SEFER ÂDÂBI
هذه الترجمة لمترجمها لا لـ«سبيل». تُعرض كما يقدّمها مصدرها، نصًّا قائمًا بذاته تحت كل كتاب بعناوين المترجم نفسه: فهي لا تقابل العربية سطرًا بسطر، وتحتفظ بأخطاء النسخة التي أُخذت منها. لم تقابلها «سبيل» بالعربية، ولم يراجعها أي عالم.
ترجمة: Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-Dînأُخذت من islamilimleri.comأُخذ في 2026-10-21
ما يقوله المصدر عنها: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.
Giriş
Hamd, velî kullarının basiretlerini hikmet ve ibretlerle açan, hazerde ve seferde bu kullarının himmetlerini, sanatının inceliklerini müşahede etmeleri için ihlasa kavuşturan Allah'a mahsushtur. Bu sayede sözkonusu kullar, kaderin mecralarına razı olmak suretiyle, gözalıcı şeylerden uzaklaşmışlar ve bunlara dönüp bakmamışlardır. Bu kullar, gözün gördüğü ve fikrin dolaştığı sahalarda bulunan gözalıcı şeylere ancak ibret gözüyle bakarlar. Bu kullar nezdinde deniz, kara, dağ, ova, geçitli geçitsiz heryer müsavidir.
Salât; beşerin efendisi Hazret-i Muhammed'in, ahlâk ve sîretinde onun izini takip eden ve sünnetine tâbi olan âlinin ve ashâbının üzerine olsun.
Yolculuk, kendisinden kaçılan şeylerden kurtuluş veya istenilen ve aranılan şeylere varış vesilesidir.
Yolculuk iki kısımdır:
a. Zâhirî bedenle memleketinden sahra ve ovalara çıkıp gitmektir.
b. Kalbin seyriyle esfel-i sâfîlînden göklerin melekûtuna çıkıp gitmektir.
Bu iki yolculuğun en şereflisi, ikinci kısımda bulunan, bâtının yolculuğudur. Zira doğumdan sonraki hal üzere kalan, âbâ ve ecdadından almış olduğu âdetleri (kötü ise) taklid ederek duraklayan bir kimse, kusur derecesine yapışmış, noksanlık mertebesiyle kanaat etmiş ve genişliği gökler ve yerler kadar olan cennetin geniş sahasını hapishanenin zulmet ve darlığı ile değiştirmiş demektir. Şair ne güzel söylemiş: Ben insanların ayıpları arasında, tamamlamaya (kemâle ermeye) kâdir olanların eksik kalması kadar çirkin bir ayıp görmedim.
Ancak tehlikelerle dolu olduğundan, insan bu tür bir yolculuğa delilsiz ve rehbersiz çıkamaz. Bu bakımdan yolun tehlikeli oluşu, delil ve rehberin bulunmayışı, yolcuların düşük ve az payı, çok kazanca tercih edip kanaat edişi, yolların tamamen yok olup gitmesini gerektirir. Bu bakımdan bu yollardan insanlar kesildiler. Yollar ziyaretçilerden boş kaldı. Nefislerin, melekût ve âfakın nüzhetgâhları uğramaz hale geldiler! Allahü teâlâ insanları bu nüzhetgahlara davet ederek şöyle buyurmaktadır: Biz onlara ufuklardan ve kendi canlarından ayetlerimizi (kudretimizin alâmetlerini) göstereceğiz ki, o (Kur'ân) 'ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. (Fussilet/53)
Kesin inanacak insanlar için arzda nice işaretler vardır. Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz? (Zariyat/20-21)
Yine Allahü teâlâ bu tür seferden alıkoymayı kınayarak şöyle buyurmaktadır:
Elbette siz, sabah ve akşam onlara uğrarsınız. Artık düşünüp ibret almaz mısınız?
(Saffat/137-138)
Göklerde ve yerde (Allah'ın birliğine, kuvvet ve azâmetine delalet eden) ne kadar alâmet var ki, insanlar, üzerlerinden geçerler de bunlardan ibret almayıp yüz çevirirler. (Yûsuf/105)
O halde bu tür sefere muvaffak olan bir kimse genişliği gökler ve yer kadar olan cennetin bahçelerinde beden vatanında olduğu halde gezmektedir. O yolculuk, iniş ve varış yerlerinin daralmadığı kalabalık ve çok gelişin bir zarar vermediği bir yolculuktur. Aksine bu seferde yolcuların çokluğuyla ganimetler çoğalır. Meyve ve faydalar kat kat fazlalaşır. Bu seferin ganimetlerinin arkası kesilmez ve devamlıdır. Meyveleri ise, sonsuz ve gittikçe artmaktadır. Meğer ki yolcu için, seferinde bir gevşeklik olmasın. Hareketinde bir duraklama olursa, (o zaman suç kendisindedir) . Çünkü Allahü teâlâ herhangi bir kavme vermiş olduğunu, onlar onu değiştirip bozmadıkça, bozup almaz. Onlar ne zaman hak ve hakikatten saparlarsa Allah da onların kalplerini kaydırır. Allah hiçbir zaman kullarına zulmedici değildir. Ancak kullar kendi nefislerine zulmederler. Kim bu meydanda cevelan etmeye ve bu bahçenin zevk yerlerinde gezmeye layık değilse, o kimse çoğu zaman bedenin zahiriyle uzun bir müddet sefere çıkıyor demektir. Birçok mesafeleri katediyor. Dünya ticaretini veya âhiret azığını ganimet olarak bu seferden elde ediyor. Eğer böyle bir kimsenin hedefi ilim ve din ise veya dine yardım etmek ise, bu kimse âhiret yolunun yolcularından olur. Böyle bir kimsenin seferinde birtakım şart ve âdâb vardır. Eğer o şart ve âdâbı ihmal ederse, dünya amellerinden ve şeytanın izleyicilerinden olur. Eğer onlara devam ederse, seferi, âhiret amellerinin faydalarından uzak olmaz. Biz bu yolculuğun âdâbını ve şartlarını Allah'ın izniyle iki bölümde zikredeceğiz Birinci Bölüm: Yolculuğun başlangıcından sonuna kadar gereken âdâb, yolculuğa niyet ve niyetin faydaları İkinci Bölüm: Yolculukta bilinmesi gereken ruhsatlar, kıblenin ve vakitlerin tayini için gerekli hususlar
17-1 Yolculuk Âdâbı
İbadet İçin Yolculuk Yapmak
Bu yolculuk, ya hac için veya cihad içindir. . . Biz bunun faziletini âdâbını, zâhirî ve bâtınî amellerini Haccın sırları bölümünde zikretmiştik. Peygamberlerin (aleyhisselâm) , sahâbenin, tâbiînin, sâir ulemâ ve velîlerin kabirlerinin ziyareti de bu cümledendir. Eğer herhangi bir kimseyi hayatta iken ziyaret etmekle insanoğlu faydalanır veya ölümünden sonra da onun ziyaretiyle insan bereketlenir ve bu gaye için kervanlar düzenlerse bu caiz olur.
Hazret-i Peygamber'in 'Kervanlar ancak üç mescid için düzenlenir. Biri benim şu mescidim, biri Mescid-i Haram, diğeri de Kudüsi Şerîf'te bulunan Mescidi Aksâ' hadîsi şerîfi bu tür ziyaretlere mâni teşkil etmez. Çünkü bu hadîs, mescidleri ziyaret etmemek hususunda vârid olmuş bir hadîsi şeriftir. Çünkü mescidler, bu üç mescidden sonra, eşit ve biri diğerine benzerdirler. Aksi takdirde enbiyanın, evliyanın ve ulemanın kabirlerini ziyaret etmekte her ne kadar derece bakımından büyük farklar mevcut ise de faziletin aslında bir fark yoktur. Çünkü her birinin Allah nezdindeki derecelerinin farklılığına göre farklar mevcuttur. . .
Dirileri ziyaret etmek, ölüleri ziyaret etmekten daha evlâdır. Dirilerin ziyaretinden gaye, dualarının bereketini istemek ve kendilerine bakmanın bereketini elde etmektir. Zira âlim ve salihlerin yüzlerine bakmak ibadettir. Bunun gibi o bakışta onlara uymak, onların ahlâk ve âdâbıyla ahlâklanmak ve edeplenmek bâbında teşvik ve tergib vardır. Bütün bunlar onların nefislerinden ve fiillerinden istifade edilmesi umulan ilmî faydaların dışındaki faydalardır.
Nasıl durum böyle olmasın? Oysa biz, Sohbet bölümünde zikrettiğimiz gibi sadece Allah yolundaki arkadaşları ziyaret etmekte fazilet vardır.
Tevrat'ta (şu hükümler yazılıdır) : 'Dört millik bir mesafe git! Allah yolundaki bir arkadaşını ziyaret et!
'
Mekânlara gelince, hadîs-i şerîfte zikredilen üç mescidden başka mekânların ziyaretinde hiçbir mânâ yoktur. Ancak hududlar oraya nöbet beklemek için gidilir bu hükmün dışındadır.
Hadîsi şerîf açıkça belirtiyor ki, üç mescid hariç, herhangi bir mekânın bereketini talep etmek için kervan tertiplenmemeli ve yolculuk ihdas etmemelidir.
Biz Hac kitabında, Mekke ve Medine'nin faziletlerini (uzun uzadıya) anlatmıştık. Kudüsi Şerîf in de büyük bir fazileti vardır.
İbn Ömer, Medine'den çıkıp Kudüsi Şerîfe gitmiş, oraya varıp beş vakit namazı kıldıktan sonra ertesi gün tekrar Medine'ye dönmüştür.
Hazret-i Süleymân (aleyhisselâm) , rabbinden şu istekte bulundu: 'Kim bu mescide (Mescidi Aksâ'ya) sadece namaz kılmak için gelirse, o mescidde oldukça, ondan iltifatını ta çıkıp gidinceye kadar kesme yarab! Onu annesinden doğduğu gibi günahından temizle!' Allahü teâlâ da, kulu Süleyman'ın bu dileğini kabul etti.
Dine Zarar Verici Şeylerden Kaçmak İçin Yolculuk Yapmak
Bu da güzeldir. Zira güç yetmeyecek şeylerden kaçmak, nebîlerin ve rasûllerin (aleyhisselâm) sünnetlerindendir. Kendisinden kaçmanın farz olduğu şeylerden biri (zâlimlerin emrinde) idarecilik yapmaktır. Dünya makamlarına tâlip olmaktır. İlgilerin ve sebeplerin çokluğudur. Zira bütün bunlar kalbin boş olmasını engeller. Oysa din ancak kalbi Allah'ın dışında kalan herşeyden boşaltmak sûretiyle tamamlanır.
Eğer kalp, tam mânâsıyla boşalmazsa, ancak boşaldığı nisbette din ile uğraşabilir. Kalbin dünyada iken dünyanın mühim ve zarurî ihtiyaçlarından boşalması düşünülemez. Ancak bunun hafifleştirilmesi veya ağırlaştırılması düşünülebilir.
Hafifleştirenler kurtulmuşlardır. Ağırlaştıranlar da helâk olmuşlardır. Kurtuluşu bütün günahlar ve ağır yüklerin tamamından kalbin boş olmasına bağlamayan Allah'a hamd ve senâlar olsun! Belki Allahü teâlâ, fazlıyla bu hususta yükünü hafifleteni kabul eder. Hafifleten o kimsedir ki, dünya onun en büyük hedefi değildir. Fakat bu mertebeye varmak, nüfuzu genişlemiş, ilgileri çoğalmış bir kimse için vatanında hiç de kolay değildir!
Böyle bir kimsenin maksadı ancak gurbet diyarına çıkmak, nam ve nişanını kaybetmek ve kesilmesi gereken ilgi ve alâkalarını kesmek sûretiyle mümkün olabilir ki uzun bir müddet kişi, nefsini terbiye etsin. Sonra çoğu zaman Allahü teâlâ kendisine yardım eder, yakînini gerektiren ve kalbini itminana kavuşturan himmetlerini ihsan eder. Böyle bir kimse için hazer ve yolculuk eşit olur. Böyle bir kimsenin nezdinde sebep ve alâkaların varlığıyla yokluğu birbirine yaklaşır. Bu sebep ve alâkaların hiçbiri onu devam ettiği Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Fakat böyle olmak cidden pek nadir olan durumlardandır. Çoğunlukla kalplerin üzerine hâkim olan durum, halk ile hâlikı bir araya getirmek suretiyle kusurlu bulunmaktır.
Ancak bu kuvveti enbiya ve evliyalar elde ederler. Bu makama çalışmakla varmak pek zordur. Her ne kadar bu makamda çalışma ve çabanın dahli var ise de. . .
Buradaki bâtınî kuvvetin çeşitliliğinin misâli âzadaki zâhirî kuvvetin farklılığı gibidir. Çok kişi vardır kavidir, kuvvet sahibidir, sinirleri güçlü ve sakindir, bünyesi sağlamdır.
Meselâ bin kişinin alacağını tek başına alır. Bu bakımdan eğer hasta ve zayıf bir kimse yük taşımak sûretiyle idman ede ede bu dereceye yavaş yavaş varmak isterse, hiçbir zaman buna güç yetiremez. Fakat idman ve daimî çalışmak, elbette az da olsa gücüne güç katar. Her ne kadar bu sonradan gelen güç onu öbür adamın derecesine vardırmasa da. . Bu bakımdan büyük rütbeden ümitsiz olunduğu zaman, çalışma ve gayreti terketmek uygun bir hareket değildir. Zira bu cehaletin en son noktasıdır. Selefin fitneden korunmak için vatandan ayrılmak âdetleriydi. Nitekim Süfyân essevrî şöyle demiştir: 'Bu kötü zamandır. Bu zamanda nam ve nişanı olmayan bir kimse dahi emin değildir. Nerde kaldı ki şöhret bulmuş kimseler emin olsunlar. Bu zaman, bir memleketten öbür memlekete durmadan yolculuk yapmak zamanıdır. Bu kişi ne zaman bir memlekette tanınırsa, derhal başka bir memlekete göç etmelidir'.
Ebû Nuaym şöyle anlatır: Süfyân es-Sevrî'yi gördüm. Su kabını eline almış, yemek dağarcığını sırtlamış gidiyordu. Kendisine dedim ki:
- Ya Ebû Abdullah! Nereye gidiyorsun?
- İşittiğime göre çok ucuz bir köy varmış. Ben orada oturmak istiyorum - Sen de mi böyle yapıyorsun?
- Ne zaman sana ucuzluk olan bir köyden haber gelirse, orada otur. Çünkü o senin dinin için daha selâmetli, üzüntün içinde daha iyidir.
النص منOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472أُخذ في 2026-10-21
هذا هو نص كتاب «إحياء علوم الدين» للغزالي بالعربية كما ورد في مدوّنة OpenITI، عن نسخة المكتبة الشاملة من طبعة دار المعرفة. لم يقابله أحد بالكتاب المطبوع ولا بمخطوط، ولم يراجعه أي عالم. وتذكر المدوّنة أن جزءًا من النص ناقص في بعض الصفحات وأن حواشي المحقق مختلطة بالنص؛ وكلاهما معروض كما هو. وقد وُضعت علامة عند نهاية كل صفحة من الطبعة المطبوعة. أما الترجمات فهي لمترجميها، أُخذت كلٌّ منها من النسخة المسمّاة معها وتُعرض نصًّا قائمًا بذاته تحت كل كتاب بعناوينها هي: لا تُقابَل أيٌّ منها سطرًا بسطر مع العربية، والإنجليزية لكريم مختصرة كما يقول مترجمها، وكلٌّ منها تحتفظ بأخطاء النسخة التي أُخذت منها. لم تترجم «سبيل» شيئًا، ولم تقابل أي ترجمة بالعربية، ولم يراجع أيَّ ترجمةٍ عالمٌ.