DÜNYANIN KÖTÜLÜĞÜ
Terjemahan ini milik penterjemahnya, bukan milik Sabīl. Ia dipaparkan sebagaimana sumbernya memberikannya, sebagai teks tersendiri di bawah setiap kitab dengan tajuk-tajuk penterjemah sendiri: ia tidak berdiri baris demi baris di sisi teks Arab, dan membawa kecacatan salinan yang dibacanya. Sabīl tidak menyemaknya terhadap teks Arab, dan tiada ulama menelitinya.
Diterjemah oleh Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-DînDibaca daripada islamilimleri.comdiambil pada 2026-10-21
Apa yang sumber katakan tentangnya: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.
Giriş
Velî kullarına dünyanın tehlike ve âfetlerini tanıtıp bildiren Allah'a hamdolsun! O Allah ki dünyanın ayıp ve çirkinliklerini dostlarına, onun delil ve alâmetlerine baksınlar, sevablarını günahlarıyla karşılaştırıp tartsınlar diye belirtmiştir. Onlar dünyanın kötülüklerinin iyiliklerinden çok olduğunu, onun güneşinin batmaktan kurtulamayacağını anladılar. Fakat o, güzelliğiyle halkın kalbini hoplatıp çeken bir kadın suretindedir. Onun çirkinliklerinin nice sırları vardır ki ona varmak isteyenleri yolun ortasında helâk etmekte. . .
Sonra o, istekçilerinin elinden kaçmakta. . . Visalini onlara bahşetmekte pek cimri davranmaktadır. Onlara yöneldiği zaman şerrinden ve vebalinden emin olunmamakta. . . Bir saat iyilik yaparsa, arkasından bir senelik kötülük yapmakta. . . Bir defacık kötülük yaparsa, onu bir sene uzatmakta. . . Bu bakımdan onun ikbâl daireleri, helâk ile beraber gezmektedir! Dünya âşıklarının ticaretleri zarardan ibarettir. Onun âfetleri istekçilerinin göğüslerine ardı kesilmeyen oklar gibi peşipeşine saplanmakta. . . Hallerinin akışları tâliblerinin zilletini haykırmakta. . . . Bu bakımdan ona aldanan herkesin âkibeti zillet, onunla mağrur olan herkesin sonu hasrettir. Onun şânı, müşterisinden kaçmak, kendisinden kaçanı da aramaktır. Hizmetçisinin elinden çıkar, kendisine perva etmeyerek yüz çevirenin arkasından gider. Berraklığı bulanıklıkların kirinden uzak değildir.
Sevgisi karıştırıcılardan ayrılmakta, selâmetinin arkasından hastalık gelmekte, gençliği ihtiyarlığa sevketmekte, nimetleri hasret ve pişmanlıktan başka bir meyve vermemekte. . . O hilekâr, kandırıcı ve uğursuzdur. Durmadan müşterilerine süslü püslü görünür ki onlar kendisine kalben bağlanıp dost olsunlar. O zaman onlara iri iri kesici dişlerini gösterip düşmanlık eder. İntizamlı sebeplerini onlar için karma karışık yapar. . .
Acaibliklerinin gizli taraflarını gösterir, öldürücü zehirlerini onlara tattırır, onları delici oklarının yağmuruna tutar, arkadaşları onun elinden sevgi ve nimetler içerisinde iken birden onlara sırtını çevirir. Sanki onlar tatlı rüyalar görmüş gibi olurlar! Sonra felâketleriyle hayatlarını perişan eder, harmanda dövülen ve saman haline getirilen saplar gibi onları öğütür, kefenleri içerisinde örtüp topraklara gömer. Onlardan biri, üzerine güneş doğan bir şeyi elde ederse, onu hurdahaş bir vaziyete getirir, sanki o dünün zengini değilmiş gibi yapar. Arkadaşlarına sevgi ümidini verir. Onları aldatarak hileli vaadlere boğar. Onlar birçok şeyler beklerken, köşkler inşa ederken, köşklerini mezara çevirir! Cemiyetlerini darmadağın eder. Çalışmalarını kasırga gibi toz duman eder. Öyle bir hale getirir ki kendi kendilerine felâket isterler. İşte dünyanın hususiyetleri budur. Fakat Allah'ın emri mutlaka yerini bulacaktır. Salât ve selâm Allah'ın kulu ve rasûlü üzerine olsun. O rasül ki âlemlere müjdeci ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Pırıl pırıl parlayan bir güneş olarak doğmuştur.
Salât ve selâm Muhammed'in (aleyhisselâm) ehline ve din hususunda ona yardımcı olan arkadaşlarına ve zâlimlere karşı onu destekleyen zevata olsun! Yarab! Onlara salât ve selâm et! Dünya hem Allah'ın, hem dostlarının ve hem de düşmanlarının düşmanıdır. Dünyanın, Allah'a olan düşmanlığı cihetine gelince: Dünya Allah'ın kullarının yolunu kesmekte (onları aldatmaktadır) ve bunun içindir ki, Allahü teâlâ onu yarattığından beri ona bir defacık olsun şefkat nazarıyla bakmamıştır. Dünyanın, Allah dostlarına olan düşmanlığı cihetine gelince, dünya onlara çeşitli süsleriyle görünmüş, çiçekleriyle, yeşillikleriyle onları kandırmış. . . Öyle ki onlar, dünyayı terketmek için dünyanın en acı şerbetini içmeye mecbur olmuşlardır.
Dünyanın Allah düşmanlarına düşman olma cihetine gelince, dünya, hileleriyle onları kandırmış, ağlarına düşürmüş, öyle ki onlar dünyaya bel bağlamışlar, ona itimat etmişler ve onların dünyaya en muhtaç olduğu bir anda dünya onları mahrum etmiştir. Onlar dünyadan öyle bir hasret meyvesi koparmışlardır ki onu yemekle ciğerleri paramparça olmuştur. Sonra dünya onlara ebedî saadeti haram kılmıştır. Onlar dünyanın elden gitmesine daima hasret çekmekte, onun hilelerinden feryad etmekte ve yardımlarına kimse de gelmemektedir. Aksine onlara 'cehennemde ümitsiz kalınız, benimle konuşmayınız' denilir.
Bunlar âhireti dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine yardım da edilmez, (Bakara/86)
Dünyanın gaile ve şerleri büyüdüğünde muhakkak ki dünyanın hakikatini, dünyanın ne olduğunu ve dünyanın düşmanlığıyla beraber yaradılışındaki hikmetini, aldatmaların ve şerlerin hangi kapıdan geldiğini anlamak lâzımdır. Zira şerri bilmeyen bir kimse şerden sakınamaz ve şerre düşmesi de pek yakın bir ihtimaldir. İşte biz -eğer Allah dilerse- dünyanın kötülüğünü, onun misallerini, hakikatini, mânâlarının tafsilâtını, onunla ilgili meşguliyetin sınıflarını, onun esaslarına olan ihtiyacın yönünü ve halkın dünyanın boş şeyleriyle meşgul olup Allah'tan nasıl yüz çevirdiklerini zikredeceğiz. Allahü teâlâ -razı olduğundan dolayı- yardım eder.
Dünyanın Sıfatlarının Misallerle Belirtilmesi
Dünya, süratle yok olup gidiyor. Sonunun gelmesi pek yakındır. İnsanlara baki kalmayı söz verir, sonra sözüne muhalefet eder. Sen ona bakar, onu sakin ve istikrarlı görürsün. Oysa o şiddet ve süratle seyretmektedir. Süratle durmadan akıp gitmektedir. Fakat ona bakan, onun hareketini hissetmeden ona bel bağlar. Ancak sona erdiği zaman sezer. (O vakit de iş işten geçer) . Dünyanın misali gölgedir. Gölge, hareketsiz ve sakin görünür. Oysa hakikatte hareket halindedir. Görünürde sakindir. Onun hareketi zahirî gözle görünmez, bâtınî basiretle görülür. Dünya, Hasan-ı Basrî'nin yanında zikredildiği zaman o şu şiiri okudu: 'Uykudaki rüyalar veya geçici bir gölge gibidir. Muhakkak akıllı bir kimse onun benzeriyle aldanmaz'.
Hasan b. Ali çoğu zaman misal getirerek şöyle derdi: 'Ey bekası olmayan dünya lezzetlerinin ehli! Geçici bir gölgeye aldanmak hamakattır'.
Denildi ki: 'Bu şiir Hazret-i Hasan'ın sözüdür'.
Deniliyor ki, bedevilerden biri bir kavmin yanında misafir oldu. Kendisine bir yemek ikram ettiler, yemeği yedi. Sonra onların çadırının gölgesine gitti ve uyudu. Onlar çadırı kaldırdılar. Güneş adamın üzerine gelince kalktı ve şu şiiri okudu: 'İyi bilin ki dünya inşa ettiğin bir gölge gibidir ve muhakkak bir gün gölgen yok olacaktır".
Yine şöyle denilmiştir: 'Dünyası en büyük hedefi olan kişi kesinlikle o dünyanın aldatma ipine sarılmıştır!'
Dünyanın başka bir misali; hayalleriyle aldatmak, elden çıktıktan sonra iflas etmek hususunda uyku âleminin hayal ve karışık rüyalarına benzer. Nitekim Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: Dünya, rüyalardır. Onun ehli ondan dolayı ceza görüp azap çekerler. 40
Yunus b. Ubeyd şöyle demiştir: 'Ben nefsimi dünyada uyuyan bir kişiye bezettim. Bu kişi rüyasında hoşuna giden ve gitmeyen durumları görür. Bu durumda iken birden uyanır. İşte insanlar da böyle uykudadırlar. Öldükleri zaman uyanırlar. O anda yaslandıklarından ve sevdiklerinden hiçbir şey ellerinde kalmaz!'
Bir hakîme şöyle denildi: 'Dünyaya en fazla benzeyen şey nedir?'
Cevap olarak şöyle dedi: 'Uykuda görülen rüyalardır'.
Ehline düşmanlığı ve yavrularını helâk etmesi bakımından dünyanın başka bir misâli: Dünyanın tabiatı, kandırmak için önce yumuşaklık ve lûtuf göstermektir. Sonunda âheste âheste helâk eder. Dünya, müşterisine süslenen bir kadın gibidir. Onlarla evlendiği zaman onları keser!
Hazret-i Îsa'ya, keşif âleminde dünya gösterildi. Dünyayı ihtiyar, beli kambur ve sırtında her süsten birşeyler bulunan bir kadın sûretinde gördü. Dünyaya şöyle sordu:
-Kaç defa evlendin?
-Sayamam!
-Kocalarının hepsi ölüp mü seni bıraktılar, yoksa hepsi seni boşadılar mı?
-Aksine hepsini ben öldürdüm!
-Kalan kocalara yazıklar olsun! Senin geçmiş kocalarından nasıl ibret almıyorlar? Sen onları, birbirinin ardından helâk ediyorsun, hâlâ senden sakınıp uzaklaşmıyorlar!
İçi dışına benzememek bakımından dünyanın başka bir misâli: Dünyanın dışı süslü, içi çirkindir. O, süslenmiş bir acuze kadın gibidir. Halkı, görünür taraflarıyla aldatır. Halk onun içine vâkıf olduğu zaman, onun yüzünden peçeyi kaldırdıkları zaman onun çirkinlikleri onların gözleri önüne serilir. Dış görünüş ile aldatıldıklarından ve akılsızlıklarından utanırlar!
Ulâ b. Ziyad41 şöyle demiştir: 'Rüyamda yaşlı bir acûze gördüm. Derisi buruşmuştu. Fakat dünyanın bütün süsleri sırtındaydı. Halk çepeçevre etrafını sarmış, hayran hayran kendisini temaşa ediyordu. Gelip baktım, onların onu seyretmelerine hayret ettim. Ona şöyle dedim:
-Azap olasıca! Sen kimsin?
-Sen beni tanımıyor musun?
-Hayır! Senin kim olduğunu bilmiyorum!
-Ben dünyayım.
-Senin şerrinden Allah'a sığınıyorum.
- Eğer benim şerrimden korunmayı istiyorsan paradan nefret et!
Ebû Bekir b. Iyaş42 şöyle demiştir: 'Dünyayı rüya aleminde, yüzü çirkin, beli kambur bir ihtiyar kadın olarak gördüm. Elini çırpıyordu, halk arkasına takılmıştı, el çırpmakta ve hora tepmekte idiler. Benim hizama geldiği zaman bana yöneldi ve şöyle dedi: 'Eğer seni elde etseydim, şunların başına getirdiğimi senin de başına getirecektim'. Sonra Ebû Bekir hüngür hüngür ağlayarak şöyle dedi: 'Bağdad'a gelmeden önce bu rüyayı görmüştüm!'
Fudayl b. İyaz İbn-i Abbâs'tan şöyle naklediyor: 'Kıyâmet gününde dünya beli kambur, gözü mavi, ön dişleri dışarda, şekli çirkin bir ihtiyar kadın sûretinde getirilir ve halka denilir ki: 'Siz bunu tanıyor musunuz?' Onlar 'Biz bununla tanışmaktan Allah'a sığınıyoruz!' derler. Denilir ki: 'Bu, o dünyadır ki siz onun için dövüştünüz, aranızdaki sıla-yı rahmi kestiniz, ondan dolayı birbirinizden nefret ettiniz. Birbirinizi kandırdınız, mağrur oldunuz!' Sonra dünya cehenneme atılırken şöyle bağırır: 'Ey rabbim! Benim yardımcılarım ve dostlarım nerede?' Bunun üzerine Allahü teâlâ şöyle buyurur: Dünyanın dost ve yardımcılarını dünyaya ilhak ediniz!'
Fudayl b. İyaz şöyle demiştir: 'Dinlediğime göre, bir kişi ruhen Allah'ın huzuruna gitmek üzereyken bakar ki yolun kenarında sırtında her türlü süs eşyası ve elbiseler olan bir kadın duruyor, yanından geçen herkesi oyalıyor. O arkasını çevirdiğinde insanların gördüklerinin en güzeli oluyor. O yöneldiğinde insanların gördüğü şeyin en çirkini oluyor. Beli kambur bir acuze!. . . Gözü gök renkli ve miyop. . . Ben şöyle dedim:
-Senin şerrinden Allah'a sığınıyorum!
-Hayır! Allah'a yemin ederim, sen paradan nefret etmedikçe Allah seni benim şerrimden korumaz. -Sen kimsin?
-Ben dünyayım!
Teks daripadaOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472diambil pada 2026-10-21
Ini ialah teks Arab Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn karya al-Ghazālī sebagaimana ada dalam korpus OpenITI, daripada salinan Shamela bagi edisi Dār al-Maʿrifa. Tiada sesiapa membandingkannya dengan buku bercetak atau manuskrip, dan tiada ulama menelitinya. Korpus itu menyatakan bahawa di beberapa halaman sebahagian teks hilang dan nota kaki penyunting bercampur dengan teks; kedua-duanya dipaparkan seadanya. Halaman edisi bercetak ditandai di tempat ia berakhir. Terjemahan-terjemahan itu milik penterjemahnya; setiap satu dibaca daripada salinan yang dinamakan bersamanya dan dipaparkan sebagai teks tersendiri di bawah setiap kitab dengan tajuk-tajuknya sendiri: tiada satu pun disusun baris demi baris di sisi teks Arab, terjemahan Inggeris Karim meringkaskan kitab sebagaimana kata penterjemahnya, dan setiap satu membawa kecacatan salinan yang dibacanya. Sabīl tidak menterjemah apa-apa, tidak menyemak mana-mana terjemahan terhadap teks Arab, dan tiada ulama menelitinya.