Langkau ke kandungan
Tafsir As-Saadi - Turkish · An-Nisaa
Surah 4

An-Nisaa

Ini ialah sebuah tafsir dalam bahasa selain bahasa Arab seperti yang ada pada Quranic Universal Library (QUL, oleh Tarteel), diambil melalui salinan terbuka data QUL yang disimpan oleh spa5k/tafsir_api. Rekod QUL tidak menyatakan siapa yang menulis atau menterjemahkannya atau edisi cetakan mana yang diikutinya, dan tidak menyatakan lesen bagi teks itu, maka hak untuk memaparkannya belum disahkan. Belum ada sesiapa yang membandingkannya dengan buku bercetak, dan tiada ulama yang menyemaknya. Setiap bahagian berada di sisi ayat-ayat yang diulasnya, iaitu teks Al-Quran daripada Tanzil, dipaparkan seperti yang ada di sana. Sabīl tidak menulis atau menterjemahkan satu pun daripadanya.

Teks daripadaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITdiambil pada 2026-10-21

Ayat 148–149

لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلْجَهْرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلْقَوْلِ إِلَّا مَن ظُلِمَ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا 148 إِن تُبْدُوا۟ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا۟ عَن سُوٓءٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا 149

148- Allah -zulme uğrayan müstesna- kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah Semîdir, Alîmdir. 149- Bir hayrı açıktan işler veya onu gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki) Allah Afuvdur, Kâdirdir.

148. Yüce Allah kötü sözün açıkça söylemesini sevmediğini haber vermektedir. Yani O böyle bir şeye buğzeder, gazabeder ve bundan dolayı cezalandırır. “Kötü söz” sövmek, iftira etmek, çirkin söz söylemek vb. gibi hoşlanılmayan ve kişiyi üzen bütün kötü sözleri kapsamına alır. Çünkü bütün bunlar Yüce Allah’ın söylenmesini yasakladığı ve buğzettiği sözler arasındadır. Buyruğun mefhumu da şuna delildir: Allah zikir, hoş ve yumuşak söz vb. gibi bütün güzel sözleri de sever. “Zulme uğrayan müstesna” yani böyle bir kimsenin kendisine zulmeden kimseye beddua etmesi, ondan şikayetçi olması ve kendisine açıkça kötü söz söyleyen kimseye misliyle karşılık vermesi caizdir. Ancak ona yalan ve iftira atmaması, yaptığı haksızlıktan daha ileri gitmemesi, kendisine zulmeden kimseden başkasına sövmek sureti ile de haddi aşmaması gerekir. Bununla birlikte affetmesi ve karşılık vermemesi daha uygundur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kim affedip düzeltirse artık onun mükâfatını vermek Allah’a aittir.”(eş-Şura, 42/40)“Allah Semîdir, Alîmdir” Âyet-i kerime kötü, güzel ve mubah sözleri kapsadığından dolayı Yüce Allah “Semî”, yani her şeyi işiten olduğunu haber vermektedir. O, sizin bütün sözlerinizi işitir. O bakımdan Rabbinizi gazaplandıracak şeyler konuşmaktan sakının. Aksi takdirde sizi cezalandırır. Yine bu buyruk ile güzel söz söylemek de teşvik edilmektedir. Allah “Alîmdir”, sizin niyetlerinizi de sözlerinizin asıl kaynağını da bilir.

149. Yüce Allah:“Bir hayrı açıktan işler veya onu gizlerseniz” buyurmaktadır. Bu ise sözlü, fiili, açık, gizli, farz ve müstehab her türlü hayrı kapsar. “Yahut bir kötülüğü affederseniz” yani bedenleriniz, mallarınız, namus, şeref ve haysiyetiniz konusunda size kötülük eden kimseleri affedip müsamaha ile karşılayacak olursanız, hiç şüphesiz bunun karşılığı amelin cinsinden olacaktır. Şöyle ki Allah için affeden kimseyi Allah da affeder. İyilikte bulunan kimseye Allah da iyilikte bulunur. Bundan dolayı O:“(bilin ki) Allah Afuvdur, Kâdirdir” buyurmaktadır. Yani O, kullarının yanılmalarını da büyük günahlarını da affeder. Onları kendi örtüsü ile örter, sonra da kudretinden sadır olan tam bir af ile onlara muamelede bulunur. Bu âyet-i kerimede Allah’ın isim ve sıfatlarının manalarını iyice anlamaya, yaratmanın da emretmenin de bunlardan sadır olduğunu düşünmeye, esasen bu isim ve sıfatların bu emirleri gerektirdiğine dikkat etmeye dair bir irşad vardır. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah ahkâmın illetlerini/gerekçelerini -bu ayeti kerimede olduğu gibi- esma-i hüsna ile açıklamaktadır. Şöyle ki O, hayır iş yapmayı ve kötülük işlerini bağışlamayı söz konusu ettikten sonra bunlarla ilgili yüce isimlerini zikretmektedir ki bu da bu gibi davranışların özel sevaplarını ayrıca söz konusu etmeye ihtiyaç bırakmaz.