عن أبي هُريرة -رضي اللهُ عنه- مرفوعًا: «لو أن رجلا -أو قال: امْرَأً- اطَّلَعَ عليك بغير إِذْنِكَ؛ فَحَذَفْتَهُ بحَصَاةٍ، فَفَقَأْتَ عينه: ما كان عليك جُنَاحٌ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyetine bakar, sen de bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan, bundan dolayı artık sana herhangi bir günah yoktur.»
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimse başka bir kimsenin mahremine kapısının arkasından ya da duvarının üstünden veya bunun gibi izinsiz baksa ve mahremiyetine bakılan kimse, çakıl taşı atarak ya da gözüne demir çubuk saplayarak o kimsenin gözünü çıkarsa, gözü çıkaran kimseye bir günah ve kısas gerekmediğini haber vermiştir. Çünkü mahremiyete bakan haddi aşan ve bu fiili ile suçlu olan kimsedir.
Kaynakça
1- صحيح البخاري، محمد بن إسماعيل البخاري الجعفي، تحقيق: محمد زهير الناصر، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى 1422هـ.
2- صحيح مسلم، مسلم بن الحجاج القشيري النيسابوري، تحقيق محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت، الطبعة: 1423هـ.
3- تيسير العلام شرح عمدة الأحكام، عبد الله بن عبد الرحمن البسام، تحقيق: محمد صبحي حلاق، مكتبة الصحابة، الإمارات، مكتبة التابعين، القاهرة، الطبعة: العاشرة 1426هـ.
4- تأسيس الأحكام، أحمد بن يحيى النجمي، دار علماء السلف، الطبعة: الثانية 1414هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه أَنَّهُ تَوَضَّأ في بيتِهِ، ثُمَّ خَرَج، فقَال: لَأَلْزَمَنَّ رسُول الله صلى الله عليه وسلم ولَأَكُونَنَّ مَعَهُ يَومِي هَذَا، فَجَاءَ الْمَسْجِدَ، فَسَألَ عَنِ النبيِّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَقَالُوا وَجَّهَ هَاهُنَا، قال: فَخَرَجْتُ عَلَى أَثَرِهِ أَسأَلُ عنْهُ، حتَّى دخَلَ بِئْرَ أَرِيسٍ، فَجَلَستُ عِندَ البَابِ حتَّى قَضَى رسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- حَاجَتَهُ وَتَوَضَّأ، فَقُمتُ إِلَيهِ، فَإِذَا هُوَ قَدْ جَلَسَ عَلَى بِئْرِ أَرِيسٍ وَتَوَسَّطَ قُفَّهَا، وكَشَفَ عَنْ سَاقَيهِ وَدلَّاهُمَا فِي البِئرِ، فَسَلَّمتُ علَيه ثُمَّ انْصَرَفْتُ، فَجَلَسْتُ عِند البَابِ، فقُلتُ: لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- اليَومَ، فجَاءَ أَبُو بَكر -رضِيَ الله عنْهُ- فَدَفَعَ البَابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقَالَ: أَبُو بَكْرٍ، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، ثُمَّ ذَهَبتُ، فَقُلْتُ: يَا رسُولَ الله، هَذَا أبُو بكرٍ يَسْتَأذِنُ، فقَالَ: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ» فَأَقْبَلْتُ حتَّى قُلتُ لَأَبِي بَكْرٍ: ادْخُلْ وَرَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- يُبَشِّرُكَ بِالْجَنَّةِ، فَدَخَلَ أَبُو بَكرٍ حَتَّى جَلَسَ عَن يَمِينِ النبيِّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- مَعَهُ فِي القُفِّ، ودَلَّى رِجْلَيهِ فِي البِئْرِ كَمَا صَنَعَ رَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيهِ، ثُمَّ رَجَعْتُ وَجَلَسْتُ، وَقَدْ تَرَكْتُ أَخِي يَتَوَضَّأ وَيَلْحَقُنِي، فَقُلْتُ: إِنْ يُرِدِ اللهُ بِفُلاَنٍ - يُريِدُ أَخَاهُ - خَيرًا يَأتِ بِهِ، فَإِذَا إِنسَانٌ يُحَرِّكُ البَّابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فقَالَ: عُمَرُ بن الخَطَّابِ، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، ثُمَّ جِئْتُ إِلَى رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَسَلَّمْتُ عَلَيهِ وقُلْتُ: هَذَا عُمَرُ يَسْتَأْذِنُ؟ فَقَال: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ» فَجِئْتُ عُمَرَ، فَقُلتُ: أَذِنَ وَيُبَشِّرُكَ رَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالجَنَّةِ، فَدَخَلَ فَجَلَسَ مَعَ رسُولِ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- فِي القُفِّ عَنْ يَسَارِهِ وَدَلَّى رِجْلَيهِ فِي البِئْرِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ، فَقُلتُ: إِن يُرِدِ اللهُ بِفُلاَنٍ خَيرًا -يعنِي أَخَاهُ- يَأتِ بِهِ، فَجَاءَ إِنسَانٌ فَحَرَّكَ البَابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فقَالَ: عُثمَانُ بنُ عَفَّان، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، وَجِئتُ النبِيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَأَخبَرتُهُ، فقَالَ: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرهُ بِالجَنَّةِ مَعَ بَلوَى تُصِيبُهُ» فَجِئتُ، فقُلتُ: ادْخُل وَيُبَشِّرُكَ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالجَنَّةِ مَعَ بَلوَى تُصِيبُكَ، فَدَخَلَ فَوَجَدَ القُفَّ قَدْ مُلِئَ، فَجَلَسَ وِجَاهَهُم مِنَ الشِقِّ الآخَرِ.
قال سعيد بنُ الْمُسَيِّبِ: فَأَوَّلْتُهَا قُبُورَهُم.
وزاد في رواية: وَأَمَرَنِي رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِحفظِ البابِ، وفيها: أنَّ عُثمَانَ حِينَ بَشَّرَهُ حَمِدَ الله -تَعَالَى-، ثُمَّ قَالَ: اللهُ الْمُسْتَعَانُ.
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkarken kendi kendine: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den hiç ayrılmayacağım; hep onun yanında bulunacağım”, dedi. Sonra Mescid’e gidip oradaki sahâbîlere Peygamber -aleyhisselâm-’ın nerede olduğunu sordu. Onlar da: Şu tarafa doğru gitti, dediler. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- olanları şöyle anlattı: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gittiği yeri sora sora, nihayet O'nun Eris Kuyusu’nun bulunduğu bahçede olduğunu öğrendim. Ben de bahçe kapısının yanına oturdum. Peygamber -aleyhisselâm- tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Ben de kalkıp yanına vardım. Baktım ki Eris Kuyusu’nun kenarındaki taşların üzerine, kuyu ağzındaki bileziğin tam ortasına oturmuş, baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmış. Kendisine selâm verdikten sonra geri dönüp kapının yanına oturdum. Kendi kendime: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapıcısı olacağım”, dedim. O sırada Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. Kim o? diye sordum. Ebû Bekir, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına vardım ve: Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!» buyurdu. Geri dönüp Ebû Bekir’e: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ebû Bekir içeri girdi. Peygamber -aleyhisselâm-’ın sağ tarafına geçip onun yanına, kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve tıpkı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gibi baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıttı. Ben de geri dönüp yerime oturdum. Ben evden çıkarken abdest almakta olan kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. O sırada birinin kapıyı ittiğini gördüm. Kim o? diye sordum. Ömer b. Hattâb, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına giderek selâm verdim ve: Ömer geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Ömer’in yanına dönerek: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sol tarafına geçerek kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Ben de dönüp kapının yanına oturdum. Kardeşimi düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. Bu sırada biri gelip kapıyı itti. Kim o? diye sordum. Osman b. Affân, dedi. Biraz bekle, diyerek Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına gittim ve onun geldiğini haber verdim. «İzin ver ve başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdele!» buyurdu. Geri döndüm ve: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim. Osman içeri girdi. Kuyu bileziğinde oturacak yer kalmadığını görünce, onların karşılarında bir başka yere oturdu. Saîd ibnu’l-Müseyyeb dedi ki: Ben bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordum. Başka bir rivayette: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana kapıyı korumamı emretti. O rivayette şu ilave de vardır: Osman -radıyallahu anh- müjdeyi duyunca Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi.
Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edilen hadiste O, bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkmış ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ararken kendi kendine: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den hiç ayrılmayacağım; Yani giderken de gelirken de hep O'nun yanında bulunacağım, demektir. Sonra Ebu Musâ -radıyallahu anh-, O'nu bulmak için mescide geldi. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ya mescidde ya da ailesinin işleri için evinde ve yahut da ashabının faydasına olacak şeyler ile uğraşıyor olacaktı. Mescidde O'nu bulamayınca oradaki sahâbîlere Peygamber -aleyhisselâm-’ın nerede olduğunu sordu. Onlar da: Şu tarafa doğru gitti, dediler. Eris Kuyusu'nun olduğu yönü işaret ettiler. Eris Kuyusu; Kuba'nın yakınlarındaki bir kuyunun ismidir. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-, akabinde ordan ayrıldı ve Eris Kuyusu'na ulaştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i orada buldu ve kuyunun bahçe kapısının yanına oturdu. Peygamber -aleyhisselâm- tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Eris Kuyusu’nun kenarındaki taşların üzerine, kuyunun ağzının tam ortasına oturmuş, baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmıştı. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bekçisi gibi kuyunun bahçe kapısında bekçilik yapıyordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. İçeri girmek istedi. Ancak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber vermeden Ebu Bekir'in içeri girmesine izin vermedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Ebû Bekir geldi içeri girmek için izin istiyor dedi. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Geri dönüp Ebû Bekir’e: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeliyor, dedi. Cennetle müjdelemesi büyük bir müjdedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte olması için O'na izin verdi. Ebû Bekir içeri girdi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kuyunun ağzında otururken buldu ve sağ tarafına oturdu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her şeyde sağdan başlamayı seviyordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sağına O'nun oturduğu gibi yaparak oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e muhalefet etmeyi kerih görerek baldırlarını açarak oturdu. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ben evden çıkarken abdest almakta olan kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. Eğer gelirse izin ister onu da cennetle müjdelerdi. Ancak ikinci kişi içeri girmek için izin istedi. Ebû Mûsâ, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in yanına gelip Ömer geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedi. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Ömer’in yanına dönerek: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ve Ebû Bekir’i kuyunun ağzında otururken buldu. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sol tarafına geçerek oturdu. Kuyunun etrafı dardı, geniş değildi. Bu üç kişi bir taraftaydı. Sonra Osman -radıyallahu anh- izin istedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- daha önce izin isteyenlerde yaptığı gibi yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İzin ver ve başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdele!», buyurdu. Geri döndü ve: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ (imtihan) ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedi. Onun hakkında nimet ve bela bir arada toplandı. Osman -radıyallahu anh- Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi. Belaya karşı Allah yardımcım olsun, bu müjdeden dolayı da Allah’a hamd olsun. İçeri girdiğinde kuyunun etrafının dolu olduğunu görünce onların karşısına geçip oturdu ve baldırlarını açarak ayaklarını kuyunun içine sarkıttı. Çünkü kuyunun ağzı dardı. Saîd b. el-Müseyyeb - Tabiinin büyüklerindendir- bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordu. Çünkü üçünün kabri bir yerdedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma-‘nın hepsi aynı mekana defnedilmişlerdir. Dünyada iken beraber bir yerlere gider ve beraber dönerlerdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her zaman Ben, Ebû Bekir ve Ömer gittik. Ben, Ebû Bekir ve Ömer geldik derdi. O ikisi Rasûlullah’ın dostları ve yardımcılarıydı. Kıyamet gününde kabirlerinden hep birlikte çıkacaklar. Dünya'da ve Ahiret'te hep birlikte olacaklardır. Osman –radıyallahu anh- onların karşısına oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdeledi. Başına gelecek olan bela insanların onun yöneticiliğinde ihtilaf edip, ayaklanmaları ve evinde onu öldürmeleridir. Öyle ki Medine'deki evine girip, Allah’ın Kitabı önünde olduğu halde Kur'ân okurken onu (şehit ettiler) öldürdüler.
Kaynakça
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين لسليم الهلالي، ط1، دار ابن الجوزي، الدمام، 1415ه.
تطريز رياض الصالحين للشيخ فيصل المبارك، ط1، تحقيق: عبد العزيز بن عبد الله آل حمد، دار العاصمة، الرياض، 1423هـ.
رياض الصالحين للنووي، ط1، تحقيق: ماهر ياسين الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، 1428هـ.
شرح رياض الصالحين للشيخ ابن عثيمين، دار الوطن للنشر، الرياض، 1426هـ.
صحيح البخاري، تحقيق: محمد زهير بن ناصر الناصر، ط1، دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم: محمد فؤاد عبد الباقي)، 1422ه.
صحيح مسلم، تحقيق: محمد فؤاد عبد الباقي، دار إحياء التراث العربي، بيروت.
كنوز رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين برئاسة حمد بن ناصر العمار، ط1، كنوز إشبيليا، الرياض، 1430هـ.
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين لمجموعة من الباحثين، ط14، مؤسسة الرسالة، 1407هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا انْتَهَى أَحَدُكُمْ إِلَى الْمَجْلِسِ فَلْيُسَلِّمْ، فَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَقُومَ فَلْيُسَلِّمْ، فَلَيْسَتِ الْأُولَى بِأَحَقَّ مِنَ الْآخِرَةِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz bir meclise vardığında selam versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selam versin. Önce verdiği selam, sonraki selamından daha üstün değildir.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştirDereceHasen hadis
Açıklama
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanların oturduğu bir meclise gelen kimsenin onlara selam vermesini, oradan kalkıp gitmek istediğinde de yine selam vererek oradan ayrılmasını tavsiye etmiştir. Zira geliş esnasındaki ilk selam, ayrılış esnasındaki son selamdan daha öncelikli (veya daha önemli) değildir.
Faydalar
- Selamın yayılması teşvik edilmiştir.
- Bir yerde oturanların yanına gidip karşılaşıldığında hem de yanlarından ayrılırken selam vermek teşvik edilmiştir.
- Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: (Hadisteki) 'Kalkmak istediğinde' ifadesinden kasıt, meclisten kalkmaktır. 'İlk selam daha öncelikli değildir' ifadesinin anlamı ise şudur: Bu iki selamın her ikisi de yerine getirilmeye tam anlamıyla layık olan birer sünnettir. Dolayısıyla ilk selamı verip ikincisini terk etmenin hiçbir gerekçesi (tutarlı yönü) yoktur.
Kaynakça
سنن أبي داود (7/ 500) (5208).
سنن الترمذي (4/ 432) (2706).
السنن الكبرى للنسائي (9/ 144) (10129).
مسند أحمد (12/ 47) (7142).
كنوز رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (11/ 360).
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (2/ 142).
تطريز رياض الصالحين، لفيصل آل مبارك (ص523).
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (1/ 672).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أنس بن مالك رضي الله عنه أَنَّ النَبيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- كَان إِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلاَثًا حَتَّى تُفْهَمَ عَنْهُ، وَإِذَا أَتَى عَلَى قَوْمٍ فَسَلَّمَ عَلَيهِم سَلَّمَ عَلَيهِم ثَلاَثًا.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, o şeyi anlaşılana kadar, üç defa tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiğinde de (duyulana kadar) üç defa selam verirdi.”
Buhârî rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ın hadisinde heber verildiği üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, anlaşılana kadar üç defa tekrar ederdi. "Anlaşılana kadar tekrar ederdi" ifadesi anlaşıldığında tekrar etmediğine delalet etmektedir. Ancak kişi manasını iyi bilmediği için anlamadıysa ya da az duyan birisi ise veyahut da bir gürültü varsa, o kimseye anlayana kadar tekrar ederdi. Bu durumlarda seni anlayana kadar tekrar etmek müstehaptır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir topluluğa selam verdiğinde üç kez selam verirdi. Yani üç kereden fazla selamı tekrar etmezdi. Selam verir, selamı (duymadıkları için) almazsalar ikinci kez verir, bunda da alan olmazsa üçüncü kez verir, bunu da almadıklarında selam vermeyi terk ederdi. Aynı şekilde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yere girmek için üç kez izin isterdi. Bir kimse başka bir kimsenin yanına girmek için kapısını üç kez çalar. Eğer ses veren olmazsa oradan geri döner. Bazı şeyleri üç kez tekrarlayıp sonra bitirmek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetidir.
Kaynakça
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، سليم بن عيد الهلالي، دار ابن الجوزي، الدمام، الطبعة: الأولى، 1415هـ.
تطريز رياض الصالحين، فيصل بن عبد العزيز المبارك، تحقيق: عبد العزيز بن عبد الله آل حمد، دار العاصمة للنشر والتوزيع، الرياض، الطبعة: الأولى، 1423ه - 2002م.
رياض الصالحين من كلام سيد المرسلين، أبو زكريا محيي الدين النووي، تحقيق ماهر الفحل، دار ابن كثير، دمشق، بيروت، الطبعة: الأولى، 1428هـ.
رياض الصالحين من كلام سيد المرسلين، أبو زكريا محيي الدين النووي، تحقيق: عصام هادي، وزارة الأوقاف والشؤون الإسلامية القطرية، دار الريان، بيروت، الطبعة: الرابعة، 1428هـ.
شرح رياض الصالحين، محمد بن صالح العثيمين، دار الوطن، الرياض، الطبعة: 1426هـ.
صحيح البخاري، محمد بن إسماعيل البخاري الجعفي، تحقيق: محمد زهير الناصر، دار طوق النجاة، الطبعة: الأولى، 1422هـ.
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، مجموعة من الباحثين، مؤسسة الرسالة، بيروت، الطبعة: الرابعة عشر، 1407هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِذَا لَقِيَ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ فَلْيُسَلِّمْ عَلَيْهِ، فَإِنْ حَالَتْ بَيْنَهُمَا شَجَرَةٌ أَوْ جِدَارٌ أَوْ حَجَرٌ ثُمَّ لَقِيَهُ فَلْيُسَلِّمْ عَلَيْهِ أَيْضًا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz din kardeşine ile karşılaştığında ona selam versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar bir araya gelirlerse, tekrar selam versin.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanı; Müslüman kardeşiyle her karşılaştığında ona selâm vermeye teşvik etmektedir. Hatta birlikte yürüyor olsalar aralarına bir ağaç, bir duvar ya da büyük bir taş gibi bir engel girip sonra tekrar bir araya gelseler, ona yeniden selâm vermesini tavsiye etmiştir.
Faydalar
- Selamı yaymak ve her durum değiştikçe (her yeni karşılaşmada) bunu tekrarlamak müstehaptır.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in selamı yaymaya son derece önem vermesi ve bunda özellikle mübalağa etmesi; Müslümanlar arasında yakınlık ve kaynaşmayı sağlamasından dolayıdır.
- Selam; “es-selâmu aleykum” veya “es-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuh” sözünü söylemektir. Bu, ilk karşılaşmada yapılan musafahadan (tokalaşmadan) ayrı bir husustur.
- Selam bir duadır. Müslümanlar ise, bu dua tekrarlansa bile, birbirleri için dua etmeye muhtaçtırlar.
Kaynakça
سنن أبي داود (7/ 494) (5200).
تطريز رياض الصالحين، لفيصل آل مبارك (ص520).
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، لسليم الهلالي (2/ 138).
نزهة المتقين شرح رياض الصالحين، لمجموعة من الباحثين (1/ 667).
شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين (4/ 410).
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لما خلق الله آدم صلى الله عليه وسلم قال: اذهب فَسَلِّمْ على أولئك -نَفَرٍ من الملائكة جلوس- فاستمع ما يُحَيُّونَكَ؛ فإنها تَحِيَّتُكَ وتحية ذُرِّيتِكَ. فقال: السلام عليكم، فقالوا: السلام عليك ورحمة الله، فَزَادُوهُ: ورحمة الله».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Allah, Adem -sallallahu aleyhi ve sellem-'i yarattığında kendisine: "Git, meleklerden şu oturan topluluğa selam ver, sana nasıl selam vereceklerine kulak kesil. O, senin ve neslinin selamı olacak" diye buyurdu. Adem: "Es-selamu aleykum" dedi. Melekler de: "Es-selamu aleyke ve rahmetullah" diye karşılık verdiler "ve rahmetullah" ibaresini de ilave ettiler.
Muttefekun AleyhDereceSahih Hadis
Açıklama
Hadisin manası: Allah -Azze ve Celle-, Adem'i yarattığında ona, meleklerden bir topluluğa gidip selam vermesini ve onların bu selama nasıl karşılık vereceklerine dikkat etmesini istedi. Bu, aralarında yapmış oldukları selamlaşma, onun (Adem) ve ondan sonra gelen rasullerin dinine tabi olan zürriyetinin meşru olan selamlaşmaları olacaktı. Adem: "Es-selamu aleykum" dedi. Melekler de: "Es-selamu aleyke ve rahmetullah" diye karşılık vererek "ve rahmetullah" ibaresini ilave ettiler. Bu selam verme şekli, selam verilip alındığında meşru olandır.
Kaynakça
بهجة الناظرين شرح رياض الصالحين، للهلالي، نشر: دار ابن الجوزي.
صحيح البخاري، نشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، 1422ه.
منار القاري شرح مختصر صحيح البخاري، لحمزة محمد قاسم، عني بتصحيحه ونشره: بشير محمد عيون، الناشر: مكتبة دار البيان، دمشق - الجمهورية العربية السورية، مكتبة المؤيد، الطائف - المملكة العربية السعودية، عام النشر: 1410 هـ - 1990 م.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعن الطُّفَيْلَ بن أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ: أنه كان يأتي عبد الله بن عمر، فيَغْدُو معه إلى السوق، قال: فإذا غَدَوْنَا إلى السوق، لم يَمُرَّ عبد الله على سَقَّاطٍ ولا صاحب بَيْعَةٍ ، ولا مسكين، ولا أحد إلا سَلَّمَ عليه، قال الطُفيل: فجئت عبد الله بن عمر يوما، فَاسْتَتْبَعَنِي إلى السوق، فقلت له: ما تصنع بالسوق، وأنت لا تَقِف على البيع، ولا تسأل عن السِّلَعِ، ولا تَسُومُ بها، ولا تجلس في مجالس السوق؟ وأقول: اجلس بنا هاهنا نَتَحَدَثُ، فقال: يا أبا بَطْنٍ -وكان الطفيل ذا بَطْنٍ- إنما نَغْدُو من أجل السلام، فنُسَلِّمُ على من لَقيْنَاهُ.
Tufeyl İbni Übey İbni Kâ’b, söylediğine göre Abdullah İbni Ömer’e gelir ve onunla birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl sözüne şöyle devam etti: Biz çarşıya çıktığımızda, Abdullah, eski eşya satan, değerli mal satan, yoksul veya herhangi bir kimseye uğrasa mutlaka selâm verirdi. Bir gün yine Abdullah İbni Ömer’in yanına gelmiştim. Çarşıya gitmek için kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona: – Çarşıda ne yapacaksın? Alışverişe vâkıf değilsin, malların fiyatlarını sormuyorsun, bir şey satın almak istemiyorsun, çarşıdaki sohbet yerlerinde de oturmuyorsun? Şurada otur da, birlikte konuşalım, dedim. Bunun üzerine Abdullah: Ey Ebû Batn! –Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için böyle hitap etmiştir– Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz; karşılaştığımız kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.
Mâlik rivayet etmiştirDereceSahih Hadis
Açıklama
Hadisin anlamı: Tufeyl İbni Übey İbni Kâ’b Abdullah İbni Ömer -radıyallahu anh-’ın yanına bir sebepten dolayı geldiğinde onunla birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl şöyle demiştir: “Biz çarşıya çıktığımızda Abdullah, eski eşya satan kimseye uğrasa.” Yani kalitesiz eşya satan, bugün bizim örfümüzde ikinci el eşya satan kimsedir. “Değerli mal satan” O da pahalı ve kaliteli eşya satan kimsedir. “Yoksul veya herhangi bir kimseye uğrasa mutlaka selâm verirdi.” Yani; zengin, fakir ya da küçük, büyük karşılaştığı herkese selam verirdi. Tufeyl sözüne şöyle devam etti: Bir gün yine Abdullah İbni Ömer’in yanına gelmiştim yani bir sebepten dolayı yanına uğramıştım. Çarşıya gitmek için kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona: Çarşıda ne yapacaksın Alışverişe vâkıf değilsin dedim. Yani; malların fiyatlarını sormuyorsun, bir şey satın almak istemiyorsun, insanlarla pazarlık da etmiyorsun. Çarşı pazarda yapılacak olan hiçbir şeyi yapmıyorsun. Çarşı pazara gitmeni gerektirecek bir sebebin yok ise çarşı pazara ihtiyacın olmadığı halde gitmendeki hikmet nedir? Bunun üzerine İbn Ömer- radıyallahu anh – O’na “Ey Ebû Batn! –Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için, karnı göğsüyle eşit olmayıp önde olduğu için böyle hitap etmiştir.” “Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz karşılaştığımız kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.” Yani; Çarşıya gitmelerindeki maksat, alışveriş yapmak, orada oturmak için değil, bilakis selam verildiğinde hasıl olan sevabı kazanmak içindir. Bu Abdullah İbn Ömer –radıyallahu anh-’ın sünneti tatbik etmedeki ve insanlar arasında selamı izhar etmesindeki hırsından dolayıdır. Çünkü söylenmesi kolay olan külfetli olmayan kelimelerden oluşan kazançlı bir ganimet olduğunu ve birçok hayrı içinde barındırdığını iyi bilmekteydi.
Kaynakça
كنوز رياض الصالحين، تأليف: حمد بن ناصر بن العمار، الناشر: دار كنوز أشبيليا، الطبعة الأولى: 1430 هـ
بهجة الناظرين، تأليف: سليم بن عيد الهلالي، نسخة الكترونية ، لا يوجد بها بيانات نشر.
نزهة المتقين، تأليف: جمعٌ من المشايخ، الناشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة الأولى: 1397 هـ، الطبعة الرابعة عشر 1407 هـ
دليل الفالحين، تأليف: محمد بن علان، الناشر: دار الكتاب العربي، نسخة الكترونية، لا يوجد بها بيانات نشر.
رياض الصالحين، تأليف: محيي الدين يحيى بن شرف النووي، تحقيق: د. ماهر بن ياسين الفحل، الطبعة: الأولى، 1428 هـ
الموطأ، تأليف: مالك بن أنس الأصبحي، تحقيق: محمد مصطفى الأعظمي ، الناشر: مؤسسة زايد بن سلطان آل نهيان للأعمال الخيرية والإنسانية، الطبعة: الأولى، 1425 هـ
الأدب المفرد، تأليف: محمد بن إسماعيل البخاري، تحقيق : محمد ناصر الدين الألباني، الناشر: دار الصديق للنشر والتوزيع، الطبعة: الرابعة، 1418 هـ.
Bu hadis HadeethEnc.com’daعَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ، فَرَدَّ عَلَيْهِ ثُمَّ جَلَسَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «عَشْرٌ» ثُمَّ جَاءَ آخَرُ فَقَالَ: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ، فَرَدَّ عَلَيْهِ فَجَلَسَ، فَقَالَ: «عِشْرُونَ» ثُمَّ جَاءَ آخَرُ فَقَالَ: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، فَرَدَّ عَلَيْهِ فَجَلَسَ، فَقَالَ: «ثَلَاثُونَ».
İmrân b. Husayn -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve: "Es-Selâmu aleykum" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun selamına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «On sevap kazandı» buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o ise: "Es-selâmu aleykum ve rahmetullah" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona da verdiği selamın aynıyla mukabelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Yirmi sevap kazandı» buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve: "Es-selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, o kişiye de selamının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Otuz sevap kazandı» buyurdu.
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed ve Dârimî rivayet etmiştirDereceHasen hadis
Açıklama
Bir adam Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve: (Es-selamu aleykum) dedi. O da onun selamına karşılık verdi ve oturdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Ona on sevap yazılır” buyurdu. Sonra başka bir adam geldi ve: (Es-selamu aleykum ve rahmetullah) dedi. O da onun selamına karşılık verdi ve oturdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Ona yirmi sevap yazılır” buyurdu. Sonra başka bir adam geldi ve: (Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakâtuh) dedi. O da onun selamına karşılık verdi ve oturdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Otuz sevap yazılır” buyurdu. Yani söylediği her kelimeye karşılık on sevap yazılır.
Faydalar
- Gelen kişi oturanlara selam verir.
- Fazladan ecir, selamın kelimelerinin fazla olmasıyladır.
- Selam vermenin en eksiksiz ve faziletli şekli: (Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu) demektir. Selamı alırken kullanılacak en faziletli lafız da: (Ve aleykümu's-selâm ve rahmetullahi ve berekâtuhu) şeklinde karşılık vermektir.
- Selam verme ve selamı alma seviyeleri farklı olunca, mükâfat da farklı olur.
- İnsanlara iyiliği öğretmek ve en iyiye ulaşmaları için onları uyarmak ifade edilmiştir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Eğer selama ilk başlayan kişi 've rahmetullah' kelimesini eklerse, ona karşılık verenin de 've berekâtuhu' kelimesini eklemesi müstehap (güzel) olur. Peki, selama başlayan kişi doğrudan 've berekatuhu' kelimesini ekleyerek selam verirse, ona cevap verenin (bu ifadenin de üzerine) bir şey eklemesi meşru mudur? Aynı şekilde, selama ilk başlayan kişinin 've berekatuhu' ifadesinin de üzerine ekleme yapması meşru mudur? (Bu konuda) Mâlik'in, El-Muvatta adlı eserinde İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Selam bereket lafzıyla biter."
Kaynakça
سنن أبي داود (7/ 491) (5195).
سنن الترمذي (4/ 420) (2689).
مسند أحمد (33/ 170) (19948).
كنوز رياض الصالحين ، لمجموعة من الباحثين (11/ 246).
بهجة الناظرين، لسليم الهلالي (3/ 132).
نزهة المتقين، لمجموعة من الباحثين (1/ 663).
شرح رياض الصالحين، لابن عثيمين (4/ 399).
Bu hadis HadeethEnc.com’daBuradaki her hadis, derece, açıklama ve fayda, HadeethEnc.com’un yayımladığı şekliyle, yeniden yayım şartlarına uygun olarak gösterilir. Derece, hükmü vereni belirtmez. Çeviriler ve açıklamalar yazarlarına aittir ve bazıları hüküm bildirir; Sabīl’in inceleyenleri bunları gözden geçirmemiştir. Asıl metin Arapça hadistir. Kaynak: HadeethEnc.com