Tsallaka zuwa abin da ke ciki
Tafsir As-Saadi - Turkish · Ash-Shura
Sura ta 42

Ash-Shura

Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.

Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21

Ayoyi 19–20

ٱللَّهُ لَطِيفٌۢ بِعِبَادِهِۦ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْقَوِىُّ ٱلْعَزِيزُ 19 مَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ ٱلْـَٔاخِرَةِ نَزِدْ لَهُۥ فِى حَرْثِهِۦ ۖ وَمَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ ٱلدُّنْيَا نُؤْتِهِۦ مِنْهَا وَمَا لَهُۥ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِن نَّصِيبٍ 20

19- Allah kullarına karşı çok lütufkârdır. Dilediğine rızık verir. O, çok güçlüdür, Azizdir. 20- Kim âhiret (tarlasının) ürününü isterse onun ürününü artırırız. Kim de dünya (tarlasının) ürününü isterse kendisine ondan bir şeyler veririz. Ama ahirette onun hiçbir nasibi olmaz.

19. Yüce Allah, “kullarına karşı çok lütufkâr” olduğunu haber vermektedir. Tâ ki O’nu tanısınlar, O’nu sevsinler, O’nun lütuf ve kereminden yararlansınlar. Yüce Allah’ın sıfatlarından birisi olarak lütfun anlamı şudur: O, kalpleri ve gizlilikleri bilir. Kullarına özellikle de mü’minlere bilmedikleri ve ummadıkları yerlerden kendileri için hayırlı şeyleri ulaştırır. Yüce Allah’ın mü’min kuluna lütuflarından birisi de onun fıtratında mevcut olup kendisinin hatırına dahi getirmediği bir yolla onu hayra iletmesidir. O bu yolla hakkı sever, ona bağlanır. Yüce Allah’ın şerefli melekleri aracılığıyla mü’min kullarına sebat vermesi, bu meleklerin de onları hayra teşvik ederek kalplerinde hakka uymalarını sağlayacak şekilde hakkı güzel göstermesi de bu lütfun bir tecellisidir. Mü’minlere kararlılıklarını güçlendiren, onları gayrete getiren, hayır üzere birbirleri ile yarışmalarını sağlayan, hayra şevklerini artıran, bu hususta kiminin ötekine uymasını sağlayan toplu ibadetleri mü’minlere emretmiş olması da Allah’ın lütfunun bir tecellisidir. Kulunun önüne masiyet işlemesini engelleyecek çeşitli sebepler koymuş olması da Allah’ın kuluna lütfunun bir parçasıdır. Öyle ki Yüce Allah; dünyalık, mal, makam vb. gibi dünya ehlinin uğrunda yarıştığı şeyleri kulunun kendisine itaatini engellediğini yahut kendisinden gaflete düşürdüğünü veya isyana ittiğini bildiği takdirde bunları kulundan uzaklaştırır ve onun rızkını daraltır. Bundan dolayı Yüce Allah, burada şöyle buyurmaktadır:“Dilediğine” hikmet ve lütfunun gereğine göre “rızık verir. O, çok güçüldür.” Güç bütünüyle ve yalnız O’nundur. Hiçbir yaratığın -Allah’ın vermemesi halinde- güç ve kuvvet sahibi olması düşünülemez. “ve Azizdir.” Her şey O’na boyun eğmiştir.

20. “Kim âhiret (tarlasının) ürününü” ecrini ve mükâfatını “isterse” ona iman eder, onu tasdik eder ve onun için gereği gibi çalışırsa, “onun ürününü” amellerini ve mükâfatını kat kat fazlasıyla vermek sureti ile “artırırız.” Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kim de mü’min olarak âhireti diler ve bunun için gereği gibi çalışırsa işte onların çalışmaları makbuldür.”(el-İsrâ, 17/19) Bununla birlikte dünyadaki payının onu gelip bulması da kaçınılmaz bir şeydir. “Kim de dünya (tarlasının) ürününü isterse” dünyayı esas maksat ve gaye olarak kabul eder, dünyadan âhireti için bir şeyler hazırlamaz, âhiret mükâfatını ummaz ve cezasından da korkmaz ise “kendisine ondan bir şeyler” onun için takdir edilmiş olan nasibini “veririz.” “Ama ahirette onun hiçbir nasibi olmaz.” Cennetten ve nimetlerinden mahrum edilir, cehennem ateşi ile cezalandırılmayı hak eder. Bu âyet-i kerime, Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir:“Kim dünya hayatını ve onun süsünü arzu ederse onlara amellerinin karşılığını orada tastamam öderiz. Onlar bu hususta zarara uğratılmazlar…” vd. (Hûd, 11/15)