An-Nisaa
This is a tafsīr in a language other than Arabic as the Quranic Universal Library (QUL, by Tarteel) has it, taken through the open copy of QUL’s data that spa5k/tafsir_api keeps. QUL’s record does not say who wrote or translated it or which printed edition it follows, and states no licence for the text, so the right to show it is not verified. Nobody has compared it with a printed book, and no scholar has reviewed it. Each passage stands beside the verses it comments on, which are the Qur’ān text of Tanzil, shown as it is there. Sabīl did not write or translate any of it.
Text fromQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITtaken 2026-10-21
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلَّذِى نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِن قَبْلُ ۚ وَمَن يَكْفُرْ بِٱللَّهِ وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَـٰلًۢا بَعِيدًا 136
136- Ey iman edenler! Allah’a, O’nun Rasûlüne, Rasûlüne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, hiç şüphesiz uzak bir sapıklığa düşmüştür.
136. Şu bilinmelidir ki emir, ya herhangi bir şeyin kapsamına girmeyen ve o şeyin hiçbir niteliğini taşımayan kimselere yöneltilir ki o takdirde böyle birisine verilen bu emir, o şeyin kapsamına girmesi için verilmiş olur. Mesela mü’min olmayan bir kimseye iman etmesini emretmek böyledir. Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi:“Ey kendilerine kitap verilenler, beraberinizdekini doğrulayıcı olarak indirdiğimiz (kitaba) iman edin.”(en-Nisa, 4/47) Yahut da emir, bir şeyin kapsamı içerisinde olan kimseye yöneltilir ki o takdirde bu emir, ona o konudaki hatalarını düzeltmek ve eksiklerini tamamlamak için yöneltilmiş olur. İşte Yüce Allah’ın bu âyet-i kerimede mü’minlere iman etmelerine dair verdiği bu emir de bu türdendir. Bu emir, onların ihlâs, doğruluk, imanı ifsad edici şeylerden uzak durmak ve eksiltici her bir husustan tevbe etmek gibi imanlarını doğrultma özelliğine sahip olan hususları yerine getirmelerini emretme anlamındadır. Aynı şekilde bu emir, mü’minin sahip olmadığı iman bilgilerine sahip olması ve yerine getirmediği imani amelleri yerine getirmesi emrini de içerir. Zira mümine her ne zaman bir nas ulaşır o da onun anlamını kavrayıp ona itikat ederse işte bu, ona emredilen imana dahildir. Yine zahir ve batın bütün amellerin durumu da böyledir, hepsi de imandandır. Nitekim pek çok nas buna delildir ve ümmetin selefi de bunu icma ile kabul etmiştir. Ayrıca ölünceye kadar bu şekilde devam edip sebat göstermek de buna dahildir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün.”(Ali İmran, 3/102) Burada Yüce Allah; kendisine, peygamberlerine, Kur’ân-ı Kerîm’e ve daha önce indirilmiş bulunan kitaplara imanı emretmektedir. Bütün bunlar ise kişinin, tafsilatı kendisine ulaşmamış olan hususlarda icmali olarak, tafsilatı ulaşmış olanlarda da tafsili olarak iman etmedikçe mü’min olamayacağı vacip iman kapsamındadır. İşte kim bu şekilde emrolunduğu imanı yerine getirecek olursa hidayet bulmuş ve başarıya ulaşmış olur. Ama “Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkar ederse o, hiç şüphesiz uzak bir sapıklığa düşmüştür” Dosdoğru hidayet yolunu terk edip can yakıcı azaba ulaştıran yolu izleyen kimsenin sapıklığından daha büyük bir sapıklık olabilir mi? Şunu bilmek gerekir ki, sözü geçen bu hususlardan herhangi birisini inkar etmek, hepsini inkar etmek gibidir. Çünkü bunlar birbirlerinden ayrılmazlar, bir bölümüne iman edip de diğer bir bölümüne iman etmeyerek mü’min olmak mümkün değildir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: