Al-An'aam
Ini ialah sebuah tafsir dalam bahasa selain bahasa Arab seperti yang ada pada Quranic Universal Library (QUL, oleh Tarteel), diambil melalui salinan terbuka data QUL yang disimpan oleh spa5k/tafsir_api. Rekod QUL tidak menyatakan siapa yang menulis atau menterjemahkannya atau edisi cetakan mana yang diikutinya, dan tidak menyatakan lesen bagi teks itu, maka hak untuk memaparkannya belum disahkan. Belum ada sesiapa yang membandingkannya dengan buku bercetak, dan tiada ulama yang menyemaknya. Setiap bahagian berada di sisi ayat-ayat yang diulasnya, iaitu teks Al-Quran daripada Tanzil, dipaparkan seperti yang ada di sana. Sabīl tidak menulis atau menterjemahkan satu pun daripadanya.
Teks daripadaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITdiambil pada 2026-10-21
ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَجَعَلَ ٱلظُّلُمَـٰتِ وَٱلنُّورَ ۖ ثُمَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ 1 هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَىٰٓ أَجَلًا ۖ وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُۥ ۖ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ 2
1- Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’ındır. Sonra da kâfir olanlar Rablerine denk tutuyorlar. 2- O, sizi çamurdan yaratan, sonra da bir ecel takdir edendir. O’nun katında belirli bir ecel daha vardır. Sonra siz (hâlâ) şüphe ediyorsunuz.
(Mekke’de inmiştir, 165 âyettir)
1. Bu buyruk, Allah'ın hem kemâl sıfatları, azamet ve celal nitelikleri ile genel olarak, hem de sözü edilen hususlar dolayısı ile de özel olarak övgüye ve yüceltilmeye layık olduğunu haber vermektedir. Allah tebâreke ve teâlâ, kudretinin kemaline, ilim ve rahmetinin genişliğine, hikmetinin genelliğine ve mahlukatı yalnız başına yaratıp idare etmesine delil olan “gökleri ve yeri” yaratması, “karanlıkları ve aydınlığı var” etmesi dolayısı ile yüce zatını övmektedir. Karanlıkların ve aydınlığın yaratılması, hem gece ve gündüz, güneş ve ay gibi maddi olan varlıkları; hem cehalet, şüphe, şirk, masiyet, gaflet gibi manevi karanlıkları; hem de ilmin, imanın, yakînin ve itaatin nuru gibi manevi aydınlıkları kapsamaktadır. Bütün bunlar, Yüce Allah’ın yalnız başına ibadete layık olduğuna, dinin yalnızca O’na halis kılınacağına delildir. “Sonra da” bu delile ve bu konudaki kat’i belgenin bütün açıklığına rağmen “kâfir olanlar Rablerine denk tutuyorlar.” O’ndan başka varlıkları, O’na eşit tutuyorlar. Yani bu varlıkları ibadet ve ta’zimde O’na denk tutarlar. Halbuki bu varlıkların kemâl konulardaki hiçbir hususta Allah’a eşit olmaları mümkün değildir. Aksine hepsi Allah’a muhtaç, her bakımdan eksik ve acizdirler.
2. “O, sizi çamurdan yaratan” Bu, sizin asıl maddeniz ve ilk atanız olan Adem aleyhisselam’ın yaratılışıdır. “sonra da bir ecel takdir edendir”; yani sizin bu dünya yurdunda ikamet süreniz için bir süre tayin etmiştir. Bu süre zarfında siz dünyadan yararlanır, imtihandan geçirilir ve peygamberlerin getirdikleri ile “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını denemek üzere”(el-Mülk, 67/2) sınanırsınız. Öğüt alan kimselerin öğüt almaları için yeterli olacak kadar bir süre sizi yaşatır. “O’nun katında belirli bir ecel daha vardır.” Bu ise kulların bu dünyadan kendisine göçecekleri âhiret yurdudur. Hayır veya şer türünden yaptıkları amellerin karşılığını O, onlara orada verecektir. “Sonra” bu eksiksiz açıklamaya, ileri sürebileceğiniz hiçbir karşı delil bırakmayan beyana rağmen “siz (hâla) şüphe ediyorsunuz.” Yani Allah’ın vaatleri, tehditleri, kıyamet gününde amellerin karşılığının görülmesi konularında tereddüttesiniz. İlk ayette “karanlıklar” kelimesinin çoğul olarak zikredilmesi, karanlık unsurlarının çokluğundan ve yollarının çeşitliliğinden dolayıdır. Buna karşılık “aydınlık/nur” kelimesinin tekil olarak zikredilmesi ise Yüce Allah’a ulaştıran yolun birden çok olmayıp tek olmasından dolayıdır ki bu da hakkı bilmek ve gereğince amel etmek demek olan Sırat-ı Müstakîmdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz ki bu Benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun. Başka yollara uymayın. Sonra sizi O’nun yolundan ayırırlar.”(el-En’am, 6/153)