Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şunlardan sakındırmıştır: Dünyada bilerek/kasten canına kıyan (intihar eden) kimseyi uyarmıştır. Şüphesiz ki böyle bir kimse, Kıyamet Günü'nde Cehennem ateşinde, dünyada kendi canına kıydığı yöntemin aynısıyla cezalandırılacaktır; bu, (işlenen cürme) tamı tamına uygun bir cezadır. Buna göre; kim kendisini bir dağın tepesinden aşağı atarak öldürürse, o cehennem ateşinde, cehennem dağlarından vadilerine doğru sürekli aşağı yuvarlanıp duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır. Kim zehir içip bu yüzden canına kıyarsa, zehri elinde olduğu hâlde Cehennem ateşinde onu yudumlayıp duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır. Kim de bir demir aleti karnına saplayarak canına kıyarsa, o demir alet elinde olduğu hâlde cehennem ateşinde onu sürekli karnına saplayıp duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır.
- İnsanın kendini öldürmesi haramdır ve bu, kendisine acı bir azap verilmesini gerektiren büyük günahlardandır.
- Hadiste zikredilen durumlar, cana kıymanın (intiharın) bazı türlerine getirilen birer örneklendirmeden ibarettir. Aksi takdirde (bunun dışındaki durumlarda da) kişi kendisini hangi yöntemle öldürürse öldürsün, kendi canına kıydığı şeyin aynısıyla cezalandırılır. Nitekim Sahîh-i Buhârî'de Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: 'Kendini boğarak öldüren kimse Cehennem'de kendini boğup durur; kendini (kesici aletle) bıçaklayarak öldüren kimse de Cehennem'de kendini bıçaklayıp durur.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: (O kimse) Cehennem ateşinde ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır' sözüne gelince; bu konuda (ulema tarafından) birkaç görüş ileri sürüldüğü söylenmiştir: Birincisi: Bu hüküm, intiharın haram olduğunu bildiği hâlde bunu helal sayarak yapan kimse hakkındadır. Böyle bir kimse (harama helal dediği için) kâfir olur ve hak ettiği ceza da budur. İkincisi: Buradaki 'ebedîlik' ifadesinden kasıt, hakiki anlamda sonsuzluk değil; orada kalma süresinin çok uzun olması dır. Nitekim (Arapça'da) 'Allah sultanın mülkünü/saltanatını ebedî kılsın' denilmesi de bu kabildendir. Üçüncüsü: Bu (ebedî azap), o günahın (kendi zatında hak ettiği) cezasıdır. Ancak Allah Teâlâ (Mümin kullarına) lütufta bulunmuş ve Müslüman olarak ölen hiçbir kimsenin Cehennem'de ebediyen kalmayacağını bildirmiştir.
- Bu durum, ahiretteki cezaların dünyada işlenen suçlarla aynı cinsten (uyumlu) olması babındandır. Buradan hareketle, insanın kendi canına karşı işlediği suçun, günah bakımından bir başkasına karşı işlediği suç gibi olduğu hükmü çıkarılır. Çünkü insanın canı mutlak surette kendisine ait bir mülk değildir; bilakis o, Allah Teâlâ’ya aittir. Dolayısıyla insan, kendi canı üzerinde O'nun izin verdiği sınırların dışında hiçbir tasarrufta bulunamaz.
صحيح البخاري (7/ 139) (5778). صحيح مسلم (1/ 103) (109). البحر المحيط الثجاج في شرح صحيح الإمام مسلم بن الحجاج (3/ 306). إرشاد الساري لشرح صحيح البخاري (8/ 414). المفهم لما أشكل من تلخيص كتاب مسلم (1/ 310). عمدة القاري شرح صحيح البخاري (21/ 291).