Al-Mujaadila
This is a tafsīr in a language other than Arabic as the Quranic Universal Library (QUL, by Tarteel) has it, taken through the open copy of QUL’s data that spa5k/tafsir_api keeps. QUL’s record does not say who wrote or translated it or which printed edition it follows, and states no licence for the text, so the right to show it is not verified. Nobody has compared it with a printed book, and no scholar has reviewed it. Each passage stands beside the verses it comments on, which are the Qur’ān text of Tanzil, shown as it is there. Sabīl did not write or translate any of it.
Text fromQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITtaken 2026-10-21
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ نُهُوا۟ عَنِ ٱلنَّجْوَىٰ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا۟ عَنْهُ وَيَتَنَـٰجَوْنَ بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَمَعْصِيَتِ ٱلرَّسُولِ وَإِذَا جَآءُوكَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ ٱللَّهُ وَيَقُولُونَ فِىٓ أَنفُسِهِمْ لَوْلَا يُعَذِّبُنَا ٱللَّهُ بِمَا نَقُولُ ۚ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُ يَصْلَوْنَهَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ 8 يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَنَـٰجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَـٰجَوْا۟ بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَمَعْصِيَتِ ٱلرَّسُولِ وَتَنَـٰجَوْا۟ بِٱلْبِرِّ وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ 9
8- Kendilerine fısıldaşma yasaklandıktan sonra kendilerine yasaklanan şeye dönen ve günah, düşmanlık ve Peygambere isyan olan hususlarda fısıldaşan kimseleri gördün mü? Üstelik onlar yanına geldiklerinde seni, Allah’ın seni selâmlamadığı şekilde selâmlarlar ve kendi aralarında da:“Hani, söylediklerimiz sebebiyle Allah bize azap etse ya!” derler. Cehennem onlara yeter! Oraya girip yanacaklar. O, ne kötü bir dönüş yeridir! 9- Ey iman edenler! Birbirinizle fısıldaştığınız zaman günah, düşmanlık ve Peygambere isyan olan hususlarda fısıldaşmayın. İyilik ve takvâ olan hususlarda fısıldaşın ve huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkup sakının.
8-9. Fısıldaşma, iki ya da daha çok kişinin kendi aralarında gizlice konuşmalarıdır. Bu hayır için de olabilir, şer için de olabilir. Yüce Allah, mü’minlere iyilik hususunda fısıldaşmalarını emretmektedir. İyilik (البر); her türlü hayır ve itaati ifade eden, Allah’ın ve kulların haklarını yerine getirme anlamına gelen kapsamlı bir isimdir. Takvâ ise burada bütün haram ve günahları terk etmeyi ifade eden kapsamlı bir isimdir. Mü’min ilâhî emre uyar. Bu yüzden onun ancak kendisini Allah’a yakınlaştıracak ve gazabından uzaklaştıracak şeyleri fısıldaştığını ve konuştuğunu görmek mümkündür. Günahkâr ise Allah’ın emrini önemsemez. Günah, düşmanlık ve peygambere isyan olan şeyleri fısıldaşır. Nitekim münafıkların Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e karşı takınageldikleri tavırları ve durumları da işte böyledir. "Onlar yanına geldiklerinde seni, Allah’ın seni selâmlamadığı şekilde selâmlarlar” Yani onlar, sana selâm verdiklerinde edebe aykırı hareket ederler. "Ve kendi aralarında da:“Hani, söylediklerimiz sebebiyle Allah bize azap etse ya!” derler.” Onlar bu fısıldaşmaları esnasında gizliyi ve açığı bilenin, onların söylediklerini naklettiği bu sözü gizlice söylerler. Bunun anlamı da şudur: Onlar bu işi önemsememektedirler. Kendilerine cezanın çabucak verilmeyişini, söyledikleri sözlerin sakıncalı olmadığına delil görürler. Yüce Allah ise mühlet vermekle birlikte, ihmal etmediğini açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Cehennem onlara yeter! Oraya girip yanacaklar.” Yani her türlü azap ve bedbahtlığı kendisinde toplamış olan cehennem onlara yeter. O, onları kuşatacak, onlar da cehennemde azap göreceklerdir. “O” cehennem “ne kötü bir dönüş yeridir!” Ne kötü bir sondur! Bu buyruklarda sözü edilen kimseler ya iman ettiklerini açıklamakla birlikte Allah Rasûlü’ne bu şekilde hitap eden ve hayır murad ettikleri izlenimi verip bu hususta yalan söyleyen bir grup münafıktır yahut da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e selâm verdiklerinde: “es-Sâmu aleyke ya Muhammed/Ölüm sana olsun, ey Muhammed” diye selam veren Kitap ehlinden birtakım kimselerdir.