SEMÂ' VE VECD
Cette traduction est celle de son traducteur, non celle de Sabīl. Elle est montrée telle que sa source la donne, comme un texte à part sous chaque livre, avec les titres du traducteur : elle ne se tient pas ligne à ligne en regard de l’arabe et garde les défauts de la copie d’où elle a été lue. Sabīl ne l’a pas vérifiée sur l’arabe, et aucun savant ne l’a relue.
Traduit par Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-DînLu dans islamilimleri.compris le 2026-10-21
Ce que la source en dit : The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.
1. Giriş
Velilerinin kalplerini sevgisinin ateşiyle yakan, cemâlinin müşahedesi ve huzuruna varmak şevkiyle ruhlarını ve himmetle rini köle edinen Allah'a hamdolsun! O Allah ki, veli kullarının göz ve basiretlerini huzurunun cemâlini mülahaza etmek üzere vak fetmiştir. Öyle ki, o kullar visal ruhunun heva-i nesiminden ötürü sarhoş olmuşlardır. Onların kalpleri celilin azameti nûr ve re vakını mülahaza etmekten ötürü kendinden geçip şaşkına dönmüştür. Onlar dünya ve âhirette O'ndan başka birşey görmemektedirler. Dünya ve âhirette O'ndan başkasını hatırlayıp an mamaktadırlar. Eğer gözlerine bir sûret ilişirse, basiretleri derhal o sûreti yaratana ve o şekilde onu tasvir edene geçip onu seyrederler. Eğer kulaklarına herhangi bir nağme gelirse, kalpleri derhal sevgiliyi hatırlar. Eğer heyecan verici şevke getirici, sevindirici, üzücü, vecde getirici, ıztırap verici veya korkutucu bir ses kulaklarına gelirse, şüphesiz ki O'ndan başka sığınacakları merci ol maz. Ancak O'nunla sevinirler. Onlar ancak O'ndan ötürü ızdırap çekerler, O'nun için mahzun olurlar. Onların iştiyakı ancak O'nun nezdindeki ebedî nimettir. Hareketleri ancak O'nun içindir. Gezintileri ancak O'nun faziletleri etrafında olur.
Bu bakımdan dinlemeleri, kulak vermeleri de O'nadır. Zira O onların basiretle rini ve kulaklarını kendisinden başka herşeye kapatmıştır, dostluğuna seçtiği kullar onlardır. Esfiya ve seçkin kullarının arasından onları seçmiştir.
Salat ve selâm O'nun risaletiyle vazi feli olarak gönderilen Hazret-i Peygamber'e, hakkın önder ve rehberleri olan âline ve ashâbına olsun!
Kalpler ve sırlar esrarın hazineleri ve cevherlerin merkezleri dirler. Ateşin demir ile taşta gizlendigi gibi, cevherler de oralarda gizlenmiştir. Suyun toprak ile taşlar arasında gizlendiği gibi cev herler de o kalp ve sırlarda gizlenmiştir. O gizli cevherleri açığa çıkarmanın yolu ancak semânın çıkışlarıdır. Kalplere, ancak se mâların dehlizinden varılır.
Bu bakımdan vezinli, kafiyeli ve lezzet verici nağmeler oradan çıkar, oranın iyilik veya kötülüklerini açığa çıkarır. Bu bakımdan ancak hareket anında kalbin içeri sinde saklı bulunanlar kalpten çıkıverir. Tıpkı kabın sadece içindekini dışarıya sızdırdığı gibi. . .
Bu bakımdan semâ kalp için şaşmaz bir mihenk taşıdır. Konuşan bir miyardır. Semâ'nın nefesi kalbe varır varmaz kalpte hâkim bulunan durum derhal harekete geçer. Kalplerin tabii olarak duyduklarına muti oldukları ve duyu lan nağmelerin gelişiyle kalplerdeki gizli durumların meydana çıktığı zaman da o nağmelerle kalplerin kötülükleri keşfolunup iyilikleri belirir. (Bunun için) semâ ve vecd hakkındaki hükmü açıklamak, semâ ve vecd'de bulunan fayda ve âfetleri beyan etmek, burada müstehab olan âdâb ve durumları, semâ ve vecd'in mah zurlarından mı veya mübahlarından mı olduğu hususundaki ulemanın ihtilafını belirtmek farzoldu.
İşte biz bunu iki bölümde izah edeceğiz.
18-1
Birinci bölüm: Semâ'nın mübahlığı hakkında ulemanın ihtilafı İkinci Bölüm: Semâ'nın âdâbı ve tesiri 1) Sema: Dönmek, işitmek, çalgıyla cemiyyet etmek ve ayarlamak; Vecd: Aklm gitmesi, üzüntülü olmak, muhabbet ve iştiyakın selbedilmesi. (Ahterî)
2. Semâ'nın Mübahlığı Hakkında Ulemanın İhtilafı
2. Semâ'nın Helâl Olup Olmadığı Hakkında Âlimlerin ve Mutasavvıfların Görüşleri
Semâ bir başlangıçtır. Semâ'nın meyvesi olarak kalpte bir hâl meydana gelir. Buna vecd adı verilir, vecd de azaların harekete geçmesini sağlar. O hareketler intizamlı bir şekilde olmazsa böyle bir harekete ızdırab adı verilir veya intizamlı bir şekilde olursa ona da tasfik (el çırpma) ve raks adı verilir. Bu bakımdan biz önce semâ'nın hükmüyle işe başlayalım.
I. Derece
Biz bu husustaki mezheplerin ve meşreplerin hakikatini izah edici sözleri nakledecek, sonra bunun mübah olduğuna dair delilleri zikredecek, sonra da haram olduğunu iddia edenlerin delille rine cevap vereceğiz.
Mezheplerin Görüşleri
Kadı Ebû Tayyib Taberî, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, Ebû Hanîfe, Süfyân es-Sevrî ve bir topluluktan birtakım tabirler hikâye ederek bu tabirlerle bu zatların semanın haram olduğu görüşünde olduklarını istidlal etmiştir.
İmâm-ı Şâfiî Âdâb'ul-Kaza adlı eserinde şöyle der: 'Teganni bâtıla benzer ve mekruh bir lehviyattır. Fazlasıyla teganni yapan bir kimse sefih (akılsız) sayılır. Şahitliği reddedilir'.
Kadı Ebû Tayyib şöyle demiştir: 'Kişinin mahremi olmayan bir kadından nağme dinlemesi, hiçbir durumda -ister kadın açıkta, ister perdenin arkasında bulunsun, ister hür olsun, isterse cariye-Şâfiî ulemasına göre caiz değildir'.
Kadı Ebû Tayyib, İmâm-ı Şâfiî'nin 'Cariyenin sahibi onu dinlemek için halkı bir araya topladığı zaman sefih sayılır ve şahitliği reddedilir! dediğini nakletmiştir.
Yine rivâyet olunduğuna göre İmâm-ı Şâfiî, Kaval'a üflemeyi mekruh görerek demiştir ki: 'Bunu zındıklar, halkı Kur'ân oku maktan alıkoymak için icat etmişlerdir'.
İmâm-ı Şâfiî (radıyallahü anh) dedi ki: 'Haberden anlaşılıyor ki, dama (nerd) 2 oynamanın keraheti, lehv aletlerinin herhangi birisiyle oynamanın kerahetinden daha fazladır. Ben satranç ile de oyna mayı sevmem. (Satranç ile şartsız oynamak Şâfiî mezhebine göre mübahtır) . Halkın oynadığı her oyunu kerih görürüm. Çünkü oyun, dindarların ve mürüvvet sahiplerinin sanatı değildir'.
İmâm Malik ise teganniyi yasaklayarak şöyle demiştir: 'Kişi bir cariyeyi satın aldığı zaman o cariyenin muganniye (şarkıcı) olduğunu görürse, eski sahibine iade edebilir!' Bu görüş aynı zamanda İbrahim b. Sa'd hariç bütün Medinelilerin görüşüdür.
Ebû Hanîfe de teganniyi kerih görür, teganni dinlemeyi günah sayardı. Süfyân es-Sevri, Hammad, İbrâhîm Nehaî, Şa'bî ve diğer Kûfe âlimleri de İmâm-ı Âzam'ın görüşündedirler. İşte buraya kadar söylediklerimizin hepsini Kadı Ebû Talib Taberî nakletmek tedir.
Ebû Talib el-Mekki ise, bir cemaat âlimden teganni dinlemenin mübah olduğunu naklederek şöyle demiştir: Ashâb-ı kiramdan Abdullah b. Cafer, Abdullah b. Zübeyr, Muğire b. Şu'be, Muaviye ve başkaları da şarkı dinlemişlerdir'. Ebû Talib el-Mekki devamla 'Sahâbe ve tabiînden selef-i salihînin çoğu bunu yapmıştır' dedikten sonra şunları da ilave etti: 'Hâlâ da bizim Mekke'de Hicaz aha lisi senenin en faziletli günlerinde şarkı dinlemektedirler. Mesela Allahü teâlâ'nın kullarını zikrini yapmaya davet ettiği teşrik günleri gibi belli günlerde semâyı dinlerler. Mekkeliler gibi Medine halkı da zamanımıza kadar şarkı dinlemeye devam etmektedirler. Biz Kadı Ebû Merva'a yetiştik. Onun birkaç cariyesi vardı. Halka şarkı okurlardı. Onları sûfîlere şarkı söylemek için tahsis etmiştir'. 3
Ebû Tâlib der ki: 'Ata b. Ebi Rebah'ın iki cariyesi vardı. Onlar söylerler, Ata'nın arkadaşları da onları dinlerdi'.
Sâlim'in oğlu Ebul-Hasan'a şöyle denildi: 'Sen nasıl semâ'yı münker görürsün? Oysa Cüneyd-i Bağdadî, Sırrî es-Sakatî ve Zunnûn-i Mısrî dinlerlerdi'. O zat cevap olarak dedi ki: 'Ben nasıl semâ'yı inkâr ederim? Zira benden daha hayırlı kimseler onu hem dinlemiş ve hem de caiz görmüşlerdir. Cafer-i Tayyar'ın oğlu Abdullah dinlerdi. Ben ancak semâ içinde yapılan oyun ve lehvi inkâr ediyorum!' Yahya b. Muaz şöyle demiştir: 'Biz üç şeyi kaybettik. Artık onları görmüyoruz ve onların hergün eksildiğini görüyoruz: Haramdan korunmakla beraber güzel yüzlülük, diyanetle beraber güzel söz, vefakarlıkla beraber güzel arkadaşlık'.
Ben bazı kitaplarda bu sözün Haris el-Muhasibî'den hikaye edildiğini gördüm. Bu sözde Haris el-Muhasibî'nin zühd ve tak vasına ve dindeki çalışma ve gayretine rağmen semâi caiz gördüğüne delil vardır.
Ebû'Talib el-Mekki der ki: İbn Mücâhid, semâ' sız hiçbir davete icabet etmezdi'. 4
Birçok kimseden hikâye ediliyor ki, bu zat şöyle demiştir: -Biz bir davette bir araya geldik. Bizimle beraber Meni'nin torunu Ebû Kasım, Ebû Bekir b. Ebî Dâvud ve İbn Mücâhid, emsalleriyle beraber bulunuyorlardı. Semâ hazırlandı. Bunun üzerine İbn Mücâhid, Meni'nin torununu, Ebû Bekir b. Ebî Dâvud'u dinlesin diye kışkırttı. Ebû Bekir b. Ebî Dâvud dedi ki: Babam, Ahmed b. Hanbel'den onun semâ'ı kerih gördüğünü rivâyet etti. Babam da bundan dolayı şarkı dinlemeyi kerih gö rürdü. Bu bakımdan ben de babamın mezhep ve meşrebi üzerinde yim ve kerih görürüm! Bunun üzerine Meni'nin torunu Eb Kasım dedi ki:
- Benim dedem Meni ise, İmâm-ı Ahmed'in oğlu Salih'den rivâyet etti ki, Salih'in babası (İmâm-ı Ahmed) İbn Habbaze'nin5 şarkısını dinlerdi.
Bunun üzerine İbn Mücâhid şöyle dedi: 'Sen babanı bir tarafa bırak'. Meni'nin torununa da 'Sen de dedeni bir tarafa bırak' dedi. Şimdi sorarım: 'Ey Meni'nin torunu Ebû Bekir? Şiir okuyan hakkındaki fikrin nedir? Haram mı?'
- Hayır!
- Güzel sesli ise, şiir okuması kendisi için haram mı?
- Hayır!
- Acaba okuyup uzatırsa, uzaması gerekeni kısaltır, kısalması gerekeni uzatırsa haram olur mu?
- Ben bir şeytanla başa çıkamıyorum. Nerede ikisiyle başa çıkayım?
Ebû Talib el-Mekki der ki: Ebul-Hasan Askalanî, Allah'ın veli kullarındandı. Şarkı dinler ve dinlediği anda da cezbeye kapılırdı. Bu zat hakkında bir kitap yazdı. Teganniye hücum edenlere bu kitabında hücum etmektedir. Böylece evliyadan bazıları teganniyi inkâr edenler aleyhinde kitaplar telif etmişlerdir.
Bir şeyh şöyle dedi: Ben (Ebû Abbas) , Hızır'ı gördüm. Kendisine 'Arkadaşlarımızın hakkında ihtilaf ettikleri şarkı dinlemek hakkındaki fikriniz nedir?' diye sordum. O da cevap olarak dedi ki: 'Teganni, kaygan ve dalgasız bir taştır ki, onun üzerindE ancak âlimlerin ayakları yer tutar!'
Mümşâd Dineverî şöyle der:6 'Ben Hazret-i Peygamberi (sallâllahü aleyhi ve sellem) rü yamda gördüm ve 'Ey Allah'ın Rasulü! Şu semâ'da senin hoş görmediğin birşey var mı?' dedim. O da şöyle buyurdu: 'Hiçbir şeyini inkâr etmiyorum. Fakat onlara söyle; onu Kur'ân ile açsınlar ve Kur'ân ile kapatsınlar'.
Texte du corpusOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472pris le 2026-10-21
Ceci est le texte arabe de l’Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn d’al-Ghazālī tel que le corpus OpenITI le donne, d’après la copie de Shamela de l’édition Dār al-Maʿrifa. Personne ne l’a comparé au livre imprimé ni à un manuscrit, et aucun savant ne l’a relu. Le corpus signale que, dans certaines pages, une partie du texte manque et que les notes de l’éditeur sont mêlées au texte ; l’un et l’autre sont montrés tels quels. Les pages de l’édition imprimée sont marquées là où elles finissent. Les traductions sont celles de leurs traducteurs ; chacune a été lue dans la copie nommée avec elle et est montrée comme un texte à part sous chaque livre, avec ses propres titres : aucune n’est placée ligne à ligne en regard de l’arabe, l’anglais de Karim abrège le livre comme son traducteur le dit, et chacune garde les défauts de la copie d’où elle a été lue. Sabīl n’a rien traduit, n’a vérifié aucune traduction sur l’arabe, et aucun savant n’en a relu une.