NAMAZ
Terjemahan ini milik penerjemahnya, bukan milik Sabīl. Ia ditampilkan sebagaimana sumbernya memberikannya, sebagai teks tersendiri di bawah setiap kitab dengan judul-judul penerjemah sendiri: ia tidak berdiri baris demi baris di samping teks Arab, dan membawa cacat salinan yang menjadi sumbernya. Sabīl tidak memeriksanya terhadap teks Arab, dan tidak ada ulama yang menelaahnya.
Diterjemahkan oleh Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-DînDibaca dari islamilimleri.comdiambil 2026-10-21
Yang dikatakan sumber tentangnya: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.
Giriş
Hamd, kullarını lütuflarıyla kapsayan, onların kalplerini dinin nûru ve vazifeleriyle tamir eden, lütuflarının birini rahmet derecelerinden ve celâl arşından en yakın semaya indiren, diğer padişahlardan celâl ve azametin sadece kendisine mahsus olmasıyla ayrılan, halkı kendisinden istemeye teşvik eden ve 'İsteyen var mı isteğini yerine getireyim', 'Af talep eden var mı affedeyim' diyen Allah'a mahsustur! Hamd, rahmet kapısını ardına kadar açmak, kendisiyle kulları arasında gerilen perdeleri kaldırmak suretiyle diğer sultanlardan ayrılan; ister tenhalarda, ister kalabalık yerlerde, hangi hallerde olursa olsun, namazlarla münacaat ruhsatını kullarına bahşeden Allah'a mahsustur! O Allah ki yalnızca münacaat ruhsatını vermekle yetinmeyerek aynı zamanda onlara teşvik ve tergible de lütufta bulunmuştur. O pâdişahlar pâdişahının dışındaki zayıf krallar ancak kendilerine rüşvet verildiği ve hediyeler geldiği takdirde ziyaretçilerle başbaşa kalmak müsamahasını gösterirler. O'nun şânı ne büyüktür; saltanatı ne kuvvetlidir! O'nun lütfu tastamamdır ve ihsanı umumî ve kapsayıcıdır. O'nun rahmeti; seçilmiş peygamberi ve velisi Muhammed'e ve hidayetin anahtarları ve zulmetin çıraları olan âline ve ashâbına olsun! Ey rabbimiz! Kulun ve peygamberin Hazret-i Muhammed'i, onun âlini ve ashâbını her çeşit eksiklikten koru!
Bu girişten sonra deriz ki; namaz dinin direği; yakînin ipidir. İbadetlerin başı ve tâatların en âlâsıdır. Biz Basît'ül-Mezheb, Vasıf'ül-Mezheb ve Vecîz'ül-Mezheb adlı eserlerimizin fıkıh bölümünde namazın usûl ve fürûunu uzun uzadıya tesbit etmiş bulunmaktayız, Hatta mezkûr eserlerde namazın bindebir vaki olacak fer'î meselelerine ve şâzz hâdiselerine bile ihtimam göstermişizdir. Bu ihtimamı gösterdik ki o kitaplar fetva verenlere birer hazine olsun. Müftü, sıkıştığı zaman onlardan yardım istesin ve ihtiyaç anında da onlara başvursun. Şimdi biz burada ibadet edenler için namazın zâhir amellerinden ve bâtın sırlarından çok mühim olanlarına kısaca işaret edeceğiz. Fıkıh ilminde zikredilmesi âdet edinilmeyen niyet, ihlâs ve huşûun mânâlarındaki gizli incelikleri belirtmeye çalışacağız.
Bu kitabı yedi bölüme ayırdık:
1. Namazın faziletleri 2. Namazın zâhirî amellerinin faziletleri 3. Namazın bâtınî amellerinin faziletleri 4. İmamet ve iktida (imama uyma)
5. Cuma namazı ve âdâbı 6. Her müslümanın bilmeye muhtaç olduğu ve bilinmesi çok mühim olan çeşitli meseleler 7. Nafile ve benzeri ibadetler
4-1 Ezan Fazileti
Hadisler
Kıyâmet gününde simsiyah miskten yapılmış bir tepenin üzerinde üç grup insan beklemektedir. Onların bu bekleyişleri diğer insanların hesabı bitinceye kadar devam eder. Bu kişiler ne hesaptan korkmaktadırlar ve ne de manzaranın fecaati kendilerini ürkütmektedir. Bunlar; a) Allah rızası için Kur'ân okuyan ve kendisinden razı olan bir cemaata imamlık yapan kişi, b) Allah rızası için bir mescitte ezan okuyan ve halkı Allah'a ibadet etmeye dâvet eden kişi, c) Dünyada rızk darlığına müptelâ olduğu halde âhiret amellerini terketmeyen kişidir. 1
Müezzinin sesini işiten cinler, insanlar ve herşey kıyâmet gününde onun hakkında şahidlik yaparlar. 2
Allahü teâlâ'nın kudret eli, ezanını bitirinceye kadar müezzinin başındadır. 3
'Ben gerçek müslümanlardanım, deyip salih amel işleyerek Allah'a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır?' (Fussilet/33) ayetinin müezzinlerin fazileti hakkında nâzil olduğu rivâyet edilmektedir.
Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin sözlerini tekrarlayınız. 4
'Müezzinin dediği gibi' demek müstehabdır. Ancak 'Hayye alessâlah' ve 'Hayye alelfelâh' kelimelerini işiten kimse aynı kelimelerle değil 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh' kelimesiyle mukabele etmelidir. Müezzinin kâmet sırasında 'Namaza başlandı' mânâsına gelen 'Kad kametissalâh' kelimelerinde ise 'Allah namazı yer ve göklerin devamı müddetince daim ve kaim kılsın' mânâsına gelen 'Ekamehallahü ve edâmehâ mâdâmetissemâvâtu vel-ard' ile mukabele etmek müstehabdır.
Sabah ezanında 'Namaz uykudan daha hayırlıdır' anlamına gelen 'Essalâtu hayrun minennevm' kelimelerine karşılık olarak da 'Doğru söyledin' hayır sahibi oldun ve müslümanlara nasihat ettin' mânâsına gelen 'Sadakte ve berirte ve nasahte' kelimeleriyle karşılık vermelidir. Ezan bittikten sonra da gerek müezzin ve gerek dinleyenler şu duayı okumalıdır:
Ey Allahım! Ey bu eksiksiz dâvetin (ezan ve kametin) ve kılınan namazın sahibi! Kulun ve Rasûlün Muhammed'e (sallâllahü aleyhi ve sellem) vesilet ve fazilet adlı dereceler ile daha yüksek dereceyi ihsan eyle! Onu va'dettiğin makâm-ı mahmûd'a gönder. Çünkü sen va'dine muhalefet etmezsin, Said b. Müseyyeb 'Çölde namaz kılanın sağında ve solunda birer melek namaz kılar. Eğer aynı zat namaza ezan okuyup kamet ederek durursa dağlar misâli melekler onun ardında saf olurlar ve ona uyarak namaz kılarlar' demiştir.
1) Tirmizî, (İbn Ömer'den hasen bir senedle)
2) Buhârî, (Ebû Said'den)
3) Taberânî el-Evsat, Hasan b. Said, Müsned, (Enes'den zayıf bir senedle)
4) Buhârî ve Müslim, (Ebû Said'den)
Farz Namazların Fazileti
Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır:
Namaz Mü'minler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur. (Nisa/103)
Hadîsler
Beş vakit namaz vardır ki Allahü teâlâ onları kullarına farz kılmıştır. Bu namazların hakkını hafife almayarak ve hiç birini zâyi etmeyerek edâ eden kimse için, cennete girmesi hususunda Allah'ın va'di vardır. Bu beş vakit namazı edâ etmeyen kimse içinse Allah nezdinde herhangi bir va'd yoktur. Allah onu dilerse azaba dûçâr eder; dilerse de cennete dâhil eyler. 5
Hazret-i Peygamber 'Beş vakit namaz tıpkı herhangi birinizin kapısının önünden akan gür ve tatlı bir nehir gibidir. Bu kişi günde beş vakit, kapısının önünden akan bu nehre dalarak yıkansa, acaba sizce bedeninde kirden iz kalır mı?' dedi. Ashâb 'Hayır ey Allah'ın Râsûlü! Hiç birşey kalmaz' deyince de şöyle buyurdu: İşte suyun kiri götürmesi gibi, beş vakit namaz da insanın bütün günahlarını siler süpürür'. 6
Kişi büyük günahlardan sakındığı takdirde, beş vakit namaz, aralarda vaki olan küçük günahların kefareti olur. 7
Biz müslümanlarla münafıklar arasındaki fark, yatsı ve sabah namazlarına devam etmektedir; çünkü münafıklara bu iki namazı cemaatla kılmak) ağır gelmektedir. 8
Allah huzuruna, namazı zayi ettiği halde gelen bir kimsenin iyiliklerinin hiç birisine önem verilmez. 9 Namaz, dinin direğidir. Kim namazı terkederse dini yıkmış olur. 10
Hazret-i Peygamber 'Hayırlı amellerin hangisi daha üstündür?' sorusuna 'Vaktinde kılınan namazdır' diye cevap vermiştir. 11
Beş vakit namaz, abdestlerini ikmâl ederek ve vakitlerini gözeterek edâ eden kimse için, kıyâmet gününde delil ve nûr olur. Onları, zayi ederek terkedenler ise, Firavun ve Hâmân ile haşrolunur. 12
Cennetin anahtarı namazdır. 13
Allahü teâlâ, kullarına Tevhîd inancından sonra namazdan daha sevimli bir vazifeyi farz kılmış değildir. Eğer namazdan daha sevimli bir vazife olsaydı, Allahü teâlâ meleklerini o vazife ile görevlendirirdi. Halbuki meleklerin bir kısmı rükûda, bir kısmı secdede, bir kısmı kıyamda ve bir kısmı da ka'dededir. 14
Namazı kasten terkeden, nerede ise küfre girecektir. 15
İmanın ipini çözüp direğini yıktığından dolayı imandan çıkmaya ramak kalmıştır. Nasıl ki, şehre yaklaşan bir kimse için 'Şehre vardı ve girdi' deniliyorsa, namazı terketmek suretiyle küfre yaklaşan kişi için de 'Kâfir oldu' mânâsına gelen fekad kefere tâbiri kullanılmıştır. Nitekim bir başka hadîste de şöyle buyurulmuştur:
Namazı kasten terkeden kimse, Muhammed'in zimmetinden çıkmış olur. 16
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) 'Güzel bir abdest alarak namaz kılmak gayesiyle evinden çıkan kişinin attığı her adım sanki namazdaymış gibi kendisine ibadet sayılır. Her adımıyla defterine bir sevap yazılır, diğer adımıyla da defterinden bir günah silinir. Müezzinin kametini işitip de icabet etmemek, uygun bir hareket olmaz. Ecir bakımından en büyüğünüz, camiden en uzak yerde oturanınızdır' dedi. Bunun üzerine dinleyenler 'Neden camiden en uzakta oturanımız, ecir bakımından en hayırlımız olsun?' dediler. Bunun üzerine Ebû Hüreyre de 'Çok adım attığından' diye cevap verdi.
Kıyâmet gününde kulun bütün amellerinden evvel namazlarına bakılır. Eğer namazı tam görülürse hem namazı ve hem de (bu namazın yüzü suyu hürmetine) bütün amelleri kabul olunur. Eğer namazı eksik görülürse namazı reddolunduğu gibi diğer amelleri de reddolunur!17
Hazret-i Peygamber, Ebû Hüreyre'ye şöyle demiştir:
Ey Ebû Hüreyre! Aile efradına namaz kılmayı emret. Çünkü bunu yaparsan, Allahü teâlâ sana ummadığın yerlerden rızık gönderir. 18
Teks dariOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472diambil 2026-10-21
Ini adalah teks Arab Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn karya al-Ghazālī sebagaimana ada dalam korpus OpenITI, dari salinan Shamela atas edisi Dār al-Maʿrifa. Tidak ada yang membandingkannya dengan buku cetak atau manuskrip, dan tidak ada ulama yang menelaahnya. Korpus itu menyebut bahwa di beberapa halaman sebagian teks hilang dan catatan kaki penyunting bercampur dengan teks; keduanya ditampilkan apa adanya. Halaman edisi cetak ditandai di tempat berakhirnya. Terjemahan-terjemahannya milik para penerjemahnya; masing-masing dibaca dari salinan yang disebutkan bersamanya dan ditampilkan sebagai teks tersendiri di bawah setiap kitab dengan judul-judulnya sendiri: tidak satu pun disejajarkan baris demi baris dengan teks Arab, terjemahan Inggris Karim meringkas kitab sebagaimana dikatakan penerjemahnya, dan masing-masing membawa cacat salinan yang menjadi sumbernya. Sabīl tidak menerjemahkan apa pun, tidak memeriksa terjemahan mana pun terhadap teks Arab, dan tidak ada ulama yang menelaahnya.