Aller au contenu
Tafsir As-Saadi - Turkish · At-Tawba
Sourate 9

At-Tawba

Voici un tafsîr dans une autre langue que l’arabe, tel que la Quranic Universal Library (QUL, de Tarteel) le donne, pris dans la copie ouverte des données de QUL que conserve spa5k/tafsir_api. La fiche de QUL ne dit ni qui l’a écrit ou traduit ni quelle édition imprimée il suit, et n’indique aucune licence pour le texte, si bien que le droit de le montrer n’est pas vérifié. Personne ne l’a comparé à un livre imprimé, et aucun savant ne l’a relu. Chaque passage se tient à côté des versets qu’il commente, qui sont le texte coranique de Tanzil, montré tel qu’il y est. Sabīl n’en a rien écrit ni traduit.

Texte deQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITpris le 2026-10-21

Versets 46–48

وَلَوْ أَرَادُوا۟ ٱلْخُرُوجَ لَأَعَدُّوا۟ لَهُۥ عُدَّةً وَلَـٰكِن كَرِهَ ٱللَّهُ ٱنۢبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ ٱقْعُدُوا۟ مَعَ ٱلْقَـٰعِدِينَ 46 لَوْ خَرَجُوا۟ فِيكُم مَّا زَادُوكُمْ إِلَّا خَبَالًا وَلَأَوْضَعُوا۟ خِلَـٰلَكُمْ يَبْغُونَكُمُ ٱلْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّـٰعُونَ لَهُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ 47 لَقَدِ ٱبْتَغَوُا۟ ٱلْفِتْنَةَ مِن قَبْلُ وَقَلَّبُوا۟ لَكَ ٱلْأُمُورَ حَتَّىٰ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَهُمْ كَـٰرِهُونَ 48

46- Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların çıkmalarını hoş görmedi de onları alıkoydu ve kendilerine:“(Savaşa çıkmayıp evde) oturanlarla beraber oturun” denildi. 47- Eğer sizinle birlikte (savaşa) çıksalardı içinizde fesadı artırmaktan başka bir şey yapmazlardı ve mutlaka sizi fitneye düşürme arzusuyla aranızı bozmaya çalışırlardı. Aranızda onlara kulak verecekler de vardır. Allah zalimleri çok iyi bilendir. 48- Andolsun ki onlar bundan önce de fitne çıkarmak istemişler ve arkandan birtakım işler çevirmişlerdi. Nihâyet hak geldi ve onlar hoşlanmadıkları halde Allah’ın emri üstün geldi.

46. Yüce Allah cihaddan geri kalan münafıkların durumunu beyan ederek onların durumlarında, savaşa çıkma isteklerinin olmadığını gösteren ve ileri sürdükleri mazeretlerin asılsız olduğunu ortaya koyan birtakım deliller olduğunu ifade etmektedir. Çünkü gerçek mazeret, kulun bütün gücünü ortaya koyup savaşa çıkmanın sebeplerini gerçekleştirmeye çalışmakla birlikte dinen geçerli bir engel ile karşılaşan kimsenin mazeretidir. Kişi ancak bu şekilde mazur görülebilir. Bu münafıklara gelince “eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi, elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı.” Gerekli hazırlıkları yapar ve imkânları ölçüsünde savaşa çıkma sebeplerini yerine getirirlerdi. Fakat onlar savaşa çıkmak için hazırlık yapmadıkların için onların savaşa çıkma niyetleri olmadığı anlaşılmış olmaktadır. “Fakat Allah onların” sizinle birlikte gazaya “çıkmalarını hoş görmedi de onları” kader ve kazası gereği “alıkoydu.” Savaşa çıkma emrini vermek ve buna teşvik etmekle birlikte, yine bunu gerçekleştirme kudretini onlara bahşetmekle beraber hikmeti gereği onlara yardımcı olmamayı murad etti. Onları yardımsız bıraktı ve alıkoydu “ve kendilerine” savaşa çıkmamakta mazur olanlardan ve kadınlardan oluşan “oturanlarla beraber oturun, denildi.” Daha sonra Yüce Allah, bundaki hikmeti söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

47. “Eğer sizinle birlikte (savaşa) çıksalardı içinizde fesadı artırmaktan” yani cihad gücünüzün eksiltmekten “başka bir şey yapmazlardı ve mutlaka mutlaka sizi fitneye düşürme arzusuyla aranızı bozmaya çalışırlardı.” Aranızda fitneyi ve kötülüğü körüklemek için çalışır, birliğinizi dağıtmaya gayret ederlerdi. Onlar, aranızda fitne çıkartmaya ve düşmanlık sokmaya gayretle çalışırlardı. “Aranızda” aklî güçleri zayıf olup “onlara kulak verecekler” onlara aldanarak çağrılarını kabul edecek kimseler “de vardır.” Bu durumda onlar sizi yardımsız bırakmaya, aranızda kötülükler yaymaya ve düşmanlarınızla savaşmaktan alıkoymaya son derece gayret ederlerken, üstelik aranızda da onların söylediklerini kabul edecek ve onlardan öğüt almak isteyecek kimseler de bulunurken eğer onlar, mü’minlerle birlikte savaşa çıksalardı onlara verecekleri sayısız zararı var sen hesap et! Gerçekten Yüce Allah'ın, onların mü’min kulları ile birlikte savaşa çıkmalarını engellemesi, mükemmel bir ilahî hikmet ve mü’min kulları için de büyük bir rahmettir. O, onlara fayda sağlamayacak, aksine zarar verecek unsurları aralarına katmamakla onlara büyük bir lütufta bulunmuştur. “Allah zalimleri çok iyi bilendir.” O nedenle kullarına bu zalimlerden nasıl sakınacaklarını öğretir, onlarla içli dışlı olmaktan dolayı meydana gelecek çeşitli fesat ve kötülükleri de beyan eder. Daha sonra Yüce Allah, bu münafıkların daha önceden birtakım kötülükler yapmaya kalkıştıklarını da hatırlatarak şöyle buyurmaktadır:

48. “Andolsun ki onlar bundan önce de” Medine’ye hicret ettiğiniz sırada, bütün gayretlerini ortaya koyarak “fitne çıkarmak istemişler ve arkandan birtakım işler çevirmişlerdi.” Yani davanızı boşa çıkarmak ve dininizi yardımsız bırakmak için düşünce alışverişinde bulunmuşlar, hilelere başvurmuşlar ve bu hususta ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. “Nihâyet hak geldi ve onlar hoşlanmadıkları halde Allah’ın emri üstün geldi.” Böylelikle onların hileleri boşa çıktı ve batıl maksatları da yıkılıp gitti. İşte Bbu gibi kimselerden Allah’ın mü’min kullarını sakındırması gerçekten yerindedir. Mü’minlerin de kendilerinden geri kalmaları dolayısı ile onlara aldırmamaları da çok yerindedir.