Langsung ke konten
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-An'aam
Surah 6

Al-An'aam

Ini adalah sebuah tafsir dalam bahasa selain bahasa Arab sebagaimana ada pada Quranic Universal Library (QUL, oleh Tarteel), diambil melalui salinan terbuka data QUL yang disimpan spa5k/tafsir_api. Catatan QUL tidak menyebutkan siapa yang menulis atau menerjemahkannya maupun edisi cetak mana yang diikutinya, dan tidak menyatakan lisensi untuk teksnya, sehingga hak untuk menampilkannya belum diverifikasi. Belum ada yang membandingkannya dengan buku cetak, dan belum ada ulama yang meninjaunya. Setiap bagian berdiri di samping ayat-ayat yang diulasnya, yaitu teks Al-Qur’an dari Tanzil, ditampilkan sebagaimana adanya di sana. Sabīl tidak menulis atau menerjemahkan satu pun darinya.

Teks dariQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITdiambil 2026-10-21

Ayat 42–45

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰٓ أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَـٰهُم بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ 42 فَلَوْلَآ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا۟ وَلَـٰكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ 43 فَلَمَّا نَسُوا۟ مَا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَٰبَ كُلِّ شَىْءٍ حَتَّىٰٓ إِذَا فَرِحُوا۟ بِمَآ أُوتُوٓا۟ أَخَذْنَـٰهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ 44 فَقُطِعَ دَابِرُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ۚ وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ 45

42- Andolsun ki senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik de belki yalvarırlar diye onları darlığa ve sıkıntıya uğrattık. 43- Bari onlara azabımız geldiğinde yalvarsalardı! Fakat kalpleri katılaşmış ve şeytan da yaptıklarını onlara süslü göstermişti. 44- Onlar kendilerine verilen öğütleri unutunca, biz de üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihâyet kendilerine verilenlerle şımarınca ansızın onları yakalayıverdik de ümitsizce kalakaldılar. 45- Böylece zulmedenlerin ardı arkası kesildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

42. Yüce Allah:“Andolsun ki senden önceki ümmetlere” geçmiş ümmetlere, önceki nesiller arasından senden önceki ümmetlere biz nice “peygamberler gönderdik.” Ancak peygamberlerimizi yalanladılar ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettiler. “Belki” bize “yalvarırlar diye” ve sıkıntı esnasında bize sığınırlar diye bizden onlara bir rahmet olmak üzere “onları darlığa ve sıkıntıya” fakirlik, hastalık, çeşitli afet ve musibetlere “uğrattık.”

43. “Bari onlara azabımız geldiğinde yalvarsalardı! Fakat kalpleri katılaşmış” adeta taş kesilmiş ve hakka karşı yumuşamaz bir hal almıştı “ve şeytan da yaptıklarını onlara süslü göstermişti.” İzledikleri yolun gerçek din olduğunu sandılar ve bir süre batılları içerisinde oyalanıp durdular, şeytan onların akılları ile oynadı.

44. “Onlar kendilerine verilen öğütleri unutunca, biz de üzerlerine” dünya ve dünyanın lezzetleri ve gafletleri türünden “her şeyin kapılarını açtık. Nihâyet kendilerine verilenlerle şımarınca ansızın onları yakalayıverdik de ümitsizce kalakaldılar.” Her türlü hayırdan yana ümitlerini kestiler. Bu ise olabilecek en şiddetli azaptır. Yani farkında olmadan, gaflet içerisinde iken, huzur ve rahat içinde iken azabın onları gelip yakalaması... Böylelikle azapları daha ağır, musibetleri daha büyük olur.

45. “Böylece zulmedenlerin ardı arkası kesildi.” Yani azaba duçar oldular ve önlerinde bütün kurtuluş çareleri tükendi. O’nu yalanlayanların helâkine dair kaza ve kaderi dolayısıyla “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” Çünkü böylelikle Allah’ın âyetleri, gerçek dostlarına lütuf ve ihsanı, düşmanlarını hakir ve küçük göstermesi ve peygamberlerinin getirdiklerinin doğru olduğu ortaya çıkmaktadır.