İçeriğe geç
Açıklamalı hadisler

Geçmiş Ümmetlerin Kıssaları ve Halleri

8 hadis

"Bilesiniz ki, bizden önce hiçbir ümmete ganimet helal kılınmamıştır. Allah, ganimetleri sadece bize helâl kıldı.Bu da, bizde gördüğü aczimiz ve zayıflığımız sebebiyledir."

عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «غَزَا نَبِيٌّ مِن الأَنبِيَاء -صلوات الله وسلامه عليهم- فقال لقومه: لاَ يَتبَعَنِّي رجُل مَلَك بُضْعَ امرَأَةٍ وَهُوَ يُرِيدُ أنْ يَبنِي بِهَا وَلَمَّا يَبْنِ بِهَا، وَلاَ أحَدٌ بَنَى بُيُوتًا لم يَرفَع سُقُوفَهَا، ولاَ أَحَدٌ اشتَرَى غَنَمًا أو خَلِفَات وهو يَنتظِرُ أَولاَدَها، فَغَزَا فَدَنَا مِنَ القَريَةِ صَلاةَ العَصر أو قَرِيباً مِن ذلك، فَقَال للشَّمسِ: إِنَّك مَأمُورَة وأَنَا مَأمُور، اللَّهُمَّ احْبِسْهَا عَلَينَا، فَحُبِسَتْ حَتَّى فَتَحَ الله عليه، فَجَمَع الغَنَائِم فَجَاءَت -يعني النار- لِتَأكُلَهَا فَلَم تَطعَمها، فقال: إِنَّ فِيكُم غُلُولاً، فَليُبَايعنِي مِنْ كُلِّ قَبِيلَة رجل، فَلَزِقَت يد رجل بِيَدِهِ فقال: فِيكُم الغُلُول فلتبايعني قبيلتك، فلزقت يد رجلين أو ثلاثة بيده، فقال: فيكم الغلول، فَجَاؤوا بِرَأس مثل رأس بَقَرَةٍ من الذَّهَب، فَوَضَعَهَا فجاءت النَّارُ فَأَكَلَتهَا، فَلَم تَحِلَّ الغَنَائِم لأحَدٍ قَبلَنَا، ثُمَّ أَحَلَّ الله لَنَا الغَنَائِم لَمَّا رَأَى ضَعفَنَا وَعَجزَنَا فَأَحَلَّهَا لَنَا».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:"Peygamberlerden -aleyhimusselam- biri, gazveye çıktı da kavmine: "Nikâhla bağlanıp, gerdeğe girmek istediği halde henüz gerdek yapmadığı kadını olan benimle gelmesin, bina yapıp henüz çatısı atılmamış inşaatı olan da gelmesin, keza gebe koyun veya develer satın alıp doğurmalarını bekleyeniniz varsa o da gelmesin" dedi.Gazveye çıktı. Derken tam ikindi namazı sırasında veya buna yakın bir zamanda (fethedeceği) beldeye yaklaştı. Güneş'e: "Sen bir memursun, ancak ben de bir memurum" dedi ve Allah'a yönelerek: "Ey Rabbim, şu güneşi bize durdur diye dua etti. Güneş, o yerlerin fethini Allah müyesser kılıncaya kadar durduruldu. Sonra elde edilen ganimetleri topladılar. Toplanan ganimetleri yemek üzere ateş geldi. Fakat ateş bu ganimetleri yakmadı. Bunun üzerine Peygamber: "İçimizde ganimetten çalan bir hırsız var, her kabileden bir kişi bana biat etsin!" dedi. Bu suretle ona biat etmeye başladılar. Derken bir adamın eli peygamberin eline yapışıp kaldı."Hırsız bu kabilede. Kabilenin her ferdi bana teker teker biat etsin !" dedi. Biat etmeye başladılar. İki veya üç kişinin eli O'nun eline yapıştı kaldı. "Ganimet hırsızı sizde" dedi. Öküz başı kadar iri bir altın getirdiler. Ganimet yığınının içine o da atıldı. Ateş gelip ganimeti yaktı. Bilesiniz ki, bizden önce hiçbir ümmete ganimet helal kılınmamıştır. Allah, ganimetleri sadece bize helâl kıldı. Bu da, bizde gördüğü aczimiz ve zayıflığımız sebebiyledir."
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geçmiş peygamberin-aleyhimu'ssalatu ve's selam- birisinden haber vermiştir. Bir toplulukla cihad etmekle emrolunmuş ancak nikahlanıpta gerdeğe girmeyen kim varsa, bina yapıp henüz çatısı atılmamış inşaatı olan kim varsa, keza gebe koyun veya develer satın alıp doğurmalarını bekleyen kim varsa onunla gelmelerini yasaklamıştır. Çünkü bu insanlar bu işleri meşguldürler. Yeni evlenen adam gerdeğe girmediği hanımıyla meşgul olup, hanımına özlem duymaktadır. Aynı şekilde bina yapıp henüz çatısını atmamış olan kimse de kendisi ve ailesinin oturacağı bu evle meşguldür. Koyun ve develeri olanda onlarla meşgul olup yavrularını beklemektedir. Cihadda insanın boş olması gerekir. Cihaddan başka önemli bir işi olmaması gerekir. Sonra bu peygamber gazveye çıkmış ikindi namazından sonra o savaşacağı kavme ulaşmıştır .Fakat akşam olmak üzeredir. Eğer gece olursa kazanamamaktan korkmuştur. Güneşle konuşmaya başlamış ve güneşe: Sen bir memursun, ben de bir memurum demiştir. Güneşin görevli oluşu kevnî, peygamberin görevli oluşu ise dinidir. Peygamber cihad etmekle, güneş ise Allah -azze ve celle-'nin emrettiği gibi hareket etmekle görevlidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiri (düzenlemesi)dir." (Yasin Suresi: 38). Allah -azze ve celle- güneşi yarattığından beri öne gitmeden, geriye kalmadan, inmeden ve kalkmadan emredildiği şekilde hareket etmektedir. "Ey Rabbim, şu güneşi bize durdur diye dua etti.Allah Teâlâ, güneşi, peygamber savaşıp, çok ganimetler elde edene kadar durdurup, vaktinde batırmadı. Ganimetleri topladı. Geçmiş ümmetlerde savaşanlar için ganimetlerden almak helal değildi. Allah'a hamd olsun ki ganimetin helal oluşu bizim ümmetimizin özelliklerindendir. Geçmiş ümmetlerde ganimet malları bir araya toplanırdı. Eğer Allah onlardan bunu kabul ederse gökten bir ateş iner ve o ganimeti yakardı. Ganimetler toplanmış ama gökten ateş inip, yakmamıştı. Bunun üzerine peygamber, aranızda bu maldan çalan var dedi. Sonra her kabileden bir kişinin, aralarında hırsız olmadığı hususunda kendisine biat etmesini emretti. Aralarında hırsız olmadığına biat ederken birisinin eli peygamber -aleyhiselam-'ın eline yapışıp kaldı. Bu kimsenin eli yapışınca hırsız sizin kabilede dedi. Sonra bu kabiledeki herkesin tek tek biat etmesini emretti. Bu kabiden iki yada üç kişinin eli yapışıp kaldı. Sizde çalıntı ganimet malı var dedi. Sonra onlar öküz başı büyüklüğünde sakladığı altını getirdiler. Sonra ganimet mallarının üzerine koyduklarında ateş gelip o malları yok etti.

Kaynakça

بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي، ط1، دار ابن الجوزي، الدمام، 1415هـ. رياض الصالحين، للنووي، ط1، تحقيق: ماهر ياسين الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، 1428هـ. رياض الصالحين، ط4، تحقيق: عصام هادي، وزارة الأوقاف والشؤون الإسلامية القطرية، دار الريان، بيروت، 1428هـ. كنوز رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، ط1، كنوز إشبيليا، الرياض، 1430هـ. شرح رياض الصالحين، للشيخ ابن عثيمين، دار الوطن للنشر، الرياض، 1426هـ. صحيح البخاري، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر، ط1، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422هـ. صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت. نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين، ط14، مؤسسة الرسالة، 1407هـ.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Sizden önceki ümmetler arasında bir hükümdar vardı. Onun bir de sihirbazı vardı

عَنْ صُهَيْبٍ رَضيَ اللهُ عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "كَانَ مَلِكٌ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، وَكَانَ لَهُ سَاحِرٌ، فَلَمَّا كَبِرَ، قَالَ لِلْمَلِكِ: إِنِّي قَدْ كَبِرْتُ، فَابْعَثْ إِلَيَّ غُلَامًا أُعَلِّمْهُ السِّحْرَ، فَبَعَثَ إِلَيْهِ غُلَامًا يُعَلِّمُهُ، فَكَانَ فِي طَرِيقِهِ إِذَا سَلَكَ رَاهِبٌ فَقَعَدَ إِلَيْهِ وَسَمِعَ كَلَامَهُ، فَأَعْجَبَهُ، فَكَانَ إِذَا أَتَى السَّاحِرَ مَرَّ بِالرَّاهِبِ وَقَعَدَ إِلَيْهِ، فَإِذَا أَتَى السَّاحِرَ ضَرَبَهُ، فَشَكَا ذَلِكَ إِلَى الرَّاهِبِ، فَقَالَ: إِذَا خَشِيتَ السَّاحِرَ، فَقُلْ: حَبَسَنِي أَهْلِي، وَإِذَا خَشِيتَ أَهْلَكَ فَقُلْ: حَبَسَنِي السَّاحِرُ، فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ أَتَى عَلَى دَابَّةٍ عَظِيمَةٍ قَدْ حَبَسَتِ النَّاسَ، فَقَالَ: الْيَوْمَ أَعْلَمُ آلسَّاحِرُ أَفْضَلُ أَمِ الرَّاهِبُ أَفْضَلُ؟ فَأَخَذَ حَجَرًا، فَقَالَ: اللهُمَّ إِنْ كَانَ أَمْرُ الرَّاهِبِ أَحَبَّ إِلَيْكَ مِنْ أَمْرِ السَّاحِرِ فَاقْتُلْ هَذِهِ الدَّابَّةَ، حَتَّى يَمْضِيَ النَّاسُ، فَرَمَاهَا فَقَتَلَهَا، وَمَضَى النَّاسُ، فَأَتَى الرَّاهِبَ فَأَخْبَرَهُ، فَقَالَ لَهُ الرَّاهِبُ: أَيْ بُنَيَّ أَنْتَ الْيَوْمَ أَفْضَلُ مِنِّي، قَدْ بَلَغَ مِنْ أَمْرِكَ مَا أَرَى، وَإِنَّكَ سَتُبْتَلَى، فَإِنِ ابْتُلِيتَ فَلَا تَدُلَّ عَلَيَّ، وَكَانَ الْغُلَامُ يُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ، وَيُدَاوِي النَّاسَ مِنْ سَائِرِ الْأَدْوَاءِ، فَسَمِعَ جَلِيسٌ لِلْمَلِكِ كَانَ قَدْ عَمِيَ، فَأَتَاهُ بِهَدَايَا كَثِيرَةٍ، فَقَالَ: مَا هَاهُنَا لَكَ أَجْمَعُ، إِنْ أَنْتَ شَفَيْتَنِي، فَقَالَ: إِنِّي لَا أَشْفِي أَحَدًا إِنَّمَا يَشْفِي اللهُ، فَإِنْ أَنْتَ آمَنْتَ بِاللهِ دَعَوْتُ اللهَ فَشَفَاكَ، فَآمَنَ بِاللهِ فَشَفَاهُ اللهُ، فَأَتَى الْمَلِكَ فَجَلَسَ إِلَيْهِ كَمَا كَانَ يَجْلِسُ، فَقَالَ لَهُ الْمَلِكُ: مَنْ رَدَّ عَلَيْكَ بَصَرَكَ؟ قَالَ: رَبِّي، قَالَ: وَلَكَ رَبٌّ غَيْرِي؟ قَالَ: رَبِّي وَرَبُّكَ اللهُ، فَأَخَذَهُ فَلَمْ يَزَلْ يُعَذِّبُهُ حَتَّى دَلَّ عَلَى الْغُلَامِ، فَجِيءَ بِالْغُلَامِ، فَقَالَ لَهُ الْمَلِكُ: أَيْ بُنَيَّ قَدْ بَلَغَ مِنْ سِحْرِكَ مَا تُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ، وَتَفْعَلُ وَتَفْعَلُ، فَقَالَ: إِنِّي لَا أَشْفِي أَحَدًا، إِنَّمَا يَشْفِي اللهُ، فَأَخَذَهُ فَلَمْ يَزَلْ يُعَذِّبُهُ حَتَّى دَلَّ عَلَى الرَّاهِبِ، فَجِيءَ بِالرَّاهِبِ، فَقِيلَ لَهُ: ارْجِعْ عَنْ دِينِكَ، فَأَبَى، فَدَعَا بِالْمِئْشَارِ، فَوَضَعَ الْمِئْشَارَ فِي مَفْرِقِ رَأْسِهِ، فَشَقَّهُ حَتَّى وَقَعَ شِقَّاهُ، ثُمَّ جِيءَ بِجَلِيسِ الْمَلِكِ فَقِيلَ لَهُ: ارْجِعْ عَنْ دِينِكَ، فَأَبَى فَوَضَعَ الْمِئْشَارَ فِي مَفْرِقِ رَأْسِهِ، فَشَقَّهُ بِهِ حَتَّى وَقَعَ شِقَّاهُ، ثُمَّ جِيءَ بِالْغُلَامِ فَقِيلَ لَهُ ارْجِعْ عَنْ دِينِكَ، فَأَبَى فَدَفَعَهُ إِلَى نَفَرٍ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَقَالَ: اذْهَبُوا بِهِ إِلَى جَبَلِ كَذَا وَكَذَا، فَاصْعَدُوا بِهِ الْجَبَلَ، فَإِذَا بَلَغْتُمْ ذُرْوَتَهُ، فَإِنْ رَجَعَ عَنْ دِينِهِ، وَإِلَّا فَاطْرَحُوهُ، فَذَهَبُوا بِهِ فَصَعِدُوا بِهِ الْجَبَلَ، فَقَالَ: اللهُمَّ اكْفِنِيهِمْ بِمَا شِئْتَ، فَرَجَفَ بِهِمِ الْجَبَلُ فَسَقَطُوا، وَجَاءَ يَمْشِي إِلَى الْمَلِكِ، فَقَالَ لَهُ الْمَلِكُ: مَا فَعَلَ أَصْحَابُكَ؟ قَالَ: كَفَانِيهِمُ اللهُ، فَدَفَعَهُ إِلَى نَفَرٍ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَقَالَ: اذْهَبُوا بِهِ فَاحْمِلُوهُ فِي قُرْقُورٍ، فَتَوَسَّطُوا بِهِ الْبَحْرَ، فَإِنْ رَجَعَ عَنْ دِينِهِ وَإِلَّا فَاقْذِفُوهُ، فَذَهَبُوا بِهِ، فَقَالَ: اللهُمَّ اكْفِنِيهِمْ بِمَا شِئْتَ، فَانْكَفَأَتْ بِهِمِ السَّفِينَةُ فَغَرِقُوا، وَجَاءَ يَمْشِي إِلَى الْمَلِكِ، فَقَالَ لَهُ الْمَلِكُ: مَا فَعَلَ أَصْحَابُكَ؟ قَالَ: كَفَانِيهِمُ اللهُ، فَقَالَ لِلْمَلِكِ: إِنَّكَ لَسْتَ بِقَاتِلِي حَتَّى تَفْعَلَ مَا آمُرُكَ بِهِ، قَالَ: وَمَا هُوَ؟ قَالَ: تَجْمَعُ النَّاسَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، وَتَصْلُبُنِي عَلَى جِذْعٍ، ثُمَّ خُذْ سَهْمًا مِنْ كِنَانَتِي، ثُمَّ ضَعِ السَّهْمَ فِي كَبِدِ الْقَوْسِ، ثُمَّ قُلْ: بِاسْمِ اللهِ رَبِّ الْغُلَامِ، ثُمَّ ارْمِنِي، فَإِنَّكَ إِذَا فَعَلْتَ ذَلِكَ قَتَلْتَنِي، فَجَمَعَ النَّاسَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، وَصَلَبَهُ عَلَى جِذْعٍ، ثُمَّ أَخَذَ سَهْمًا مِنْ كِنَانَتِهِ، ثُمَّ وَضَعَ السَّهْمَ فِي كَبْدِ الْقَوْسِ، ثُمَّ قَالَ: بِاسْمِ اللهِ، رَبِّ الْغُلَامِ، ثُمَّ رَمَاهُ فَوَقَعَ السَّهْمُ فِي صُدْغِهِ، فَوَضَعَ يَدَهُ فِي صُدْغِهِ فِي مَوْضِعِ السَّهْمِ فَمَاتَ، فَقَالَ النَّاسُ: آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلَامِ، آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلَامِ، آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلَامِ، فَأُتِيَ الْمَلِكُ فَقِيلَ لَهُ: أَرَأَيْتَ مَا كُنْتَ تَحْذَرُ؟ قَدْ وَاللهِ نَزَلَ بِكَ حَذَرُكَ، قَدْ آمَنَ النَّاسُ، فَأَمَرَ بِالْأُخْدُودِ فِي أَفْوَاهِ السِّكَكِ، فَخُدَّتْ وَأَضْرَمَ النِّيرَانَ، وَقَالَ: مَنْ لَمْ يَرْجِعْ عَنْ دِينِهِ فَأَحْمُوهُ فِيهَا، أَوْ قِيلَ لَهُ: اقْتَحِمْ، فَفَعَلُوا حَتَّى جَاءَتِ امْرَأَةٌ وَمَعَهَا صَبِيٌّ لَهَا فَتَقَاعَسَتْ أَنْ تَقَعَ فِيهَا، فَقَالَ لَهَا الْغُلَامُ: يَا أُمَّهْ اصْبِرِي فَإِنَّكِ عَلَى الْحَقِّ".
Suheyb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden önceki ümmetler arasında bir hükümdar vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca hükümdara: "Ben artık yaşlandım, bana bir genç gönder de ona sihir öğreteyim" dedi. Hükümdar da ona eğitim alması için bir delikanlı gönderdi. Delikanlı sihirbazın yanına gidip gelirken yol üzerinde yaşayan bir rahibe rastladı. Onun yanına oturup konuşmalarını dinledi ve söylediklerini çok beğendi. Bundan sonra sihirbazın yanına giderken rahibe uğrayıp onunla oturuyor, sonra sihirbazın yanına gidiyordu. Ancak bu yüzden gecikince sihirbaz onu dövüyordu. Delikanlı durumu rahibe anlattı. Rahip ona şöyle dedi: 'Sihirbazdan korktuğunda: «Beni ailem alıkoydu» de. Ailenden korktuğunda ise: «Beni sihirbaz alıkoydu» de.' Delikanlı bu şekilde gidip gelirken, bir gün insanların yolunu kapatan çok büyük bir hayvanla karşılaştı. 'Sihirbazın mı yoksa rahibin mi yaptığı işin daha üstün olduğunu bugün anlayacağım' dedi. Eline bir taş alarak şöyle dua etti: "Allah'ım! Eğer rahibin yolu senin katında sihirbazın yolundan daha sevgili ise, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam edebilsin." Taşı hayvana attı ve hayvan öldü. Böylece insanlar yollarına devam ettiler. Delikanlı rahibin yanına gelip olanları anlattı. Rahip ona şöyle dedi: "Ey oğlum! Bugün sen benden daha üstün bir mertebeye ulaştın. Ben sende büyük bir hayır görüyorum. Yakında imtihan edileceksin. İmtihan edildiğinde sakın benim yerimi söyleme." Bundan sonra Allah'ın izniyle delikanlı doğuştan körleri ve alaca hastalığı olanları iyileştiriyor, insanların çeşitli hastalıklarına şifa vesile oluyordu. Hükümdarın kör olmuş yakın bir adamı bunu duydu. Pek çok hediye alıp delikanlının yanına geldi ve: "Eğer beni iyileştirirsen bunların hepsi senindir." dedi. Delikanlı ise şöyle cevap verdi: "Ben kimseyi iyileştiremem. Şifa veren ancak Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen O'na dua ederim; Allah da sana şifa verir." Adam Allah'a iman etti. Delikanlı dua etti ve Allah ona şifa verdi. Adam daha sonra eskisi gibi hükümdarın yanına oturdu. Hükümdar ona: "Gözlerini sana kim geri verdi?" diye sordu. Adam: "Rabbim." dedi. Hükümdar: "Benim dışımda senin bir rabbin mi var?" dedi. Adam: "Benim de senin de Rabbin Allah'tır." cevabını verdi. Bunun üzerine hükümdar ona işkence etti. Sonunda adam delikanlının yerini söylemek zorunda kaldı. Delikanlı getirildi. Hükümdar ona: "Ey oğlum! Sihirde öyle ilerlemişsin ki doğuştan körleri ve alaca hastalarını iyileştiriyor, daha nice işler yapıyormuşsun." dedi. Delikanlı: "Ben kimseyi iyileştirmiyorum. Şifa veren ancak Allah'tır." dedi. Hükümdar ona da işkence etti. Sonunda delikanlı rahibin yerini söyledi. Rahip getirildi ve ona: "Dininden dön!" denildi. Rahip bunu reddetti. Bunun üzerine testere getirildi, başının ortasına konuldu ve başı ikiye ayrılıncaya kadar kesildi. Ardından hükümdarın o yakını getirildi. Ona da: "Dininden dön!" denildi. O da reddetti. Başının ortasına testere konuldu ve ikiye ayrılıncaya kadar kesildi. Sonra delikanlı getirildi. Ona da: "Dininden dön!" denildi. O bunu kabul etmeyince hükümdar onu askerkerinden bir gruba teslim ederek: "Bunu falanca dağa götürün. Dağın zirvesine çıkarın. Eğer dininden dönerse bırakın, dönmezse aşağı atın." dedi. Onlar delikanlıyı dağa çıkardılar. Delikanlı şöyle dua etti: "Allah'ım! Dilediğin şekilde beni bunlardan kurtar." Bunun üzerine dağ sarsıldı; askerker aşağı yuvarlanıp öldüler. Delikanlı ise yürüyerek hükümdarın yanına döndü. Hükümdar: "Askerlerime ne oldu?" diye sordu. Delikanlı: "Allah beni onlardan kurtardı." dedi. Hükümdar bu defa onu başka bir gruba teslim ederek: "Bunu bir gemiye bindirin. Denizin ortasına götürün. Eğer dininden dönerse bırakın, dönmezse denize atın." dedi. Onlar denize açıldılar. Delikanlı yine: "Allah'ım! Dilediğin şekilde beni bunlardan kurtar." diye dua etti. Bunun üzerine gemi alabora oldu ve hepsi boğuldu. Delikanlı yine yürüyerek hükümdarın yanına geldi. Hükümdar: "Askerlerime ne oldu?" diye sordu. Delikanlı: "Allah beni onlardan kurtardı." dedi. Sonra hükümdara şöyle dedi: "Sana söyleyeceğim şeyi yapmadıkça beni öldüremezsin." Hükümdar: "Nedir o?" diye sordu. Delikanlı şöyle dedi: "Bütün insanları geniş bir meydanda topla. Beni bir ağacın gövdesine as. Sonra sadağımdan bir ok al. Oku yayı tam ortasına yerleştir. Ardından: 'Delikanlının Rabbi olan Allah'ın adıyla' de ve oku bana at. Bunu yaparsan beni öldürebilirsin." Hükümdar bütün insanları bir meydanda topladı. Delikanlıyı ağacın gövdesine astı. Sonra onun sadağından bir ok aldı, yaya yerleştirdi ve: "Delikanlının Rabbi olan Allah'ın adıyla!" dedi. Ardından oku attı. Ok delikanlının şakağına saplandı. Delikanlı elini okun saplandığı yere koydu ve orada şehit oldu. Bunun üzerine insanlar hep bir ağızdan: "Delikanlının Rabbine iman ettik! Delikanlının Rabbine iman ettik! Delikanlının Rabbine iman ettik!" dediler. Hükümdara gelip: "Korktuğun şey başına geldi! Allah'a yemin olsun ki insanlar iman etti." denildi. Bunun üzerine hükümdar yolların girişlerine hendekler kazılmasını emretti. Hendekler kazıldı ve içleri ateşle dolduruldu. Sonra: "Kim dininden dönmezse onu ateşe atın!' (yahut 'Ateşe girmeye zorlayın' ) dedi. İnsanları ateşe atmaya başladılar. Sonunda kucağında çocuğu olan bir kadın geldi. Ateşe düşmekten çekinip tereddüt edince, kucağındaki çocuk dile gelerek: "Anneciğim! Sabret. Çünkü sen hak üzeresin." dedi.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bizden önceki ümmetler arasında bir hükümdarın yaşadığını, onun bir sihirbazının olduğunu ve sihirbaz yaşlanınca hükümdara şöyle dediğini haber vermiştir: "Artık yaşlandım. Bana bir genç gönder de ona sihri öğreteyim." dedi. Bunun üzerine hükümdar, kendisine sihir öğretmesi için bir genç gönderdi. Genç, sihirbazın yanına gidip gelirken yol üzerinde yaşayan bir rahibe rastladı. Bir gün onun yanına oturup konuşmalarını dinledi ve söyledikleri çok hoşuna gitti. Bundan sonra sihirbazın yanına her gidişinde önce rahibe uğrayıp onunla oturuyor, ardından sihirbazın yanına gidiyordu. Ancak geciktiği için sihirbaz onu dövüyordu. Genç bu durumu rahibe şikâyet edince rahip ona şöyle dedi: "Sihirbazdan korktuğunda, 'Beni ailem alıkoydu.' de. Ailenden korktuğunda ise, 'Beni sihirbaz alıkoydu.' de." Bir gün yine bu şekilde giderken, insanların geçmesini engelleyen çok büyük bir hayvanla karşılaştı. Bunun üzerine kendi kendine şöyle dedi: "Bugün anlayacağım; acaba sihirbaz mı daha üstün, yoksa rahip mi daha üstündür?" Bunun üzerine yerden bir taş aldı ve şöyle dua etti: "Allah'ım! Eğer rahibin yolu senin katında sihirbazın yolundan daha sevgili ise, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam edebilsin." Ardından taşı hayvana attı. Allah'ın izniyle hayvan öldü ve insanlar yollarına devam ettiler. Daha sonra genç, rahibin yanına giderek olanları ona anlattı. Bunun üzerine rahip ona şöyle dedi: "Ey oğlum! Bugün sen benden daha üstün bir mertebeye ulaştın. Sende gördüğüm hâl bunu gösteriyor. Yakında büyük bir imtihana uğrayacaksın. Eğer imtihan edilirsen, sakın benim yerimi söyleme." Bundan sonra genç, Allah'ın izniyle doğuştan kör olanları ve alaca hastalığına yakalananları iyileştiriyor, ayrıca insanların diğer çeşitli hastalıklarına da şifa vesile oluyordu. Derken, hükümdarın yakın adamlarından biri vardı; gözlerini kaybetmişti. Gencin bu hâlini duyunca, pek çok hediye alarak onun yanına geldi ve şöyle dedi: Beni iyileştirirsen, burada ne varsa hepsi senindir (sana hediyemdir). Delikanlı şöyle dedi: "Ben kimseyi iyileştirmiyorum. Şifa veren yalnızca Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen, ben de Allah'a dua ederim; O da sana şifa verir." Bunun üzerine adam Allah'a iman etti. Delikanlı Allah'a dua etti ve Allah ona şifa verdi. Daha sonra adam, eskiden olduğu gibi hükümdarın meclisine gidip onun yanına oturdu. Hükümdar ona: "Gözlerini sana kim geri verdi?" diye sordu. Adam şöyle cevap verdi: "Rabbim." Hükümdar: "Benim dışımda senin başka bir rabbin mi var?" dedi. Adam ise: "Benim de senin de Rabbin Allah'tır." diye karşılık verdi. Bunun üzerine hükümdar onu yakalatıp ağır işkencelere maruz bıraktı. Sonunda adam, işkenceye dayanamayarak delikanlının yerini söyledi. Delikanlı getirildi. Hükümdar ona şöyle dedi: "Ey oğlum! Sihirde öyle bir seviyeye ulaşmışsın ki, doğuştan körleri ve alacalıları iyileştiriyor, bunun dışında da nice işler yapıyormuşsun." Delikanlı şöyle dedi: "Ben kimseyi iyileştirmiyorum. Şifa veren yalnızca Allah'tır." Bunun üzerine hükümdar onu yakalattı ve rahibin yerini söyleyinceye kadar kendisine sürekli işkence etti. Sonunda delikanlı, işkenceye dayanamayarak rahibin bulunduğu yeri gösterdi. Bunun üzerine rahip getirildi ve kendisine: "Dininden dön!" denildi. Fakat rahip bunu kabul etmedi. Bunun üzerine hükümdar bir testere getirilmesini emretti. Testere başının tam ortasına yerleştirildi ve başı iki parçaya ayrılıncaya kadar testereyle kesildi. Ardından hükümdarın o yakını (sohbet arkadaşı) getirildi ve kendisine: "Dininden dön!" denildi. Fakat o bunu kabul etmedi. Bunun üzerine başının tam ortasına bir testere yerleştirildi ve testereyle başı ikiye ayrılıncaya kadar kesildi. Ardından delikanlı getirildi ve kendisine: "Dininden dön!" denildi. Fakat o bunu kabul etmedi. Bunun üzerine hükümdar, onu üç ila on kişi arasında değişen askerlerinden bir gruba teslim etti. Hükümdar onlara şöyle dedi: "Onu falanca dağa götürün. Dağın zirvesine çıkarın. Eğer dininden dönerse bırakın; dönmezse onu aşağı atın." Bunun üzerine adamlar delikanlıyı alıp o dağa götürdüler ve dağın zirvesine çıkardılar. Bunun üzerine delikanlı şöyle dua etti: "Allah'ım! Dilediğin şekilde beni bunlardan kurtar." Allah Teâlâ'nın izniyle dağ şiddetle sarsıldı. Askerler aşağı yuvarlanıp öldüler. Delikanlı ise yürüyerek hükümdarın yanına geri döndü. Hükümdar ona: "Yanındaki askerlere ne oldu?" diye sordu. Delikanlı şöyle cevap verdi: "Allah beni onlardan kurtardı." Bunun üzerine hükümdar, delikanlıyı askerlerinden başka bir gruba teslim etti ve onlara şöyle dedi: "Onu götürün, küçük bir gemiye bindirin ve denizin ortasına kadar açılın. Eğer dininden dönerse bırakın; dönmezse onu denize atın." Askerler delikanlıyı alıp götürdüler. Bunun üzerine delikanlı şöyle dua etti: "Allah'ım! Dilediğin şekilde beni bunlardan kurtar." Bunun üzerine gemi alabora oldu ve hepsi boğuldu. Delikanlı ise yürüyerek hükümdarın yanına geri geldi. Hükümdar ona: "Yanındaki askerlere ne oldu?" diye sordu. Delikanlı şöyle cevap verdi: "Allah beni onlardan kurtardı." Ardından hükümdara şöyle dedi: "Sen, sana emredeceğim şeyi yapmadıkça beni öldüremezsin." Hükümdar: "Nedir o?" diye sordu. Bunun üzerine genç dedi ki: “İnsanları geniş ve açık bir alanda topla. Sonra beni bir ağacın gövdesine bağlayıp as. Ardından sadağımdan bir ok al, oku yayın ortasına yerleştir ve: ‘Gencin Rabbi olan Allah’ın adıyla’ de. Sonra oku bana at. Bunu yaptığın takdirde beni öldürebilirsin.” Hükümdar da insanları bir araya topladı. Genci bir ağacın gövdesine bağladı. Sonra onun sadağından bir ok aldı, oku yayın ortasına yerleştirdi ve: “Gencin Rabbi olan Allah’ın adıyla.” dedi. Ardından oku attı. Ok, gencin iki gözü ile kulağı arasındaki şakak kısmına isabet etti. Genç, okun saplandığı yere elini koydu ve oracıkta vefat etti. İnsanlar şöyle dedi: "Gencin Rabbine iman ettik, gencin Rabbine iman ettik, gencin Rabbine iman ettik. " Hükümdar yanına gelip: “Gördün mü, korktuğun şey sonunda başına geldi!” denildi. “Allah'a yemin olsun ki, korktuğun şey gerçekten başına geldi. Çünkü artık bütün insanlar gence uydular ve onun Rabbine iman ettiler.” Bunun üzerine hükümdar, yolların girişlerine uzun ve büyük hendekler kazılmasını emretti. Sonra bu hendeklerde büyük ateşler yaktırdı ve: “Kim dininden dönmezse onu bu ateşlere atın!” dedi. Onlar da hükümdarın emrini yerine getirdiler. Nihayet kucağında küçük çocuğu bulunan bir kadın geldi. Ateşe girmekten çekindi, olduğu yerde durakladı ve ateşe atılmaya gönlü razı olmadı. Bunun üzerine küçük bebeği ona şöyle dedi: Ey anne! Sabırlı ol; çünkü sen doğru yoldasın.

Faydalar
  1. Allah dostlarının (evliyanın) kerametlerinin hak olduğunun ispatı vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Gencin attığı tek bir okla o büyük canavarın öldürülmesi, Gencin yaptığı duanın iki defa kabul edilmesi, Henüz süt emen bir bebeğin konuşması.
  2. Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'ya tevekkül edenlere yardım edildi ifade edilmiştir.
  3. Bu hadis, din üzere sabretmenin ve sebat göstermenin faziletini ve yüce değerini ortaya koymaktadır.
  4. İlim öğrenmeye küçük yaşlarda başlamanın hikmetine işaret vardır. Çünkü genç kimse, çoğu zaman yaşlı kimseye göre bilgiyi daha hızlı ezberler ve daha kolay öğrenir.
  5. Bu gencin imanının ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Zira o, imanından en ufak bir şekilde sapmamış, sarsılmamış ve inancından asla dönmemiştir.
  6. Yüce Allah, kendisine dua eden çaresiz ve sıkıntı içindeki kimsenin duasını kabul eder.
  7. Müslümanların genel bir maslahatını gerçekleştirmek için kişinin, gerektiğinde kendisini tehlikeye atması caizdir. Nitekim bu genç, kendisini öldürecek yolu bizzat hükümdara göstermiş ve canını bu uğurda feda etmiştir. Ona, sadağından bir ok almasını, oku yayın ortasına yerleştirmesini ve ardından: “Gencin Rabbi olan Allah’ın adıyla.” demesini söylemiştir. Böylece bu şekilde kendisini öldürebileceğini bildirmiştir.
  8. Savaşta ve benzeri zaruret hâllerinde ve canı helâk olmaktan kurtarmak amacıyla yalan söylemek caizdir.
  9. Mümin, imanındaki samimiyet ve hakkı söyleme konusundaki sebatı bakımından imtihan edilir. Gerekirse bu uğurda canını feda etmeyi göze alacak kadar kararlı olmalıdır.
  10. Allah'ın dinine davet ve hakkı ortaya koyma uğrunda fedakârlıkta bulunmanın faziletine işaret vardır.
  11. Kulların kalpleri Allah'ın elindedir. O, dilediğini hidayete erdirir, dilediğini de sapıklıkta bırakır. Nitekim bu genç, sihirbazın gözetimi ve zalim hükümdarın himayesi altında yetişmesine rağmen Allah onu hidayete erdirmiştir.
  12. Kulun, doğru yolu tanıyabilmesi ve kalbinin yakîn (kesin bir iman) ile tatmin olması için Allah Teâlâ'dan kendisine bir işaret göstermesini istemesi caizdir.
  13. İman ehli, Allah'ın kendilerine lütfettiği bütün imkân ve nimetleri, O'nun dinine hizmet etmek ve insanları Allah'ın yoluna davet etmek için kullanırlar.
  14. Helâke götüren sebepler Allah'ın elindedir. Dilerse onların etkisini gerçekleştirir, dilerse de etkilerini ortadan kaldırır (boşa çıkarır).
  15. Kâfirlerin iman etmemelerinin sebebi, delil ve burhan eksikliği değildir. Bilakis onların küfürde kalmalarının asıl sebebi inat ve kibirdir.
  16. Tağutlar ve zalim yöneticiler, içinde bulundukları dünya nimetlerini ve saltanatlarını koruyabilmek için gerekirse bütün insanları öldürmeye bile hazırdırlar.
  17. Yüce Allah, zalimleri hiç ummadıkları bir yönden cezalandırır. Nitekim insanlar, gencin imanındaki sarsılmaz sebatını, davetindeki samimiyetini ve Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadığını görünce gencin Rabbine iman ettiler.
  18. İsâ -aleyhisselam- dışında beşikte konuşan başka kimselerin de bulunduğunu göstermektedir. Bu hadis, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: "Beşikte ancak üç kişi konuşmuştur..." hadisini de açıklamaktadır. Burada zikredilen üç kişi, İsrâiloğullarından olanlar ile sınırlandırılmıştır; dolayısıyla bu tahsis, İsrâiloğulları dışındaki kimseleri kapsamamaktadır.
Kaynakça

صحيح مسلم (4/ 2299) (3005). بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (1/ 86). تطريز رياض الصالحين، لفيصل آل مبارك (ص39). كنوز رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (1/ 412). شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين (1/ 210). نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (1/ 62).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

«Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz. Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleri helâk etti.»

عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «ما نهيتكم عنه فاجتنبوه، وما أمرتكم به فأْتُوا منه ما استطعتم، فإنما أَهلَكَ الذين من قبلكم كثرةُ مسائلهم واختلافهم على أنبيائهم».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz. Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleri helâk etti.»
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-, herhangi bir şeyden sakındırdığında istisnasız o şeyden kaçınmamız gerektiğini, bir şeyi de emrettiğinde onu da güç yetirebildiğimiz ölçüde yerine getirmemize dair bizlere yol göstermiştir. Sonra da geçmiş bazı ümmetlerden olmayalım diye bizleri uyarmıştır. Onlar nebilerine çok soru sorar, bununla birlikte onlara muhalefet ederlerdi. Allah -Azze ve Celle- de değişik şekillerde onları mahv ve helak etmiştir. Bizler de onlara benzemeyelim ki onların helak olduğu gibi helak olmayalım.

Kaynakça

-التحفة الربانية في شرح الأربعين حديثًا النووية، مطبعة دار نشر الثقافة، الإسكندرية، الطبعة: الأولى، 1380 هـ. -شرح الأربعين النووية، للشيخ ابن عثيمين، دار الثريا للنشر. -فتح القوي المتين في شرح الأربعين وتتمة الخمسين، دار ابن القيم، الدمام المملكة العربية السعودية، الطبعة: الأولى، 1424هـ/2003م. -الفوائد المستنبطة من الأربعين النووية، للشيخ عبد الرحمن البراك، دار التوحيد للنشر، الرياض. -شرح الأربعين النووية، للشيخ صالح آل الشيخ، دار الحجاز، الطبعة: الثانية، 1433هـ. -الأربعون النووية وتتمتها رواية ودراية، للشيخ خالد الدبيخي، ط. مدار الوطن. -الجامع في شروح الأربعين النووية، للشيخ محمد يسري، ط. دار اليسر. -صحيح البخاري، نشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، 1422هـ. -صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، نشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

İsrailoğulları'nı peygamberler yönetirdi. Bir peygamber ölünce yerine bir başka peygamber gelirdi. Benden sonra hiçbir peygamber olmayacak. Ancak halifeler gelecek ve sayıları çok olacaktır

عَنْ أَبِي حَازِمٍ قَالَ: قَاعَدْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ رضي الله عنه خَمْسَ سِنِينَ، فَسَمِعْتُهُ يُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأَنْبِيَاءُ، كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وَإِنَّهُ لاَ نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ فَيَكْثُرُونَ» قَالُوا: فَمَا تَأْمُرُنَا؟ قَالَ: «فُوا بِبَيْعَةِ الأَوَّلِ فَالأَوَّلِ، أَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ، فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ».
Ebû Hâzim'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ın yanında beş yıl kaldım ve onu, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den hadis rivayet ederken şöyle dediğini işittim: «İsrailoğulları'nı peygamberler yönetirdi. Bir peygamber ölünce yerine bir başka peygamber gelirdi. Benden sonra hiçbir peygamber olmayacak. Ancak halifeler gelecek ve sayıları çok olacaktır.» Dediler ki: “Bize ne emredersin?” O da dedi ki: «Onlara yapmış olduğunuz biatleri teker teker yerine getirin ve onlara haklarını verin. Çünkü Allah, kendilerine emanet ettiği şeyleri onlardan soracaktır.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, İsrailoğullarının işlerinin peygamberler tarafından yönetildiğini haber vermiştir. Peygamberler, onların işlerini tıpkı emirlerin ve valilerin halkın işlerini yürüttüğü gibi yürütürlerdi. Onların arasında her ne zaman bir bozgunculuk baş gösterse, Allah onlara bir peygamber gönderir; o da onların işlerini düzene koyar ve Allah’ın hükümlerinden değiştirdikleri şeyleri ortadan kaldırırdı. Benden sonra ise artık hiç peygamber gelmeyecektir ki onların yaptıklarını yapsın. Ancak benden sonra halifeler olacak ve sayıları çoğalacaktır (bunun neticesinde de aralarında anlaşmazlık ve ihtilaflar baş gösterecektir). Bunun üzerine sahabeler, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sordular: "Bize ne yapmamızı emredersin?" Bunun üzerine şöyle buyurdu: Bir halifeye biat edildikten sonra bir başkasına da biat edilirse, ilk halifeye yapılan biat geçerlidir ve ona bağlı kalmak gerekir. İkinciye yapılan biat ise geçersizdir; onun böyle bir biat talep etmesi de haramdır. Yöneticilere haklarını verin; onlara, Allah’a isyanı gerektirmeyen hususlarda işitip itaat edin ve onlarla bu çerçevede geçinin. Çünkü Allah, size karşı yaptıkları şeylerden dolayı onları sorguya çekecek ve hesaba çekecektir.

Faydalar
  1. Halk için, kendi işlerini çekip çevirecek ve kendilerini dosdoğru yola iletecek bir peygamberin yahut bir halifenin (yöneticinin) bulunması kaçınılmazdır.
  2. Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra başka bir peygamber yoktur.
  3. "Meşru yollarla yönetimi sabit olmuş (başa geçmiş) bir lidere karşı ayaklanmaktan (başkaldırmaktan) sakındırılmıştır.
  4. Aynı anda iki halifeye biat etmek caiz değildir.
  5. Yöneticinin sorumluluğu çok büyüktür. Zira Allah Teâlâ, kendisine emanet edilen halk hakkında onu hesaba çekecektir.
  6. İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Din işi, dünya işinden önce gelir. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, dinin yüce tutulmasına, fitne ve kötülüğün önlenmesine vesile olduğu için yöneticinin hakkının yerine getirilmesini emretmiştir. Kişinin kendi hakkını talep etmeyi ertelemesi ise o hakkı düşürmez. Allah ona, hakkını kurtarıp eksiksiz vereceğini vaat etmiştir; bu, gerek dünyada gerekse ahirette olabilir.
  7. Bu durum, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğinin doğruluğunu gösteren işaretlerden biridir. Çünkü gerçekten de onun ardından birçok halife ve yönetici gelmiş; bunların bir kısmı ümmeti ıslah eden hayırlı kimseler, bir kısmı ise kötü yönetim sergileyen kimseler olmuştur.
Kaynakça

صحيح البخاري (4/ 169) (3455). صحيح مسلم (3/ 1471) (1842). بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (1/ 707). نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (1/ 544).

Bu hadis HadeethEnc.com’da

“İsrâil oğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.

عن أبي هريرة رضي الله عنه أنه سمع النبي صلى الله عليه وسلم ، يقول: "إنّ ثلاثة من بني إسرائيل: أبرص وأقرع وأعمى، فأراد الله أن يَبْتَلِيَهم، فبعث إليهم ملَكًا، فأتى الأبرص؛ فقال: أيُّ شيء أحب إليك؟ قال: لون حسن، وجلد حسن، ويذهب عني الذي قد قَذِرَني النَّاس به. قال: فمسحه فذهب عنه قَذَرُه، فأُعْطِيَ لوناً حسناً وجلداً حسناً. قال: فأي المال أحب إليك؟ قال: الإبل أو البقر -شك إسحاق-. فأُعْطي ناقة عُشَرَاءَ، وقال: بارك الله لك فيها. قال: فأتى الأقرع؛ فقال: أي شيء أحب إليك؟ قال شعر حسن، ويذهب عني الذي قد قَذِرَني الناس به. فمسحه فذهب عنه، وأُعْطِيَ شعراً حسناً. فقال: أي المال أحب إليك؟ قال: البقر أو الإبل. فأُعْطِيَ بقرة حاملاً، قال: بارك الله لك فيها. فأتى الأعمى؛ فقال: أي شيء أحب إليك؟ قال: أن يَرُدَّ الله إليَّ بصري فأبصر به الناس. فمسحه فردَّ الله إليه بصره. قال: فأي المال أحب إليك؟ قال: الغنَم، فأُعْطِي شاة والدًا. فأُنْتِجَ هذان، ووَلَّد هذا، فكان لهذا وادٍ مِن الإبل، ولهذا وادٍ مِن البقر، ولهذا وادٍ من الغنم. قال: ثم إنه أتى الأبرص في صورته وهيئته، فقال: رجل مسكين قد انقطعت بي الحِبال في سفري، فلا بلوغ لي اليوم إلا بالله ثم بك، أسألك بالذي أعطاك اللون الحسن والجلد الحسن والمال بعيرا أَتَبَلَّغُ به في سفري. فقال: الحقوق كثيرة. فقال: كأني أعرفك، ألم تكن أبرص يَقْذَرُك الناس، فقيرًا فأعطاك الله المال؟ فقال: إنما ورثت هذا المال كابرًا عن كابرٍ. فقال: إن كنت كاذباً فصيَّرك الله إلى ما كنت. وأتى الأقرعَ في صورته فقال له مثل ما قال لهذا، وردَّ عليه مثل ما ردَّ عليه هذا. فقال: إن كنت كاذباً فصيّرك الله إلى ما كنت. قال: وأتى الأعمى في صورته، فقال: رجل مسكين وابن سبيل قد انقطعت بي الحِبال في سفري، فلا بلاغ لي اليوم إلا بالله ثم بك، أسألك بالذي ردَّ عليك بصرك شاة أَتَبَلَّغُ بها في سفري. فقال: قد كنت أعمى فردَّ الله إليَّ بصري، فخُذْ ما شِئْت ودَعْ ما شِئْت، فوالله لا أَجْهَدُك اليوم بشيء أخذته لله. فقال: أَمْسِكْ مالك؛ فإنما ابتُلِيتُم؛ فقد رضِيَ الله عنك، وسَخِط على صاحبيك".
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre kendisi, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu işitmiştir: “İsrâil oğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi: En çok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli: Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu halin benden giderilmesi, dedi. Melek onu sıvazladı ve ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa: En çok sahip olmak istediğin mal nedir? dedi. Adam: Deve yahut da sığırdır -İshak şek etmiştir-, dedi. Ona genç ve gebe bir deve verildi. Melek: Allah sana bu deveyi bereketli kılsın! diye dua etti. Sonra kele gelerek: En çok istediğin şey nedir? dedi. Kel: Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi dedi. Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu: En çok sahip olmak istediğin mal nedir? Adam: Deve yahut da sığırdır dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek: Allah sana bunu bereketli kılsın! diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve : En çok istediğin şey nedir? dedi. Kör: Allah’ın gözlerimi iâde etmesini ve insanları görmeyi çok istiyorum, dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa Melek: En çok sahip olmak istediğin şey nedir? dedi. O da: Koyun dedi. Bunun üzerine ona gebe koyun verildi. Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin vâdi dolusu develeri, diğerinin vâdi dolusu sığırı, ötekinin de bir vâdi dolusu koyun sürüsü oldu. Daha sonra melek ala tenliye, eski kılığında geldi ve: Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere önce Allah sonra senin yardımın sâyesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum, dedi. Adam: Mal verilecek yer çoook, dedi. Melek: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin? dedi. Adam: Bana bu mal atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek: Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi. Sonra melek, eski kılığına girip kelin yanına geldi. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da: Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi. Körün kılığına girip bu defa da onun yanına gitti ve: Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın sonra senin sâyende yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör: Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek: Malın senin olsun. Bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu, o iki arkadaşına gazap etti dedi.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- İsrâil oğulları arasında bedenlerinde kusur bulunan ve fakir olan üç kişinin haberini vermiştir. Onlardan biri abraş: Hastalıktan dolayı derisinin rengi değişmiş kimse, biri kel: Saçlarının tamamı yada bir kısmı dökülmüş kimse, biri de kör olan kimsedir. Allah Teâlâ onların imanlarını ve şükürlerini sınamak istedi ve kendilerine insan suretinde bir melek gönderdi. Melek abraşa geldi. Öncelikle ona gelmiştir, çünkü hastalığı daha çirkin, kötü ve büyüktür. Ona en çok istediğin şey nedir? dedi. Abraş: Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu halin benden giderilmesi, dedi. Sadece güzel bir renkle isteğini sınırlı tutmamıştır. Çünkü abraşın cildi sahibini kötü ve kusurunu arttıran buruşuk, büzülmüş ve pürüzlü olur. Melek bu defa: En çok sahip olmak istediğin mal nedir? dedi. Adam: Deve yahut da sığırdır dedi. Ravi deve mi yoksa inek mi duyduğu hakkında şek etmiştir. Doğru olan devedir. Çünkü ona on aylık hamile olan gebe bir deve verildi denilmiştir. Bu develerin en güzelidir. Melek: Allah sana bu deveyi bereketli kılsın! diye dua etti. Hadisin sonundan da anlaşıldığı gibi duasına icabet edilmiştir. Sonra kele gelerek: En çok istediğin şey nedir? dedi. Kel: Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi dedi. Melek onu sıvazladı ya sıvazladığı yer şifa aradığı yer olan mahaldir (başıdır), bu daha yakındır. Yada bereketin genel olması için bütün bedenini sıvazlamıştır. Kelliği kaybolmuş ve kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu: En çok sahip olmak istediğin mal nedir? Adam: İnek dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek: Allah sana bunu bereketli kılsın! diye dua etti. Hadisin sonundan da anlaşıldığı gibi duasına icabet edilmiştir. Sonra körün yanına geldi ve : En çok istediğin şey nedir? dedi. Kör: Allah’ın gözlerimi iâde etmesini ve insanları görmeyi çok istiyorum, dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa Melek: En çok sahip olmak istediğin şey nedir? dedi. O da: Koyun dedi. Bunun üzerine ona doğurgan bir koyun verildi, gebe koyun verildiği söylenmiştir. Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin vâdi dolusu develeri, diğerinin vâdi dolusu sığırı, ötekinin de bir vâdi dolusu koyun sürüsü oldu. El- Ayni şöyle demiştir: (Deve ve inekte intaç kelimesi koyunda ise yavrulama kelimesi insanların örfünde kullanılmaktadır). Daha sonra melek abraşa, eski kılığında geldi ve elbiseleri kepaze bir şekildeydi. İlk geldiği suretin aksine şifa bulmuş ve zengin olduktan sonra muhtaç olan kimse suretinde gelmiştir. Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere önce Allah sonra senin yardımın sâyesinde ulaşabilirim, çünkü sen hayır sahibi ve zengin görünüşlü birisin dedi. Hakikati kastedilmeden maksudun anlaşılması için melek kendisini böyle sunmuştur. Rengini ve cildini güzelleştiren, seni iptila ettikten sonra mal veren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum, dedi. Abraş: Mal verilecek yerim çok, dedi. İhtiyacımın fazlası olan sana verebilecek bir şeyim yok başkasından iste dedi. Melek: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin? Dedi. Adam: Bana bu mal babamdan, dedemden miras kaldı, dedi. Velhasıl o kötü hali inkar etmiş ve güzel halde yaşadığını bunun kendisine sonradan verilmediğini iddia etmiştir. Bu nimeti verene ve nimetin kendisine yapılmış bir nankörlüktür. Onu buna iten cimrilikti. Melek: Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi. Kelin yanına insanların kötü gördüğü, eski püskü insanların hakir gördüğü bir şekilde geldi. İlk olarak şifanın ve zenginliğin hasıl olduğu suret ve şekilde daha önceden onun yanına gelmişti. Ancak meleği tanıdığını inkar etmiş ve onu tanımamazlıktan gelmişti ve kibirlenerek malının babasından miras kaldığını söylemiştir. Bu yalanı kimsenin ulaşamayacağı ahmaklık ve kötülüğün son noktasına ulaştığını haber vermektedir. Sonra ona melek abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da: Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! Dedi. Körün kılığına girip bu defa da onun yanına gitti ve Melek: Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın sonra senin sâyende yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bu kör adam Allah Teâlâ’nın nimetlerini hatırlayarak Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek: Malın senin olsun. Bu sizin için bir imtihandı. Her şeyi bilen Allah amelinizin eseri olması için size imtihanda olanlar gibi muamele etti. Allah cezayı sahitlik aleminde ortaya çıkan hususlar üzerine bina etmiştir. Yoksa ezeli ilmine göre değil. Allah senden razı oldu, abraş ve kel olan o iki arkadaşına gazap etti.

Kaynakça

صحيح البخاري، المحقق : محمد زهير بن ناصر الناصر، الناشر: دار طوق النجاة، الطبعة: الأولى 1422هـ. صحيح مسلم بن الحجاج، المحقق: محمد فؤاد عبد الباقي، الناشر: دار إحياء التراث العربي، بيروت. القول المفيد على كتاب التوحيد، للشيخ محمد بن صالح العثيمين دار ابن الجوزي، المملكة العربية السعودية، الطبعة: الثانية، محرم 1424هـ. الملخص في شرح كتاب التوحيد، للشيخ صالح الفوزان دار العاصمة الرياض، الطبعة: الأولى 1422هـ- 2001م. الجديد في شرح كتاب التوحيد، للشيخ محمد بن عبد العزيز القرعاوي، مكتبة السوادي، جدة، المملكة العربية. دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين لمحمد علي بن محمد بن علان، ط4، اعتنى بها: خليل مأمون شيحا، دار المعرفة، بيروت، 1425 هـ.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

"Üç kişiden başka beşikte konuşan (bebek) olmamıştır"

عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لم يتكلَّم في المهد إلا ثلاثة: عيسى ابن مريم، وصاحب جرَيج، وكان جُريج رجلًا عابِدا، فاتخذ صَوْمَعَة فكان فيها، فأتته أمه وهو يصلي، فقالت: يا جريج، فقال: يا رَبِّ أُمِّي وصلاتي فأقبل على صلاته فانْصَرفت. فلمَّا كان من الغَدِ أتَتْهُ وهو يصلي، فقالت: يا جُريج، فقال: أي رَبِّ أمِّي وصلاتي، فأقبل على صلاته، فلمَّا كان من الغَدِ أتَتْهُ وهو يصلي، فقالت: يا جُريج، فقال: أي رَبِّ أمِّي وصلاتي، فأقبل على صلاته، فقالت: اللَّهُمَّ لاَ تُمِتْهُ حتى يَنظر إلى وجوه المُومِسَاتِ. فتذاكر بَنُو إسرائيل جُريجا وعبادته، وكانت امرأة بَغِيٌّ يُتَمَثَّلُ بحُسنها، فقالت: إن شِئتم لأَفْتِنَنَّهُ، فتَعرَّضت له، فلم يَلتَفت إليها، فأتت راعِيا كان يَأوِي إلى صَوْمَعَتِهِ، فَأَمْكَنَتْه من نَفسِها فوقع عليها، فحملت، فلمَّا ولدت، قالت: هو من جُريج، فَأتَوْهُ فَاسْتَنْزَلُوهُ وهدَمُوا صَومَعتَه، وجَعَلوا يَضربونه، فقال: ما شَأنُكم؟ قالوا: زَنَيْتَ بهذه البَغِيِّ فولَدَت منك. قال: أين الصَّبي؟ فجاؤَوا به فقال: دَعوني حتى أُصلَّي، فصلَّى فلمَّا انْصرف أتى الصَّبي فَطَعن في بَطنه، وقال: يا غُلام مَنْ أبوك؟ قال: فلانٌ الراعي، فأقبلوا على جُريج يقبلونه ويَتمسَّحون به، وقالوا: نَبْنِي لك صَوْمَعَتَكَ من ذهب. قال: لا، أعِيدُوها من طين كما كانت، ففعلوا. وبينا صبي يَرضع من أُمِّهِ فمرَّ رجل راكب على دابة فَارِهة وَشَارَةٍ حسَنَة، فقالت أمه: اللهم اجعل ابْني مثل هذا، فَترك الثَّدْي وأقْبَلَ إليه فنَظَر إليه، فقال: اللَّهم لا تجعلني مثْلَه، ثم أقْبَلَ على ثَدْيه فجعل يَرتضع»، فكأني أنظر إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو يَحكي ارتْضَاعه بِأصْبَعِهِ السَّبَّابَة في فِيه، فجعل يَمُصُّهَا، قال: «ومَرُّوا بجارية وهم يَضْرِبُونها، ويقولون: زَنَيْتِ سَرقت، وهي تقول: حَسبي الله ونعم الوكيل. فقالت أمه: اللَّهم لا تجعل ابني مِثلها، فترك الرَّضاع ونظر إليها، فقال: اللَّهم اجعلني مِثْلَها، فَهُنَالك تَرَاجَعَا الحديث، فقالت: مرَّ رجلٌ حَسَنُ الهَيْئَةِ ، فقلت: اللَّهم اجعل ابْنِي مِثْلَه، فقلت: اللَّهم لا تَجْعَلْنِي مِثْله، ومَرُّوا بهذه الأَمَة وهم يَضربونها ويقولون: زَنَيْتِ سَرقت، فقلت: اللَّهم لا تجعل ابني مِثلها، فقلت: اللَّهم اجعلني مِثلها؟! قال: إن ذلك الرَّجُل كان جبَّارا، فقلت: اللَّهم لا تجعلني مِثْله، وإن هذه يقولون: زَنَيْتِ، ولم تَزْنِ وسَرقْتِ، ولم تَسْرِقْ، فقلت: اللَّهم اجْعَلْنِي مِثْلَهَا».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Üç kişiden başka beşikte konuşan (bebek) olmamıştır! (Beşikte konuşanların birincisi) Meryem oğlu İsa -aleyhisselam-’dır. Beşikte konuşanların ikincisi ise Cureyc'e nispet edilen çocuktur. Cureyc ibadete düşkün bir kimseydi. Cureyc kendisine bir manastır yaptı ve bir gün manastırda namaz kılarken annesi gelip, Ey Cureyc! diye seslendi. Cureyc kendi kendine: –Ey Rabbim! Anneme cevap mı versem yoksa namaza mı devam etsem diyerek namazına devam etti. Annesi de dönüp gitti. Ertesi gün namaz kılarken annesi yine geldi ve Ey Cureyc! diye seslendi. Cureyc yine kendi kendine: –Ey Rabbim! Anneme cevap mı versem yoksa namaza mı devam etsem diyerek namazına devam etti. Annesi de dönüp gitti. Ertesi gün namaz kılarken annesi yine geldi ve Ey Cureyc! diye seslendi. Cureyc yine kendi kendine: –Ey Rabbim! Anneme cevap mı versem yoksa namaza mı devam etsem diyerek namazına devam etti. Bunun üzerine annesi: –Ey Allahım! Fahişe kadınların yüzlerine baktırmadıkça Cureyc’in canını alma! dedi. Bir gün İsrailoğulları birbirlerine Cureyc’i ve ibadete düşkünlüğü hakkında konuşuyorlardı. Güzelliğiyle meşhur fahişe bir kadın da oradaydı. O fahişe kadın, İsrailoğullarına: –Eğer siz isterseniz, ben onu sizin için muhakkak fitneye (yani zinaya) düşürürüm dedi. Bu fahişe kadın kendisini Cureyc’e arz edip (cinsel ilişkiye girmek) istedi. Fakat Cureyc o fahişe kadına iltifat edip dönüp bakmadı bile. Sonra bu fahişe kadın, Cureyc’in manastırında kalan bir çobana geldi ve onunla cinsel ilişkiye girdi. Buna müteakiben çobandan hamile kaldı. Çocuğunu dünyaya getirince, çocuğun Cureyc’ten olduğunu söyledi. Bunun üzerine halk, Cureyc’in yanına varıp onu aşağı indirdiler ve manastırını yıkıp Cureyc’i dövmeye başladılar. Cureyc onlara: –Ne yapıyorsunuz? diye sordu. Onlar da Cureyc’e: –Sen, bu fahişe kadınla zina ettin ve o da senden bir çocuk doğurdu, dediler. Cureyc: –Çocuk nerededir? diye sordu. Onlar çocuğu Cureyc’e getirdiler. Cureyc: –Bırakın beni de namaz kılayım! dedi. Buna müteakiben namazı kılıp bitirince çocuğun yanına gelip karnına dürttü ve: –Ey çocuk! Senin baban kimdir? diye sordu. Çocuk da: –Babam falan çobandır, diye cevap verdi. Bunun üzerine halk, Cureyc’e dönerek onu öpmeye ve okşamaya başladılar. İsrailoğulları Cureyc’e: –Sana altından bir manastır yapacağız, dediler. Cureyc ise onlara: –Hayır, manastırı önceden olduğu gibi çamurdan yapın! dedi. İsrailoğulları da öylece yaptılar. (Beşikte konuşanların üçüncüsüne gelince) Çocuğun biri günün birinde annesini emerken asil bir ata binmiş çok güzel elbiseler giyinmiş bir adam oradan geçti. Çocuğun annesi: –Ey Allah'ım! Benim çocuğumu da onun gibi yap! dedi. Çocuk annesinin memesini bıraktı, o adama doğru döndü ve ona bakarak: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedi ve sonra tekrar annesinin memesine dönüp emmeye başladı. Ebu Hureyre -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bunu bize anlatırken şehadet parmağını ağzına koyup onu emmeye başlayarak çocuğun emişini temsil edişi hâlâ gözümün önündedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sözüne şöyle devam etti: Sonra o, çocuğu emziren kadının yanından bir cariye geçirdiler ki o cariyeyi götürenler, onu hem dövüyorlar hem de: –Sen zina ettin! Sen hırsızlık yaptın! diye söyleniyorlardı. O cariye ise: –Allah bana yeter! O ne güzel vekildir! diyordu. Çocuğun annesi: –Ey Allah'ım! Benim çocuğumu onun gibi yapma! dedi. Çocuk yine annesinin memesini bıraktı da o cariyeye baktı ve: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedi. Bundan sonra, anne ile çocuk, karşılıklı konuşmaya başladılar. Çocuğun annesi: –(Ey oğlum! Sütüm) boğazına dursun! –Yakışıklı bir adam geçti, onu görünce ben: –Ey Allah'ım! Benim çocuğumu da onun gibi yap! dedim. Sen ise: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedin! Sonra şu cariyeyi döverek ve: –Sen zina ettin! Sen hırsızlık yaptın! diye diye yanımızdan geçirdiler. Bunu üzerine ben: –Ey Allah'ım! Benim çocuğumu onun gibi yapma! dedim. Sen ise: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedin! (Çocuk annesine) şöyle dedi: –Kuşkusuz ki o adam kibirli, zalim biri idi. Ben de: –Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedim. –Ve şüphesiz şu kadın ki; zina etmediği halde, zina ettin! Hırsızlık yapmadığı halde, hırsızlık yaptın! diyorlardı. Ben de: Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedim."
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Müellif –Allah ona rahmet etsin- Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'ın Peygamber efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem-'in şöyle buyurduğunu zikretmiştir: Üç kişiden başka beşikte konuşan olmamıştır. Birincisi: Meryem oğlu İsa –sallallahu aleyhi ve sellem-'dir. Meryem oğlu İsa Allah Azze ve Celle’nin mucizelerinden olup, beşikteyken konuşmuştur. İkincisi: Cureyc’e nispet edilen çocuktur. Cureyc ibadete düşkün bir kimseydi. Allah Azze ve Celle onu kendisine atmak istedikleri töhmetten temize çıkarmıştır. Bu mucizeyi onun kerameti olarak göstermiş ve beşikteki çocuğun konuşmasını sağlayarak ona atılan iftiradan onu temizlemiştir. Üçüncü olarak beşikte konuşan çocuk ise; güzel ve yetenekli bir ata binmiş, iyi giyinmiş ve yakışıklı bir adam oradan geçince annesini emen çocuktur. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- annesinin memesini emen çocuğun durumunu temsil ederken işaret parmağını ağzına alıp onu emerek hakikatte nasıl olduğunu anlatmıştır. Çocuk: Ey Allahım! Beni onun gibi yapma! dedi. Sonra o, çocuğu emziren kadının yanından bir cariye geçirdiler ki o cariyeyi götürenler, onu hem dövüyorlar hem de: Sen zina ettin! Sen hırsızlık yaptın! diye söyleniyorlardı. O cariye ise: Allah bana yeter! O ne güzel vekildir! diyordu. Çocuğun annesi Çocuğunu emzirirken Ey Allahım! Benim çocuğumu onun gibi yapma! Dedi. Çocuk yine annesinin memesini bıraktı da o cariyeye baktı ve Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedi. Annesiyle karşılıklı konuşmaya başladılar. Annesi yakışıklı bir adamın yanından geçtim ya da o benim yanımdan geçti, onu görünce ben: Ey Allah'ım! Benim çocuğumu da onun gibi yap! dedim, sen ise: Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedin. Çocuk ise evet dedi. Kuşkusuz o adam kibirli, zalim biri idi. Ben de: Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma! dedim. Şüphesiz o kadına gelince; zina etmediği halde, zina ettin! Hırsızlık yapmadığı halde, hırsızlık yaptın! diyorlardı. O, ise Allah bana yeter! O ne güzel vekildir! diyordu. Ben de: Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap! dedim. Yani işimi Allah’a döndürerek zinadan ve hırsızlıktan beni temiz kıl anlamındadır. Kadının şu sözünde olduğu gibi; Allah bana yeter! O ne güzel vekildir.

Kaynakça

كنوز رياض الصالحين، تأليف: حمد بن ناصر بن العمار، الناشر: دار كنوز أشبيليا، الطبعة الأولى: 1430 هـ. بهجة الناظرين، تأليف: سليم بن عيد الهلالي، الناشر: دار ابن الجوزي ، سنة النشر: 1418 هـ- 1997م. نزهة المتقين، تأليف: جمعٌ من المشايخ، الناشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة الأولى: 1397 هـ، الطبعة الرابعة عشر 1407 هـ. شرح رياض الصالحين، تأليف: محمد بن صالح العثيمين، الناشر: دار الوطن للنشر، الطبعة: 1426 هـ. رياض الصالحين، تأليف: محيي الدين يحيى بن شرف النووي، تحقيق: د. ماهر بن ياسين الفحل ، الطبعة: الأولى، 1428 هـ. دليل الفالحين، تأليف: محمد بن علان، الناشر: دار الكتاب العربي، نسخة الإلكترونية ، لا يوجد بها بيانات نشر. صحيح البخاري، تأليف: محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق: محمد زهير الناصر، الناشر: دار طوق النجاة الطبعة: الأولى، 1422هـ. صحيح مسلم، تأليف: مسلم بن الحجاج النيسابوري، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت. دروس وعبر من صحيح القصص النبوي، تأليف: شحاتة محمد صقر، الناشر: مكتبة دار العلوم، البحيرة، مصر.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurdu:''Vaktiyle bir adam: Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi.Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi. Yine sadakasını alarak evinden çıktı ve onu (bu sefer de bilmeden) bir fahişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Olur şey değil!) Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Bir fahişeye (de olsa) sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka yine sadaka vereceğim dedi. O gece, yine) sadakasını alıp evinden çıktı ve onu (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye (hayretle) söylenmeye başladı. Adam: Allâh’ım! Hırsıza, fahişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için sana hamdolsun dedi. Bu ihlâsı sebebiyle) uykusunda o adama: Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fahişe, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır denildi.''Buhârî bu lafızla rivayet etmiştir.Müslim de aynı manada rivayet etmiştir.

عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «قال رجل لأَتَصَدَّقَنَّ بصدقة، فخرج بصدقته فوضعها في يد سارق، فأصبحوا يتحدثون: تُصُدِّقَ على سارق! فقال: اللهم لك الحمد لأَتَصَدَّقَنَّ بصدقة، فخرج بصدقته فوضعها في يد زانية؛ فأصبحوا يتحدثون: تُصُدِّقَ الليلة على زانية! فقال: اللهم لك الحمد على زانية! لأَتَصَدَّقَنَّ بصدقة، فخرج بصدقته فوضعها في يد غني، فأصبحوا يتحدثون: تُصُدِّقَ على غني؟ فقال: اللهم لك الحمد على سارق وعلى زانية وعلى غني! فأتي فقيل له: أما صدقتك على سارق فلعله أن يَسْتَعِفَّ عن سرقته، وأما الزانية فلعلها تَسْتَعِفُّ عن زناها، وأما الغني فلعله أن يَعْتَبِرَ فيُنْفِقَ مما أعطاه الله».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurdu:''Vaktiyle bir adam: Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi.Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi. Yine sadakasını alarak evinden çıktı ve onu (bu sefer de bilmeden) bir fahişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Olur şey değil!) Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Bir fahişeye (de olsa) sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka yine sadaka vereceğim dedi. O gece, yine) sadakasını alıp evinden çıktı ve onu (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye (hayretle) söylenmeye başladı. Adam: Allâh’ım! Hırsıza, fahişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için sana hamdolsun dedi. Bu ihlâsı sebebiyle) uykusunda o adama: Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fahişe, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır denildi.''
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ibret almamız için bize geçmiş ümmetlerin durumlarından haber veriyor.Mana olarak şunu söyledi:Bir adam sadaka vermek için dışarı çıkıyor.Bilinen şudur ki sadaka fakirlere ve miskinlere verilir.Sadakası hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı.Hırsıza mal verilerek malının çoğaltılması değil cezalandırılması lazım.Sadaka veren adam dedi ki:Allah'a hamd olsun.Çünkü her durumda Allah Teâlâ hamd edilendir.Sonrada bu adam çıkarak dedi ki:Bu gece sadaka vereceğim.Sadakası insanların kendisiyle zina imkanı bulduğu fahişe kadının eline düştü.Ertesi gün halk:(Olur şey değil!) Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı.Bunu ne akıl ne de fıtrat kabul etmez.Adam:Allah'a hamd olsun dedi.Ben mutlaka yine sadaka vereceğim dedi.-Sanki birinci ve ikinci sadakası kabul olmamıştı- O gece, yine) sadakasını (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu.Zengin olan kişi kendisine sadaka verilecek kimselerden değildir.Bilakis hediye,hibe vb. verilecek kimselerdendir.Ertesi gün halk:(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye (hayretle) söylenmeye başladı.Adam:Allâh’ım! Hırsıza, fahişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için sana hamdolsun dedi.Sadakasının iffetli,fakir,temiz birinin eline geçmesini istiyordu.Ancak Allah'ın emri takdir edilmiş bir işti.O ümmetin Peygamberi vasıtasıyla sadaka veren kişiye:Şüphesiz üç sadakanda kabul oldu.Çünkü o muhlis idi hayra niyet etmişti ancak onun için bu konuda kolaylık olmadı.Hırsıza gelince bu sadaka belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp bu bana yeter diyecek vazgeçecektir.Fahişeye gelince, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır.Allah'a sığınırız belki o mal elde etmek için zina yapıyor olabilir.Ve onun için zinayı bırakacak mal hasıl oldu.Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır denildi.''

Kaynakça

صحيح البخاري، محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق محمد زهير بن ناصر الناصر، الناشر: دار طوق النجاة، الطبعة : الأولى 1422هـ. صحيح مسلم، المحقق: محمد فؤاد عبد الباقي، الناشر: دار إحياء التراث العربي، بيروت. نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، تأليف د/ مصطفى الخن، د/ مصطفى البغا، محيي الدين مستو، علي الشربجي، محمد أمين لطفي، مؤسسة الرسالة، ط:الرابعة عشر1407هـ. دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين، لابن علان، نشر دار الكتاب العربي. بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، تأليف سليم بن عيد الهلالي، دار ابن الجوزي. شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين، نشر: دار الوطن للنشر، الرياض، الطبعة: 1426هـ. تطريز رياض الصالحين، لفيصل الحريملي، نشر: دار العاصمة، الرياض، الطبعة: الأولى، 1423هـ - 2002م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Üç kişi bir yolculuğa çıktılar.Yağmura yakalandılar.Bunun üzere dağdaki bir mağaraya girdiler. Fakat üzerlerine kaya düştü.

عن ابن عمر رضي الله عنهما ، عن النبي صلى الله عليه وسلم ، قال: «خرج ثلاثةُ نَفَرٍ يمشون فأصابهم المَطَر، فدَخَلوا في غارٍ في جبَل، فانْحَطَّت عليهم صَخْرةٌ، قال: فقال بعضُهم لبعض: ادعوا اللهَ بأفضلِ عَمَلٍ عَمِلتموه، فقال أحدُهم: اللهمَّ إني كان لي أبَوَانِ شَيْخانِ كبيران، فكنتُ أخرج فَأَرْعى، ثم أَجيء فأحْلِب فأجيء بالحِلاب، فآتي به أبويَّ فيَشْربان، ثم أسِقِيَ الصِّبْيَة وأهلي وامرأتي، فاحتَبَستُ ليلة، فجئتُ فإذا هما نائمان، قال: فكرهتُ أن أُوقِظَهما، والصِّبية يَتَضَاغَوْن عند رِجْلي، فلم يزل ذلك دَأْبي ودَأْبَهما، حتى طلَع الفجر، اللهم إن كنتَ تَعْلَمُ أنِّي فعلتُ ذلك ابْتغاء وجهِك، فافرُجْ عنا فُرْجة نرى منها السماء، قال: فَفُرِج عنهم، وقال الآخر: اللهم إن كنتَ تعلم أني كنتُ أُحبُّ امرأةً مِن بنات عمي كأشَدِّ ما يُحبُّ الرجلُ النساء، فقالت: لا تَنال ذلك منها حتى تعطيها مائة دينار، فسَعيْتُ فيها حتى جَمَعتُها، فلما قَعَدتُ بيْن رِجليْها قالت: اتقِ الله ولا تَفُضَّ الخاتَمَ إلا بحقِّه، فقمتُ وتركتُها، فإن كنتَ تعْلَم أنِّي فعلتُ ذلك ابتغاء وجهِك، فافرُجْ عنا فُرْجَة، قال: ففُرِج عنهم الثُّلُثيْنِ، وقال الآخر: اللهم إن كنتَ تعْلَم أني اسْتَأجَرْتُ أجيرًا بفَرَق من ذُرَة فأعْطيتُه، وأَبَى ذاك أنْ يأخُذَ، فعَمَدتُ إلى ذلك الفَرَق فزرعتُه، حتى اشتريتُ منه بقرًا وراعِيها، ثم جاء فقال: يا عبد الله أعْطِني حَقِّي، فقلتُ: انطلقْ إلى تلك البقر وراعِيها فإنها لك، فقال: أتستهْزِئ بي؟ قال: فقلت: ما أستهزئ بك ولكنها لك، اللهم إن كنتَ تعلم أنِّي فعلتُ ذلك ابتغاء وجهك، فافْرُجْ عنا فكُشِف عنهم».
Abdullah b. Ömer İbni’l-Hattâb -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir: Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar.Yağmura yakalandılar.Dağdaki bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine: Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz, dediler. İçlerinden biri söze başlayarak: Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim! Şayet ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al! Diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi. Bir diğeri söze başladı: Allahım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona yüz dinar altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka rivâyete göre: Cinsî münasebete başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. Allahım! Eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kayanın üçte ikisi açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi. Üçüncü adam da: Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım.Bu paradan sığırlar ve çoban aldım. Bir gün bu adam çıkageldi. Bana: Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona: Şu gördüğün sığırlar ve çobanı senindir dedim.Adamcağız: Ey Allah kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim.Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Üç kişi bir yolculuğa çıktılar.Yağmur yağdı.Yağmurun aşırılığından korunmak için bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine: Yaptığınız en iyi amelleri anlatarak Allah’a dua edin umulur ki Allah sizi kurtarır ve bu kayayı kaldırır.Üç kişiden biri söze başlayarak: Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı.Otlağa çıkıp develeri otlatıyordum.Develerimi sağıyordum.Anne ve babama getirip sütü veriyordum onlarda içiyorlardı.Sonra da küçük çocuklarımı,hanımımı,ailemden geri kalan erkek kardeşim,kız kardeşim onlara süt içirirdim.Bir gece hesapta olmayan bir iş sebebiyle geç kaldım.Birde bakayım anne ve babam uyumuşlar.Süt sağdığım gibi sağdım.Baş taraflarında durdum.Onları uyandırmayı hoş görmedim.Çocuklarıma ve ehlime onlardan önce süt vermeği hoş görmedim.Çocuklarım aşırı açlık sebebiyle ayaklarımın dibimde ağlıyor ve bağrışıyorlardı.Fecir doğana kadar benim ve onların durumu böyle devam etti.Fecir doğunca uyandılar.Onlara süt içindim sonra da çocuklarıma süt içiedim.Ey Alah'ım! Benim bunu Senin rızanı talep etmek için yaptığımı biliyorsan bu kayayı biraz aç ki göğü görelim.Allah onlara yardım etti ve o açılan yerden göğü gördüler.İkincisi dedi :Ev Allahım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona yüz dinar (altın) verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka rivâyete göre: Cinsî münasebete başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. Allahım! Eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kayanın olduğu yerin üçte ikisi açıldı.Üçüncü adam da: Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum.Ona onaltı Ratl mısır verdi.Ücretini verdim. Ücretini almadan gitti.Mısırları aldım ve ektim.Onları ekip biçmeye devam ettim.Daha sonra onunla sğır ve çobanını satın aldım.Bir gün bu adam çıkageldi. Bana: Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona: Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedim. Adamcağız: Ey Allah kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim.Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kısımda iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler.

Kaynakça

- صحيح البخاري، نشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، 1422ه. - صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، نشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت. - عمدة القاري شرح صحيح البخاري، لمحمود بن أحمد بن موسى الحنفى بدر الدين العينى، الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت. - النهاية في غريب الحديث والأثر، لابن الأثير، نشر: المكتبة العلمية - بيروت، 1399هـ - 1979م، تحقيق: طاهر أحمد الزاوى - محمود محمد الطناحي. - شرح رياض الصالحين، تأليف: محمد بن صالح العثيمين، الناشر: دار الوطن للنشر، الطبعة: 1426 هـ. - الشرح الممتع على زاد المستقنع, محمد بن صالح بن محمد العثيمين, دار ابن الجوزي, الطبعة: الأولى، 1422 - 1428 هـ. - دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين, محمد علي بن محمد البكري, اعتنى بها: خليل مأمون شيحا, الناشر: دار المعرفة, بيروت – لبنان, الطبعة: الرابعة، 1425 هـ - 2004 م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Buradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com