Langkau ke kandungan
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-Kahf
Surah 18

Al-Kahf

Ini ialah sebuah tafsir dalam bahasa selain bahasa Arab seperti yang ada pada Quranic Universal Library (QUL, oleh Tarteel), diambil melalui salinan terbuka data QUL yang disimpan oleh spa5k/tafsir_api. Rekod QUL tidak menyatakan siapa yang menulis atau menterjemahkannya atau edisi cetakan mana yang diikutinya, dan tidak menyatakan lesen bagi teks itu, maka hak untuk memaparkannya belum disahkan. Belum ada sesiapa yang membandingkannya dengan buku bercetak, dan tiada ulama yang menyemaknya. Setiap bahagian berada di sisi ayat-ayat yang diulasnya, iaitu teks Al-Quran daripada Tanzil, dipaparkan seperti yang ada di sana. Sabīl tidak menulis atau menterjemahkan satu pun daripadanya.

Teks daripadaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITdiambil pada 2026-10-21

Ayat 13–14

نَّحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَأَهُم بِٱلْحَقِّ ۚ إِنَّهُمْ فِتْيَةٌ ءَامَنُوا۟ بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَـٰهُمْ هُدًى 13 وَرَبَطْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا۟ فَقَالُوا۟ رَبُّنَا رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَن نَّدْعُوَا۟ مِن دُونِهِۦٓ إِلَـٰهًا ۖ لَّقَدْ قُلْنَآ إِذًا شَطَطًا 14

13- Biz sana onların haberini gerçek şekliyle anlatıyoruz: Gerçekten onlar, birkaç (yiğit) gençti. Rablerine iman etmişlerdi, biz de hidâyetlerini artırmıştık. 14- Biz kalplerine metanet verdik de böylece onlar da (krallarının karşısına) dikilip şöyle dediler: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başka hiçbir ilâha yalvarmayız. (Eğer böyle bir şey yaparsak) o takdirde batıl bir söz söylemiş oluruz.”

13. “Biz sana onların haberini gerçek şekliyle anlatıyoruz.” Bu buyruk ile onların kıssalarına dair tafsilata geçilmiş olmaktadır. Yüce Allah, bu kıssayı Peygamberine gerçek şekliyle ve doğrulukla anlatmaktadır ki onda hiçbir yönden en ufak bir şüphe ve tereddüt söz konusu değildir. “Gerçekten onlar, birkaç (yiğit) gençti. Rablerine iman etmişlerdi, biz de hidâyetlerini artırmıştık.” Buradaki “فِتۡيَةٌ” kelimesi azlık belirten çoğul kalıptadır ve onların on kişiden az olduklarına delildir. Onlar, kavimlerinden ayrılarak Yüce Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnız O’na iman etmişlerdi. Yüce Allah da onların imanlarını mükâfatlandırarak hidâyetlerini artırmıştı. Yani onlar, iman yoluna girip hidâyet bulduklarından ötürü Allah da faydalı ilim ve salih amel anlamındaki hidâyetlerini artırmıştı. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Allah hidâyete erenlerin hidâyetini artırır.”(Meryem, 19/76)

14. “Biz kalplerine metanet verdik de” Yani onlara sabır ve sebat verdik, oldukça tedirgin edici bu halde kalplerinde huzur ve sükûn var ettik. Yüce Allah’ın onları iman ve hidâyete, sabır, sebat, huzur ve sükûna muvaffak kılması, onlara olan lütuf ve ihsanının bir parçasıdır. “böylece onlar da (krallarının karşısına) dikilip şöyle dediler: Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir.” Yani bizi yaratan, bizi rızıklandıran, işlerimizi çekip çeviren, bizi besleyip büyüten ancak gökleri ve yeri yaratan, bütün bu muazzam varlıkları tek başına yaratandır. Hiçbir şey yaratamayan, rızık veremeyen, hiçbir fayda ve zarara güç yetiremeyen, öldüremeyen, hayat veremeyen, öldükten sonra diriltemeyen bu putlar, bu heykeller değildir. Böylece onlar, rubûbiyet tevhidini, ulûhiyet tevhidine delil gösterdiler ve şöyle dediler:“Biz, O’ndan başka hiçbir ilâha” yani yaratılmışlardan hiçbirine “yalvarmayız. (Eğer böyle bir şey yaparsak) o takdirde” yani yegane Rab ve kendisinden başkasına ibadetin caiz olmadığı yegâne ilâhın O olduğunu bildikten sonra O’nunla birlikte başka ilâhlara yalvaracak olursak “batıl bir söz söylemiş oluruz.” Haktan alabildiğine uzaklaşmış ve doğrudan oldukça uzak bir yola sapmış oluruz. Onlar, böylelikle hem rubûbiyet tevhidini, hem ulûhiyet tevhidini ikrar etmiş, buna bağlı kaldıklarını, O’nun hak, geri kalanların ise batıl olduğunu açıklamış oldular. Bu da onların Rablerini kemal derecesinde tanımış olduklarına, Yüce Allah’ın da onların hidâyetlerini oldukça artırdığına delildir.