْ حَذِرْتُمْ فَلَمْ تُحَكِّمُوهُ، فَدَسُّوا إِلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَاسًا مِنَ المُنَافِقِينَ لِيَخْبُرُوا لَهُمْ رَأْيَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَلَمَّا جَاءَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَخْبَرَ اللهُ رَسُولَهُ بِأَمْرِهِمْ كُلِّهِ وَمَا أَرَادُوا، فَأَنْزَلَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ {يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الذِينَ قَالُوا آمَنَّا} [المائدة: 41] إِلَى قَوْلِهِ: {وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ فَأُولَئِكَ هُمِ الْفَاسِقُونَ} [المائدة: 47] ثُمَّ قَالَ فِيهِمَا: وَاللهِ نَزَلَتْ، وَإِيَّاهُمَا عَنَى الله عَزَّ وَجَلَّ.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Şüphesiz Allah -Azze ve Celle-; “Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” [Mâide, 44], “...işte onlar zalimlerin ta kendileridir” [Mâide, 45] ve “...işte onlar fasıkların ta kendileridir” [Mâide, 47] âyetlerini indirmiştir.
İbn Abbas -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Allah bu âyetleri, Câhiliye döneminde biri diğerine üstünlük sağlayıp tahakküm kurmuş iki Yahudi kabilesi [Beni Nadîr ve Beni Kurayza] hakkında indirdi. Aralarında şöyle bir anlaşma yapmışlardı: Üstün konumdaki kabilenin, zayıf düşürülmüş kabileden öldürdüğü her bir kişi için elli vesk; zayıf kabilenin, üstün kabileden öldürdüğü her bir kişi için ise yüz vesk diyet ödenecekti.
Bu haksız uygulama, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Medine’ye gelinceye kadar sürdü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine’ye geldiğinde her iki kabile de onun otoritesi karşısında boyun eğdi. O sıralarda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- henüz beldede hâkimiyetini tam anlamıyla ortaya koymamış, aralarında barış hâli sürdüğünden onları bu uygulamayı terk etmeye zorlamamıştı.
Derken zayıf konumdaki kabile, üstün kabileden birini öldürdü. Üstün kabile haber göndererek: ‘Bize yüz vesk diyeti ödeyin’ dedi. Zayıf kabile ise şu cevabı verdi: ‘Dinleri, soyları ve yurtları bir olan iki kabile arasında, birinin diyetinin diğerinin yarısı sayıldığı nerede görülmüştür? Biz bunu size sırf haksız baskılarınız ve gücünüz sebebiyle veriyorduk. Artık Muhammed geldiğine göre bunu size asla ödemeyeceğiz!
Bu durum üzerine aralarında neredeyse savaş çıkacaktı. Sonunda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i aralarında hakem tayin etmeye karar verdiler. Ancak üstün konumdaki kabile kendi arasında şöyle dedi: ‘Vallahi Muhammed, sizden öldürülen için onların ödediğinin iki katını size verdirmez.’ —Gerçekten de doğru söylüyorlardı; zira o fazla miktarı sadece baskı ve üstünlükleriyle zorla alıyorlardı.— Bunun üzerine: ‘Siz Muhammed’e birilerini gönderin; eğer istediğiniz hükmü verirse kabul edin, vermezse sakının ve onun hükmüne uymayın’ dediler.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ne hüküm vereceğini öğrenmek amacıyla bazı münafıkları gizlice gönderdiler. Onlar geldiğinde Allah -Azze ve Celle-, Rasûlüne onların gizli niyetlerini ve kurdukları tuzağı bildirdi. Ardından şu âyetleri indirdi: “Ey Peygamber! Küfürde birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin. Bunlar, ‘İman ettik’ dedikleri hâlde kalpleri iman etmemiş olanlardır...” [Mâide, 41] ve “Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Mâide, 47]
İbn Abbas -radıyallahu anh- sözlerini şöyle tamamladı: Vallahi bu ayetler işte bu iki kabile hakkında inmiştir ve Allah -Azze ve Celle- bu ayetlerle özellikle onları kastetmiştir.
Ahmed rivayet etmiştirDereceHasen hadis
Açıklama
Medine Yahudilerinden Beni Kurayza ve Beni Nadîr kabileleri vardı. Câhiliye döneminde bu iki kabileden biri diğerini ezip boyunduruk altına almıştı.
Sonunda aralarında anlaşıp şu esas üzerinde sulh yaptılar: Üstün ve galip gelen kabilenin, zayıf ve yenik düşen kabileden öldürdüğü her bir kişinin diyeti sadece elli vesk; zayıf kabilenin üstün kabileden öldürdüğü her bir kişinin diyeti ise bunun iki katı olan yüz vesk olacaktı. (Bir vesk ise altmış sâ' denk gelmektedir). Bu uygulama, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hicret ederek Medine’ye gelinceye kadar böyle devam etti. Onun Medine’ye gelişiyle birlikte her iki topluluk da kendisine boyun eğdi. O sırada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- henüz düşmanlarına karşı üstünlük sağlamamış ve bu iki topluluğu kendisine itaat etmeye zorlamamıştı. Çünkü bu olay hicretin ilk dönemlerinde gerçekleşmişti ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlarla barış hâlindeydi. Derken zayıf olan topluluk, güçlü olan topluluktan bir kişiyi öldürdü. Bunun üzerine güçlü olan topluluk, zayıf olan topluluğa haber göndererek, ‘Aramızdaki anlaşma gereğince bize yüz vesk gönderin’ dedi. Zayıf olan topluluk ise şöyle karşılık verdi: ‘Dinleri bir, soyları bir ve memleketleri bir olan iki topluluk arasında, birinin diyeti diğerinin diyetinin yarısı olacak şekilde bir uygulama hiç görülmüş müdür?! Biz size bu miktarı ancak bize yaptığınız haksızlık ve sizden duyduğumuz korku sebebiyle veriyorduk. Fakat Muhammed geldiğine göre artık bunu size kesinlikle vermeyeceğiz. Bunun üzerine iki topluluk arasında neredeyse savaş çıkacaktı. Sonra, aralarında hüküm vermesi için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i hakem tayin etmeye razı oldular. Ancak güçlü olan topluluk kendi arasında düşünüp şöyle dedi: ‘Allah’a yemin olsun ki Muhammed, sizin için öldürülenlerden dolayı size, bizim için öldürülenlerden dolayı bize verdiğinin iki katını vermeyecektir.’ Gerçekten de doğru söylemişlerdi. Bize verdikleri bu şeyleri ancak bizim onlara yaptığımız zulüm ve onları baskı altında tutmamız sebebiyle verdiler. Bunun üzerine Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vereceği hükmü gizlice öğrenmesi için birini gönderdiler ve şöyle dediler: ‘Eğer size istediğiniz hükmü verirse onu aranızda hakem tayin edersiniz. Fakat size arzu ettiğiniz hükmü vermezse onu bırakırsınız ve aranızda hakem kabul etmezsiniz.’ Bunun üzerine, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in görüşünü öğrenmek için münafıklardan bazı kimseleri gizlice Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'e gönderdiler. Onlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldiklerinde Allah Teâlâ vahiy indirdi ve Rasûlü’ne, onların bütün durumlarını ve ne amaçladıklarını haber verdi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ, Mâide sûresinde şu âyetleri indirdi:
“Ey Peygamber! Küfürde yarışıp duranlar seni üzmesin. Onlar, ‘İman ettik’ dedikleri hâlde kalpleriyle iman etmeyenlerdir…”
[Mâide: 41]. Şu âyete kadar: ‘Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.' [Mâide: 47] İbn Abbas -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki, Allah Teâlâ o iki kabile hakkında şu ayetler indirilmiştir: "Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." [Maide: 44]. Ve ‘…İşte onlar zalimlerin ta kendileridir.’ [Mâide: 45] ‘…İşte onlar fâsıkların ta kendileridir.’ [Mâide: 47] ve Allah -Azze ve Celle- bu ikisini kastetmiştir.
Faydalar
- Yahudiler, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğruluğunu ve güvenilirliğini biliyorlardı.
- Yahudiler, kendi aralarında bile hilekâr ve adaletsizdirler.
- Allah -Azze ve Celle- bize Yahudilerin bu dünyada rezil olacaklarını ve ahirette büyük bir azaba uğrayacaklarını haber vermiştir.
- Allah'ın vahyettiğine göre hüküm vermemek ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- hükmüyle yetinmek; küfür, adaletsizlik ve ahlaksızlığın bir delilidir.
- Münafıkların ve Yahudilerle işbirliği yapmalarının tehlikesi ifade edilmiştir.
Kaynakça
مسند أحمد (4/ 88) (2212).
النهاية في غريب الحديث والأثر (ص 972،978،702،1017،305).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضيَ اللهُ عنهُما قَالَ: كُنْتُ عِنْدَ مِنْبَرِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ رَجُلٌ: مَا أُبَالِي أَلَّا أَعْمَلَ عَمَلًا بَعْدَ الإِسْلَامِ إِلَّا أَنْ أُسْقِيَ الحَاجَّ، وَقَالَ آخَرُ: مَا أُبَالِي أَلَّا أَعْمَلَ عَمَلًا بَعْدَ الإِسْلَامِ إِلَّا أَنْ أَعْمُرَ المَسْجِدَ الحَرَامَ، وَقَالَ آخَرُ: الجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللهِ أَفْضَلُ مِمَّا قُلْتُمْ، فَزَجَرَهُمْ عُمَرُ، وَقَالَ: لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ عِنْدَ مِنْبَرِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ يَوْمُ الجُمُعَةِ، وَلَكِنْ إِذَا صَلَّيْتُ الجُمُعَةَ دَخَلْتُ فَاسْتَفْتَيْتُهُ فِيمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ، فَأَنْزَلَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ: {أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ} [التوبة: 19] الآيَةَ إِلَى آخِرِهَا.
Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in minberinin yanında bulunuyordum. Bir adam şöyle dedi: “İslâm’a girdikten sonra, hacılara su dağıtmak dışında başka hiçbir amel yapmasam da aldırmam.” Bir başka adam da: “İslâm’a girdikten sonra, Mescid-i Harâm’ı imar etmek dışında başka hiçbir amel yapmasam da aldırmam.” dedi. Bir diğer adam ise:
“Allah yolunda cihad etmek, sizin söylediğinizden daha faziletlidir.” dedi.
Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh- onları azarladı ve şöyle dedi: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in minberinin yanında seslerinizi yükseltmeyin. Bugün cuma günüdür. Fakat cuma namazını kıldıktan sonra içeri girip, aranızda ihtilaf ettiğiniz bu mesele hakkında ona danışacağım. Bunun üzerine -Allah Azze ve Celle- şu ayeti indirdi: “Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Harâm’ı imar etmeyi, Allah’a ve âhiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden kimseyle bir mi tuttunuz?” [Tevbe, 9/19] ayetini ve devamındaki ayetleri indirdi.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anhuma- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in minberinin yanında otururken bir adamın şöyle söylerken işittiğini zikretmiştir: “İslâm’a girdikten sonra, hacılara su dağıtmak dışında başka hiçbir amel yapmasam da aldırmam.” Bir başka adam da: “İslâm’a girdikten sonra, Mescid-i Harâm’ı imar etmek dışında başka hiçbir amel yapmasam da aldırmam.” dedi. Bir diğer adam ise: “Allah yolunda cihad etmek, sizin söylediğinizden daha faziletlidir.” dedi. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in minberinin yanında seslerini yükseltmelerinden dolayı onları azarladı. Olay cuma sabahı gerçekleşmişti. Ömer -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Fakat cuma namazını kıldığımda içeri girip aranızda ihtilaf ettiğiniz mesele hakkında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem’e soracağım.” Bunun üzerine Allah Azze ve Celle şu ayeti indirdi:
“Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Harâm’ı imar etmeyi, Allah’a ve âhiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden kimseyle bir mi tuttunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." [Tevbe Suresi: 19].
Faydalar
- Amellerin ecir ve sevap bakımından birbirine üstünlüğü ifade edilmiştir.
- Ameller, insanların içtihatlarına göre değil, dinin belirttiği esaslara göre birbirine üstünlük gösterir.
- Allah yolunda cihadın fazileti, Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman etmeye bağlıdır.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste, cuma günü ve diğer günlerde mescitlerde sesi yükseltmenin mekruh olduğuna delil vardır. İnsanların namaz için bir araya geldikleri sırada, ister ilim konuşmak ister başka bir şey için olsun, sesin yükseltilmemesi gerekir. Çünkü bu, orada bulunanların yanı sıra namaz kılanların ve Allah’ı zikredenlerin dikkatini dağıtıp rahatsızlık verir.
Kaynakça
صحيح مسلم (3/ 1499) (1879).
المفهم لما أشكل من تلخيص كتاب مسلم (3/ 720).
البحر المحيط الثجاج في شرح صحيح الإمام مسلم بن الحجاج (32/ 395).
النهاية في غريب الحديث والأثر (ص 897).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ رَفَعَهُ: فِي قَوْلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ: {وَمَنْ يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ} [الحج: 25] قَالَ: «لَوْ أَنَّ رَجُلًا هَمَّ فِيهِ بِإِلْحَادٍ وَهُوَ بِعَدَنِ أَبْيَنَ لَأَذَاقَهُ اللَّهُ عَذَابًا أَلِيمًا».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre: Allah Azze ve Celle’nin: {Kim orada (Harem'de) zulümle haktan sapmak (günah işlemek) isterse, ona elem dolu bir azap tattırırız} [Hac Suresi: 25] ayeti hakkında şöyle dedi: «Eğer bir kimse, Aden-Ebyen'de (Mekke'den oldukça uzakta bulunan Yemen bölgesinde) bulunduğu hâlde, Mescid-i Haram hakkında bir (haktan sapma, harama yönelme) niyet etseydi, Allah ona mutlaka elem verici bir azabı tattırırdı.
Ahmed ve Hâkim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh- Allah Azze ve Celle’nin: {Kim orada (Harem'de) zulümle haktan sapmak (günah işlemek) isterse, ona elem dolu bir azap tattırırız} [Hac Suresi: 25] ayeti hakkında şöyle demiştir: "İnsanlardan biri, Mekke Haremi'nde kötü bir iş yapmayı; Allah'ın Harem'de haram kıldığı bir şeyi -ister diliyle işlenecek bir günah olsun, ister kasten adam öldürmek gibi bir suç olsun- işlemeye niyet edip buna kesin olarak karar verse, bu zulümdür. Böyle bir niyet, Yemen'deki Aden şehrinde bulunurken bile yapılmış olsa, sırf bu niyet ve kesin kararlılığı sebebiyle Allah'ın ona elem verici bir azap vermesi hak olur; bunu fiilen işlememiş olsa bile. Bu konuda yalnızca kesin bir azim göstermesi yeterlidir.
Faydalar
- Bu, Harem'in kendine özgü kutsiyetini ve Allah katındaki büyük değerini gösteren bir açıklamadır.
- Sa'dî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu ayet-i kerime, Harem'e saygı göstermenin (tazim etmenin) farz olduğuna, oranın şanını yüceltmenin gerekliliğine; orada günah işlemeye niyet etmekten ve günahın bizzat kendisini işlemekten şiddetle sakındırıldığına delalet etmektedir.
- Dahhâk -rahimehullah- şöyle demiştir: «Kişi başka bir memlekette olduğu hâlde Mekke’de bir günah işlemeyi aklından geçirip buna niyet eder de henüz o günahı işlememiş olsa bile, bu günah onun aleyhine (amel defterine) yazılır.»
Kaynakça
مسند أحمد (7/ 155) (4071).
المستدرك على الصحيحين للحاكم (2/ 420) (3461).
إرشاد الساري لشرح صحيح البخاري (10/ 52).
جامع العلوم والحكم (2/ 327).
النهاية في غريب الحديث والأثر ( ص 829،1012، 597).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: كُنْتُ سَاقِيَ القَوْمِ فِي مَنْزِلِ أَبِي طَلْحَةَ، وَكَانَ خَمْرُهُمْ يَوْمَئِذٍ الفَضِيخَ، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُنَادِيًا يُنَادِي: أَلاَ إِنَّ الخَمْرَ قَدْ حُرِّمَتْ، قَالَ: فَقَالَ لِي أَبُو طَلْحَةَ: اخْرُجْ، فَأَهْرِقْهَا، فَخَرَجْتُ فَهَرَقْتُهَا، فَجَرَتْ فِي سِكَكِ المَدِينَةِ، فَقَالَ بَعْضُ القَوْمِ: قَدْ قُتِلَ قَوْمٌ وَهِيَ فِي بُطُونِهِمْ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ: {لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا} [المائدة: 93] الآيَةَ.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Talhâ'nın evinde sakilik (gelenlere içecek ikram ediyordum) yapıyordum. O gün onların içkisi 'fadîh' (ham/koruk hurmadan yapılan bir tür içki) idi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem bir münadiye, 'Haberiniz olsun, içki haram kılınmıştır!' diye seslenmesini emretti. Bunun üzerine Ebû Talha bana, 'Çık ve şu içkiyi dök!' dedi. Ben de çıkıp döktüm; öyle ki (dökülen içkiler) Medine sokaklarında akıp gitti. (Bu sırada) İçimizden bazı kimseler 'İyi de, bu içki henüz midelerindeyken ölen/şehit olan insanlar var (onların durumu ne olacak)?' dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayet-i kerimeyi indirdi: {İman edip salih ameller işleyenlere, (haram kılınmadan önce) yiyip içtiklerinden dolayı bir günah yoktur...} [Maide Suresi: 93.]
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Enes b. Mâlik, -radıyallahu anh- şöyle haber vermiştir: Üvey babası Ebû Talha -radıyallahu anh-'ın evinde bulunan topluluğa içecek ikram ediyordu (sâkilik yapıyordu). O gün onların içkisi; olgunlaşmış kuru hurma ile ham hurmanın karışımından yapılan "fadîh" idi. Derken o sırada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in münadisi: "Haberiniz olsun, içki haram kılınmıştır!" diye seslendi. Enes dedi ki: Bunun üzerine Ebû Talha bana, "Çık, onu dök!" dedi. Ben de çıkıp onu döktüm; öyle ki içki Medine sokaklarında akıp gitti. (Bu esnada) topluluktan bazıları: "İçki henüz haram kılınmadan önce, midelerinde içki varken ölen/şehit olan bazı sahabiler var (onların durumu ne olacak)?" dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi:
{İman edip salih ameller işleyenlere yiyip içtiklerinden dolayı bir günah yoktur...} [Maide Suresi: 93] Yani: Haram kılınmadan önce şaraptan içip tatmalarından dolayı iman edenlere bir günah yoktur.
Faydalar
- Ebû Talhâ ve diğer sahabelerin fazileti ifade edilmiştir. Zira onlar Allah'ın emrine hiçbir soru sormadan, derhal ve süratle teslim olmuşlardır. İşte hakiki bir Müslümana yakışan da budur.
- Hamr (Şarap): Bütün sarhoş edici maddelerin genel adıdır.
- "Fadîh: Koruk ve hurmadan, ateşe gösterilmeden (kaynatılmadan) yapılan bir içecektir. Büsr (koruk) ise, hurma ağacının henüz olgunlaşıp yumuşamamış (taze/ham) meyvesidir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: el-Mühelleb -rahimehullah- dedi ki: 'Şarap (içki), onun tamamen reddedildiğini ilan etmek ve bırakıldığını herkesin gözü önüne sermek amacıyla yola dökülmüştür. Bu durum, yola dökülmesi sebebiyle meydana gelecek eziyet ve rahatsızlığa kıyasla, maslahat (kamu yararı) bakımından daha racihtir (üstündür/önceliklidir).
- Allah'ın kullarına olan rahmeti ve bir konu hakkında hüküm indirmeden önce hiç kimseyi yaptıklarından dolayı sorumlu tutmayacağı ifade edilmiştir.
- Allah Teâlâ, akla ve mala zarar veren büyük kötülükleri sebebiyle içkiyi haram kılmıştır. İnsanlar, içki yüzünden akli melekelerini kaybettikleri için birçok günaha sürüklenmektedirler.
Kaynakça
صحيح البخاري (3/ 132) (2464).
صحيح مسلم (3/ 1570) (1980).
النهاية في غريب الحديث والأثر (709) (1006).
فتح الباري لابن حجر (1/ 133).
إرشاد الساري لشرح صحيح البخاري (4/ 267).
Bu hadis HadeethEnc.com’da