MUHABBET, ŞEVK, ÜNSİYET VE RİZA
یہ ترجمہ مترجم کا ہے، سبیل کا نہیں۔ یہ ویسا ہی دکھایا گیا ہے جیسا اس کا ماخذ دیتا ہے: ہر کتاب کے نیچے مترجم کی اپنی سرخیوں کے ساتھ الگ متن کے طور پر؛ یہ عربی کے ساتھ سطر بہ سطر نہیں رکھا گیا اور جس نسخے سے پڑھا گیا اس کی غلطیاں اس میں باقی ہیں۔ سبیل نے اسے عربی سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔
ترجمہ: Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-Dînماخوذ از islamilimleri.com2026-10-21 کو لیا گیا
ماخذ اس کے بارے میں کیا کہتا ہے: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.
1. Giriş
Velîlerinin kalplerini dünyanın süslerine ve iltifat etmekten münezzeh kılan Allah'a hamdolsun! O Allah ki onların sırlarını, huzurundan başkasını düşünmekten tasfiye etmiştir. Sonra o sırları izzetinin yaygısı üzerine dürmeleri için edinmiş ve hâlis kılmıştır! Sonra isimler, sıfatlar ve marifetinin nûrlarıyla pırıl pırıl parlayacak derecede onlara tecelli etmiştir. Sonra onlara mübarek vechinin nûrlarını keşfettirmiştir ki sevgisinin ateşiyle yansınlar. Sonra onlardan celâlinin künhüyle perdelendi. Öyle ki onlar kibriyasının ve azametinin sahrasında şaşkın kalakaldılar. Bu bakımdan onlar ne zaman ki celâlinin künhünü mülahaza etmeye yeltenmek isteseler, onları akıl ve basiretlerinin yüzünü kaplayan dehşet kaplar. Ne zaman ki ümitsiz olarak o meydandan çekilmek isterlerse, cemalin çadırlarından 'Ey cehaletinden ve aceleciliğinden ötürü hakkı elde etmekten ümitsiz olan! Sabret!' diye çağrılır. Böylece onlar red, kavuşma, kabul, kovulma arasında, muhabbetinin ateşiyle tutuştukları halde marifetinin denizinde kalakalmışlardır.
Salât ve selâm nübüvvetinin kemâliyle peygamberlerin sonuncusu olan Hazret-i Peygamber'in, halkın efendileri, imamları, önder ve rehberleri olan âlinin ve ashâbının üzerine olsun! (Yârab!) onlara çokça selâm et!
Muhakkak ki Allah'ın muhabbeti, makamlardan en yüce makamın, derecelerden en yüksek derecenin ta kendisidir. Muhabbetin idrâkinden sonra hiçbir makam yoktur ki onun meyvelerinden bir meyve, Şevk, Üns, Rıza ve benzerleri gibi onun etbaından biri olmasın. Muhabbet'ten önce hiçbir makam yoktur ki muhabbetin mukaddimelerinden biri olmasın! Tevbe, Sabr, Zühd ve başkaları gibi. . . . Diğer makamlara, ulaşmak pek zor ise de kalpler onun imkânına inanmaktan boş bulunmazlar. Allah'ın muhabbetine inanmak pek az ve nadirdir. Hatta bir kısım âlimler onun imkânını inkâr ederek şöyle demişlerdir: 'Allah'ın muhabbetinin mânâsı, Allah'a ibadet etmeye devam etmekten başka birşey değildir! Muhabbetin hakikati muhaldir. Bu ancak sevenin cinsinden olursa mümkün olur'. Bu âlimler, muhabbeti inkâr ettiklerinden üns, şevk, münacât lezzeti ve muhabbetin diğer durumlarını da inkâr etmişlerdir. O halde, bu konunun üzerinden perdeyi kaldırmak gerekir.
Biz bu kitapta muhabbet hakkındaki şeriat delillerini, sonra muhabbetin hakîkat ve sebeplerini, sonra Allah'tan başkasının muhabbet'e müstehak olmadığını, sonra lezzetlerin en büyüğünün Allah'ın vechi kerimine bakmanın lezzeti olduğunu, sonra âhiret'teki bakış lezzetinin dünyadaki marifetten daha fazla olmasının sebebini, sonra Allah muhabbetini takviye eden sebepleri, sonra insanların muhabbet hususunda neden değişik olduklarını, sonra Allah'ın marifetinde zihinlerin kusurluluğundaki sebebi, sonra şevk'in mânâsını, sonra Allah'ın kuluna olan muhabbetini, sonra Allah'ın kulunu sevmesinin alâmetleri hakkındaki sözü, sonra Allah ile olan ünsiyetin mânâsını, sonra ünsiyetteki inbisat mânâsını, sonra rıza mânâsındaki sözü, sonra rıza'nın fazileti ile hakikatini, sonra duanın ve masiyetlerden tiksinmenin buna zıt düşmediğini, günahlardan kaçmanın da böyle olduğunu, sonra muhiblerin çeşitli hikâye ve sözlerini beyan edeceğiz. İşte bu kitabın bütün beyanları bunlardan ibarettir.
36-1 2. Kulun Allah'a Olan Muhabbeti Hakkında Şer'î deliller
Bütün müslümanlar gerek Allah'a, gerek Hazret-i Peygamber'e muhabbetin her müslüman için farz olduğunda ittifak etmiştir. Acaba olmayan birşey nasıl farz kılınır? Acaba sevginin tabiî meyvesi olan ibadetle nasıl tefsir edilir? Elbette meyvesinden önce sevginin olması lâzımdır. Ondan sonra insan sevdiğine itaat eder.
Âyet-i Kerîmeler
Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler! (Maide/53)
Îman edenler ise en çok Allah'ı severler. (Bakara/165)
Bu ayetler, muhabbetin ve muhabbette insanların değişikliğini isbata delildir.
Hadîsler Hazret-i Peygamber, Allah'a olan sevgiyi, birçok hadîsinde îmanın şartından kılmıştır. Ebû Rezîk Akilî şöyle sordu1: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Îman nedir?' Hazret-i Peygamber şöyle cevap verdi:
Allah ve Rasûlü'nün senin nezdinde her şeyden daha sevimli olmalarıdır,2 Sizden bir kimsenin nezdinde Allah ve onun Rasûlü her şeyden daha sevimli olmadıkça kişi îman etmiş sayılmaz. 3
Ben bir kişinin nezdinde aile efradından, malından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça o kişi îman etmiş sayılmaz. 4
Bu hadîsin başka bir rivâyetinde 'onun nefsinden de' ziyadesi vardır. Durum nasıl böyle olmasın? De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, karılarınız, soylarınız, kazandığınız mallar, geçersiz olmasından korktuğunuuz ticaret, hoşunuza giden meskenler size Allah'tan, elçisinden ve O'nun yolunda cihaddan daha sevgili ise, o halde Allah'ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez. (Tevbe/24)
Allahü teâlâ bunu tehdit ve kişinin bu hareketinin inkâr sadedinde olduğunu göstermek için sevketmiştir. Hazret-i Peygamber de muhabbeti emrederek şöyle buyurmuştur:
Size gıda olarak verdiği nimetlerden dolayı Allah'ı seviniz. Beni de Allah'ın sevmesinden dolayı seviniz!5
Bir kişi şöyle dedi:
- Ey Allah'ın Rasûlü! Ben seni seviyorum!
- O halde fakirlik için hazırlan!
- Muhakkak ki ben Allah'ı da seviyorum.
- O halde belâ için de hazırlan!6
Hazret-i Ömer'den şöyle rivâyet ediliyor: Ashâbdan Mus'ab b. Umeyr, sırtında kemer gibi yaptığı bir koç derisi olduğu halde Hazret-i Peygamber'e geldiğinde Hazret-i Peygamber ona bakıp şöyle dedi:
Şu Allah tarafından kalbi nûrlandırılmış kişiye bakınız! Ben onu anne ve babasının yanında kendisini en tatlı yemek ve içkilerle besledikleri halde gördüm. Allah ve Peygamber sevgisi onu gördüğünüz hale davet etti. (O da icabet etti!)
Meşhur bir haberde şöyle vârid olmuştur: İbrahim (aleyhisselâm) ruhunu kabzetmek üzere gelen ölüm meleğine 'Sen hiç dostunu öldüren bir dost gördün mü?' diye sorunca, Allahü teâlâ ona vahiy göndererek 'Sen hiç sevdiğinin huzuruna varmaktan çekinen bir dost gördün mü?' dedi. Bunun üzerine İbrahim (aleyhisselâm) 'Ey ölüm meleği! Hemen ruhumu kabzet'! dedi.
Bu durumu ancak bütün kalbiyle Allah'ı seven bir kul bulabilir. Bu kul ölümün sevdiği ile birleşmeye sebep olduğunu bilince hemen ölüme doğru atılıverir. Çünkü Allah'tan başka bir sevdiği yoktur ki ona iltifat etsin.
Hazret-i Peygamber bir duasında şöyle demiştir:
Yârab! Kendi muhabbetini ve seni sevenin sevgisini ve beni sevgine yaklaştıran şeyin sevgisini bana ihsan eyle! Sevgini soğuk sudan bana daha sevimli kıl!7
Bir bedevî Hazret-i Peygamber'e gelerek 'Ey Allah'ın Rasûlü! Kıyâmet ne zaman kopacaktır?'
diye sordu. Hazret-i Peygamber 'Kıyâmet için ne hazırladın?' dedi. Bedevî 'Kıyâmet için ne fazla namaz ve ne de oruç hazırladım. Ancak ben Allah'ı ve onun Rasûlü'nü seviyorum' dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) şöyle dedi: 'Kişi sevdiğiyle beraberdir'. 8
Enes der ki: 'İslâm'dan sonra bu olay ile sevindikleri kadar müslümanların hiçbir şeyle sevindiklerini görmedim!'
Ashâb'ın ve Âlimlerin Sözleri
Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh) şöyle demiştir: 'Kim Allah'ın gerçek muhabbetini tadarsa, bu onu dünya talebinden uzaklaştırır ve bütün halktan ürkütür!'
Hasan şöyle demiştir: 'Rabbini tanıyan onu sever! Dünyayı tanıyan ona zâhid olur! Mü'min bir kimse oynayıp gaflete dalmaz! Düşündüğü zaman üzülür!'
Ebû Süleyman ed-Dârânî şöyle demiştir: 'Allah'ın kulları içinde öyle bir grup vardır ki cennet ve cennetin içindeki nimetler bile, onları Allah'tan uzaklaştırmaz. Onlar dünya ile nasıl Allah'tan uzaklaşacaklardır?'
Rivâyet ediliyor ki Hazret-i Îsa (aleyhisselâm) bedenleri zayıf düşmüş, beti benzi uçmuş üç kişinin yanından geçerek kendilerine şöyle sordu: 'Sizi bu hale getiren nedir?' Onlar 'Ateş korkusu!' dediler. Hazret-i Îsa 'Korkan bir kimseyi emniyete kavuşturmak Allahü teâlâ'nın üzerine haktır' dedi. Sonra onları geçti. Başka bir üç kişiye rastladı. Baktı ki onlar daha zayıf, benizleri daha uçuk. 'Sizi bu hale getiren nedir?' diye sordu. Onlar 'Cennete olan şevkimiz!' dediler. Îsa (aleyhisselâm) 'Size umduğunuzu vermek Allah'ın üzerinde bir hak oldu' dedi. Sonra onları geçip üçüncü bir gruba rastladı. Baktı ki onlar daha zayıf ve benizleri daha uçuk. . . Sanki onların yüzünde bir nûr vardır. 'Sizi bu gördüğüm dereceye ulaştıran nedir?' dedi. Onlar 'Biz Allah'ı seviyoruz! (Bizi bu hale getiren Allah sevgisidir) ' dediler. Îsa (aleyhisselâm) 'Mukarrebler sizlersiniz! Sizsiniz mukarrebler! Sizsiniz mukarrebler!' dedi.
Abdülvahid b. Zeyd 'Kar içerisinde dikilen bir kişinin yanından geçerken 'Sen üşümez misin?' dedi. Adam 'Kimin içinde Allah muhabbeti varsa o üşümeyi hissetmez!' diye cevap verdi.
Sırrı es-Sekatî'den şöyle rivâyet edildi: 'Kıyâmet günü ümmetler peygamberlerinin adıyla 'Ey Musa ümmeti!' Ey Îsa ümmeti! Ey Muhammed ümmeti! diye çağrılırlar. Allah'ın muhibleri ise bu şekilde çağrılmazlar. Onlar 'Ey Allah'ın velî kulları! Allah'a geliniz!' diye çağrılırlar. Bu sesleri işittikleri zaman kalpleri neredeyse çatır çatır çatlar".
Harem b. Hayyan dedi ki: 'mü'min rabbini tanıdığı zaman sever! Sevdiği zaman yönelir.
Yönelmenin tadını aldığı zaman dünyaya şehvet gözüyle, âhirete de fetret gözüyle bakmaz!' Mü'minin bu dünyada hasret çekmesi, âhirette istirahat etmesi demektir.
متن ماخوذ ازOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 94722026-10-21 کو لیا گیا
یہ امام غزالی کی «احیاء علوم الدین» کا عربی متن ہے، جیسا OpenITI کے ذخیرے میں ہے، شاملہ کے نسخے سے، دارالمعرفہ کی طباعت کا۔ کسی نے اسے مطبوعہ کتاب یا مخطوطے سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔ ذخیرے کے مطابق بعض صفحات میں متن کا کچھ حصہ غائب ہے اور محقق کے حواشی متن میں گھل مل گئے ہیں؛ دونوں جیسے ہیں ویسے ہی دکھائے گئے ہیں۔ مطبوعہ نسخے کے ہر صفحے کے اختتام پر نشان لگایا گیا ہے۔ ترجمے اپنے مترجمین کے ہیں؛ ہر ایک اس نسخے سے لیا گیا جس کا نام اس کے ساتھ درج ہے اور ہر کتاب کے نیچے اپنی سرخیوں کے ساتھ الگ متن کے طور پر دکھایا گیا ہے: کوئی بھی عربی کے ساتھ سطر بہ سطر نہیں رکھا گیا، کریم کا انگریزی ترجمہ، بقول مترجم، اختصار کے ساتھ ہے، اور ہر ایک میں اس نسخے کی غلطیاں باقی ہیں جس سے اسے پڑھا گیا۔ سبیل نے کچھ ترجمہ نہیں کیا، کسی ترجمے کو عربی سے نہیں ملایا، اور کسی عالم نے کسی کا جائزہ نہیں لیا۔