At-Tawba
Kani waa tafsiir ku qoran luqad aan Carabi ahayn sida uu ugu jiro Quranic Universal Library (QUL, ee Tarteel), oo laga qaaday nuqulka furan ee xogta QUL ee spa5k/tafsir_api haysto. Diiwaanka QUL ma sheegayo cidda qortay ama tarjumay ama daabacaadda la daabacay ee uu raacayo, mana caddaynayo shatiga qoraalka, sidaas darteed xaqa muujintiisa lama xaqiijin. Qofna ma barbardhigin buug la daabacay, aqoonyahanna ma dib u eegin. Qayb kasta waxay ag taagan tahay aayadaha ay ka hadlayso, kuwaas oo ah qoraalka Quraanka ee Tanzil, sida uu ugu yaal halkaas. Sabīl wax ka mid ah ma qorin, mana tarjumin.
Qoraalka waxaa laga helayQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITla qaaday 2026-10-21
وَمَا كَانَ ٱلْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُوا۟ كَآفَّةً ۚ فَلَوْلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُوا۟ فِى ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُوا۟ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ 122
122- Mü’minlerin toptan savaşa çıkmaları da olacak şey değildir. (Aksine) onların her kesiminden bir topluluk savaşa çıkmalıydı! Bu, (geride kalanların) dinde fıkıh sahibi olmaları ve (savaşa çıkan) kavimleri kendilerine döndüğü zaman onları uyarmaları içindir. Olur ki sakınırlar.
122. Yüce Allah mü’min kullarına hitaben, yapmaları gerekenlere dikkatlerini çekerek şöyle buyurmaktadır:“Mü’minlerin” düşmanları ile savaşmak üzere “toptan” hep birlikte “savaşa çıkmaları da olacak şey değildir.” Çünkü o takdirde zorlukla karşılaşırlar ve başka pek çok maslahatları da elden kaçırırlar. “(Aksine) onların her kesiminden” farklı beldelerden, kabilelerden ve boylardan yeterli olacak ve maksadı gerçekleştirecek kadar “bir topluluk savaşa çıkmalıydı!” eğer böyle yapsalardı daha uygun olurdu. Daha sonra Yüce Allah, aralarından bazılarının cihada çıkmayıp geride kalmalarının, birtakım maslahatları içerdiğine ve eğer onlar da savaşa çıkarlarsa bu maslahatları elden kaçıracaklarına dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır:“Bu,” geride kalanların “dinde fıkıh sahibi olmaları” şer’î ilimleri öğrenmeleri, anlamlarını kavramaları, sırlarını derinliğine bilmeleri ve bunları başkalarına da öğretmeleri “ve (savaşa çıkan) kavimleri kendilerine döndüğü zaman onları uyarmaları içindir.” Bu âyet-i kerimede ilmin, özellikle de dinde fıkıh (derinlemesine bilgi) sahibi olmanın faziletine ve bunun en mühim işler arasında yer aldığına delil vardır. Aynı şekilde herhangi bir ilmi öğrenen bir kimsenin, kullar arasında bunu yaymak ve yaygınlaştırmakla görevli olduğuna ve bu hususta onlara samimiyetle öğüt vermekle yükümlü olduğuna da delil vardır. Çünkü ilim adamının ilmi yayması, onun bereketindendir ve ecir ve mükâfatının sürekli artmasına vesiledir. Alimin ilmi yalnızca kendisine hasrederek hikmetle ve güzel sözle Allah yoluna davet etmeyip cahillere bilmediklerini öğretmeyi terk etmesi halinde bu alimden müslümanlara gelecek fayda ne olabilir ki? Böyle birisinin ilminden nasıl bir sonuç elde edilebilir? Nihâyet bu kişi ölecek ve onunla beraber ilmi ve bu ilminin semeresi de ölüp gidecektir. Bu ise Yüce Allah’ın kendisine ilim verip kavrayış bağışladığı bir kimsenin başına gelebilecek mahrumiyetin en ileri derecesidir. Yine bu âyet-i kerimede oldukça önemli bir hususa dair bir delil, bir yönlendirme ve ince bir üslûpla bir dikkat çekme söz konusudur ki o da şudur: Müslümanların, kamu maslahatlarından her bir maslahatı yerine getirecek kimseleri belirlemeleri ve bu kimselerin de bu alana zamanını ayırarak bütün gayretleri ile bu uğurda çalışmaları, ondan başka hiçbir şeyle de uğraşmamaları gerekir. Böylelikle onların menfaatine olan işler yerine gelir ve faydaları tamama erer. Hepsinin hedefi ve nihaî maksadı tek olur. O da din ve dünyalarının menfaatine olan şeylerin ayakta tutulmasıdır. Yollar ayrılsa, meşrepler çoğalsa bile yapılan işler birbirinden farklı olmakla birlikte, maksat bir olur. İşte bu da bütün hususlarda faydalı olan genel hikmetlerden biridir.