Tsallaka zuwa abin da ke ciki
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-Hijr
Sura ta 15

Al-Hijr

Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.

Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21

Ayoyi 16–20

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ 16 وَحَفِظْنَـٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ 17 إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ 18 وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ 19 وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَـٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ 20

16- Andolsun ki biz, gökte burçlar yarattık ve onu seyredenler için süsledik. 17- Onu her taşlanmış şeytandan da koruduk. 18- Kulak hırsızlığı yapan hariç ki onun da ardına parlak bir ateş parçası düşer. 19- Yeryüzünü de döşeyip yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçüsü belirli her şeyden bitirdik. 20- Orada sizin için hem birçok geçim kaynakları hem de rızıklarını sizin vermediğiniz kimseler yarattık.

16. Yüce Allah, kudretinin kemalini ve yarattıklarına olan merhametini beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz, gökte burçlar” yani tıpkı burçlara benzeyen, karanın ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulunabilen büyük alametler olan yıldızları “yarattık ve onu” yani göğü “seyredenler için süsledik.” Yıldızlar olmasaydı göğün bu güzel manzarası ve bu hayret verici şekli olmazdı. Bu ise ona bakanların gökler hakkında dikkatle düşünmelerini, bunun üzerinde kafa yormalarını ve onları yoktan Yaratana dair bir delil görmelerini gerektirir.

17. “Onu her taşlanmış şeytandan koruduk.” Şeytan, kulak hırsızlığı yaparak işitmek istedi mi, gelip geçen alevli ateşler hemen onun peşine takılır, böylelikle gök, zahiri itibari ile parıldayan yıldızlarla güzel görünümlü, batıni itibariyle de afetlerden korunup muhafaza edilmiş olmaktadır.

18. “Kulak hırsızlığı yapan hariç” Yani bazı vakitlerde kimi şeytanlar gizlice bir şeyler işitmeye çalışır. Ancak “onun da ardına parlak bir ateş parçası düşer.” Yani onu öldüren yahut da alıklaştıran aşikar ve aydınlık bir ateş parçası, onun arkasına takılır. Bazen bu ateş parçası, o şeytan, kulak hırsızlığı yaparak öğrendiği o sözleri dostuna ulaştıramadan ona yetişir ve böylelikle göğün haberi yere ulaşmadan kesilir. Bazen de bu alevli ateş ona yetişmeden o, çaldığı bu sözü dostuna telkin eder. O dostu da buna yüz yalan daha katar sonra da gökten işitilmiş olan bu sözü kendi doğruluğuna delil diye gösterir.

19. “Yeryüzünü de döşeyip yaydık.” Yani bütün insanların ve canlıların dört bir yanına yayılmalarını, rızıklarını elde edip çeşitli yerlerinde yerleşmelerini mümkün kılacak şekilde orayı genişlettik. “Oraya sabit dağlar” yani Allah’ın izni ile yeryüzünü çalkalanmaktan ve yok olmaktan koruyarak ona sağlamlık veren büyük dağlar “yerleştirdik ve orada ölçüsü belirli her şeyden bitirdik.” Fayda veren, değer taşıyan, insanların ve beldelerin zorunlu olarak ihtiyaç duydukları hurma ağaçları, üzüm bağları, çeşitli ağaçlar ve türlü bitkiler var ettik.

20. “Orada sizin için hem birçok geçim kaynakları” ekinler, davarlar, türlü kazanç şekilleri ve meslekler “hem de rızıklarını sizin vermediğiniz kimseler yarattık.” Faydanıza ve maslahatınıza olmak üzere sizlere köleler, cariyeler ve davarlar ihsan ettik. Bütün bunların rızkını karşılamak sizin vazifeniz değildir. Aksine Yüce Allah, sizlere bunları ihsan etmiş ve aynı zamanda onların rızkını vermeyi de kendisi üstlenmiştir.