Aller au contenu
Livre 20 · Iḥyā’ ʿulūm al-dīn
Livre 20 · Türkçe

ÂDÂBU'L-MA'ÎŞE VE AHLÂKU'N-NÜBÜVVE

Cette traduction est celle de son traducteur, non celle de Sabīl. Elle est montrée telle que sa source la donne, comme un texte à part sous chaque livre, avec les titres du traducteur : elle ne se tient pas ligne à ligne en regard de l’arabe et garde les défauts de la copie d’où elle a été lue. Sabīl ne l’a pas vérifiée sur l’arabe, et aucun savant ne l’a relue.

Traduit par Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-DînLu dans islamilimleri.compris le 2026-10-21

Ce que la source en dit : The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.

20-1 Giriş

Hamd Allah'a mahsustur. O her şeyi yaratmış, yaratılışını ve terkibini güzel yapmıştır. O Allah ki, peygamberi Hazret-i Muhammed'i edeplendirmiş ve onu edeplendirmeyi en güzel şekilde yapmıştır.

Onun vasıflarını ve ahlâkını tertemiz kıldıktan sonra onu seçilmiş kul ve dost edinmiştir. O Allah ki, herhangi bir kulunun tertemiz olmasını irade ettiği zaman, o kulunu Muhammed'e uymak hususunda başarılı kılmıştır. O Allah ki, mahrum etmek istediği herhangi bir kimseyi Hazret-i Muhammed'in (sallâllahü aleyhi ve sellem) ahlâkıyla ahlâklanmaktan mahrum bırakmıştır. Allahü teâlâ peygamberlerin seyyidi, efendimiz Hazret-i Peygamber'e ve onun tertemiz âline ve ashâbına salât ve selâm etsin!

Zahirin edepleri, bâtının edeplerinin unvan ve belirtileridirler. Azaların hareketleri, iç âlemdeki tasavvurların meyveleridir. Ameller, ahlâkların neticesidir. Edepler, marifetlerin sızıntısıdır. Kalplerin sırları, fiillerin kaynaklarıdır. Sırların nurlarıdır ki, zahirin üzerine doğar. Onu süsler ve pırıl pırıl parlatır. Zahirin çirkinliklerini ve nahoşluklarını güzellikle değiştirir. Kalbi korkmayan bir kimsenin azaları korkmaz. Göğsü ilahi nûrların penceresi olmayan bir kimsenin zahiri üzerine nübüvvet (peygamberlik) edeplerinin cemâli feyezan etmez. Ben bu kitabın 'İbadetler' bölümünü maişet âdâbını toplayan bir bahisle sonuçlandırmak azmindeydim ki, maişet âdâbını arayanlar, onu bu kitabın tümünden çıkarmak suretiyle zorluğa girmesinler. Sonra baktım ki, bu Âdetler bölümünün her kitabı edeplerin bir kısmını zikretmiştir. Onları yeniden tekrar etmenin bana ağır geleceğini düşündüm. Çünkü tekrarı istemek ağırdır. Nefisler tekrarları sevmeyecek şekilde yaratılmıştır.

Hazret-i Peygamberin yaratıkların en şereflisi, rütbece en yücesi, kıymetçe en yükseği olduğuna her biri teker teker şahitlik eden o güzel ahlâklarının müşahedesiyle bütün edeplerle beraber îmanın tecdid ve takviyesi kişide bulunsun diye, bu bölümde sadece Hazret-i Peygamberin edeplerini ve isnad ile kendisinden rivâyet edilen ahlâklarını zikretmek istedim. Bu bakımdan onların isnadlarını atmak suretiyle tümünü fasıl fasıl zikredeceğim. Bu ahlâkların bir tanesi bile Hazret-i Peygamber'in en şerefli, en yüce ve en kıymetli olduğuna delâlet eder. Bunların tümü buna nasıl delâlet etmesin! Sonra onun ahlâkını anlatmaya, yaratılışını anlatmayı da ekleyeceğim. Sonra haberlerle doğruluğu sabit olan mucizelerinin zikrini ekleyeceğim ki ahlâkların en şereflisinden bahsedilmiş olsun ve nübüvvetini inkâr edenlerin kulaklarından sağırlık pasını söksün. Tevfikin velisi ve vericisi Allah'tır ve bu zikredeceğimiz mucizeler hilkat ve ahlâk sayesinde ahlâkta, hâllerde ve diğer dinî esaslarda peygamberlerin efendisine uyulsun. Çünkü şaşkınların sığınağı ve zor durumda kalanların imdadına koşandır o. . .

Biz burada önce Allah'ın Kur'ân ile Hazret-i Peygamber'i terbiye etmesini beyan edelim. Sonra onun güzel ahlâkının tümünü açıklayalım. Sonra onun edep ve ahlâkının bir kısmını beyan edelim. Sonra konuşmasını ve gülmesini izah edelim. Sonra yemek hususundaki ahlâk ve âdâbını, ondan sonra giyim hususundaki ahlâk ve âdâbını, bundan sonra da kudreti olmakla beraber affetmesini, sonra hoşlanmadığı halde göz yummasını, ondan sonra sahavet ve cömertliğini, ondan sonra şecaat ve şiddetini, ondan sonra tevazûunu, ondan sonra sûret ve yaradılışını, ondan sonra da mucize ve peygamberliğinin delillerini beyan edelim. Allah ona salât ve selâm etsin!

Allahü teâlâ'nın Hazret-i Muhammed'i (sallâllahü aleyhi ve sellem) Kur'ân ile Terbiye

Etmesi

Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) çokça yalvarır, çokça yakarır ve daima Allah'tan edeplerin en güzelleriyle, ahlâkların en yüceleriyle kendisini donatmasını ister ve duasında şöyle derdi:Ey Allah’ım! Benim yaradılışımı ve ahlâkımı güzelleştir. (1)

Ey Allah’ım! Beni ahlâkların çirkinlerinden uzaklaştır ve koru.(2)

Allahü teâlâ da onun duasını, va'd'i ilahîsini yerine getirmek için kabul buyurmuştur.

Beni çağırınız ki size cevap vereyim. (Mü'min/60)

Allahü teâlâ onun üzerine Kur'ân'ını indirdi ve onu Kur'ân ile edeplendirdi. Bu bakımdan onun ahlâkı Kur'ân’dır. Hişam'ın oğlu Said der ki: Aişe validemizin huzuruna girdim. Hazret-i Peygamber'in ahlâkını kendisinden sordum. Şöyle dedi:

—Sen Kur'ân okumuyor musun?

—Evet, okuyorum.

—Hazret-i Peygamber'in ahlâkı Kur'ân'dı.

Kur'ân onu şu ayetlerin benzerleriyle edeplendirmiştir:

—Sen bağışlama yolunu tut! İyiliği emret ve cahillerden yüzçevir.(A'raf/199)

—Muhakkak ki Allah adaleti, ihsan etmeyi, yakınlara vermeyi emreder. Fuhşiyatı, münkeri ve zulmü yasaklar,(Nahl/90)

—Başına gelene sabret. Çünkü bunlar yapılması gereken işlerdendi.(Lokman/17)

-Kim de sabredip bağışlarsa, işte bu işlerin en hayırlısındandır.(Şura/43)

-Böyleyken yine onları bağışla ve aldırma! Çünkü Allah iyilik edenleri sever.(Maide/43)

-Bağışlasınlar, aldırmasınlar. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?(Nûr/22)

-Sen kötülüğü en güzel olan hareketle önle! O vakit bakarsın ki seninle arasında bir düşmanlık bulunan kimse, yakın bir dost gibi olmuştur.(Fussilet/34)

-Onlar bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah da güzel davrananları sever.(Âl-i İmrân/134)

-Ey îman edenler! Zannın birçoğundan sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. (Müslümanların ayıp ve kusurlarını) araştırmayın. Bir kısmınız bir kısmınızı (arkasından) çekiştirmesin. Hem sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi?(Hucurat/12)

Hazret-i Peygamber'in Uhud savaşında başı yarılıp ön dişleri kırıldığı zaman, üzerine kan akmaktaydı. Bir taraftan kanını siliyor, diğer taraftan şöyle diyordu: Acaba peygamberlerinin yüzünü kana boyayan bir kavim, nasıl felaha kavuşacaktır? Oysa o peygamber kendilerini rablerinin yoluna davet ediyor. Onun bütün yaptıkları bundan ibarettir.(3)

Böylece Allahü teâlâ şu ayeti, peygamberini bu sözünden dolayı edeplendirmek için inzal etmiştir:

Senin elinde (onları cezalandırmak ve affetmek hususunda) hiçbir şey yoktur!(Âl-i İmrân/128)

Bu gibi ilahî te'dibler, Kur'ân'da sayılamayacak kadar çoktur. Bu te'dib ve tehzibin ilk hedefi Hazret-i Peygamber'dir. Sonra nûr ondan bütün insanlık âlemine feyezan eder. Allahü teâlâ Kur'ân ile peygamberini edeplendirmiş, o da Kur'ân'ın edebini kabul etmiş ve onunla halkı edeplendirmiştir. Bu sırra binaen Hazret-i Peygamber şöyle buyurmaktadır: Ben mekârimi ahlâkı (güzel ahlâkı)

tamamlamak üzere gönderildim.(4)

Hazret-i Peygamber halkı güzel ahlâka, daha önce nefsin riyazâtı ve ahlâkın tehzibi bahsinde zikrettiğimiz hâdislerle tergib ve teşvik etmiştir. Bu bakımdan biz ikinci bir defa onları tekrar etmeyelim. Sonra Allahü teâlâ, dostu Muhammed Mustafa'nın ahlâkını kemale vardırdığı zaman onu överek şöyle buyurmuştur:

Muhakkak sen pek büyük bir ahlâk üzeresin. (Kalem/4)

Allahü teâlâ ortaktan münezzehtir. Şanı yücedir. Kullarına yapmış olduğu minneti tastamamdır. Sonra Allahü teâlâ'nın umumi lütfûna büyük faziletine dikkat et ki, nasıl veriyor ve verdiğini nasıl övüyor? Peygamberi güzel ahlâk ile süslendiren O... Sonra lütfundan vermiş olduğu ahlâkı peygambere izafe ederek şöyle buyurmuştur: 'Muhakkak sen ahlâkça çok yükseksin'. Sonra Hazret-i Peygamber, halka belirtti ki, Allahü teâlâ güzel ahlâkı sever, kötü ahlâktan nefret eder.(5)

Hazret-i Ali (radıyallahü anh) diyor ki: 'Müslüman bir kişiye şaşıyorum ki, Müslüman kardeşi bir ihtiyaç için kendisine geldiğinde o ihtiyaç sahibine yardım etmek suretiyle kendini nasıl hayrın ehli olarak görmüyor? Farzı muhal yapacağı iyilikten sevap ummaz, yapmadığı takdirde herhangi bir azaptan korkmasa yine de güzel ahlâka acele etmesi kendisine daha uygun düşerdi. Çünkü böyle yapması, insanı kurtuluş yoluna iletir'. Bunları söyledikten sonra Hazret-i Ali'ye adamın biri dedi ki:'Sen bunun böyle olduğunu Hazret-i Peygamber'den dinledin mi?'

Hazret-i Ali (radıyallahü anh) şöyle dedi:'Evet! Dinledim! Hatta bundan daha hayırlısını da dinledim. Hazret-i Peygamber'e Tayy kabilesinin esirleri getirildiği zaman, esirler arasından ayağa kalkan bir cariye şöyle dedi: 'Ya Muhammed! Ne olursun, beni serbest bırak! Arab kabilelerine gülünç olmayayım. Çünkü ben kavmimin efendisinin kızıyım. Benim babam himayesindeki insanları korur, esirleri bırakır, açları doyurur, yemek yedirir, selâmı yayar ve hiçbir ihtiyaç sahibini geri çevirmezdi. Ben Hatem et-Tâî'nin kızıyım'. Bu sözleri işiten Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) şu karşılığı verdi:

—Ey cariye! Bu saydığın sıfatlar gerçekten mü'minin sıfatıdır. Eğer senin baban Müslüman olsaydı biz ona rahmet okurduk. Ey ashâbım! Cariyeyi serbest bırakınız! Çünkü onun babası ahlâkın güzelini seviyormuş.Allahü teâlâ da ahlâkın güzelini sever.(6)

Bu esnada Niyar'ın oğlu Ebu Burde(7) ayağa kalktı ve dedi ki: 'Allah ahlâkın güzelini sever mi?' Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi:Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim, cennete ancak ahlâkı güzel olan kimseler girecektir.

Muaz b. Cebel Hazret-i Peygamber'den şu hâdisi rivâyet eder:Muhakkak ki, Allahü teâlâ, İslâm dinini ahlâkın en güzelleriyle ve amellerin en iyileriyle kuşatmış bulunmaktadır.

Güzel davranış, iyilik yapmak, yumuşaklık göstermek, hayır ve hasenatta bulunmak, yemek yedirmek, selâmı yaymak, Müslüman hastayı ziyaret etmek, ister adil ister ise facir olsun; Müslüman’ın cenazesini teşyi etmek, her komşusuna; ister Müslüman, ister kâfir olsun güzel muamele etmek, ihtiyar Müslüman’a hürmet göstermek, yemeğe davet edildiğinde icabet etmek ve bundan dolayı duada bulunmak, Müslüman’ı affetmek, insanların arasını bulmak, cömert olmak, şerefli olmak, müsamahalı olmak, önce selâm vermek, öfkeyi yutmak, halkı affetmek, İslâm'ın haram ettiği oyun ve batıllardan kaçınmak, (haram) teganniden, oyun aletlerinin tamamından kaçınmak ve her telli aleti çalmaktan sakınmak, her hileli işten; gıybet, yalan, cimrilik, başkasına zahmet vermek, hile yapmak, kandırmak, koğuculuk yapmak, müslümanların arasını bozmak, sılayı rahmi kesmek, kötü ahlâk, kibir, fahr, gurur, gevezelik, büyüklenmek, müstehcen konuşmak, kindar olmak, haset etmek, fal bakmak, zulüm, tecavüzkârlık ve adaletsizlikten sakınmak, güzel ahlâktandır.

40 sur 415
Le texte arabe
كتاب آداب المعيشة وأخلاق النبوة وهو الكتاب العاشر من ربع العادات الثاني من كتب إحياء علوم الدين

Texte du corpusOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472pris le 2026-10-21

Ceci est le texte arabe de l’Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn d’al-Ghazālī tel que le corpus OpenITI le donne, d’après la copie de Shamela de l’édition Dār al-Maʿrifa. Personne ne l’a comparé au livre imprimé ni à un manuscrit, et aucun savant ne l’a relu. Le corpus signale que, dans certaines pages, une partie du texte manque et que les notes de l’éditeur sont mêlées au texte ; l’un et l’autre sont montrés tels quels. Les pages de l’édition imprimée sont marquées là où elles finissent. Les traductions sont celles de leurs traducteurs ; chacune a été lue dans la copie nommée avec elle et est montrée comme un texte à part sous chaque livre, avec ses propres titres : aucune n’est placée ligne à ligne en regard de l’arabe, l’anglais de Karim abrège le livre comme son traducteur le dit, et chacune garde les défauts de la copie d’où elle a été lue. Sabīl n’a rien traduit, n’a vérifié aucune traduction sur l’arabe, et aucun savant n’en a relu une.