İçeriğe geç
Açıklamalı hadisler

Mekke Dönemi

4 hadis

«Sizden önceki ümmetler içinde mü’min bir adam tutuklanır, onun için bir çukur kazılır ve o çukurun içine konulurdu. Sonra bir testere ile başından aşağı ikiye biçilir, eti ve kemiği demir tarak ile taranırdı. Fakat bütün bu yapılanlar onu dininden döndüremezdi.»

عن أبي عبد الله خباب بن الأرت رضي الله عنه قال: شكونا إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو مُتَوَسِّدٌ بُرْدَةً له في ظِلِّ الكعبة، فقلنا أَلاَ تَسْتَنْصِرُ لنا، ألا تدعو الله لنا؟ فقال: «قد كان من قبلكم يُؤخذ الرجل فيُحفر له في الأرض، فيُجعل فيها، ثمَّ يُؤتى بالمِنْشَارِ فيوضع على رأسه فيُجعل نصفين، ويُمشط بأمشاطِ الحديد ما دون لحمه وعظمه، ما يَصُدُّهُ ذلك عن دينه، والله لَيُتِمَّنَّ الله هذا الأمر حتى يسير الراكب من صنعاء إلى حضرموت لا يخاف إلا الله والذئب على غَنَمِه، ولكنكم تستعجلون». وفي رواية: «هو مُتَوَسِّدٌ بُرْدَةً، وقد لقينا من المشركين شدة».
Habbâb b. Eret -radıyallahu anh- şöyle dedi: Hırkasını başının altına yastık yapmış Kâbe’nin gölgesinde dinlenirken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden) şikâyette bulunduk ve: (Allah'tan) Bizim için yardım dilemeyecek misin ve Allah’a bizim için dua etmeyecek misin? dedik. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: «Sizden önceki ümmetler içinde mü’min bir adam tutuklanır, onun için bir çukur kazılır ve o çukurun içine konulurdu. Sonra bir testere ile başından aşağı ikiye biçilir, eti ve kemiği demir tarak ile taranırdı. Fakat bütün bu yapılanlar yine de onu dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini hâkim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, Allah’tan ve sürüsüne kurt saldırmasından başka hiç bir şeyden endişe etmeksizin San’a’dan Hadramevt’e kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz.» Başka bir rivayette "Peygamber -aleyhisselâm- hırkasına bürünmüştü. Bizler müşriklerden çok işkence görüyorduk” şeklindedir.
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Habbâb b. Eret -radıyallahu anh- bu hadiste, Müslümanların Mekke'de Kureyş müşriklerinden çektikleri sıkıntıları anlatmaktadır. Bu Müslümanlar, Kâbe'nin gölgesinde hırkasını başının altına koymuş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e durumu şikayet etmeye geldiler. O ise evvelkilerin, dinleri uğruna sahabilerden daha büyük zorluklara maruz kaldıklarını söylemiştir. Şöyle ki bir mü'min; yakalanır, kazılan bir çukura konur, sonra testereyle baştan aşağı ikiye biçilirdi. Ayrıca etleri ve kemikleri demir taraklarla taranırdı. Ne büyük bir işkence, ne feci bir eziyet! Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'a yemin ederek bu işin (Yani Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiği İslam davasının) kemâle ereceğini, hatta San'a'dan Hadremevt'e giden atlının sadece Allah'tan ve koyunları için de kurttan korkacağını haber vermiştir. Sonra Peygamber -aleyhisselatu vesselam- sahabelerini aceleyi terk etmeleri konusunda irşad etti ve şöyle buyurdu: «Ancak siz acele ediyorsunuz» Yani sabredin, Allah'tan kurtuluşu bekleyin.Çünkü Allah, sonunda bu davayı kemâle erdirecektir. Gerçekten de her şey Peygamber -aleyhisselatu vesselam-'ın haber verdiği gibi olmuştur.

Kaynakça

كنوز رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، كنوز إشبيليا، الرياض، الطبعة: الأولى1430هـ، 2009م. بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، سليم بن عيد الهلالي، دار ابن الجوزي، الطبعة: الأولى 1418 هـ، 1997م. تطريز رياض الصالحين، فيصل بن عبد العزيز المبارك، تحقيق: عبد العزيز بن عبد الله آل حمد، دار العاصمة للنشر والتوزيع، الرياض، الطبعة: الأولى 1423هـ، 2002م. نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين، مؤسسة الرسالة، بيروت، الطبعة: الرابعة عشر 1407هـ. شرح رياض الصالحين، محمد بن صالح العثيمين، مدار الوطن، الرياض، 1426هـ. دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين، محمد علي بن البكري بن علان، نشر دار الكتاب العربي، نسخة الكترونية ، لا يوجد بها بيانات نشر. رياض الصالحين من كلام سيد المرسلين، أبو زكريا محيي الدين النووي، تحقيق ماهر الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، الطبعة: الأولى 1428هـ، 2007م. صحيح البخاري، محمد بن إسماعيل البخاري الجعفي، تحقيق: محمد زهير الناصر، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى 1422هـ. مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح، علي بن سلطان الملا الهروي القاري، الناشر: دار الفكر، بيروت، لبنان، الطبعة: الأولى 1422هـ، 2002م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Sen Uhud gününden daha şiddetli bir günle karşılaştın mı? dedi. O da: Yemin olsun ki kavmin Kureyş'ten gelen birçok zorluklarla karşılaştım. Fakat onlardan Akabe günü karşılaştığım zorluk hepsinden şiddetli idi.

عن عائشة - رضي الله عنها- أنها قالت للنبي - صلى الله عليه وسلم - : هل أتى عليك يوم كان أشد من يوم أُحُدٍ ؟ قال: «لقد لقيت من قومك، وكان أشد ما لقيت منهم يوم العقبة، إذ عرضت نفسي على ابن عبد يَالِيلَ بْنِ عَبْدِ كُلَالٍ، فلم يجبني إلى ما أردت، فانطلقت وأنا مهموم على وجهي، فلم أستفق إلا وأنا بِقَرْنِ الثَّعَالِبِ، فرفعت رأسي، وإذا أنا بسحابة قد أظلتني، فنظرت فإذا فيها جبريل - عليه السلام - فناداني، فقال: إن الله تعالى قد سمع قول قومك لك، وما ردوا عليك، وقد بعث إليك ملك الجبال لتأمره بما شئت فيهم. فناداني ملك الجبال، فسلم علي، ثم قال: يا محمد إن الله قد سمع قول قومك لك، وأنا ملك الجبال، وقد بعثني ربي إليك لتأمرني بأمرك، فما شئت، إن شئت أطبقت عليهم الْأَخْشَبَيْنِ».
Aişe -radıyallahu anha-: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-'e hitaben: Sen Uhud gününden daha şiddetli bir günle karşılaştın mı? dedi. O da: "Yemin olsun ki kavmin Kureyş'ten gelen birçok zorluklarla karşılaştım. Fakat onlardan Akabe günü karşılaştığım zorluk hepsinden şiddetli idi. Şöyle ki: Ben (Kureyş'ten gördüğüm ezâ üzerine Taif’e gidip) Abdu Kulâl'in oğlu İbn Abdu Yâlîl'e (dini tebliğ) etiğim zaman benim dileğime cevap vermemişti. Ben de kederli ve hüzünlü bir halde yüzümün doğrusuna (Mekke'ye) dönmüştüm. Karnu's-Seâlib mevkiine ulaştığımda, başımı kaldırıp (semaya) baktığımda beni gölgelendirmekte olan bir bulut gördüm. Buluta (dikkatle) baktığımda bunun içinde Cibril -aleyhisselam-'ın bulunduğunu gördüm. Cibril bana hitaben şöyle dedi: Şüphesiz Allah, kavminin senin hakkında dediklerini ve senin isteğine verdikleri cevabı işitti. Ve Allah Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne dilersen ona emredebilirsin, dedi. Bunun üzerine Dağlar Meleği bana nida edip selam verdi. Sonra: Yâ Muhammed Allah, kavminin senin hakkında dediklerini işitti. Ben dağların meleğiyim. Rabbim beni sana gönderdi. Haydi bana emret. Eğer şu iki yalçın dağı onların üzerine kapatmamı istersen bunu yaparım.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama

Âişe –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e şu soruyu sorar: Sen Uhud gününden daha şiddetli bir günle karşılaştın mı? O da evet diye cevap vererek Taif’e gitme hadisesini anlatır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke’de Kureyş halkını tevhide davet ettikten sonra bu davete karşılık bulamadı. Allah –azze ve celle-’nin kelamını tebliğ etmek için Taif’e gitti. Ancak oradaki insanlar Mekke halkından daha akılsızca davrandılar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i taşlayarak, ayaklarını kanattılar. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- Sakîf kabilesinden Taif’in ileri gelenlerinden olan Abdu Kulâl'in oğlu İbn Abdu Yâlîl'e giderek tebliğde bulundu. Onlar da Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu çağrısına kulak vermediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- keder ve hüzün içinde yola koyuldu. Karnu's-Seâlib mevkiine ulaşıp, kendine gelince başını semaya kaldırdı. Göğe baktığı vakit, kendisini gölgeleyen bir bulut gördü. Buluta (dikkatle) baktığımda bunun içinde Cibril -aleyhisselam-'ın bulunduğunu gördü. Cibril bu dağlar meleğidir. Sana selam veriyor dedi. Dağlar meleği de, ben dağların meleğiyim. Rabbim beni sana gönderdi. Haydi bana emret. Eğer şu iki yalçın dağı onların üzerine kapatmamı istersen bunu yaparım, dedi. Ancak Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- halim ve ileri görüşlü bir kimse olmasından ve teenni ile hareket etmesinden dolayı bunu istemedi. Bu iki yalçın dağ üzerilerine geçirilseydi o insanlar helak olurlardı. "Hayır! Ben Allah'ın, bu insanların soylarından yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiç bir şey ortak koşmayan bir nesil meydana çıkarmasını ümit ediyorum." dedi. Gerçekten Yüce Allah Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e eziyet eden bu müşriklerin soylarından yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiç bir şey ortak koşmayan bir nesil meydana çıkarmıştır.

Kaynakça

صحيح البخاري تحقيق محمد زهير الناصر دار طوق النجاة المصورة عن السلطانية الطبعة الأولى 1422 صحيح مسلم, ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي, دار إحياء التراث العربي, بيروت. نزهة المتقين شرح رياض الصالحين لمجموعة من الباحثين, مؤسسة الرسالة, الطبعة الرابعة عشر, 1407ه . دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين لمحمد بن علان الصديقي, دار الكتاب العربي. كنوز رياض الصالحين بإشراف حمد العمار, دار كنوز إشبيليا, الطبعة الأولى, 1430ه . شرح رياض الصالحين لابن عثيمين , دار مدار الوطن للنشر، الرياض, الطبعة : 1426 هـ. بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي, دار ابن الجوزي.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Amr b. Abese –radıyallahu anh-'ın Müslüman olma kıssası ve Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisine namaz kılmayı ve abdest almayı öğretmesi.

عن عمرو بن عَبَسة رضي الله عنه قال: كنت وأنا في الجاهلية أظن أن الناس على ضَلالة، وأنهم لَيْسُوا على شيء، وهم يَعبدون الأوثان، فسمعت برجل بمكة يُخبر أخبارًا، فَقَعَدتُ على راحلتي، فقدِمتُ عليه، فإذا رسول الله صلى الله عليه وسلم مُسْتَخْفِيًا ، جُرَءآءٌ عليه قومه، فتَلطَّفتُ حتى دخلت عليه بمكة، فقلت له: ما أنت؟ قال: «أنا نَبيٌّ» قلت: وما نَبِيٌّ؟ قال: «أرسلني الله» قلت: وبِأَيِّ شيء أرسلك؟ قال: «أرسلني بصلة الأرحام، وكسر الأوثان، وأن يُوَحَّد الله لا يُشرك به شيءٌ»، قلت: فمن معك على هذا؟ قال: «حُرٌّ وعَبْدٌ»، ومعه يومئذ أبو بكر وبلال رضي الله عنهما ، قلت: إني مُتَّبِعُكَ، قال: «إنك لن تستطيع ذلك يَوْمَك هذا، ألا ترى حالي وحال الناس؟ ولكن ارجع إلى أهلك، فإذا سمعت بِي قد ظهرت فأتني». قال: فذهبت إلى أهلي، وقدم رسول الله صلى الله عليه وسلم المدينة حتى قدم نَفرٌ من أهلي المدينة، فقلت: ما فعل هذا الرجل الذي قَدِم المدينة؟ فقالوا: الناس إليه سِرَاعٌ، وقد أراد قومُه قتلَه، فلم يستطيعوا ذلك، فقدمت المدينة، فدخلت عليه، فقلت: يا رسول الله أَتَعْرِفُني؟ قال: «نعم، أنت الذي لَقَيْتَنِي بمكة» قال: فقلت: يا رسول الله، أخبرني عما عَلَّمَك الله وأَجْهَلُهُ، أخبرني عن الصلاة؟ قال: «صَلِّ صلاةَ الصبح، ثم اقْصُرْ عن الصلاة حتى ترتفع الشمس قِيْدَ رمح، فإنها تَطْلُعُ حين تَطلُعُ بين قرني شيطان، وحينئذ يَسجدُ لها الكفار، ثم صلِ فإن الصلاة مشهُودةٌ محضُورةٌ حتى يَسْتَقِلَّ الظِّلُ بالرُّمْح، ثم اقْصُرْ عن الصلاة، فإنه حينئذ تُسْجَرُ جهنم، فإذا أقبل الفيء فَصَلِّ، فإن الصلاة مشهُودةٌ محضُورةٌ حتى تُصلي العصر، ثم اقْصُرْ عن الصلاة حتى تغرب الشمس، فإنها تَغْرُبُ بين قَرْنَيْ شيطان، وحينئذ يسجدُ لها الكفار» قال: فقلت: يا نبي الله، فالوضوء حدثني عنه؟ فقال: «ما مِنكم رجلٌ يُقَرِّبُ وضوءه، فيتمضمض ويستنشق فيستنثر، إلا خرَّت خطايا وجهه من أطراف لحيته مع الماء، ثم يغسل يديه إلى المرفقين، إلا خرَّت خطايا يديه من أنامله مع الماء، ثم يمسح رأسه، إلا خرَّت خطايا رأسه من أطراف شعره مع الماء، ثم يغسل قدميه إلى الكعبين، إلا خرَّت خطايا رجليه من أنامله مع الماء، فإن هو قام فصلى، فحمد الله تعالى ، وأثنى عليه ومجَّدَه بالذي هو له أهل، وفرَّغَ قلبه لله تعالى ، إلا انصرف من خطيئته كهيئته يومَ ولدَتْه أمه». فحدث عمرو بن عبسة بهذا الحديث أبا أمامة صاحب رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال له أبو أمامة: يا عمرو بن عبسة، انظر ما تقول! في مقام واحد يُعطى هذا الرجل؟ فقال عمرو: يا أبا أُمَامة، لقد كَبِرَتْ سِنِّي، ورقَّ عظمي، واقترب أجلي، وما بِي حاجة أن أَكْذِبَ على الله تعالى ، ولا على رسول الله صلى الله عليه وسلم لو لم أسمعه من رسول الله صلى الله عليه وسلم إلا مرة أو مرتين أو ثلاثًا -حتى عدَّ سبع مرات- ما حدَّثْت أبدًا به، ولكني سمعته أكثر من ذلك.
Amr b. Abese –radıyallahu anh- anlatıyor: Ben cahiliye döneminde insanların sapıklık üzere bulunduğu ve haktan bir paylarının olmadığını biliyordum. Çünkü onlar putlara tapmaktaydılar. Derken Mekke'de bir kişinin ortaya çıktığı ve bazı haberler verdiğini duydum. Derhal bineğimin üstüne atlayıp, onun yanına vardım. Birde baktım ki Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- o sırada gizlenmiş ve kabilesinin ağır baskısı altında bulunuyordu. Bu durumu görünce Mekke’de onun yanına ulaşmanın yolunu arayarak, nezaketle yanına girdim ve: "Sen kimsin? dedim. «Ben bir peygamberim» cevabını verdi. "Peygamber nedir?" dedim. «Beni Allah görevlendirip gönderdi.» dedi. "Allah seni ne ile gönderdi?" dedim. «Akrabaları gözetmek, putları kırmak ve Allah'ı (ibadette) birleyip, ona hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere gönderdi.» buyurdu. "Bu hususlarda senin yanında olanlar kimlerdir?" dedim. «Bir hür kişi ile bir köle» cevabını verdi. O sırada yanında sadece Ebu Bekir ile Bilal –radıyallahu anhumâ- vardı- Ben: "Ben de sana tabi olup, uyuyorum." dedim «Sen şu günlerde bunu yapamazsın, buna gücün yetmez. İnsanlarla benim aramdaki durumu görmüyor musun? Sen şimdilik ailenin yanına dön. Ne zaman benim açıktan açığa ortaya çıktığımı duyarsan o zaman yanıma gel» diye buyurdu. Bunun üzerine ailemin yanına geri döndüm. Bir süre sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye hicret etti. Derken Medineli birkaç kimse yanıma geldi. Kendilerine: "Medine'ye göç eden o zat neler söyleyip, anlatıyor?" diye sordum. Bana: "Halk akın akın yanına koşuyor. Kavmi onu öldürmek istedi, ama başaramadılar." diye cevap verdiler. Bunun üzerine Medine'ye gidip, yanına vardım ve "Ya Rasûlallah, beni tanıdın mı?" dedim. «Evet, sen Mekke'de görüştüğüm kimsesin.» diye buyurdu. Tekrar "Ya Rasûlallah! Allah'ın sana bildirdiği ve benim bilmediklerimi bana öğret; bana namazı öğret." dedim. «Sabah namazını kıl. Ardından güneş doğup bir mızrak miktarı yükselinceye kadar namaz kılma. Çünkü güneş doğarken şeytanın iki boynuzu arasından doğar, o sırada kâfirler de güneşe secde ederler. Sonra yine namaz kıl, o vakit kılınacak namaz (melekler tarafından) şahit ve hazır olunan bir namazdır. Bu namazı dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye/güneş tam tepeye çıkana kadar kıl. Sonra yine namaza ara ver. Çünkü o sırada Cehennemin ateşi tutuşturulur. Zeval vaktinin geçişinden/gölgenin doğuya doğru meyletmesinden sonra yine namaz kıl. Çünkü o vakit kılınacak namaz (melekler tarafından) şahit ve hazır olunan bir namazdır. Bu namazı ikindi (vaktine) kadar kıl. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar namaza ara ver. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından batar, kâfirler de o zaman güneşe secde ederler» buyurdu. Ben: "Yâ Nebiyyallah! Bana abdestten de bahset." dedim. «İçinizden her kim, abdest suyunu hazırlayıp ağzına burnuna su verir ve burnunu sümkürüp, temizlerse, mutlaka yüzünün, ağzının ve burnunun günahları sakallarının uçlarından dökülür. Sonra dirsekleriyle birlikte ellerini yıkarsa, elinin günahları su ile beraber parmak uçlarından akar gider. Sonra başını meshederse, başının günahları su ile birlikte saçlarının ucundan dökülür. Sonra topuklarıyla beraber ayaklarını yıkarsa, ayaklarının günahları su ile beraber ayak parmaklarının ucundan akar. Eğer (böylece abdest alan) bu kimse, kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd ve senâ eder, onu layık olduğu vasıflarla tekrar tekrar överse ve gönlünü tam anlamıyla Allah’a bağlarsa, mutlaka anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olur.» buyurdu. Amr bin Abese bu hadisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden olan Ebû Umâme’ye bunu haber vermişti. Ebû Umâme -radıyallahu anh-; Ey Amr b. Abese, bir işten dolayı bunları yapan kişiye verilen bu büyük mükafatlar konusundaki sözlerini iyi düşün!" ikazında bulundu. Bunun üzerine Amr –radıyallahu anh- "Ey Ebû Umâme! Yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim yaklaştı. Ne Allah’a ne de Rasûlullah’a yalan söylemeye ihtiyacım yok. Ben bu hadisi Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir, iki, üç hatta yedi kere işitmemiş olsaydım asla rivayet etmezdim. Ancak ben bu hadisi, bundan da fazla duymuş bulunmaktayım." dedi.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Amr b. Abese –radıyallahu anh- bizlere cahiliye devrinde hangi durumda olduğunu ve yüce Allah’ın kendisine nasıl hidayet ettiğini anlatmakta. Cahiliye döneminde kalbinde bir nur taşımaktaydı. İnsanların şirk ve sapıklık içinde olduklarını biliyor, onların sahip olduğu batıl inançlara inanmıyordu. Mekke’de bir zatın çıktığını ve bir takım haberler getirdiğini işitmişti. Hemen bineğine atlayıp Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelmişti. O vakit peygamberimiz Kureyş müşriklerinin baskısından endişe duyduğu için davetini gizli yapmaktaydı. Amr b. Abese –radıyallahu anh- şöyle dedi: "Mekke’de onun yanına ulaşmanın yolunu arayarak, nezaketle yanına girdim ve: "Sen kimsin?" dedim. «Ben bir peygamberim.» cevabını verdi. "Peygamber nedir?" dedim. «Beni Allah görevlendirip gönderdi.» dedi. "Allah seni ne ile gönderdi?" dedim. «Akrabaları gözetmek, putları kırmak ve Allah'ı (ibadette) birleyip, ona hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere gönderdi.» buyurdu. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu sahabeyi Allah’a davet edip, İslam dininin güzelliklerini açıklamıştır. Öncelikli olarak Allah –Azze ve Celle-’yi birlemeye davet etmiş, ardından güzel ahlâkı açıklamıştır. Akıllı insanlar tarafından bu putların batıl olarak kabul edildiğini zikretmiş, müşriklerin yaptıkları ibadetlerin geçersiz olduğunu beyan etmiştir. Bu sahabe hakkı aramak için Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelmişti. Peygamberimiz kendisinin yüce Allah tarafından gönderildiğini haber vererek, "Akrabaları gözetmek” görevi olduğunu kendisine açıklamıştı. Bu öyle güzel bir ahlâktır ki, dönemin müşrikleri peygamberimizin akrabalık bağlarını yıkıp, kopardığını ileri sürüyorlardı. Ne var ki, Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- bu bağa önem verdiğini ve getirdiği bu dinin böyle emrettiğini açıklamıştır. "Putları kırmak" Bir başka görevinin de Allah Subhanehû ve Teâlâ ile birlikte ibadet olunan putları kırıp, "Allah'ı (ibadette) birleyip, ona hiçbir şeyi ortak koşmamak" olduğunu ifade etmiştir. "Bu hususlarda senin yanında olanlar kimlerdir?" dedim. "Bir hür kişi ile bir köle" cevabını verdi. -O sırada yanında henüz sadece Ebu Bekir ile Bilal –radıyallahu anhumâ- vardı-. Ben:- "Ben de sana tabi olup, uyuyorum." dedim "Sen şu günlerde bunu yapamazsın, buna gücün yetmez.” diye buyurdu. Yani, şayet bu sahabe Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelip, tabi olursa peygamberimiz onu Mekke müşriklerinden koruyamazdı. Bu yüzden kendisinden kavmine geri dönüp, orada Müslüman olarak kalmasını, bu din güçlenip zuhur edince de yanına tekrardan gelmesini istemiştir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- şefkat ve merhamet ile bakarak, bu zayıf sahabenin ezilmesini arzulamamış, kendisine "İnsanlarla benim aramdaki durumu görmüyor musun?" diye bu hakikati beyan etmiştir. Yani düşmanlarım sayıca benden üstündür. Bana her türlü eziyeti reva görüyorlar. Onlara gücüm yetmiyor. Seni onlara karşı koruyamam, demek istemiştir. «Sen şimdilik ailenin yanına dön. Ne zaman Benim açıktan açığa ortaya çıktığımı duyarsan o zaman yanıma gel.» buyurdu. Müslüman olarak memleketine geri dön, benim açıkça ortaya çıktığımı duyunca bana tekrardan gel. Devamla bu sahabe; “Bunun üzerine ailemin yanına geri döndüm. Haberleri takip ediyordum. Bir süre sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye hicret etti, derken Medineli birkaç kimse yanıma geldi. Kendilerine: "Medine'ye göç eden o zat neler söyleyip, anlatıyor?" diye sordum.” İslam dini bu sahabenin kalbine öyle derinlemesine yer etmişti ki sürekli iz sürmeye devam ediyordu. Gelen topluluğa kendi kavminden korktuğu için Müslüman olduğunu gizlercesine bu soruları sormuştu. Bana:- "Halk akın akın yanına koşuyor. Kavmi onu öldürmek istedi, ama başaramadılar" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Medine'ye gidip, yanına vardım ve "Ya Rasûlallah, beni tanıdın mı?" dedim. «Evet, sen Mekke'de görüştüğüm kimsesin.» diye buyurdu. Tekrar "Ya Rasûlallah, Allah'ın sana bildirdiği ve benim bilmediklerimi bana öğret” dedim. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e indirilen İslam dininin hükümlerini sormaya başlamış, bilmediği hususları kendisine öğretmesini talep etmiştir. “Bana namaz öğret" diye sorunca Allah Rasûlü: «Sabah namazını kıl.» Yani sabah namazını vaktinde kıl. Ardından güneş doğup bir mızrak miktarı yükselinceye kadar namaza ara ver. Sabah namazı kılındıktan sonra ardından kılınacak başka bir namaz yoktur. Güneşin doğmasından sonra güneş doğana kadar namaz kılınmayacağını emrederek, «Güneş doğup bir mızrak miktarı yükselinceye kadar namaz kılma!» diye buyurmuştur. "Çünkü güneş doğarken şeytanın iki boynuzu arasından doğar" Kâfirler bu vakitte güneşe secde ederler. Bu yüzden Müslüman bir kimsenin bilerek namazını bu vakte kadar ertelemesi ve nafile namazı kılması asla caiz değildir. Takvimlerde bu vakit işrak/güneşin doğuş vakti olarak ifade edilir. İşte Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem- bu vakitte namaz kılarak kâfirlere benzemeyi yasaklamıştır. «Sonra yine namaz kıl, o vakit kılınacak namaz (melekler tarafından) şahit ve hazır olunan bir namazdır.» Gündüz Melekler gelerek, yazar ve bu namazı kılanlara şahit olurlar. «Bu namazı dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye /güneş tam tepeye çıkana kadar kıl!» Güneş göğün tam ortasında iken zeval, yani gölgenin tam ayak altına denk geldiği vakitte namaz kılma. Bu vaktin süresi iki rekat namaz kılınacak kadar sürer. Belirtilen bu vakitte namaz kılmak caiz değildir. «Çünkü o sırada Cehennemin ateşi tutuşturulur.» Bu vakitte namaz kılmak yasaklanmıştır. Ezan okununcaya kadar beklenip, öğle namaz kılınmalıdır. «Zeval vaktinin geçişinden/gölgenin doğuya doğru meyletmesinden sonra yine namaz kıl.» Gölge zeval vaktine kadar azalarak en son küçülüp, insanın ayakları altına kadar gelir. Ardından doğuya doğru uzamaya başlar. Öğle ezanı ile birlikte gölge batıdan doğu yönüne doğru harekete geçmeye başlar. «Zeval vaktinin geçişinden/gölgenin doğuya doğru meyletmesinden sonra yine namaz kıl. Çünkü o vakit kılınacak namaz (melekler tarafından) şahit ve hazır olunan bir namazdır.» İkindi namazına kadar farz ve nafile namaz kıl. İkindi namazına kadar dilediğin sayıda nafile namaz kılabilirsin. İkindi namazına kadar kerahat vakti yoktur. «İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar namaza ara ver.» İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya dek artık nafile namaz bile kılma. Güneşin batışından önce aynı doğuşundan önce olduğu gibi namaz kılmak haram kılınmıştır. Zira güneş şeytanın iki boynuzu arasından batar. Bir Müslüman’ın bilerek ikindi namazını güneşin batmasına yakın bir vakte kadar kılmayıp, ertelemesi caiz değildir. Böyle yaparak güneşe secde eden kafirlere benzemiş olur. İkindi namazını bu vakte ertelemek kafirleri taklit etmek olur ki, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu namazı münafıkların kıldığı namaz olarak isimlendirmiştir. Çünkü münafık kimse güneşin batışını gözetler. Güneş sararıp, batmasına yakın bir vakit yüce Allah’ı çok az anarak hızlı bir şekilde dört rekat ikindi namazını kılar. Ey Müslüman! Sen de böyle yaparak kâfirlere ve münafıklara benzemekten uzak dur. İkindi namazını bilerek güneşin batmasına yakın sararma vaktine kadar erteleme. «Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından batar, kâfirler de o zaman güneşe secde ederler.» diye buyurdu. Devamla Amr –radıyallahu anh- "Yâ Nebiyyallah! Bana abdestten de bahset." der. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «İçinizden her kim, abdest suyunu hazırlayıp ağzına burnuna su verir ve burnunu sümkürüp temizlerse, mutlaka yüzünün, ağzının ve burnunun günahları sakallarının uçlarından dökülür.» İnsan abdest aldığı vakit vücudundan damlayan son damla ile günahları dökülür. Yüzünü yıkadığı vakit, ağız, burun, yüz ve gözleri ile işlediği günahlar su ile akar gider. Amr b. Abese bu hadisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden olan Ebû Umâme’ye haber vermişti. Ebû Umâme –radıyallahu anh-; «Ey Amr b. Abese, bir işten dolayı bunları yapan kişiye verilen bu büyük mükâfatlar konusundaki sözlerini iyi düşün!» ikazında bulundu. Sanki bu sahabe abdest alan ve namaz kılan kimseye günahlarının af olması gibi bu kadar çok mükafatın verilmesini çok büyük görmüş ve Amr –radıyallahu anh-ı’ iyice düşünmeye davet etmiştir. Amr –radıyallahu anh- ise cevaben; "Ey Ebû Umâme! Yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim yaklaştı. Ne Allah’a ne de Rasûlullah’a yalan söylemeye ihtiyacım yok." demiştir. Sahabelerin hadis uydurarak Allah Subhanehu adına yahut Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adına yalan söylemeleri asla düşünülemez. "Ben bu hadisi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir, iki, üç hatta yedi kere işitmemiş olsaydım asla rivayet etmezdim." Bu hadisi Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem- bir defa değil yedi defa tekrarlamıştır. Araplar yedi ifadesini kesret/çokluk ifadesi olarak kullanırlar. Bu hadisi peygamberimiz defalarca tekrarlamıştır. "Ancak ben bu hadisi, bundan da fazla duymuş bulunmaktayım."

Kaynakça

كنوز رياض الصالحين، تأليف: حمد بن ناصر بن العمار، الناشر: دار كنوز أشبيليا، الطبعة الأولى: 1430 هـ بهجة الناظرين، تأليف: سليم بن عيد الهلالي، الناشر: دار ابن الجوزي ، سنة النشر: 1418 هـ- 1997م نزهة المتقين، تأليف: جمعٌ من المشايخ، الناشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة الأولى: 1397 هـ، الطبعة الرابع دليل الفالحين لطرق رياض الصالحين؛ لمحمد بن علان الشافعي، دار الكتاب العربي-بيروت صحيح مسلم؛ للإمام مسلم بن الحجاج، حققه ورقمه محمد فؤاد عبد الباقي، دار عالم الكتب-الرياض، الطبعة الأولى، 1417هـ.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Abdullah b. Amr b. Âs'a: Müşriklerin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptıkları en şiddet­li eziyyetin ne olduğunu sordum. Şöyle dedi: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken Ukbe b. Ebu Muayt'in geldiğini gördüm. Elbisesini Rasûlullah'ın boynuna dolayıp şiddetle sıkmaya, boğmaya başladı.

عن عُروة بن الزبير، قال: سألتُ عبد الله بن عمرو عن أشد ما صنع المشركون برسول الله صلى الله عليه وسلم ، قال: رأيتُ عُقبة بن أبي مُعَيْط جاء إلى النبي صلى الله عليه وسلم وهو يصلي، فوضع رداءه في عنقه فخنقه به خنقًا شديدًا، فجاء أبو بكر حتى دفعه عنه، فقال: {أَتَقْتُلُونَ رَجُلًا أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ} [غافر: 28].
Urve b. Zübeyr'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Abdullah b. Amr b. Âs'a: Müşriklerin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptıkları en şiddet­li eziyyetin ne olduğunu sordum. Şöyle dedi: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken Ukbe b. Ebu Muayt'in geldiğini gördüm. Elbisesini Rasûlullah'ın boynuna dolayıp şiddetle sıkmaya, boğmaya başladı. Ebû Bekir gelip Ukbe'yi Rasûlullah'tan uzaklaştırdı, sonra da: «Rabbim Allah'tır, dedi diye bir kişiyi mi öldüreceksiniz? Halbuki o, size Rabbinizden âyetlerle gelmiştir.» ( Gafir suresi: 28) dedi.
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama

Urve b. Zübeyr b. Avvâm -rahimehullah- Abdullah b. Amr b. Âs'a -radıyallahu anhuma-'ya Müşriklerin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptıkları en şiddet­li eziyyet ve azabın ne olduğunu sormuştur. Abdullah b. Amr Urve b. Zübeyre Kabe'nin avlusunda Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken Ukbe b. Ebu Muayt'in gelirken gördüğünü haber vermiştir. Elbisesini yada Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in elbisesini Rasûlullah'ın o şerefli boynuna dolayıp gelip şiddetle sıkmaya, boğmaya başladı. Ebû Bekir gelip eliyle Ukbe'yi itti ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den uzaklaştırdı, sonra da ağlayarak şöyle diyordu: «Rabbim Allah'tır, dedi diye bir kişiyi mi öldüreceksiniz? Halbuki o, size Rabbinizden âyetlerle gelmiştir.» ( Gafir suresi: 28). Abdulah -radıyallahu anh-'ın gördüğü en şiddetli eziyet buydu. Urve bundan daha şiddetlisini Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı Âişe -radıyallahu anh-'ın kendisine haber verdiğini söylemiştir. Âişe -radıyalahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Uhud Gazvesi’nin yapıldığı günden daha zor bir gün yaşadın mı? diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: “Evet, senin kavminden çok kötülük gördüm. Bu kötülüklerin en fenası, onların bana Akabe günü yaptığıdır. Tâifli Abdükülâl’in oğlu İbni Abdüyâlîl’e sığınmak istemiştim de beni kabul etmemişti. Ben de geri dönmüş derin kederler içinde yürüyüp gidiyordum. Karnüsseâlib’e varıncaya kadar kendime gelemedim. Orada başımı kaldırıp baktığımda, bir bulutun beni gölgelediğini gördüm. Dikkatlice bakınca, bulutun içinde Cebrâil aleyhisselâm’ı farkettim. Cebrâil bana seslenerek: Allah Teâlâ kavminin sana ne söylediğini ve seni himâye etmeyi nasıl reddettiğini duymuştur. Onlara dilediğini yapması için de sana Dağlar Meleği’ni göndermiştir, dedi. Bunun üzerine Dağlar Meleği bana seslenerek selâm verdi. Sonra da: Ey Muhammed! Ne yapmamı istiyorsun? Eğer dilersen şu iki dağı onların başına geçireyim, dedi. O zaman: Hayır, ben Allah Teâlâ'nın onların soylarından sadece Allah’a ibadet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim, dedim.” Muttefekun aleyh.

Kaynakça

صحيح البخاري، نشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، 1422ه. عمدة القاري شرح صحيح البخاري، لمحمود بن أحمد بن موسى الحنفى بدر الدين العينى، الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت. إرشاد الساري لشرح صحيح البخاري، لأحمد بن محمد بن أبى بكر بن عبد الملك القسطلاني القتيبي المصري، الناشر: المطبعة الكبرى الأميرية، مصر، الطبعة: السابعة، 1323 هـ. معجم اللغة العربية المعاصرة، للدكتور أحمد مختار عبد الحميد عمر بمساعدة فريق عمل، الناشر: عالم الكتب، الطبعة: الأولى، 1429 هـ - 2008 م.

Bu hadis HadeethEnc.com’da

Buradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com