عَنْ المِقْدَامِ بْنِ مَعْدِي كَرِبَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَا مَلأَ آدَمِيٌّ وِعَاءً شَرًّا مِنْ بَطْنٍ، بِحَسْبِ ابْنِ آدَمَ أَكَلاَتٌ يُقِمْنَ صُلْبَهُ، فَإِنْ كَانَ لَا مَحَالَةَ، فَثُلُثٌ لِطَعَامِهِ، وَثُلُثٌ لِشَرَابِهِ، وَثُلُثٌ لِنَفَسِهِ».
Mikdâm b. Ma’di Kerib -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim: «Âdemoğlu, midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini doğrultacağı kadar birkaç lokma yemesi yeterlidir. Şayet yiyecekse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırmalıdır.»
Ahmed, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bizi tıbbın temel esaslarından birine yönlendirmektedir. Bu da insanın sağlığını koruması için gerekli olan korunmadır. O da yemeği azaltmaktır. Hatta insan, yalnızca açlığını giderecek ve gerekli işlerini yapmaya güç verecek kadar yemelidir. Çünkü doldurulan en kötü kap, midedir. Zira tokluktan kaynaklanan, görünen görünmeyen sayısız ölümcül hastalıklar er ya da geç ortaya çıkar. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimse mutlaka doyacaksa, midesinde yemeye üçte bir, suya üçte bir ve nefesine de üçte bir yer ayırsın. Böylece sıkıntı çekip zorda kalmaz ve Allah’ın ona dinî veya dünyevî işlerinden yüklediği görevleri yerine getirmekte tembellik etmez.»
Faydalar
- Yeme ve içmede aşırıya kaçmamalıdır. Bu, tüm tıp prensiplerini içine alan kapsamlı bir prensiptir; çünkü aşırı tokluk hastalıklara ve rahatsızlıklara neden olur.
- Beslenmenin amacı, hayatın temeli olan sağlığı ve gücü korumaktır.
- Mideyi yemekle doldurmanın, hem bedensel hem de dini zararları vardır. Ömer -radıyallahu anh- şöyle buyurmuştur: Çok yemekten sakının. Zira bu hem vücuda zarar verir hem de namazdan alıkoyar.
- Yeme, hüküm bakımından kısımlara ayrılır: Vacip; hayatın korunması için gerekli olup terk edildiğinde zarara yol açandır. Caiz; vacip miktarının üzerinde olup zararından korkulmayan şeydir. Mekruh; zararından korkulan şeydir. Haram; zararı kesin olarak bilinen şeydir. Müstehap; Allah’a ibadet ve O’na itaatte yardımcı olandır. Bu durum hadis-i şerifte üç mertebede özetlenmiştir: Birincisi, mideyi tamamen doldurmaktır. İkincisi, insanın belini doğrultacak birkaç lokmadır. Üçüncüsü de şu sözdür: «Midenin üçte biri yemek, üçte biri içecek, üçte biri de nefes içindir.» Bütün bunlar, yenilen şeyin helal olması şartıyla geçerlidir.
- Hadis, tıbbın kurallarından biridir. Tıp ilmi üç esas üzerine kuruludur: Kuvveti korumak, ölçülü beslenmek ve boşaltımı sağlamak. Hadis, bunlardan ilk ikisini kapsar. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Şüphesiz O, israf edenleri sevmez.) [A'raf: 31. Ayet]
- Bu dinin mükemmelliğinin bir göstergesidir; çünkü insanın din ve dünya hayatındaki menfaatlerini de kapsar.
- Şeriat ilimleri arasında, tıbbın esasları ve çeşitleri de vardır. Bal ve çörek otu hakkında hadisler bulunmaktadır.
- Şeriat hükümleri hikmet içerir. Bu hikmetler zararları önlemeye, menfaatleri kazandırmaya dayalıdır.
Kaynakça
سنن الترمذي (4/ 188) (2380).
سنن ابن ماجه (4/ 448) (3349).
مسند أحمد (28/ 422) (17186).
فتح الباري لابن حجر (9/ 528).
جامع العلوم والحكم في شرح خمسين حديثا من جوامع الكلم، لابن رجب (2/ 467).
التحفة الربانية في شرح الأربعين حديثًا النووية، لإسماعيل الأنصاري (ص100).
فتح القوي المتين في شرح الأربعين وتتمة الخمسين، لعبد المحسن العباد (ص148).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أسامة بن زيد رضي الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَا تَرَكْتُ بَعْدِي فِتْنَةً أَضَرَّ عَلَى الرِّجَالِ مِنَ النِّسَاءِ».
Usâme b. Zeyd –radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı hiçbir fitne bırakmadım.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne ve imtihan bırakmadığını, eğer o kadın kendi ailesinden ise, dine muhalif davranışlarda bulunmaması için onu takip etmesi gerekeceğini, eğer kadın o kimsenin yakını değilse, o zaman onunla aynı ortamda bulunması, onunla yalnız kalması sonucunda utanç verici şeylerin ortaya çıkabileceğini haber vermektedir.
Faydalar
- Müslüman bir kimse kadının fitnesinden sakınmalı ve fitneye götüren her yolu kapatmalıdır.
- Mümin, Allah'a sımsıkı sarılmalı ve fitnelerden korunma hususunda O'na yönelmelidir.
Kaynakça
صحيح البخاري (7/ 8) (5096).
صحيح مسلم (4/ 2097) (2740).
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (373).
فتح الباري لابن حجر (9/ 138).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي هريرة رضي الله عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «كُتب على ابن آدم نَصِيبُه من الزِنا مُدْرِكُ ذلك لا مَحَالة: العينان زِناهما النَظر، والأُذنان زِناهما الاستماع، واللسان زِناه الكلام، واليَدُ زِناها البَطْش، والرِّجل زِناها الخُطَا، والقلب يَهْوَى ويتمنى، ويُصَدِّق ذلك الفَرْج أو يُكذِّبُه».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- merfu olarak rivayet ediyor: «Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir ya da boşa çıkarır.»
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Hadisin manası: "Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Allah -Azze ve Celle-’nin koruduğu kimseler bundan müstesnadır. Daha sonra Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- bunun örneklerini vermiştir: «Gözün zinası bakmaktır.» Yani, kişi şehvetle dahi olmasa kadına bakmasıdır. Çünkü o kadın onun mahremi değildir. O yüzden bu zinanın bir çeşidi olan göz zinasıdır. «Kulakların zinası dinlemektir.» Yani, eğer insan kadının konuşmasını dinler ve onun sesinden lezzet alırsa bu da kulakların zinasıdır. «Elin zinası dokunmaktır.» El ile dokunup benzeri şeyleri yapmaktır. «Ayakların zinası yürümektir.» Mesela insan zinanın olduğu yere giderse, kadını görüp ya da sesini duyup peşinden giderse bu da zinanın bir çeşididir. «Kalbe gelince o, arzu eder, ister.» Kalp buna meyleder. O da kadınlara bağlanmasıdır. Bu da kalbin zinasıdır. «Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır.» Eğer ferc zina ederse -bundan Allah'a sığınırız- azaların yapmış olduğu zinayı tasdik etmiş olur. Şayet ferc zina etmezse kendisini korumuş selamette kılmış olur. Bu da azalarının yapmış olduğu zinaları yalanlaması demektir. O yüzden bu hadis bize kadınlara bakmayı, onların seslerini duymayı, onlara dokunmayı, onların peşinden gitmeyi, kalbin onlara karşı meyilli olmasından hoşlanmayı yasaklamaktadır. Bunların hepsi zinadır. Bundan Allah’a sığınırız. Akıllı, iffetli insan azalarının kadınlara bağlanmasından kendisini uzakta tutar.
Kaynakça
نزهة المتقين، تأليف: مصطفى الخن، الناشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة الأولى: 1397 هـ الطبعة الرابعة عشر 1407 هـ.
كنوز رياض الصالحين، تأليف: حمد بن ناصر العمار ، الناشر: دار كنوز أشبيليا، الطبعة الأولى: 1430 هـ.
بهجة الناظرين، تأليف: سليم بن عيد الهلالي، الناشر: دار ابن الجوزي ، سنة النشر: 1418 هـ- 1997م.
صحيح مسلم، تأليف: مسلم بن الحجاج النيسابوري، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت.
رياض الصالحين، تأليف: محيي الدين يحيى بن شرف النووي ، تحقيق: د. ماهر بن ياسين الفحل ، الطبعة: الأولى، 1428 هـ.
صحيح البخاري، تأليف: محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق: محمد زهير الناصر، الناشر: دار طوق النجاة الطبعة: الأولى، 1422هـ.
شرح رياض الصالحين، تأليف: محمد بن صالح العثيمين، الناشر: دار الوطن للنشر، 1426 هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رضي الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ لِتُبَاهُوا بِهِ الْعُلَمَاءَ، وَلَا لِتُمَارُوا بِهِ السُّفَهَاءَ، وَلَا تَخَيَّرُوا بِهِ الْمَجَالِسَ، فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ، فَالنَّارُ النَّارُ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İlmi, âlimlere karşı övünmek, cahillerle münakaşa etmek ve insanların teveccühünü kazanmak için öğrenmeyiniz. Kim böyle yaparsa o kimse ateştedir.»
İbn Mâce rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- âlimlere karşı övünmek, iftihar etmek ve ben de sizin gibi âlimim demek için ya da cahiller ve aklı kıt olanlarla münakaşa etmek için ya da ortamlarda ön plana çıkmak ve diğerlerinden önce takdim edilmek için ilim talep edilmesini yasaklamıştır. Kim bunları yaparsa, ilim talebinde ihlaslı olmayıp, riyakâr olduğu için Cehennem'e girmeyi hak eder.
Faydalar
- İlmi; âlimlere karşı övünmek, cahillerle münakaşa etmek, insanların teveccühünü kazanmak ve benzeri şeyler için öğrenenler Cehennem ile tehdit edilmiştir.
- İlim öğrenen ve öğreten kimselerin niyetinde samimi olmasının önemi vurgulanmıştır.
- Niyet, amellerin aslıdır. Karşılık buna göre verilir.
Kaynakça
سنن ابن ماجه (1/ 170) (254)، مرشد ذوي الحجا والحاجة (2/378)، مشارق الأنوار الوهاجة ومطالع الأسرار البهاجة في شرح سنن الإمام ابن ماجه (4/ 482).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ الْأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «ضَرَبَ اللهُ مَثَلًا صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا، وَعَلَى جَنْبَتَيْ الصِّرَاطِ سُورَانِ، فِيهِمَا أَبْوَابٌ مُفَتَّحَةٌ، وَعَلَى الْأَبْوَابِ سُتُورٌ مُرْخَاةٌ، وَعَلَى بَابِ الصِّرَاطِ دَاعٍ يَقُولُ: أَيُّهَا النَّاسُ، ادْخُلُوا الصِّرَاطَ جَمِيعًا، وَلَا تَتَعَرَّجُوا، وَدَاعٍ يَدْعُو مِنْ فَوْقِ الصِّرَاطِ، فَإِذَا أَرَادَ يَفْتَحُ شَيْئًا مِنْ تِلْكَ الْأَبْوَابِ، قَالَ: وَيْحَكَ لَا تَفْتَحْهُ، فَإِنَّكَ إِنْ تَفْتَحْهُ تَلِجْهُ، وَالصِّرَاطُ الْإِسْلَامُ، وَالسُّورَانِ: حُدُودُ اللهِ، وَالْأَبْوَابُ الْمُفَتَّحَةُ: مَحَارِمُ اللهِ، وَذَلِكَ الدَّاعِي عَلَى رَأْسِ الصِّرَاطِ: كِتَابُ اللهِ، وَالدَّاعِي مِنِ فَوْقَ الصِّرَاطِ: وَاعِظُ اللهِ فِي قَلْبِ كُلِّ مُسْلِمٍ».
Nevvâs b. Sem'ân el-Ensârî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sırat-ı müstakim dosdoğru bir yoldur. Yolun iki tarafında iki duvar, duvarlarda açılmış perdeli kapılar ve yolun başında da bir davetçi vardır. O davetçi, '‘Ey insanlar! Hepiniz dosdoğru yola giriniz, dağılıp parçalanmayınız.’' diye seslenir. Birisi perdeli kapılardan birisine girmek istediğinde yukarıdan bir başka davetçi şöyle der: Sakın o perdeyi kaldırma! Şayet kaldırırsan oradan girer gidersin. Dosdoğru yol İslam’dır, duvarlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, duvarlardaki perdeli kapılar haramlardır, yolun başındaki davetçi Allah’ın kitabıdır, yukarıdaki davetçi ise her Müslüman’ın içindeki vicdanıdır.»
Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah'ın dosdoğru ve uzun, eğrilik olmayan yolu, İslam'a örnek olarak vermiştir. Bu yolun iki yanında onu çevreleyen iki duvar ya da sur vardır ve bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Bu iki duvarda açılmış kapılar vardır ve bunlar da haramlardır. Bu kapılar üzerinde perdeler vardır ve bu yolda yürüyen kimse yürürken içerde kim olduğunu bilmez, yolun başında insanları yönlendiren ve yol gösteren bir davetçi vardır ve onlara; sağa sola meyletmeden üzerinde yürüyün der ve bu davetçi de Allah'ın kitabıdır. Yolun üstünde başka bir davetçi daha vardır ve bu davetçi yolda yürüyüp perdelere yaklaşan her kişiyi azarlayarak; sakın o perdeyi kaldırma, şayet kaldırırsan oradan girersin ve girmemek için kendine hakim olamazsın der, bu davetçi de her Müslüman'ın içindeki vicdanıdır.
Faydalar
- Hak din İslam'dır. Hiç şüphesiz bizi Cennet'e götürecek dosdoğru yoldur.
- Allah'ın koyduğu sınırlara, O'nun helal ve haram kıldıklarına uymamız gerekir. Bu hususlarda gevşek göstermek helak olma sebebidir.
- Kur'an-ı Kerim'in fazileti beyan edilmiştir. Onunla amel etmek teşvik edilmiştir. Kur'an da hidayet, nur ve kurtuluş vardır.
- Allah'ın kullarına olan rahmeti, Müminlerin kalbine yerleştirdiği vicdanın, onları tehlikelere düşmekten alıkoyması ve öğüt vermesi ifade edilmiştir.
- Yüce Allah rahmetiyle kullarının günaha düşmelerini önlemek için engeller koymuştur.
- Eğitim metotlarından birisi de örneklendirmedir. Bu, mananın daha anlaşılır olmasını sağlar.
Kaynakça
سنن الترمذي (4/ 539) (2859)، مسند أحمد (29/ 181، 183) (17634)، جامع العلوم والحكم (2/161)، فيض القدير (4/253)، التنوير شرح الجامع الصغير (7/100)، الفتح الرباني لترتيب مسند الإمام أحمد بن حنبل الشيباني (1/ 83).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: تَلَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ هَذِهِ الْآيَةَ: {هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ، وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلَّا اللَّهُ، وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ} [آل عمران: 7]. قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «فَإِذَا رَأَيْتِ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ فَأُولَئِكَ الَّذِينَ سَمَّى اللهُ، فَاحْذَرُوهُمْ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- {Sana kitabı indiren O'dur. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın temelidir. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve tevil etmek için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.} [Âl-i İmrân Suresi 7.] ayetini okudu. Âişe -radıyallahu anha-: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu söyledi: «Kur’ân’ın müteşabihlerine tâbi olanları gördüğünüz vakit, onlardan sakının. Onlar Allah’ın (kalplerinde eğrilik olduğunu) ismiyle belirttiği kimselerdir.»
Muttefekun aleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- {Sana kitabı indiren O'dur. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın temelidir. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve tevil etmek için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.} [Âl-i İmrân Suresi 7] ayetini okudu. Bu ayette Allah Teâlâ, peygamberine açık hükümler bulunan, kitabın aslı ve dayanağı, ihtilaf halinde başvurulacak Kur'an'ı indirdiğini haber vermiştir. Yine Kur'an'da birden fazla anlama gelebilecek başka ayetler de vardır. Bazı kimselere anlamları karışık gelir veya kendileriyle diğer ayet arasında çelişki olduğunu düşünürler. Sonra Allah Teâlâ, bu ayetlerle insanların davranışlarını açıklamış, kalplerinde eğrilik olup haktan meyledenler, muhkem olanı bırakıp ihtimal içeren müteşabih olanı kabul ederler. Bununla şüphe uyandırmak ve insanları saptırmak ve böylece onu kendi hevalarına uygun şekilde yorumlamak isterler. İlimde sebat edenler ise, bunların müteşabih ayetler olduğunu bilir ve onları muhkem olan ayetlere döndürürler. Müteşabih ayetlerin Allah Teâlâ'nın katından olduğunu bilir ve onlara iman ederler. Bu ayetler onlara karışık gelmez ve diğerleri ile çelişmez. Ancak akıl sahipleri bunu bilir ve ondan öğüt alır. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya: Kur’an’ın müteşabih ayetlerine tabi olanları gördüğünde, Yüce Allah'ın onları {kalplerinde eğrilik olan} kimseler olarak adlandırdığını haber vermiştir. Onlardan uzak durun ve söylediklerine kulak asmayın diye buyurmuştur.
Faydalar
- Kur'an'ın muhkem ayetleri, hükümleri açık manası ortadadır. Müteşabih olanlar ise; birden fazla manaya gelen, araştırma ve anlayış isteyen ayetlerdir.
- Kalpleri haktan sapmış, bidat ehli, insanları yanıltmak ve şüpheye düşürmek için sorun çıkaranlarla bir arada bulunmak sakındırılmıştır.
- Ayetin sonunda Allah Teâlâ {(Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.} diye buyurmuştur. Haktan sapanlara bir gönderme ve ilimde derinleşenlere bir övgü vardır. Kim hatırlayıp öğüt almaz ve hevasına uyarsa akıl sahiplerinden olmaz.
- Kalpteki sapkınlığın sebebi, müteşabih ayetlerin peşine düşmektir.
- Manası herkes tarafından anlaşılamayan müteşabih ayetleri muhkem ayetlere döndürmek farzdır.
- Allah Teâlâ, insanların iman ehli mi yoksa dalalet ehli mi olduğunun ayırt edilmesi için Kur'an'ın bir kısmını muhkem, bir kısmını da müteşabih kılarak imtihan etmiştir.
- Müteşabih ayetlerin Kur'an'da bulunması; âlimlerin diğer insanlara üstünlüğünü göstermek, yaratıcısına teslim olup acizliğini itiraf ederek akılların eksikliğini göstermek içindir.
- İlimde derinleşmenin fazileti ve onda sebat etmenin gerekliliği ifade edilmiştir.
- {Oysa onun gerçek tevilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar} ayeti ile ilgili müfessirlerin iki görüşü vardır. Allah lafzında durulduğunda buradaki onun tevilini ibaresinden kasıt bir şeyin hakikatini ve iç yüzünü manasına gelmektedir. Ruh ve kıyamet meselesi gibi anlaşılması mümkün olmayan şeylerin hakikatini ancak Allah bilir demektir. İlimde derinleşmiş olanlar buna iman ederler ve işin hakikatini Allah'a havale ederler ve bu sayede teslim olarak selamette kalırlar. Allah lafzında durulmaması durumunda ise tevil; tefsir, ortaya çıkarma, açıklama manasına gelir. O zaman ayetin manası Yüce Allah bunu bilir ve ilim sahipleri de bunu bilir demektir. Bundan dolayı buna iman eder ve muhkem olan ayetlere döndürürler.
Kaynakça
صحيح البخاري (6/ 33) (4547)، صحيح مسلم (4/ 2053) (2665)، فتح الباري (8/211)، شرح النووي على مسلم (16/217)، النهاية في غريب الحديث والأثر (ص 407، 465)، فتح الودود في شرح سنن أبي داود (4/415)، تحفة الأبرار شرح مصابيح السنّة (1/129)، البحر المحيط الثجاج في شرح صحيح الإمام مسلم بن الحجاج (41/ 559).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ حُذَيْفَةَ رضي الله عنه قَالَ: كُنَّا عِنْدَ عُمَرَ رضي الله عنه، فَقَالَ: أَيُّكُمْ سَمِعَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَذْكُرُ الْفِتَنَ؟ فَقَالَ قوْمٌ: نَحْنُ سَمِعْنَاهُ، فَقَالَ: لَعَلَّكُمْ تَعْنُونَ فِتْنَةَ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَجَارِهِ؟ قَالُوا: أَجَلْ، قَالَ: تِلْكَ تُكَفِّرُهَا الصَّلَاةُ وَالصِّيَامُ وَالصَّدَقَةُ، وَلَكِنْ أَيُّكُمْ سَمِعَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَذْكُرُ الَّتِي تَمُوجُ مَوْجَ الْبَحْرِ؟ قَالَ حُذَيْفَةُ: فَأَسْكَتَ الْقَوْمُ، فَقُلْتُ: أَنَا، قَالَ: أَنْتَ لِلَّهِ أَبُوكَ، قَالَ حُذَيْفَةُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ كَالْحَصِيرِ عُودًا عُودًا، فَأَيُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ، وَأَيُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ، حَتَّى تَصِيرَ عَلَى قَلْبَيْنِ، عَلَى أَبْيَضَ مِثْلِ الصَّفَا فَلَا تَضُرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ، وَالْآخَرُ أَسْوَدُ مُرْبَادًّا كَالْكُوزِ، مُجَخِّيًا لَا يَعْرِفُ مَعْرُوفًا، وَلَا يُنْكِرُ مُنْكَرًا، إِلَّا مَا أُشْرِبَ مِنْ هَوَاهُ»، قَالَ حُذَيْفَةُ: وَحَدَّثْتُهُ، أَنَّ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بَابًا مُغْلَقًا يُوشِكُ أَنْ يُكْسَرَ، قَالَ عُمَرُ: أَكَسْرًا لَا أَبَا لَكَ؟ فَلَوْ أَنَّهُ فُتِحَ لَعَلَّهُ كَانَ يُعَادُ، قُلْتُ: لَا بَلْ يُكْسَرُ، وَحَدَّثْتُهُ أَنَّ ذَلِكَ الْبَابَ رَجُلٌ يُقْتَلُ أَوْ يَمُوتُ حَدِيثًا لَيْسَ بِالْأَغَالِيطِ. قَالَ أَبُو خَالِدٍ: فَقُلْتُ لِسَعْدٍ: يَا أَبَا مَالِكٍ، مَا أَسْوَدُ مُرْبَادٌّ؟ قَالَ: شِدَّةُ الْبَيَاضِ فِي سَوَادٍ، قَالَ: قُلْتُ: فَمَا الْكُوزُ مُجَخِّيًا؟ قَالَ: مَنْكُوسًا.
Huzeyfe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Biz Ömer -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Ömer 'Hanginiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in fitneler hakkında konuştuğunu işitti?' diye sordu. Orada bulunanlardan bazıları: 'Biz işittik' dediler. Ömer: 'Herhalde siz, kişinin ailesi ve komşusu ile imtihanı olan (bireysel) fitneyi kastediyorsunuz?' dedi. Onlar da: 'Evet' dediler. Ömer şöyle buyurdu: 'O tür fitnelere namaz, oruç ve sadaka kefaret olur (onları siler). Fakat hanginiz Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, deniz dalgaları gibi dalgalanan (büyük toplumsal) fitneler hakkında konuştuğunu işitti? Huzeyfe dedi ki: 'Oradakiler sessiz kaldılar. Bunun üzerine ben: "Ben işittim" dedim. Ömer: "Demek sen ha! Maşallah (Allah babana rahmet etsin)!" dedi.' Huzeyfe devamla dedi ki: 'Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim: «Fitneler, hasırın çubuklarının birbiri ardınca örülmesi gibi kalplere arz edilir. Hangi kalp onları içine sindirip kabul ederse, o kalpte siyah bir nokta meydana gelir. Hangi kalp de onları reddederse, o kalpte beyaz bir nokta meydana gelir. Nihayet kalpler iki türlü olur: Biri, pürüzsüz bir kaya gibi bembeyaz bir kalptir. Gökler ve yer durdukça hiçbir fitne ona zarar veremez.
Diğeri ise, ters çevrilmiş bir kap gibi kapkara ve kararmış bir kalptir. Bu kalp ne iyiliği tanır ne de kötülüğü kötü görür; yalnızca kendi hevasına uygun olanı kabul eder.
Huzeyfe -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Ona (Ömer’e) ayrıca şunu da anlattım: Seninle o fitneler arasında kapalı bir kapı vardır; yakında o kapı kırılacaktır.” Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh-: “Kırılacak mı? Babanı kaybedesin! Eğer sadece açılsaydı belki tekrar kapanabilirdi.” dedi. Ben: “Hayır, bilakis kırılacaktır.” dedim. Ona ayrıca o kapının, öldürülecek veya ölecek olan bir kişi olduğunu da söyledim. Bu, aslı astarı olmayan bir masal (yalan) değil, kesin bir hadistir.
(Ravi) Ebû Hâlid dedi ki: 'Sa’d’a (Ebû Mâlik’e): Hadiste geçen "Esvedü mürbâdden (simsiyah) kasıt nedir?" diye sordum. O: ‘Siyahlık içinde yoğun bir beyazlığın (kül rengine çalan koyu bir karalığın) bulunmasıdır.’ dedi. Ben: "Peki, ters çevrilmiş bardak (el-kûzü mücehhiyâ) ne demektir?" diye sordum. O da ‘Ters çevrilmiş kap demektir.’ diye cevap verdi.
Müslim rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Müminlerin Emiri Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- yanında sahabeden bir topluluk bulunduğu sırada onlara şöyle sordu: Sizden hanginiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fitnelerden bahsettiğini işitti? Bazı sahabiler: ‘Biz onun fitnelerden söz ettiğini duymuştuk.’ deyince Ömer (radıyallahu anh) şöyle dedi: Ömer -radıyallahu anh- ‘Herhalde siz, kişinin eşi, çocukları ve yakın çevresiyle olan imtihanını kastediyorsunuz. Onlara duyduğu aşırı sevgi yüzünden hata etmesi, onlar uğruna bazı hayırlardan geri kalması veya onların haklarını gözetme ve terbiyeleri konusunda kusur işlemesi gibi. Yine komşusu ve benzeri kimselerle ilgili fitneleri kastediyorsunuz, değil mi? Onlar: ‘Evet, bunu kastediyoruz.’ deyince Ömer -radıyallahu anh-şöyle dedi: ‘Bunlar kişinin ailesi, malı ve çevresi sebebiyle maruz kaldığı imtihanlardır. Bu tür kusur ve günahların bir kısmının, namaz, oruç ve sadaka gibi iyiliklerle kefaret olunması umulur. Fakat hanginiz, insanların arasında deniz dalgalarının çalkalanması gibi yayılıp onları sarsacak derecede büyük ve umumî fitnelerden Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bahsettiğini işitti? Bunun üzerine topluluk sustu. Derken Huzeyfe bin Yeman -radıyallahu anhuma-: “Ben işittim.” dedi. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb sevindi ve ona: “Allah babana rahmet etsin! Ne güzel bir evlat yetiştirmiş. Söyle bakalım!” dedi. Bunun üzerine Huzeyfe -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Fitneler, hasırın liflerinin (üzerine yatanın) yan tarafında iz bıraktığı gibi, insanın kalbine de öylece yapışır ve iz bırakır. yaklaşır. Fitnelerin kalbe şiddetle yapışması, kalp üzerinde derin bir etki bırakır. Bu fitneler, birbiri ardına durmaksızın tekrarlanır.
Hangi kalbe bu fitne girer, kalp onu sever ve bir içeceğin vücuda karışması gibi onunla bütünleşirse, o kalbe siyah bir nokta oluşur. Hangi kalp de onu reddeder ve geri çevirirse, ona da beyaz bir nokta oluşur.
Nihayetinde kalpler iki çeşit olur: Birincisi; iman bağının sağlamlığı, kusur ve noksanlıklardan arınmış olması sebebiyle bembeyaz olan kalptir. Fitneler ona yapışamaz ve üzerinde hiçbir şey barındırmayan pürüzsüz mermer taşı gibi ona etki edemez. Böyle bir kalbe, Allah’a kavuşacağı güne kadar hiçbir fitne zarar veremez. Diğer kalp ise, fitneler yüzünden rengi değişmiş, (içi boşalmış ve) yan yatmış veya ters çevrilmiş, içinde hiçbir su barındırmayan bir testi/ibrik gibi simsiyah kesilmiş bir kalptir. İşte bu kalbe de hiçbir hayır ve hikmet tutunamaz. O kalp, nefsinin arzuladığı ve hoşuna giden şeyler hariç, ne bir marufu (iyiliği) kabul eder, ne de bir münkeri (kötülüğü) reddeder. Huzeyfe, Ömer -radıyallahu anh-'a şöyle dedi: 'Sen hayatta olduğun sürece o fitnelerden hiçbir şey ortaya çıkmayacaktır. Seninle o fitneler arasında, kırılması yakın olan kapalı bir kapı vardır. Ömer: 'Kırılacak mı? Eğer açılsaydı belki yeniden geri kapatılırdı' dedi. Huzeyfe: 'Hayır, bilakis kırılacak! Ve şüphesiz o kapı, öldürülecek ya da ölecek olan bir adamdır dedi. Bu bahsettiğim (bilgiler), Ehl-i Kitab’ın sahifelerinden alınmış veya şahsi görüşe dayanan bir içtihat olmayıp; bilakis Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hadisinde geçen kesinleşmiş ve dosdoğru bir haberdir.
Faydalar
- Genel fitnelerin (toplumsal kargaşaların) tehlikesi; çünkü bunlarda kan dökülür, maddi kayıplar yaşanır ve güvenlik ortadan kalkar.
- Özel fitneler (bireysel imtihanlar) eğer dinle ilgiliyse, bunu yaşayan kişi kınanmıştır; çünkü bunlar ya bidat ya da günahtır. Eğer dünyevi meselelerle ilgiliyse, o kişi için bir sınanma ve imtihandır; bu durumda ona düşen görev ise sabretmektir.
- Kalp, kendisine sunulan fitnelerden etkilenir. Başarıya ulaşan (muvaffak olan) kişi ise Allah'ın hidayet üzere sabit kalmayı nasip ettiği kimsedir.
- İmam Nevevî şöyle demiştir: et-Tahrîr' müellifi (Ebû Abdullah el-Asbahânî) şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: İnsan nefsine uyar ve günah işlerse, işlediği her günah sebebiyle kalbine bir karanlık girer. Kalp bu hale gelince fitneye düşer (yoldan çıkar) ve İslam'ın nuru ondan silinip gider. Kalp, tıpkı bir testi gibidir; ters döndüğü zaman içindekiler dökülür ve artık içine hiçbir şey girmez.
- Ömer'in Huzeyfe'ye söylediği "Babanı kaybedesin" sözü şu anlama gelir: 'Bu meselede elinden gelen gayreti göster, kollarını sıva ve arkasında yardımcısı olmayan birinin kararlılığıyla hazırlık yap!
- Ömer -radıyallahu anh-'ın fazileti ve kendisinin insanlar ile fitne arasında kapalı bir kapı olduğu ifade edilmiştir.
Kaynakça
صحيح مسلم (1/ 128-129) (144).
النهاية في غريب الحديث والأثر (606) (649) (471) (521) (340) (139).
شرح النووي على مسلم (2/ 171).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ العَاصِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يَكُونَ هَوَاهُ تَبَعًا لِمَا جِئْتُ بِهِ».
Ebû Muhammed Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden hiçbiriniz, arzusu benim getirdiğime tâbi olmadıkça gerçek iman etmiş olamaz.»
Hadisi Kitâbu'l-Hucce'de sahih bir senetle rivayet ettikDereceNevevî şöyle demiştir: Sahih bir hadistir
Açıklama
Bir kimsenin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiği emirler, yasaklar ve diğer şeylere sevgiyle bağlı olmadıkça, yani emrettiğini sevmedikçe, yasakladığı şeyi de kerih görmedikçe, gerçek anlamda tam bir Mümin olamayacağını Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- açıklamıştır.
Faydalar
- Hadis, şeriata teslimiyet ve itaat hususunda bir esastır.
- İnsana şu uyarı yapılmaktadır: Kim akıl veya örf ile hükmeder ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiğinin önüne geçirerek aklı ve örfü üstün tutarsa, işte bunu yapan kimsenin imanı gitmiş olur.
- "Benim getirdiğime" ifadesinden dolayı, her konuda şeriatı hakem kılmak (ölçü edinmek) vaciptir.
- İman itaatler ile artar, günahlar ile azalır.
Kaynakça
الحجة على تارك المحجة لأبي الفتح نصر بن إبراهيم المقدسي، برقم (25).
فتح الباري لابن حجر (13/289).
جامع العلوم والحكم (3/1146).
شرح النووي على مسلم (1/77).
Bu hadis HadeethEnc.com’daBuradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com