KUR'ÂN-I KERÎM TİLÂVETİ ÂDÂBI
یہ ترجمہ مترجم کا ہے، سبیل کا نہیں۔ یہ ویسا ہی دکھایا گیا ہے جیسا اس کا ماخذ دیتا ہے: ہر کتاب کے نیچے مترجم کی اپنی سرخیوں کے ساتھ الگ متن کے طور پر؛ یہ عربی کے ساتھ سطر بہ سطر نہیں رکھا گیا اور جس نسخے سے پڑھا گیا اس کی غلطیاں اس میں باقی ہیں۔ سبیل نے اسے عربی سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔
ترجمہ: Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-Dînماخوذ از islamilimleri.com2026-10-21 کو لیا گیا
ماخذ اس کے بارے میں کیا کہتا ہے: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.
Giriş
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismi ile başlarız. Hamd Allah'a mahsustur. O, Allah ki, kullarına, peygamber gönderip Kitab'ı indirmiştir. O kitâb ki hakkında 'Ona ne önünden, ne ardından (hiçbir suretle) bâtıl yaklaşamaz, o herkes tarafından öğülen ve hikmet sâhibi olan Allah tarafından indirilmedir' (Fussılet/42) ayeti vârid olmuştur.
Öyle ki; ondaki kıssa ve haberler sayesinde düşünenler için ibret yolu oldukça genişlemiştir. Yine o kitabda tafsilatıyla beyân edilen ahkâm sayesinde dosdoğru yolda nasıl gidileceği, herkese bâriz bir şekilde görünmüştür. O kitâb, helâl ile harâmı ayırdı. Bu bakımdan o kitâb, ziyâ ve nurdur. O kitabın sayesinde insanoğlu gururundan kurtulur. O kitabda kalb (in mânevî) hastalıklarının şifası vardır. O kitaba muhalefet eden herhangi bir kaynaktan ilim arayanları, Allahü teâlâ dalâlete götürür. O kitâb Allah'ın kopmaz ipidir, apaçık nurdur. En sağlam kulpu ve insanı hedefine yetiştirici en sağlam tutanağıdır. O kitâb, azı çoğu, küçüğü büyüğü, kısacası bütün hakikati kendinde toplayan bir kitabdır. O kitabın içindeki hikmetler bitmez ve tükenmez. . .
Onun beşer takatinin üstündeki beyanâtı sonsuzdur. İlim sahipleri yanında onun faydaları hudutsuzdur. Kur'ân çok okumakla eskimez. Öncekileri ve sonrakileri irşâd eden o kitabdır. Cinler o kitabı dinledikten sonra hemen kavimlerini Allah'ın azabından korkutmak gayesiyle döndüler ve 'dediler ki: Biz çok hoş bir Kur'ân dinledik. Hidayete erdiriyor. Biz de ona imân ettik. Bundan böyle Rabbimize asla hiç kimseyi ortak koşmayacağız' (Cin/1-2) . Öyle ise, o kitaba îman eden bir kimse muvaffak olmuştur. Onunla söyleyen, doğru söylemiştir. Ona yapışan, hidayete ermiştir. Onunla amel eden, zaferi elde etmiştir.
Nitekim Allahü teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de o kitâb hakkında şöyle buyurmaktadır: 'Hiç kuşkusuz Kur'ân'ı biz indirdik ve muhakkak ki onu biz koruyacağız'. (Hicr)
Kalplerde ve mushaflarda korunmasının sebeplerinden birisi de, devamlı okumak, âdabı ve şartlarına riayet ederek tedkîkine devam etmek, ondaki zahirî adabı ve bâtınî amelleri muhafaza etmektir. Bunun beyan ve tefsiri gerekir. Maksad ve hedefleri dört bölümde toplanmıştır. Birinci Bölüm: Kur'ân ve Kur'ân Ehli'nin Fazileti, Gafletle Kur'ân Okuyanların Kötülenmesi İkinci Bölüm: Kur'ân Okumanın Zâhirî Adabı Üçüncü Bölüm: Kur'ân Okunurken Riayet Edilmesi Gereken Bâtınî Ameller Dördüncü Bölüm: Kur'ân'ın Anlaşılması, Şahsî Görüşle (Rey'le) ve Başka Yollarla Tefsir Edilmesi
8-1 Kur'ân'ın Fazileti
Hadîsler
Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
Kim Kur'ân'ı okuduktan sonra herhangi bir kimsenin kendisine verilen nimetten daha üstün bir nimete sahip olduğunu düşünürse, muhakkak o, Allahü teâlâ'nın bü yüttüğü nimeti küçümsemiş olur. 1 Hiçbir şefaatçı yoktur ki, Allah nezdinde mertebesi Kur'ân'ın mertebesinden daha efdal ve üstün olsun. Ne peygamberlerin, ne melek ve ne de başkasının, (yani en büyük şefaatçı Kur'ân'dır) . 2
Eğer Kur'ân bir deride bulunursa, ateş o deriyi yakmaz. 3
Ümmetimin en üstün ibadeti, Kur'ân okumaktır. 4
Allahü teâlâ, mahlûkunu yaratmazdan bin yıl önce, Tâhâ ve Yâsîn sûrelerini okudu, Melekler Allahü teâlâ'nın Kur'ân okuyuşunu dinlediklerinde dediler ki, cennet o ümmete olsun ki, bu okunan kelâm onun üzerine nâzil olacaktır. Cennet o göğüslere olsun ki, bunu yüklenecektir ve cennet o dillere olsun ki, bununla konuşacaktır. 5
Ey ümmetim! Sizin en hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenen ve öğreteninizdir.
Allahü teâlâ bir hadîs-i kudsî'de şöyle buyurmaktadır:
Kur'ân'ı okumak, herhangi bir kimseyi bana yalvarmaktan ve benden ihtiyacını istemekten alıkoyuyorsa, o kimseye şükredenlerin en faziletli ve en yüce sevabını ihsan ederim. 6
Üç zümre vardır. Onlar kıyâmet gününde simsiyah miskten meydâna gelmiş bir tepenin üzerinde otururlar. Kıyâmetin korkunç manzarası onları korkutmaz. Onlar şunlardır:
a) Sadece Allah'ın cemâlini elde etmek ve onun rızâsını gözetmek gayesiyle Kur'ân okuyan kişi, b) Kendisinden râzı olan bir cemaate Kur'ân okuyarak cemaatle namaz kıldıran kişi. . . (Metinde, üçüncü zümreden bahsedilmemiştir) . 7
Kur'ân ehli, Allah'ın ehli ve havâss kullarıdır.
'Demir paslandığı gibi, kalpler paslanır' demesi üzerine Hazret-i Peygambere şöyle soruldu: 'Ey Allah'ın Rasûlü! O halde kalplerin cilâsı nedir?' Hazret-i Peygamber 'Kur'ân'ı okumak ve ölümü hatırlamak' diye cevap verdi. 9
Muhakkak ki, Allahü teâlâ, Kur'ân okuyucusunu, cariyesinin şarkısını dinleyen kimseden daha fazla dinler. 10
Ashâb'ın ve Âlimlerin Sözleri
Ebû Umâme el-Bâhilî şöyle buyurmuştur: 'Kur'ân'ı okuyunuz. Sakın bu duvarlarda asılı bulunan mushaflar sizi aldatmasın. Çünkü Kur'ân'a kap olan bir kalbi Allahü teâlâ azaba uğratmaz'. İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) şöyle demiştir: 'İlmi istediğiniz zaman, Kur'ân'ı inceleyiniz. Çünkü öncekilerin ve sonrakilerin ilmi Kur'ân'dadır'.
Yine İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) şöyle der: 'Kur'ân'ı okuyunuz. Çünkü sizlere, Kur'ân'ın her harfi için on sevab verilir. Dikkat ediniz! Ben 'Elif, lam, mim' bir harftir demiyorum. Elif ayrı, Lâm ayrı ve Mim de ayrı harflerdir'.
Yine İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) şöyle demiştir: 'Herhangi birinizin kendi durumunu yoklamasına gerek yoktur. Eğer o kişi Kur'ân'ı sever ve ona hayranlık duyarsa, bilmiş olsun ki Allah'ı ve Rasûlü'nü de sever. Eğer Kur'ân'a buğzediyorsa, muhakkak Allah'a ve Rasûlü'ne de buğzediyor demektir'. Amr b. el-As 'Kur'ân'ın her ayeti, cennetin bir derecesi ve evinizin de lambasıdır' demiştir. Yine Amr b. el-Âs şöyle der: 'Kur'ân okuyan bir kimse, nübüvveti kaburgalarının arasına koymuş demektir. Ancak şu kadar var ki; bu kimseye vahiy gelmez'.
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle der: 'Herhangi bir evde Kur'ân okunursa, şeksiz ve şüphesiz o ev (mânen) aile efradı için genişler, hayrı çoğalır, oraya melekler dolar ve şeytanlar kaçar. O ev ki, içinde Kur'ân okunmaz, aile efradı üzerine daralır, hayrı azalır, melekler oradan çıkıp şeytanlar dolar'. Ahmed b. Hanbel (radıyallahü anh) şöyle der: "Allahü teâlâ'yı rüyamda gördüm ve kendisine sordum: 'Ey Rabbim! Sana yakınlaşmak isteyenlerin, bu gayeye ulaşmaları için en iyi yol nedir?' Allah 'Yâ Ahmed! Kelâm'dır (Kur'ân'dır) ' dedi. 'Yârab! İster anlasın, ister anlamasın, her okuyan insan bu dereceye varır mı?' dedim. 'İster anlasın, ister anlamasın, varır' buyurdu".
Muhammed b. Ka'b el-Kurzî şöyle buyurmuştur: 'İnsanlar, kıyâmet gününde Allahü teâlâ'dan Kur'ân'ı dinledikleri zaman, (öyle bir aşka gelirler ki) sanki Kur'ân'ı hiç dinlememişlerdir'. Fudayl b. İyâz şöyle der: 'Kur'ân ile amel edene en yakışan hareket, hiç kimseye hatta sultanlara ve rütbece onlardan daha küçük olan diğer idarecilere de muhtaç olup el açmamasıdır! Bu bakımdan Kur'ân hâmilinin insanlara muhtaç olmaması, aksine insanların ona muhtaç olması, ona daha uygun ve yaraşır bir harekettir'.
Yine Fudayl b. İyâz şöyle der: 'Kur'ân'ın taşıyıcısı, İslâm bayrağının taşıyıcısıdır. Bu bakımdan ağır başlı olup oynayanlarla beraber oynamamalı ve unutanla beraber unutmamalı, gevezelik yapanlarla teşrik-i mesâi etmemelidir. Bütün bunları yüce Kur'ân'ın tazimine binaen yapmamalıdır'.
Süfyân es-Sevri (radıyallahü anh) şöyle demiştir: 'Kişi Kur'ân'ı okuduğu zaman, melek onun gözlerinin ortasından öper'.
Amr b. Meymûn (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Sabah namazını kıldığı zaman Kur'ân'ı açıp yüz ayet okuyan bir kimseyi, bütün insanların yaptığı hayırlı amelleri yapmış bir kimse gibi, Allahü teâlâ yüceltir'.
Hâlid b. Ukbe Allah Rasûlü'ne (sallâllahü aleyhi ve sellem) gelip, 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bana Kur'ân oku!' diye teklifte bulununca, Hazret-i Peygamber şu ayeti okudu: 'muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor' (Nahl/90) . Bunun üzerine Hâlid, Rasûlüllah'a 'Ne olur, aynı ayeti tekrar et' diye yalvarınca, o da aynı ayeti yeniden okudu.
Hâlid 'Allah'a yemin ederim ki Kur'ân'ın halâveti vardır. Kur'ân'ın üzerinde pırıl pırıl parlayan bir nur vardır. Onun altı yapraklı, üstü ise meyve vericidir. Beşer böyle bir sözü asla söyleyemez'. 11
Hasan-ı Basrî (radıyallahü anh) şöyle demiştir: 'Allah'a yemin ederim, Kur'ân’dan daha üstün bir zenginlik olmadığı gibi, ondan mahrum olmaktan da daha fakirlik yoktur3.
Fudayl b. Iyâz şöyle der: 'Haşr sûresinin son ayetlerini sabahladığında okuyup aynı günde ölen bir kimsenin defteri, şehidler defterinin mührü ile mühürlenir. Akşamleyin aynı sûrenin son ayetlerini okuyup o gecede ölen bir kimsenin de defteri şehidlerin defterlerini sonuçlandıran mühürle mühürlenir'. Kasım b. Abdurrahman şöyle der: Abidlerden birine dedim ki 'Senin oturduğun bu halvethanede kendisiyle arkadaşlık edeceğin kimse yok herhâlde'. Bunun üzerine elini mushafa uzatıp dizlerinin üzerine koydu ve dedi ki: 'İşte arkadaşım budur'.
Hazret-i Ali şöyle demiştir: 'Üç şey vardır ki, insanın zekâsına kuvvet verir ve balgamı söker:
a) Misvak kullanmak, b) Oruç tutmak, c) Kur'ân okumak'.
1) Taberânî, (Abdullah b. Amr'dan zayıf bir senedle)
2) Abdülmelik b. Habib ve 3) Taberânî ve İbn Hıbbân 4) Ebû Nuaym, (Nu'man b. Beşir'den zayıf bir senedle)
5) Dârimî, (Ebû Hüreyre'den zayıf bir senedle)
6) Buharî, (Hazret-i Osman'dan)
متن ماخوذ ازOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 94722026-10-21 کو لیا گیا
یہ امام غزالی کی «احیاء علوم الدین» کا عربی متن ہے، جیسا OpenITI کے ذخیرے میں ہے، شاملہ کے نسخے سے، دارالمعرفہ کی طباعت کا۔ کسی نے اسے مطبوعہ کتاب یا مخطوطے سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔ ذخیرے کے مطابق بعض صفحات میں متن کا کچھ حصہ غائب ہے اور محقق کے حواشی متن میں گھل مل گئے ہیں؛ دونوں جیسے ہیں ویسے ہی دکھائے گئے ہیں۔ مطبوعہ نسخے کے ہر صفحے کے اختتام پر نشان لگایا گیا ہے۔ ترجمے اپنے مترجمین کے ہیں؛ ہر ایک اس نسخے سے لیا گیا جس کا نام اس کے ساتھ درج ہے اور ہر کتاب کے نیچے اپنی سرخیوں کے ساتھ الگ متن کے طور پر دکھایا گیا ہے: کوئی بھی عربی کے ساتھ سطر بہ سطر نہیں رکھا گیا، کریم کا انگریزی ترجمہ، بقول مترجم، اختصار کے ساتھ ہے، اور ہر ایک میں اس نسخے کی غلطیاں باقی ہیں جس سے اسے پڑھا گیا۔ سبیل نے کچھ ترجمہ نہیں کیا، کسی ترجمے کو عربی سے نہیں ملایا، اور کسی عالم نے کسی کا جائزہ نہیں لیا۔