Skip to content
Tafsir As-Saadi - Turkish · An-Nahl
Sūrah 16

An-Nahl

This is a tafsīr in a language other than Arabic as the Quranic Universal Library (QUL, by Tarteel) has it, taken through the open copy of QUL’s data that spa5k/tafsir_api keeps. QUL’s record does not say who wrote or translated it or which printed edition it follows, and states no licence for the text, so the right to show it is not verified. Nobody has compared it with a printed book, and no scholar has reviewed it. Each passage stands beside the verses it comments on, which are the Qur’ān text of Tanzil, shown as it is there. Sabīl did not write or translate any of it.

Text fromQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITtaken 2026-10-21

Verses 103–105

وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُۥ بَشَرٌ ۗ لِّسَانُ ٱلَّذِى يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِىٌّ وَهَـٰذَا لِسَانٌ عَرَبِىٌّ مُّبِينٌ 103 إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ لَا يَهْدِيهِمُ ٱللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ 104 إِنَّمَا يَفْتَرِى ٱلْكَذِبَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَـٰذِبُونَ 105

103- Andolsun ki biz, onların:“Ona (Kur'ân’ı) muhakkak bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. Haktan saparak kastettikleri o kimsenin dili yabancıdır. Bu (Kur'ân) ise apaçık bir Arapçadır. 104- Allah’ın âyetlerine iman etmeyenleri elbette Allah, hidâyete erdirmez. Onlara can yakıcı bir azap vardır. 105- Yalan uydurup düzenler, ancak Allah’ın âyetlerine iman etmeyenlerdir. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.

103. Allah, Rasûlünü yalanlayan müşriklerin gerçekle ilgisi olmayan sözlerini şöylece haber vermektedir:“Andolsun ki biz, onların: Ona muhakkak” getirmiş olduğu bu kitabı “bir insan öğretiyor, dediklerini biliyoruz.” Onların işaret ettikleri bu insanın dili ise “yabancıdır. Bu” Kur’an-ı Kerim “ise apaçık bir Arapçadır.” Peki, böyle bir iddianın doğru olması mümkün müdür? Az da olsa doğru olma ihtimali var mıdır? Ancak yalan söyleyen kimse, söylediği yalanın nereye varacağını düşünmeden yalan söyler. Böylece o sözün sadece anlaşılması ile reddedilmesini gerektiren çelişki ve tutarsızlıkları hemen ortaya çıkar.

104. “Allah’ın” apaçık hakka net bir şekilde delalet eden “âyetlerine iman etmeyenleri” ve bu âyetleri reddedip kabul etmeyen kimseleri “elbette Allah hidâyete erdirmez.” Çünkü hidâyet, onlara geldiği halde onu reddetmişlerdir. O yüzden hidâyetten mahrum edilmekle ve Allah’ın onlara tevfikini ihsan etmemesiyle cezalandırılmışlardır. “Onlara” âhirette “can yakıcı bir azap vardır.”

105. “Yalan uydurup düzenler ancak” apaçık delillerin kendilerine gelmesinden sonra Allah’ın Peygamberine karşı inat göstererek “Allah’ın âyetlerine iman etmeyenlerdir.” Ancak böyleleri, Allah’a karşı yalan söylerler. “İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.” Yani yalancılık yalnız onlara hastır. Başkalarındansa bunlara yalancı demek daha uygundur. Allah’ın âyetlerine iman edip Rabbine itaatle boyun eğen Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ise Allah hakkında yalan uydurması imkânsızdır. Allah’ın söylemediği şeyleri Allah’a izafe etmesine imkân yoktur. O’nun düşmanları, onu asıl kendilerinin vasfı olan yalancılıkla itham etmişlerdir. Yüce Allah ise onların rezilliklerini açıkça ortaya koymuş ve onların bu rezil işlerini beyan etmiştir. Allah’a bundan dolayı hamd-u senâlar olsun.