Skip to content
Tafsir As-Saadi - Turkish · Luqman
Sūrah 31

Luqman

This is a tafsīr in a language other than Arabic as the Quranic Universal Library (QUL, by Tarteel) has it, taken through the open copy of QUL’s data that spa5k/tafsir_api keeps. QUL’s record does not say who wrote or translated it or which printed edition it follows, and states no licence for the text, so the right to show it is not verified. Nobody has compared it with a printed book, and no scholar has reviewed it. Each passage stands beside the verses it comments on, which are the Qur’ān text of Tanzil, shown as it is there. Sabīl did not write or translate any of it.

Text fromQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITtaken 2026-10-21

Verses 20–21

أَلَمْ تَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُۥ ظَـٰهِرَةً وَبَاطِنَةً ۗ وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَـٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَـٰبٍ مُّنِيرٍ 20 وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ ۚ أَوَلَوْ كَانَ ٱلشَّيْطَـٰنُ يَدْعُوهُمْ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ 21

20- Göklerde olanları da yerde olanları da Allah’ın emrinize verdiğini, açık ve gizli nimetlerini size bol bol verdiğini görmez misiniz? Buna rağmen insanlar içinde hiçbir bilgi, rehber ve aydınlatıcı bir kitaba sahip olmaksızın tartışan kimseler vardır. 21- Onlara:“Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde onlar: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” derler. Peki, şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse de mi (onlara uyacaklar)?

20. Yüce Allah, kullarına ihsan etmiş olduğu nimetlerini hatırlatmakta, onları bu nimetlere şükretmeye, onları görmeye ve onlardan gafil olmamaya davet ederek şöyle buyurmaktadır:“Göklerde” güneş, ay ve yıldız gibi var “olanları da yerde olanları da” hayvanları, ağaçları, ekinleri, nehirleri, madenleri vb. “Allah’ın emrinize verdiğini” bunların tümünün, kulların faydasına amade kılınmış olduklarını gözlerinizle ve kalplerinizle “görmez misiniz?” Bu buyruk Yüce Allah’ın: “Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan... O’dur.”(el-Bakara, 2/29) buyruğuna benzemektedir. “açık ve gizli nimetlerini size bol bol verdiğini…” Yüce Allah, açık ve gizli nimetlerine sizleri gark etmiş bulunuyor. Bu nimetler, her tarafınızı kuşatmıştır. Biz, bunların bir kısmını biliyoruz, onların bir bölümü de bize gizlidir. Dünya nimetleri, din nimetleri, pek çok menfaatlerin elde edilmesi, zararların bizden uzak kılınması vb. gibi pek çok nimetler buna dahildir. O halde sizin göreviniz bu nimetlere karşı şükür vazifesini yerine getirmektir. Bu ise o nimetleri ihsan edeni sevmekle, O’na boyun eğmekle, bu nimetleri O’na itaat uğrunda kullanmakla, bunların hiçbirisini O’na isyan yolunda kullanmamakla olur. Ama bu ardı arkası kesilmeyen nimetlere rağmen “insanlar içinde” bu nimetlere şükretmeyip aksine nankörlük eden, dahası bunları ihsan edeni de inkâr edip kitaplarında indirmiş olduğu ve peygamberleri ile göndermiş olduğu hakkı reddeden “hiçbir bilgi” ve basireti olmadan, herhangi bir ilme dayanmadan “rehber” bu konuda hidâyet bulanlara uymadan “ve aydınlatıcı bir kitaba sahip olmaksızın” hakkı beyan eden apaydınlık bir kitabı böylelikle ilmi de olmaksızın “Allah hakkında tartışan kimseler vardır.” İşte böyleleri kendi hallerine bırakılır ve akıllarına esen şekilde konuşmalarına müsaade edilir. Zira onlar, bu tartışmaları ile hakkı çürütmeye, peygamberin getirmiş olduğu yalnızca Allah’a ibadet etme emrini ortadan kaldırmaya çalışırlar. Ancak bu tartışmaları ile ne aklî bir dayanağa ne de naklî bir dayanağa sahiptirler, ne de hidâyet bulan rehberlere uymaları söz konusudur. Böylelerinin Allah hakkındaki tartışmaları rehbersizdir, aksine sapkın ve saptırıcı olan atalarını taklide dayalıdır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 21. “Onlara: “Allah’ın” rasûlleri vasıtası ile “indirdiğine uyun.” Çünkü o haktır; “denildiğinde” ve onlara bu hakkın apaçık delilleri açıklandığında, buna karşı çıkarak “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” O nedenle -kim olursa olsun- biri, bir söz söyledi diye atalarımızı üzerinde bulduğumuz yolu terk edecek değiliz, “derler.” Yüce Allah hem onların bu iddialarını, hem de babalarının tuttukları yolu reddetmek üzere şöyle buyurmaktadır: “Peki, şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse de mi (onlara uyacaklar)?” Onların ataları şeytanın çağrısını kabul ettiler, onun ardından yürüdüler. Böylelikle şeytanın öğrencilerinden oldular. Dalalet onları her bir yandan kuşatıverdi. Peki, bu durum onlara tâbi olmayı, onların yolundan yürümeyi mi gerektirir yoksa atalarının yolunu izlemekten sakınmalarını mı? Yine bu, hem atalarının hem atalarına uyanların da sapmış olduklarını mı ilan etmektedir? Diğer taraftan şeytanın, atalarını da kendilerini de çağırması onları sevdiğinden, onlara karşı muhabbetinden kaynaklanmamaktadır. Bu, ancak onlara beslediği bir düşmanlığın, onları tuzağa düşürmek isteyişinin bir sonucudur. Gerçek şu ki ona uyanlar, aslında şeytanın kendilerine üstün gelip yenik düşürdüğü düşmanlarındandır. Bunların çağrısını kabul etmeleri dolayısı ile cehennem azabını hak etmiş olmaları, şeytanın mutlu eden, onun için son derece sevindirici bir olaydır.