Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hac veya umre yapmak istediğinde getirdiği telbiye şu şekildeydi: (Lebbeyk Allahümme lebbeyk): Bizleri ihlasa, tevhide, hacca ve diğer ibadetlere davet etmene karşılık; Senin çağrına ardı ardına, kesin ve kalıcı bir kabulle teslim oluyoruz. (Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk): İbadet edilmeye layık olan yalnızca sensin; rububiyyetinde, uluhiyyetinde, isim ve sıfatlarında senin hiçbir ortağın yoktur. (İnne’l-hamde): Her halükarda hamd, şükür ve sena (övgü)... (ve’n-nimete... leke): Ve kaynağı sen olan, senin ihsan ettiğin tüm nimetler yalnızca sana aittir ve her durumda sana yöneltilir. (ve’l-mülk): Aynı şekilde mülk ve egemenlik de yalnızca sana aittir. (lâ şerîke lek): Bunların tamamı (hamd, nimet ve mülk) ortağı olmayan, yalnızca tek olan sana aittir. İbn Ömer -radıyallahu anhuma- buna şunu da eklerdi: (Lebbeyk lebbeyk ve sa‘deyk): Senin çağrına tekrar tekrar icabet ediyor ve (bana verdiğin hidayetle) beni mutluluk üstüne mutluluğa, bahtiyarlık üstüne bahtiyarlığa ulaştırmanı diliyorum. (ve’l-hayru bi-yedeyk): Hayrın tamamı yalnızca senin iki elindedir ve hepsi senin lütfundandır. (lebbeyk ve’r-ragbâu ileyk): Emrine amadeyim! Her türlü arzu, rağbet, istek ve dua, ancak elinde hayrı tutan Zat'a (yani sana) arz edilir. (ve’l-amel): Ameller ve ibadetler de yalnızca senin içindir; çünkü ibadet edilmeye layık olan tek sensin.
- Hadiste, hac ve umrede telbiye getirmenin meşru olduğu bildirilmiş ve bu vurgulanmıştır. Çünkü, tekbir getirmenin namazın bir alameti olması gibi, telbiye getirmek de hac ve umreye mahsus bir nişanedir.
- İbnü'l-Münzir -rahimehullah- şöyle demiştir: Telbiye getirilmesinin meşru kılınmasında bir hatırlatma vardır: Yüce Allah, kullarının Kâbe'yi ziyarete gelmelerinin kendi davetiyle gerçekleştiğini bildirerek onlara ikramda bulunmuştur.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söylediği telbiye ile yetinip ona bağlı kalmak daha evladır. Bununla birlikte, ashabın uygulamalarını onaylamış olması sebebiyle, telbiyeye bazı eklemeler yapmakta da bir sakınca yoktur. İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: 'Bu, görüşlerin en adil (en dengeli) olanıdır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ait olarak nakledilen (merfû) lafızlar tek başına söylenir. Eğer kişi, sahabeden nakledilen (mevkûf) lafızları söylemeyi tercih ederse veya kendi içinden duruma uygun ifadeler söylerse, bunları Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen kısım ile karışmaması için ayrı olarak söylemelidir. Bu durum, teşehhütte yapılan duanın durumuna benzer. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- teşehhütte yapılacak dua ile alakalı şöyle buyurmuştur: «Sonrasında da dilediği isteği ve övgüyü seçerek dua etsin.» Yani bu duaları, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den nakledilen (sünnet olan) kısım bittikten sonra yapmalıdır.
- Telbiye getirirken sesin yükseltilmesi müstehaptır. Tabi ki bu, erkekler için geçerlidir. Kadınlar ise fitne oluşma korkusuyla seslerini alçaltmalıdır.
صحيح البخاري (2/ 138) (1549). صحيح مسلم (2/ 841) (1184). تيسير العلام، لعبد الله البسام (ص370). تنبيه الأفهام شرح عمدة الأحكام، لابن عثيمين (3/ 498).