Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- din kardeşine ırzı (namus ve şerefi), malı veya canı konusunda haksızlık eden kimsenin, henüz dünyadayken gidip ondan helallik istemesini emretmiştir. Çünkü Kıyamet Günü geldiğinde, kişiyi kurtarmak için hak sahibine verebileceği ne altın dinar ne de gümüş dirhem bulunacaktır. O gün haklar, haseneler ve günahlarla ödenecektir. Buna göre mazlum, uğradığı haksızlık kadar zalimin sevaplarından alacaktır. Eğer zalimin sevabı kalmamışsa, mazlumun günahlarından haksızlık miktarınca alınarak zalime yüklenecektir.
- Haksızlık ve başkalarının haklarına tecavüz etmekten titizlikle sakınmak teşvik edilmiştir.
- Üzerinde bulunan kul haklarından ve diğer borçlardan kurtulmak için vakit kaybetmeden harekete geçmek teşvik edilmiştir.
- İnsanlara yapılan zulüm ve onlara verilen zararlar salih amelleri hükümsüz kılar ve sevaplarını yok eder.
- Kul hakları, sahiplerine iade edilmedikçe veya onların helalliği alınmadıkça Yüce Allah tarafından bağışlanmaz.
- Dinar ve dirhem, dünyada menfaat elde etmenin aracıdır. Ahirette ise haklar, haseneler ve günahlarla ödenecektir.
- Bazı âlimler, ırza (namus ve şerefe) yönelik haksızlıklar hakkında şöyle demişlerdir: Eğer haksızlığa uğrayan kimsenin bundan haberi yoksa, ona bunu bildirmenin gerekli olmadığını söylemişlerdir. Meselâ bir kimse, bir mecliste din kardeşinin gıybetini yapmış veya ona sövmüş, sonra da tevbe etmişse, gidip bunu ona haber vermesi gerekmez. Bunun yerine onun için istiğfar eder, kendisine dua eder ve daha önce onu kötülediği meclislerde bu defa onu hayırla anar. Böylece o haksızlığın telafisini yapmış ve ondan helallik almış olur.
صحيح البخاري (3/ 129) (2449). نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (1/ 235). شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين (2/ 508). بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (1/ 306). مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، لعلي لقاري (8/ 3201).