Ruka hadi kwenye maudhui
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-Baqara
Sura ya 2

Al-Baqara

Hii ni tafsiri kwa lugha isiyo Kiarabu kama ilivyo katika Quranic Universal Library (QUL, ya Tarteel), iliyochukuliwa kupitia nakala huria ya data ya QUL inayohifadhiwa na spa5k/tafsir_api. Rekodi ya QUL haisemi ni nani aliyeiandika au kuitafsiri kwa lugha nyingine wala inafuata toleo gani lililochapishwa, na haitaji leseni kwa matini hiyo, kwa hiyo haki ya kuionyesha haijathibitishwa. Hakuna aliyeilinganisha na kitabu kilichochapishwa, na hakuna mwanazuoni aliyeihakiki. Kila kifungu kipo kando ya aya inazozifafanua, ambazo ni matini ya Qur’ani ya Tanzil, inavyoonekana huko. Sabīl haikuandika wala kutafsiri kwa lugha nyingine chochote kati yake.

Maandishi kutokaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITilichukuliwa 2026-10-21

Aya 49–57

وَإِذْ نَجَّيْنَـٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ ۚ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ 49 وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ ٱلْبَحْرَ فَأَنجَيْنَـٰكُمْ وَأَغْرَقْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ 50 وَإِذْ وَٰعَدْنَا مُوسَىٰٓ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَـٰلِمُونَ 51 ثُمَّ عَفَوْنَا عَنكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 52 وَإِذْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ 53 وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَـٰقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلْعِجْلَ فَتُوبُوٓا۟ إِلَىٰ بَارِئِكُمْ فَٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ 54 وَإِذْ قُلْتُمْ يَـٰمُوسَىٰ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ 55 ثُمَّ بَعَثْنَـٰكُم مِّنۢ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 56 وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا رَزَقْنَـٰكُمْ ۖ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَـٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ 57

49- Hatırlayın ki sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Onlar size azabın en kötüsünü tattırıyor; oğullarınızı boğazlıyor ve kız çocuklarınızı diri bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük bir nimet bulunuyor. 50- Hani sizin için denizi yarıp sizi kurtarmış, Firavun ve hanedanını ise gözleriniz önünde suda boğmuştuk. 51- Hani hatırlayın Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sonra siz de tutup O’nun arkasından buzağı(yı ilah) edindiniz de (kendinize) zulmettiniz. 52- Sonra bunun ardından şükredersiniz diye sizi affetmiştik. 53- Hani doğru yola gelirsiniz diye Mûsâ’ya Kitab’ı ve Furkan’ı vermiştik. 54- Hatırlayın, Mûsâ kavmine şöyle demişti:“Ey kavmim, gerçekten siz buzağıyı (ilâh) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen Yaradanınıza tevbe edin ve nefislerinizi/birbirinizi öldürün. Bu, Yaradanınız katında sizin için daha hayırlıdır.” Böylelikle tevbenizi kabul etti. Gerçekten O, kullarının tevbelerini çok kabul edendir, çok merhametlidir. 55- Hani “Ey Mûsâ, biz Allah’ı aşikâre görmedikçe sana asla inanmayacağız” demiştiniz de (o anda) siz bakıp dururken yıldırım sizi çarpmıştı. 56- Sonra ölümünüzün ardından şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik. 57- (Tih’de) sizi bulutla gölgelendirdik, size men ve selvâ indirdik. “Size verdiğimiz helâl ve temiz rızıklardan yiyin”(dedik). Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi kendilerine zulmetmekteydiler.

49-54. Burada Yüce Allah İsrailoğullarına nimetlerini tafsilatı ile saymaya başlayarak şöyle buyurmaktadır:“Hatırlayın ki sizi Firavun hanedanından” Firavun’dan, onun ileri gelenlerinden ve askerlerinden “kurtarmıştık.” Bundan önce ise “Onlar size azabın en kötüsünü tattırıyor” sizleri çeşitli işlerde ve hizmetlerinde (köle olarak) kullanıyorlardı. “Azabın en kötüsü” azabın en ağırı demektir ki o da şudur: “oğullarınızı boğazlıyor” çoğalırsınız korkusu ile boğazlayarak öldürüyorlar “kız çocuklarınızı diri bırakıyorlardı” onları öldürmüyorlardı. Böylece sizler ya öldürülüyor yahut da ağır işlerde çalıştırılıp zelil edilmek üzere hayatta bırakılıyordunuz ki bu da o kimseye bir lütuf olarak gösteriliyor ve onun üzerinde üstünlük kurularak yapılıyordu. Bu ise aşağılanmalarının en ileri derecesidir. İşte Yüce Allah onları (bu durumda iken) tam anlamı ile kurtarmış ve gözleri iyice aydın olsun diye bakıp dururlarken düşmanlarını suda boğmuştu. “Bunda” kurtarılmanızda, “sizin için Rabb’iniz tarafından büyük bir nimet” yani lütuf ve ihsan “bulunuyor.” İşte bu da şükretmenizi ve O’nun emirlerini yerine getirmenizi gerektiren hususlardandır. Daha sonra Yüce Allah, onlara büyük bir nimet olan, genel ve kapsamlı maslahatlar içeren Tevrat’ı onlara indirmek için Mûsâ aleyhisselam ile kırk gece sözleşmesi yönündeki lütfunu hatırlatmaktadır. Ancak onlar bu sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar sabredemediler. O’nun arkasından yani Musa’nın gidişinden sonra buzağıya taptılar. “(kendinize) zulmettiniz” Yani zulmettiğinizi de biliyordunuz. Size karşı delil ortaya konulmuştu. İşte böylesi suçun ve günahın en büyüğüdür. Daha sonra O, size tevbe etmenizi emretti, bu tevbenin de birbirinizi öldürmek şeklinde olacağını Peygamberi Mûsâ aleyhisselam’ın diliyle bildirdi. Bunu yapınca da Allah “şükredersiniz diye” sizi affetti. [“Hani doğru yola gelirsiniz diye Mûsâ’ya Kitab’ı ve Furkan’ı vermiştik.” Yani şu nimetimizi de hatırlayın ki biz, sapıklıktan kurtulup hidayete kavuşmanız için Musa’ya hakkı batıldan ayıran Kitabı -ki o Tevratt’tır- vermiştik.]

55. “Hani “Ey Mûsâ, biz Allah’ı aşikâre görmedikçe sana asla inanmayacağız” demiştiniz.” İşte bu, Yüce Allah’a ve Rasûlü’ne karşı gösterilen küstahlığın en ileri derecesidir. “(o anda) siz bakıp dururken” yani, her biri arkadaşına bakıp durduğu bir sırada “yıldırım sizi çarpmıştı” buradaki yıldırımdan kasıt ya ölüm yahut ileri derecedeki baygınlıktır.

56. “Sonra ölümünüzün ardından şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik.” Yüce Allah daha sonra onları ne gölgesi ne de geniş rızıkları olan Tih çölünde nasıl nimetlendirdiğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

57. “(Tih’de) sizi bulutla gölgelendirdik, size men ve selvâ indirdik”“Men” kelimesi yorulmaya gerek kalmaksızın elde edilen her türlü güzel rızkı kapsayan geniş anlamlı bir isimdir. Zencefil, mantar, ebegümeci otu ve benzeri şeyler bu kabildendir. “Selvâ” ise bıldırcın diye adlandırılan, eti lezzetli küçük bir kuştur. Böylece kendilerine yetecek ve onları besleyecek kadar men ve selvâ üzerlerine inerdi. “Size verdiğimiz helâl ve temiz rızıklardan yiyin.” Yani bu, müreffeh şehirlerin ahalisinin bile benzerini elde edemediği bir rızıktır. Ancak onlar bu nimete de şükretmediler. Kalplerinin katılığı ve çokça günah işlemeleri devam edip durdu. “Onlar bize zulmetmediler.” Yani emirlerimize muhalif bu fiilleri işlemekle zulümleri bize değildi; çünkü Yüce Allah itaatkârların itaatlerinden fayda görmediği gibi, isyankârların isyanlarından da zarar görmez. “Ancak kendi kendilerine zulmetmekteydiler.” Bunun zararı da kendilerine dönüyordu.