Al-Ahzaab
یہ عربی کے سوا کسی اور زبان میں ایک تفسیر ہے جیسا Quranic Universal Library (QUL، از Tarteel) کے پاس ہے، QUL کے ڈیٹا کی اس کھلی نقل سے لیا گیا جو spa5k/tafsir_api رکھتا ہے۔ QUL کے اندراج میں یہ نہیں بتایا گیا کہ اسے کس نے لکھا یا ترجمہ کیا اور وہ کس چھپے ہوئے ایڈیشن کی پیروی کرتی ہے، اور متن کے لیے کوئی لائسنس بیان نہیں کیا گیا، اس لیے اسے دکھانے کا حق تصدیق شدہ نہیں۔ کسی نے اسے چھپی ہوئی کتاب سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔ ہر حصہ ان آیات کے ساتھ ہے جن پر وہ تبصرہ کرتا ہے، اور وہ آیات Tanzil کا قرآنی متن ہیں، جیسا وہاں ہے۔ سبیل نے اس میں سے کچھ نہیں لکھا اور نہ اس کا ترجمہ کیا۔
متن ماخوذ ازQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMIT2026-10-21 کو لیا گیا
يَسْـَٔلُكَ ٱلنَّاسُ عَنِ ٱلسَّاعَةِ ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ ٱللَّهِ ۚ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا 63 إِنَّ ٱللَّهَ لَعَنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا 64 خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۖ لَّا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا 65 يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ يَقُولُونَ يَـٰلَيْتَنَآ أَطَعْنَا ٱللَّهَ وَأَطَعْنَا ٱلرَّسُولَا۠ 66 وَقَالُوا۟ رَبَّنَآ إِنَّآ أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَآءَنَا فَأَضَلُّونَا ٱلسَّبِيلَا۠ 67 رَبَّنَآ ءَاتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ ٱلْعَذَابِ وَٱلْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا 68
63- İnsanlar, sana kıyameti soruyorlar. De ki:“Onun ilmi ancak Allah’ın katındadır.” Ne biliyorsun, belki de kıyametin kopması yakındır! 64- Şüphesiz Allah, kâfirlere lanet etmiş ve onlar için alevli bir ateş hazırlamıştır. 65- Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Hiçbir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır. 66- Yüzlerinin ateşte evirilip çevrileceği gün diyecekler ki:“Ah! Keşke, Allah’a da Rasûlüne de itaat etseydik.” 67- Yine diyecekler ki:“Rabbimiz, gerçekten biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik, onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.” 68- “Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lanetle lanet et!”
63. Yani insanlar, sana çabuk gerçekleşmesini isteyerek Kıyametin ne zaman kopacağını, bazıları da onu yalanlamak maksadı ile ve onun gerçekleşeceğini haber vereni acze düşürme gayesi ile bu soruyu sorarlar. Sen de onlara “de ki: O’nun ilmi ancak Allah’ın katındadır.” Ne zaman kopacağını Allah’tan başkası bilmez. Benim de benden başkasının da bu hususta bir bilgisi yoktur. Bununla birlikte Kıyametin gerçekleşmesinin gecikeceğini zannetmesinler. “Ne biliyorsun, belki de kıyametin kopması yakındır.” Kıyametin kopuş vaktinin uzak ya da yakın olmasının herhangi bir sonucu ve bir faydası yoktur. Sonuç; hüsran ve kazanma, bedbahtlık ve bahtiyarlık, kulun azabı mı yoksa mükâfatı mı hak ettiği ile alâkalıdır. İşte ben, size bunu haber vereceğim ve bunları hak edenlerin niteliklerini belirteceğim. O nedenle devamla azabı hak edenlerin ve azabın kendisinin nitelendirildiğini görüyoruz. Çünkü sözü geçen nitelendirme, Kıyameti yalanlayan bu gibi kimselere tıpatıp uymaktadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
64. “Şüphesiz Allah kâfirlere” küfür alışageldikleri âdetleri olmuş kimselere ve Allah’ı, peygamberlerini, onların Allah’tan getirdiklerini inkâr yolunu seçenlere “lanet etmiş” dünyada da âhirette de onları rahmetinden uzaklaştırmıştır ki bu da ceza olarak yeter. “Ve onlar için alevli bir ateş hazırlamıştır.” Cesetlerinde alev alev yanacak ve tutuşturulmuş alevli bir ateş hazırlanmıştır. Azap onların tâ kalplerine kadar işleyecektir. 65. Bu, oldukça ağır azapta ebedi kalacaklar, ondan çıkıp uzaklaşamayacaklar ve bu azap üzerlerinden bir an dahi hafifletilmeyecektir. Orada istediklerini kendilerine verecek “hiçbir dost” ve azabı üzerlerinden uzaklaştıracak bir “yardımcı da bulamayacaklardır.” Aksine onlar, dostsuz ve yardımcısız kalacaklardır. Alevli ateş azabı, onları çepeçevre kuşatacak ve çok ileri derecede onlara sıkıntı verecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 66. “Yüzlerinin ateşte evirilip çevrileceği gün” ateşin hararetinin tadacaklar ve bu işin ağır sıkıntısını duyacaklar, geçmişte yaptıklarını pişmanlık içinde anacaklar ve “diyecekler ki: Ah! Keşke, Allah’a da Rasûlüne de itaat etseydik” de bu azaptan kurtulmuş olsaydık. Biz de itaat edenler gibi pek büyük mükâfatı hak etmiş olsaydık. Ancak böyle bir temenninin zamanı geçmiş olacaktır. Bu temenninin onlara pişmanlık, üzüntü, keder ve acıdan başka bir faydası olmayacaktır.
67. “Yine diyecekler ki: “Rabbimiz, gerçekten biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik.” Sapıklıklarında onları taklit ettik. “Onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“O günde (her) zalim ellerini ısırıp: Keşke Peygamberle birlikte hak yolu tutmuş olsaydım, der. Eyvah bana keşke filanı dost edinmeseydim. Andolsun ki bana geldikten sonra beni zikirden (Kur’ân’dan) o saptırdı.”(el-Furkan, 25/27-29)
68. Hem kendilerinin hem de büyük kabul ettikleri kimselerin cezayı hak ettiklerini öğrenecekleri vakit, kendilerini saptıranların daha çok azaba uğratıldıklarını bilerek rahatlamak istediklerinden şöyle diyeceklerdir:“Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lanetle lanet et.” Yüce Allah da şöyle buyuracaktır: Her biriniz için azaptan belli bir pay vardır. Hepiniz küfür ve masiyette ortaktınız. O bakımdan ceza görmekte de ortak olacaksınız. İşlediği günahların farklılığı oranında kiminizin cezası diğerinden farklı olsa da bu böyledir.