Aal-i-Imraan
یہ عربی کے سوا کسی اور زبان میں ایک تفسیر ہے جیسا Quranic Universal Library (QUL، از Tarteel) کے پاس ہے، QUL کے ڈیٹا کی اس کھلی نقل سے لیا گیا جو spa5k/tafsir_api رکھتا ہے۔ QUL کے اندراج میں یہ نہیں بتایا گیا کہ اسے کس نے لکھا یا ترجمہ کیا اور وہ کس چھپے ہوئے ایڈیشن کی پیروی کرتی ہے، اور متن کے لیے کوئی لائسنس بیان نہیں کیا گیا، اس لیے اسے دکھانے کا حق تصدیق شدہ نہیں۔ کسی نے اسے چھپی ہوئی کتاب سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔ ہر حصہ ان آیات کے ساتھ ہے جن پر وہ تبصرہ کرتا ہے، اور وہ آیات Tanzil کا قرآنی متن ہیں، جیسا وہاں ہے۔ سبیل نے اس میں سے کچھ نہیں لکھا اور نہ اس کا ترجمہ کیا۔
متن ماخوذ ازQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMIT2026-10-21 کو لیا گیا
لَقَدْ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلُ لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ 164
164- Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Çünkü içlerinden onlara âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermiştir. Halbuki daha önce onlar gerçekten apaçık bir sapkınlık içinde idiler.
164. Yüce Allah’ın kullarına hatırlattığı bu lütuf, nimetlerin en büyüğü, hatta bütün nimetlerin esasıdır. Zira Allah, bu peygamber aracılığı ile onları dalaletten kurtarmış ve helâk olmaktan korumuştur. “Çünkü içlerinden…” Onlar bu yüce Peygamberin nesebini, durumunu ve dilini biliyorlardı. Bu Peygamber hem onların kavim ve kabilesindendir, hem onların iyiliğini ister, hem de onlara karşı pek şefkatlidir. “âyetlerini okuyan” âyetlerin hem lafız hem de anlamlarını öğreten, “onları” şirkten, masiyetlerden, aşağılık davranış ve tutumlardan ve diğer kötü huylardan ”arındıran, onlara Kitap ve hikmeti öğreten”; Kitap’tan kasıt, Kur’ân-ı Kerîm olabilir. O takdirde “âyetlerini okuyan” kuyruğundan kasıt, “kevnî âyetler” olur. Ya da burada “kitap”tan kasıt, yazı yazmak da olabilir. O takdirde Yüce Allah, onlara hem Kitabı hem de ilimlerin kendisiyle elde edilip korunabildiği yazıyı öğretmiş olmak lütfunu hatırlatıyor, demektir. “Hikmet” ise Kur’ân’ın ayrılmaz parçası sünnettir ya da her şeyi yerli yerine koymak ve Şerîatın sırlarını bilmek demektir. Böylelikle Yüce Allah onlara hem ahkâmını, hem ahkâmın kendi aracılığı ile uygulanabildiği şeyleri, hem de onların fayda ve sonuçlarının ne ile elde edilebileceğini bir arada öğretme lütfunda bulunmuş olmaktadır. Böylece onlar, bu büyük ihsanlarla bütün insanlardan daha yücelere çıkma ve Rabbânî âlimlerden olma imkânına mazhar olmuşlardır. “Halbuki daha önce” bu yüce Peygamber gönderilmeden önce “onlar gerçekten apaçık bir sapkınlık içinde idiler.” Kendilerini Rablerine ulaştıracak yolu da nefisleri neyin arındırdığını da bilmiyorlardı. Aksine onlar, câhilliklerinin kendilerine süslü gösterdiği şeyleri -bütün insanlık o şeyleri akla aykırı görse dahi- tereddütsüz işliyorlardı.