Langkau ke kandungan
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-Baqara
Surah 2

Al-Baqara

Ini ialah sebuah tafsir dalam bahasa selain bahasa Arab seperti yang ada pada Quranic Universal Library (QUL, oleh Tarteel), diambil melalui salinan terbuka data QUL yang disimpan oleh spa5k/tafsir_api. Rekod QUL tidak menyatakan siapa yang menulis atau menterjemahkannya atau edisi cetakan mana yang diikutinya, dan tidak menyatakan lesen bagi teks itu, maka hak untuk memaparkannya belum disahkan. Belum ada sesiapa yang membandingkannya dengan buku bercetak, dan tiada ulama yang menyemaknya. Setiap bahagian berada di sisi ayat-ayat yang diulasnya, iaitu teks Al-Quran daripada Tanzil, dipaparkan seperti yang ada di sana. Sabīl tidak menulis atau menterjemahkan satu pun daripadanya.

Teks daripadaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITdiambil pada 2026-10-21

Ayat 256

لَآ إِكْرَاهَ فِى ٱلدِّينِ ۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشْدُ مِنَ ٱلْغَىِّ ۚ فَمَن يَكْفُرْ بِٱلطَّـٰغُوتِ وَيُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسْتَمْسَكَ بِٱلْعُرْوَةِ ٱلْوُثْقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَا ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ 256

256- Dinde zorlama yoktur. Doğru/hak ile sapıklık/batıl apaçık meydana çıkmıştır. Artık her kim Tağutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah her şeyi işitendir, bilendir.

256. “Dinde zorlama yoktur.” Bu, İslâm dininin mükemmelliğini açıkça ortaya koyan bir beyandır. Bu, onun delillerinin mükemmel, âyetlerinin apaçık oluşundandır. Çünkü o, aklın ve ilmin dinidir. Fıtrat ve hikmetin dinidir. Salah ve ıslahın dinidir. Hakkın ve doğruluğun dinidir. Bu dinin mükemmel oluşundan ve fıtratların da onu kabule hazır olmalarından dolayı bu dinin kabul edilmesi için zorlamaya gerek yoktur. Çünkü zorlama kalplerin nefret ettiği, hakikate ve hakka aykırı olan yahut da delil ve belgeleri gizli olan şeyler için söz konusudur. Yoksa bu dini öğrenip de onu reddeden ve kabul etmeyen bir kimse bunu ancak inadından dolayı yapar. Çünkü “Doğru/hak ile sapıklık/batıl apaçık meydana çıkmıştır.” O nedenle hiçbir kimsenin bu dini reddedip kabul etmemesi halinde ileri süreceği bir mazeret ve delili kalmamıştır. Bu gerçeğin böyle olması ile cihadı farz kılan pek çok âyet arasında herhangi bir zıtlık yoktur. Yüce Allah savaşı, din bütünüyle Allah’ın olsun ve dine saldıran saldırganlar defedilsin diye emretmiştir. Müslümanlar da cihadın iyi yöneticiyle de günahkâr yöneticiyle de olsa kıyamete kadar geçerli olduğunu icmâ ile kabul etmişlerdir. Yine aynı şekilde gerek sözle cihad, gerekse fiilen cihad, dinin sürekli devam eden farzlarındandır. Müfessirler arasından bu âyet-i kerimenin, cihad âyetleriyle uyuşmadığını zannederek onun cihad âyetleri ile mensuh olduğunu iddia edenlerin iddiaları hem lafız hem de mana itibari ile zayıftır. Nitekim -dikkat çektiğimiz üzere- âyet-i kerime üzerinde iyiden iyiye düşünen herkes bunu açıkça görür. Daha sonra Yüce Allah insanların iki kısma ayrıldıklarını söz konusu etmektedir: Bir kısmı Allah’a O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın iman etmiş ve tâğûtu da -ki tâğût, Allah’a imana aykırı olan şirk ve benzeri hususlardır- inkar etmiştir. İşte bunlar “kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmış” kimselerdir. Onlar doğru din üzere dosdoğru yürümektedir. Allah’ın huzuruna ulaşıncaya, Allah’ın lütuf ve ihsan yurduna varıncaya kadar da bu yolda yürür giderler. İkinci kısım insanlar ise âyetin mefhumundan anlaşılmaktadır. Buna göre Allah’a iman etmeyen, aksine O’nu inkar edip tâğûta iman eden kimseler de ebedi helâke duçar olur ve sonsuz azapta mahkûm kalır. “Allah” çeşitli ihtiyaçların farklı dillerde kendisine arz edilmesine rağmen, bütün sesleri, dua edenlerin duasını, niyaz edenlerin yalvarıp yakarmasını “işitendir.” Kalplerin gizlediklerini de gizli saklı işlerin gizli yanlarını da “bilendir.” O nedenle de herkese yaptıkları işlerine ve taşıdıkları niyetlerine göre bu ilmi uyarınca karşılık verecektir.