İçeriğe geç
Açıklamalı hadisler

Kur'an Tefsiri

16 hadis

Ömer -radıyallahu anh- Bedir gazvesine katılmış olan yaşlı sahabeler arasına beni de alıyordu. Sanki onların bir kısmı bunu hoş karşılamıyordu.

عن عبد الله ابن عباس رضي الله عنهما كان عمر رضي الله عنه يُدْخِلُنِي مع أَشْيَاخِ بَدْرٍ فَكَأَنَّ بَعْضَهُم وَجَدَ في نفسه، فقال: لم يُدْخِلُ هذا معنا ولنا أبناءٌ مثله؟! فقال عمر: إنه من حَيْثُ عَلِمْتُمْ! فدعاني ذاتَ يومٍ فأَدَخَلَنِي مَعَهُمْ فما رأيتُ أنه دعاني يَوْمَئِذٍ إلا لِيُرِيَهُم، قال: ما تقولون في قول الله:(إذا جاء نصر الله والفتح)، [الفتح: 1]، فقال بعضهم: أَمَرَنَا نَحْمَدُ اللهَ ونَسْتَغْفِرُهُ إذا نصرنا وفَتَحَ علينا، وسكتَ بعضُهُم فَلَمْ يَقُلْ شيئًا، فقال لي: أكذلك تقولُ يا ابنَ عباس؟ فقلت: لا، قال: فما تقول؟ قلت: هو أَجَلُ رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم أَعْلَمَهُ له، قال: "إذا جاء نصر الله والفتح" وذلك علامةُ أجلِكَ، "فسبح بحمد ربك واستغفره إنه كان توابا" فقال عمر رضي الله عنه : مَا أَعْلَمُ مِنْهَا إلَّا مَا تَقُولُ.
Ömer -radıyallahu anh- Bedir gazvesine katılmış olan yaşlı sahabeler arasına beni de alıyordu. Sanki onların bir kısmı bunu hoş karşılamıyordu. İçlerinden biri, "Bunu niçin bizim aramıza alıyor? Bizim de onun gibi çocuklarımız var." demişti. Ömer de "Onu, sizin de bildiğiniz gibi ilminden dolayı aranıza alıyorum" diye cevap verdi. Bir gün beni onların meclisine yine davet etti. Zannediyorum ki o gün, beni onlara göstermek için davet etmişti. Ömer onlara; "Allah'ın yardımı ve fethi geldiğinde" ayeti hakkında ne diyorsunuz?" diye sordu. Onların bir kısmı; "Bununla Allah'ın yardımına nail olup bize fetih müyesser olduğu zaman Allah'a hamd edip istiğfar etmemiz emredilmiştir." diye cevap verdiler. Bir kısmı da, hiç bir şey söylemeyip sessiz kaldı. Ömer bana yönelerek; "İbn Abbas! Sen de böyle mi diyorsun?" dedi. Ben; "Hayır!" dedim. "Peki ne diyorsun öyleyse?" deyince, ben de: "Bununla Allah, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ecelinin yaklaştığını bildirmiştir." diye cevap verdim. "Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde işte bu, senin ecelinin belirtisidir. O zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir." buyrulmuştur. Bunun üzerine Ömer; "Bu hususta ben de senin dediklerinden başka bir şey bilmiyorum." dedi.
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Ömer–radıyallahu anh- önemli meselelerde görüş sahibi insanlarla istişare ederdi. Bedir gazvesine katılmış olan yaşlı sahabeler arasına İbn Abbas’ı da alıyordu. İbn Abbas Onlara göre oldukça genç bir kimseydi. Bundan hoşlanmayarak, nasıl olur da kendileriyle birlikte bu küçük çocuğun aynı meclise girdiğini sorgulayıp, kendilerinin de bu yaşta çocuklarının olduğunu ifade ettiler. Ömer–radıyallahu anh- İbn Abbas’ın zekâ, ilim ve ileri görüşlülüğünü göstermek istedi. Bir keresinde onlarla birlikteyken yine İbn Abbas’ı davet etti. Yaşlı sahabelere şu sureyi sordu: “Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde, insanları akın, akın Allah'ın dinine girerlerken gördüğünde, o zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir.” Bu sorunun cevabı hakkında iki kısma ayrıldılar. Bir grup sessiz kalarak cevap vermez iken, diğer grup ise bununla Allah'ın yardımına nail olup bize fetih müyesser olduğu zaman Allah'a hamd edip günahlarımız için istiğfar etmemiz emredilmiştir." diye cevap verdiler. Aslında Ömer bu soru ile surenin ayetlerinin hangi manaya geldiğini öğrenmek istemiyor, surenin taşıdığı ince manaya işaret etmek istiyordu. Aynı soruyu İbn Abbas –radıyallahu anhuma-’ya da bu sure hakkında sen ne diyorsun diye sordu. İbn Abbas –radıyallahu anhuma- da "Bununla Allah, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ecelinin yaklaştığını bildirmiştir." diye cevap verdi. "Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde işte bu, senin ecelinin belirtisidir. O zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir." buyrulmuştur. Bunun üzerine Ömer "Bu hususta ben de senin dediklerinden başka bir şey bilmiyorum." dedi. Böylece İbn Abbas –radıyallahu anhuma-’nın fazileti ortaya çıkmış oldu.

Kaynakça

صحيح البخاري، للإمام أبي عبد الله محمد بن إسماعيل البخاري، عناية محمد زهير الناصر، دار طوق النجاة، الطبعة الأولى، 1422هـ. - صحيح مسلم، للإمام مسلم بن الحجاج، حققه ورقمه محمد فؤاد عبد الباقي، دار عالم الكتب، الرياض، الطبعة الأولى، 1417هـ. - كنوز رياض الصالحين، لحمد بن ناصر العمار، دار كنوز إشبيليا، الطبعة الأولى، 1430ه. - شرح رياض الصالحين، للشيخ محمد بن صالح العثيمين، مدار الوطن، الرياض، 1426هـ. - نزهة المتقين بشرح رياض الصالحين، تأليف مصطفى سعيد الخن، مصطفى البغا، محي الدين مستو، علي الشربجي، محمد أمين لطفي، مؤسسة الرسالة، بيروت، لبنان، الطبعة الرابعة عشرة، 1407ه. - بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، سليم بن عيد الهلالي، دار ابن الجوزي، الطبعة الأولى، 1418ه. - دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين، المؤلف: محمد علي بن محمد بن علان الصديقي، اعتنى بها: خليل مأمون شيحا، دار المعرفة للطباعة والنشر والتوزيع، بيروت – لبنان - الطبعة: الرابعة، 1425هـ - 2004م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Ey amcacım! Lâ ilahe illallah de ki, Allah katında bu kelime ile seni müdafaa edeyim

عن سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: لَمَّا حَضَرَتْ أَبَا طَالِبٍ الْوَفَاةُ، جَاءَهُ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدَ عِنْدَهُ أَبَا جَهْلٍ وَعَبْدَ اللهِ بْنَ أَبِي أُمَيَّةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ، فَقَالَ: «أَيْ عَمِّ، قُلْ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، كَلِمَةً أُحَاجُّ لَكَ بِهَا عِنْدَ اللهِ»، فَقَالَ أَبُو جَهْلٍ وَعَبْدُ اللهِ بْنُ أَبِي أُمَيَّةَ: أَتَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، فَلَمْ يَزَلْ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَعْرِضُهَا عَلَيْهِ، وَيُعِيدَانِهِ بِتِلْكَ الْمَقَالَةِ، حَتَّى قَالَ أَبُو طَالِبٍ آخِرَ مَا كَلَّمَهُمْ: عَلَى مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَأَبَى أَنْ يَقُولَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «وَاللهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ مَا لَمْ أُنْهَ عَنْكَ»، فَأَنْزَلَ اللهُ: {مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ} [التوبة: 113]، وَأَنْزَلَ اللهُ فِي أَبِي طَالِبٍ، فَقَالَ لِرَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم: {إِنَّكَ لا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ} [القصص: 56].
Saîd b. Müseyyeb'in, babasından naklettiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Tâlib, ölüm döşeğindeyken, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanına gitti. Yanında Ebû Cehil ve Abdullah b. Ebi Ümeyye b. Muğira da vardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- amcasına şöyle dedi: «Ey amcacım! Lâ ilahe illallah de ki, Allah katında bu kelime ile seni müdafaa edeyim.» . Ebû Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye dediler ki: Ey Ebû Talib, Abdülmuttalib'in dininden vaz mı geçiyorsun? Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (sözünü) tekrarladı. O ikisi de sözlerini o kadar ısrarla tekrarladılar ki, Ebû Tâlib'in en son söylediği söz: "Abdülmuttalib'in dini üzere." oldu. Lâ ilâhe illallâh demeyi reddetti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle dedi: «Yasaklanmadığım müddetçe senin için istiğfarda bulunacağım.» Böyle demesi üzerine Allah şu ayetleri indirdi: {Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek, Peygamber'e ve Müminlere yaraşmaz.} [Tevbe Suresi: 113] Allah Teâlâ, Ebû Tâlib hakkında şu ayeti indirerek Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle buyurmuştur: {(Rasûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.} [Kasas Suresi: 56]
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- amcası Ebû Tâlib ölmek üzereyken yanına girmiş ve ona şöyle demiştir: Ey amcacım: "Lâ ilâhe illallâh" de, kıyamet gününde Yüce Allah'ın huzurunda senin lehine bu söz ile şahitlik edeyim." diye buyurdu. Ebû Cehil ile Abdullah b. Ebî Ümeyye dediler ki: Ey Ebû Tâlib, Abdülmuttalib'in dininden vaz mı geçiyorsun? Bu söyledikleri putlara tapınma dinidir. Bu ikisi ona ısrarla sormaya devam ettiler ve Ebû Tâlib'in onlara söylediği son söz: Abdülmuttalib'in dini üzere; şirk ve putlara tapınma üzere olduğunu haber verdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Rabbim beni yasaklamadığı sürece senin için istiğfarda bulunacağım.» Böylece Allah Teâlâ'nın şu sözleri nazil oldu: {Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek, Peygamber'e ve Müminlere yaraşmaz.} [Tevbe Suresi: 113]. Allah Teâlâ'nın Ebû Tâlib hakkında şu sözleri nazil oldu: {(Rasûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.} [Kasas Suresi: 56]. Sen hidayete erdirmek istediğini hidayet edemezsin, ancak tebliğ edersin, Allah dilediğini hidayet eder.

Faydalar
  1. Akrabalık dereceleri ne kadar yakın olursa olsun, yaptıkları ve iyilikleri ne olursa olsun müşrikler için istiğfar etmek haramdır.
  2. Batıl bir şekilde babaları ve büyükleri taklit etmek, İslam öncesi Cahiliye Dönemi insanlarının amelidir.
  3. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şefkatinin mükemmelliği, insanları davet etme ve onlara yol gösterme konusundaki hassasiyeti anlatılmıştır.
  4. Ebû Tâlib'in Müslüman olduğunu iddia edenlere cevap verilmiştir.
  5. Ameller ancak (ölüm sırasındaki) sonlarına göre değerlendirilir.
  6. Fayda sağlamak veya zararı önlemek için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ve başkalarına bağlanmanın batıl olduğu anlatılmaktadır.
  7. Kim manasını bilerek kesin olarak iman ederek Lâ ilâhe illallâh/ Allah'tan başka hak ilah yoktur" derse İslam'a girmiş olur.
  8. Kötü dost ve arkadaşların insana verdiği zarar ifade edilmiştir.
  9. Lâ ilâhe illallâh/Allah'tan başka hak ilah yoktur" sözünün manası; putlara, evliyalara ve salihlere tapınmayı terk etmek, yalnızca Allah'a ibadet etmektir. Şüphesiz ki müşrikler bunun manasını bilmekteydiler.
  10. Müşrik bir hastayı, İslam'a döneceği ümidiyle ziyaret etmek caizdir.
  11. Hidayete muvaffak kılma yalnızca Allah'ın elindedir, O'nun ortağı yoktur. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in üzerine düşen yol gösterme, irşat etme ve tebliğ etme hidayetidir.
Kaynakça

صحيح البخاري (6/ 112) (4772). صحيح مسلم (1/ 54) (24). الملخص في شرح كتاب التوحيد، لصالح الفوزان (ص155). الجديد في شرح كتاب التوحيد، للقرعاوي (ص169).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

'Erkeğin hanımını kendisine haram kılması hiçbir şey değildir.(Yemin olsun ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'de sizin için güzel bir örnek vardır.)

عن ابن عباس رضي الله عنهما أنه كان يقول: «إذا حَرَّمَ امرأته ليس بشيء» وقال: {لقد كان لكم في رسول الله أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ} [الأحزاب: 21]
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:''Erkeğin hanımını kendisine haram kılması hiçbir şey değildir.(Yemin olsun ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'de sizin için güzel bir örnek vardır.) Ahzap Suresi:21. ayet.
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Eserin manası bir adam hanımına şöyle derse:Sen bana haramsın ya da haram kılındın ve benzeri şeyler söylerse,bu haram kılma boşama değildir.Ancak yemin olur.Bu sözde yemin kefareti vardır.Allah Teâlâ'nın buyurduğu gibi:(Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır.) Tahrim Suresi 1 ve 2. ayetler.Allah yeminlerinizi bozmanız için Maide suresinde zikredilen kefareti vermenizi meşru kılmıştır.

Kaynakça

- البدرُ التمام شرح بلوغ المرام، للمغربي. الناشر: دار هجر. الطبعة: الأولى. - توضِيحُ الأحكَامِ مِن بُلوُغ المَرَام، للبسام. مكتَبة الأسدي، مكّة المكرّمة.الطبعة: الخامِسَة، 1423 هـ - 2003 م - بلوغ المرام من أدلة الأحكام، لابن حجر. دار القبس للنشر والتوزيع، الرياض - المملكة العربية السعودية الطبعة: الأولى، 1435 هـ - 2014 م - فتح ذي الجلال والاكرام بشرح بلوغ المرام، للشيخ ابن عثيمين، المكتبة الإسلامية - الطبعة الأولى 1427 - 2006م - صحيح البخاري، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر، ط1، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422هـ. - عمدة القاري شرح صحيح البخاري، للعيني. الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت. - اللامع الصبيح بشرح الجامع الصحيح، للبِرْماوي. الناشر: دار النوادر، سوريا.الطبعة: الأولى، 1433 هـ - 2012 م - فتاوى اللجنة الدائمة - المجموعة الأولى- : اللجنة الدائمة للبحوث العلمية والإفتاء- جمع وترتيب: أحمد بن عبد الرزاق الدويش.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Bana öyle bir ayet indirildi ki, o bana bütün dünyadan daha sevimlidir

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ: {إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا لِيَغْفِرَ لَكَ اللهُ} إِلَى قَوْلِهِ {فَوْزًا عَظِيمًا} [الفتح: ١-٥] مَرْجِعَهُ مِنَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَهُمْ يُخَالِطُهُمُ الْحُزْنُ وَالْكَآبَةُ، وَقَدْ نَحَرَ الْهَدْيَ بِالْحُدَيْبِيَةِ، فَقَالَ: «لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَيَّ آيَةٌ هِيَ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنَ الدُّنْيَا جَمِيعًا».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Hudeybiye dönüşünde; sahabeyi hüzün ve keder kaplamış, kurbanlıklar da Hudeybiye'de kesilmiş bir haldeyken, 'Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Ta ki Allah senin... (günahlarını bağışlasın)' ayetinden başlayıp '(Bu, Allah katında) büyük bir kurtuluştur' ayetine kadar olan kısım [Fetih Suresi, 1-5] nazil olduğunda, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Bana öyle bir ayet indirildi ki, o bana bütün dünyadan daha sevimlidir."
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle haber vermiştir: Yüce Allah’ın şu ayeti Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e nazil olduğunda: {Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.(1) Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin (2) ve Allah sana şanlı bir zaferle yardım etsin.(3) İmanlarını bir kat daha artırsınlar diye Müminlerin kalplerine huzur ve güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.(4) (Bütün bunlar) Mümin erkekleri ve Mümin kadınları, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.(5)} [Fetih Suresi, 1-5] (Bu ayetler), Hudeybiye dönüşü esnasında nazil olmuştur. Yapılan antlaşma maddeleri sebebiyle ve bu maddelerin Müslümanların aleyhine olduğunu düşünmelerinden dolayı sahabeyi hüzün ve keder kaplamıştı. Nitekim umre yapmaktan alıkonulmuşlar ve kurbanlıklarını da Hudeybiye'de kesmişlerdi. İşte bu durum üzerindeyken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Bana, bütün dünyadan daha değerli olan bir ayet indirildi ve sonra o ayeti okudu.

Faydalar
  1. Bu ayetler, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın Hudeybiye Antlaşması’nda Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bahşettiği nimetin ne kadar muazzam olduğunu açıklamaktadır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: 'Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik...' (Fetih Suresi'nin ilk iki ayeti)."
  2. Bu rivayet, Allah Teâlâ'nın emrine teslim olup itaat eden sahâbe-i kirâma ihsan ettiği büyük nimeti ortaya koymaktadır. Zira Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur: {O, Mümin erkekleri ve Mümin kadınları, altından ırmaklar akan Cennetler'e koyar}
  3. Bu hadis; Allah'ın, Peygamberine ve Müminlere fethi ve zaferi vaadetmek suretiyle onlara olan lütfunu ve ihsanını açıklamaktadır.
  4. Abdurrahman es-Sa‘dî -rahimehullah- bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: {Şüphesiz biz size apaçık bir zafer verdik} [Fetih Suresi: 1]. Ayet-i kerimede zikredilen bu fetih, Hudeybiye Antlaşması’dır. Hani müşrikler, uzunca bir kıssada anlatıldığı üzere, umre yapmak amacıyla gelen Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i Mekke’ye girmekten alıkoymuşlardı da nihayetinde işin sonu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in onlarla şu şartlar üzerine sulh yapmasına varmıştı: Kendisi ile onlar arasında on yıl boyunca savaş durdurulacak, Müslümanlar ertesi yıl umre yapacak, Kureyş’in himaye ve sözleşmesine girmek isteyen onlara katılabilecek, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in himaye ve sözleşmesine girmek isteyen de O’na katılabilecekti. Bu antlaşma sayesinde insanlar birbirlerine karşı güven içinde yaşamaya başladılar. Bunun neticesinde Allah'ın dinine davetin alanı genişledi. O bölgelerde bulunan her mümin, dinini daha rahat yaşayabilir ve tebliğ edebilir hâle geldi. Ayrıca İslâm'ın hakikatini öğrenmek isteyen kimseler de buna kolayca imkân buldular. Böylece bu süre içerisinde insanlar bölük bölük Allah'ın dinine girdiler. İşte bu sebeple Allah Teâlâ bu antlaşmayı "fetih" olarak isimlendirmiş ve onu "apaçık bir fetih" diye nitelemiştir. Yani bu, açık ve belirgin bir fetihtir. Çünkü müşrik beldelerinin fethedilmesindeki asıl gaye Allah'ın dinini yüceltmek ve Müslümanlara üstünlük kazandırmaktır. Bu hedef ise Hudeybiye Antlaşması sayesinde gerçekleşmiştir.
Kaynakça

صحيح مسلم (3/ 1413) (1786). تفسير القرطبي (16/ 259-265). البحر المحيط الثجاج في شرح صحيح الإمام مسلم بن الحجاج (31/ 234).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Buradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com