Skip to content
Book 23 · Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn
Book 23 · Türkçe

İKİ ŞEHVETTE (Yeme-içme ve Cinsellikte) AŞIRIĞIN MAHZURLARI

This translation is its translator’s, not Sabīl’s. It is shown as its source gives it, as a text of its own under each book with the translator’s own headings: it does not stand line for line beside the Arabic, and it keeps the faults of the copy it was read from. Sabīl has not checked it against the Arabic, and no scholar has reviewed it.

Translated by Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-DînRead from islamilimleri.comtaken 2026-10-21

What the source says of it: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.

Giriş

Azamet ve kibriyâsında celâl sıfatıyla tek olan, hamd, takdis, tesbih ve tenzihe müstehak olan, hükmettiği ve takdir ettiği konularda adaletle kaim olup, nimet olarak verdiğinde ve kullarına ihsân ettiğinde illetsiz hareket eden ve kulunu korumayı üzerine alan Allah'a hamdolsun! O Allah ki nimetlerle kuluna ihsan eder. Hatta kulunun bütün emellerini karşılayacak şekilde kuluna ihsan eder. Kulu irşâd ve hidayete erdiren O'dur. Kulunu öldüren ve dirilten O'dur. Hastalandığı zaman kula şifa veren, zayıfladığı zaman takviye eden, kulunu ibâdetine, tâatına ve rızasını gerektiren işlere muvaffak kılan O'dur. Yediren ve içiren O!. . . Helâktan koruyan ve muhafaza eden O!. . . Kulu helâk edici şeylerden yemek ve içmekle koruyan O'dur. Azığın azıyla kanaat etmeye kulunu muvaffak eden O'dur. Kulların düşmanı olan şeytanın yollarını daraltsın diye kullarını az yemeye muvaffak kılan O!. . . . Kendine düşmanlık yapan nefsinin şehvetini az yemekle kırması ve nefsin şerrini defederek rabbine ibadet etmesi için kulu bu yola sevkeden O!. . . Bütün bunları, kul için lezzete vesile olan, iştahını kabartan nimetleri çokça verdikten, bu nimetlere karşı teşvik edici isteklerini harekete geçiren sebepleri yarattıktan sonra yapmıştır. . . Bütün bunları, kulu imtihan etmek ve denemek için vermiştir. Kulun hevâ-i nefsinde nasıl tesir meydana getirip, ona ne gibi bir seçim yaptıracağını görmek için yaratmıştır. Kulun O'nun emirlerine nasıl itaat edeceğine, yasaklarından nasıl sakınacağına, tâat ve ibâdetlerine nasıl devam edeceğine ve günahlardan nasıl kaçınacağına bakmak için bunları bu şekilde yapmıştır. Salât ve selâm, şerefli kulu, değerli rasûlü Hazret-i Muhammed'e olsun! Öyle bir salât ki Hazret-i Peygamber'i ona yaklaştırır, nasibdâr eder, derecesini de yüceltir. Aynı zamanda salât ve selâm Hazret-i Peygamber'in nesline, akrabalarına, ashâb ve tâbiinin hayırlılarına da olsun!

Âdem oğlu için helâk edicilerin en büyüğü midesinin şehvetidir. Bu şehvetten ötürü Âdem ve zevcesi Havva Dâr'ul-Karar'dan (Cennet'ten) çıkarıldılar ve kendilerini 'Zillet ve iftikar evi' olan dünyada buldular. Çünkü onların ikisi şecere'den (ağaçtan) yememekle emrolunmuşlardı. Fakat şehvetleri galebe çaldı ve o ağaçtan yediler. Çirkin yerleri kendilerine göründü. Hakîkat noktasından bakıldığında mide, şehvetlerin pınarı, hastalık ve âfetlerin kaynağıdır. Zira mide şehvetini, tenâsül uzvunun şehveti ve kadınlara karşı heyecanın şiddeti takip eder. Sonra yemek ve evlenme şehvetini, dünya mertebeleri ile mala karşı olan rağbetin şiddeti takip eder. Dünya mertebesi ve mal, fazla evlenmeye ve fazla zevk ve sefâya dalmaya vesiledirler. Sonra fazla mal ve rütbeyi, kara câhilliğin çeşitleri, münakaşalar ve çekememezlikler takip eder. Sonra bu iki şehvetten, riya ve böbürlenmenin felaketi, zenginlikten gelen felaket ve azamet afeti doğup meydana gelir! Sonra bunlar insanoğlunu kindar ve hasedci olmaya, düşmanlık gütmeye ve buğzetmeye davet ederler. Sonra bu durum, sahibini zulmetmeye, münkeri işlemeye ve fuhşiyatta bulunmaya sürükler! Bütün bunlar, midenin ihmal edilmesinin sonuçlarıdır. Bunlar, mideden doğan oburluk ve mideyi tıkabasa doldurmanın kötü neticeleridir. Eğer kul, açlıkla nefsini terbiye eder, şeytanın yollarını daraltırsa, muhakkak ki nefsi Allah'ın ibadetine yönelir, serkeşlik ve mütecavizlik yolunda yürümez. Kendisini dünyaya dalmaya, geçici dünyayı âhirete tercih etmeye ve bu şekilde dünyaya yapışmaya sürüklemez.

Mide şehvetinin âfeti bu dereceye kadar vardığı zaman, onun tehlike ve âfetlerini açıklamak farzdır ki ondan sakınılsın! Yine onunla mücahede etmenin yolunu izah etmek, bu mücahedenin faziletine dikkati çekmek, bütün bunları o mücahedeye insanları teşvik ve tergib için yapmak farzdır. Tenâsül organının şehvetini izah etmek de gerekir. Çünkü tenâsül uzvunun şehveti mide şehvetine tâbidir. Biz Allah'ın inayetiyle bu durumu birkaç fasılda izaha çalışacağız. Bu fasılları meydana getiren konular şunlardır: Açlığın faziletinin beyanı, sonra faydalarının, sonra mide şehvetinin kırılmasında takip edilen riyazet yolunun az yemek ve geç yemek sûretiyle temin edilmesinin beyanı, sonra insanların durumlarına göre açlık hükmünün ve faziletinin değişmesinin beyanı. . Sonra şehvetin terkindeki riyazetin beyanı. . . Sonra tenâsül organının şehveti hakkındaki söz. . . Sonra evlenmenin terki veya yapılması hususunda müride düşen vazifenin beyanı. Sonra gözünün, tenâsül uzvunun ve midesinin şehvetine muhalefet eden bir kimsenin faziletinin beyanı.

23-1 Açlığın Fazileti, Tokluğun Zemmi

Hadîsler Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur:

Nefislerinize karşı açlık ve susuzluk (silahlarıy) la mücahede ediniz, çünkü buradaki sevap, Allah yolunda mücahede eden kimsenin sevabı gibidir. Allahü teâlâ nezdinde açlık ve susuzluktan daha sevimli bir amel yoktur.

İbn-i Abbâs Hazret-i Peygamber'in şöyle buyurduğunu nakleder:

Karnını tıkabasa dolduran kimse gökler âlemine giremez!1

Hazret-i Peygamber'e insanların hangisinin daha faziletli olduğu sorulduğunda, şöyle buyurmuştur:

Yemesi ve gülmesi az olup avret mahallini örten bir elbiseyle yetinerek lükse ve sükseye kaçmayan kimse (insanların en faziletlisidir) . 2

Amellerin efendisi (en hayırlısı) açlıktır. Nefsin zilleti ise yün elbiseler giymektir. 3

Ebû Said el-Hudrî Hazret-i Peygamber'den şu hadîsi rivâyet eder:

Giyiniz, yeyip içiniz, fakat karınlarınızı yarısına kadar (doldurunuz) ; çünkü bu, peygamberliğin bir parçasıdır. 4

Hasan-ı Basrî Hazret-i Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivâyet eder:

Düşünce, ibâdetin yarısıdır; az yemekse ta kendisidir. 5

Yine Hasan-ı Basrî, Hazret-i Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivâyet eder:

Kıyâmet günü Allahü teâlâ nezdinde derece bakımından en üstününüz, en fazla aç kalanınız ve Allah'ın sıfatları hakkında en fazla düşüneninizdir. Allah nezdinde en sevilmeyeniniz ise çok uyuyan ve çok yeyip içeninizdir!6

Hazret-i Peygamber, kendi arzusuyla ve zaruret olmaksızın aç kalır, açlığı tokluğa tercih ederdi. 7 Nitekim kendileri şöyle buyurmuştur:

Allahü teâlâ, meleklere karşı dünyada az yeyip içen kimselerle iftihar ederek şöyle buyurur: 'Ey melekler! Kuluma bakınız! Ben onu dünyada yemeye ve içmeye müptelâ kılmışım; o ise sabretmiş ve onları terketmiştir. Ey melekler! Şâhid olun ki (benim için) terkettiği her yiyeceğin yerine kuluma cennette birçok dereceler vereceğim'. 8

Kalpleri, çok yeyip içmekle öldürmeyiniz; çünkü kalp, ekin gibidir. Ekinler çok sulandıklarında ölür!9

Âdem oğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmuş değildir! Âdem oğluna, belini doğrultmasını sağlayacak birkaç lokma yeter. Eğer mutlaka yemek istiyorsa karnının üçte birini yemek, üçte birini su ve üçte birini de nefes alıp verme için ayırsın. 10

Usâme b. Zeyd ile Ebû Hüreyre'nin rivâyet ettiği uzun bir hadîste açlığın fazileti şöyle zikredilmiştir:

Kıyâmet gününde insanların Allah'a en yakın olanları, dünyada O'nun için uzun süre aç, susuz ve mahzun kalmış olan kimselerdir. Bunlar, şöhretsiz muttakîlerdir ki bir yerde bulunduklarında tanınmazlar, yokluklarında ise aranmazlar. Onları ancak yeryüzünün bölgeleri tanır. Göklerin melekleri onların etrafını çepeçevre kuşatır. Halk dünyadan, onlar ise Allah'a ibâdet ve tâattan zevk alırlar. . . Halk, altlarına yumuşacık döşekler sererken, onlar alınlarını ve dizlerini sermiştir. . . Halk, peygamberlerin fiil ve ahlâkını zayi etmiştir, onlar ise korumaktadırlar. Yer küresi onlardan birini kaybettiği zaman ağlar. Cebbâr olan Allahü teâlâ, içerisinde bu kullarından bulunmayan memlekete gazap eder. Onlar köpeklerin leşlere daldığı gibi dünyaya dalmazlar; az yerler ve yamalı elbiseler giyerler. Üst ve başları toz toprak içerisindedir. İnsanlar onları gördüklerinde hasta zannederler; oysa onlarda hastalık yoktur. Onlar için, akıllarını kaybetmiş deniliyor; oysa onlar akıllarını kaybetmiş değildir. Fakat kalpleriyle kendilerini dünyadan uzaklaştıran ilâhî emre baktıklarından dünya ehline göre akılsız gezerler. Oysa halkın aklı başlarından gittiği zaman, onların akılları başlarında olacaktır. Âhirette şeref onlara aittir. Ey Usâme! Kendilerini herhangi bir memlekette gördüğün zaman bil ki, onlar o memleketin ahalisi için emniyet sübabıdırlar. Allahü teâlâ, onların içinde bulunduğu bir kavme azap etmez. Yer küresi, onlarla sevinmekte, Cebbâr olan Allah onlardan razı olmaktadır. . . Bu bakımdan sen onları kendine arkadaş edin! Umulur ki onların yüzü suyu hürmetine kurtulmuş olasın. Elinden geldiğince karnın aç ve ciğerin susuz olduğu halde ölmeye çalış; çünkü bu şekilde konak ve derecelerin en şereflisini elde eder, peygamberlerle birlikte olursun ve ruhunun gelişiyle melekler sevinir, Cebbâr olan Allah da sana rahmet deryâlarını coşturur. 11

Hasan-ı Basrî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyet ettiğine göre, Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur:

Yün elbise giyiniz; fakat bol olmasın! Yediğiniz zaman da midenizin yarısını dolduracak kadar yeyin. (Böyle yaptığınız takdirde) gökler âlemine dahil olursunuz. 12

Hazret-i isa havârilerine şöyle demiştir:

Ey havâriler! Nefislerinizi aç, bedenlerinizi (lüks ve süslü elbiseler giymemek sûretiyle) çıplak bırakınız ki kalpleriniz Allah'ı (O'nun cemâlini) müşâhede edebilsin!

Bu söz, aynı zamanda bizim peygamberimizden de (Tâvus kanalıyla) rivâyet edilmektedir.

Tevrat'ta şöyle bir ifadenin yazılı olduğu söylenir: Allahü teâlâ şişman âlime buğzeder.

Çünkü şişmanlık, gaflete ve çok yemeye delâlet eder; bunlar ise çirkin şeylerdir. Hele âlim için daha da çirkin olur. Nitekim İbn Mes'ûd şöyle demiştir: Allahü teâlâ şişman kurra'ya (Kur'ân okuyucusuna) buğzeder.

Mürsel bir hadîste Hazret-i Peygamber'den şöyle vârid olmuştur:

Şeytan, Âdem oğlunun kanının dolaştığı yerlerde dolaşır. Bu bakımdan siz şeytanın dolaşma yollarını, açlık ve susuzlukla daraltınız.

Tok karnına yemek, beras (alacalık) denilen deri hastalığına yol açar.

Mü'min bir mideyle, münâfık ise yedi mideyle yer!13

Yani münafık, Mü'minin yedi mislini yer veya şehveti, Mü'minin şehvetinden yedi kat fazla olur. Bu bakımdan hadîsteki, mide mânâsına gelen mia kelimesi, şehvetten kinâyedir; çünkü yemeği kabul eden mide olduğu gibi, yemeğe yakışan da şehvettir. Yoksa hadîsin mânâsı münâfığın midesinin sayısı Mü'mininkinden fazladır demek değildir.

Hasan-ı Basrî'nin Hazret-i Aişe'den rivâyet ettiğine göre Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur:

-Cennetin kapısını çalmaya devam ediniz! Bunu yaptığınız takdirde size açılacaktır.

-Cennetin kapısını ne ile çalalım?

-Açlık ve susuzlukla!14

40 of 432
The Arabic text
كتاب كسر الشهوتين

Text fromOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472taken 2026-10-21

This is the Arabic text of al-Ghazālī’s Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn as the OpenITI corpus has it, from Shamela’s copy of the Dār al-Maʿrifa edition. Nobody has compared it with the printed book or a manuscript, and no scholar has reviewed it. The corpus says that in some pages a part of the text is missing and that the editor’s footnotes are mixed with the text; both are shown as they stand. The pages of the printed edition are marked where they end. The translations are their translators’, each read from the copy named with it and shown as a text of its own under each book, with its own headings: none is set line for line against the Arabic, Karim’s English abridges the book as its translator says, and each keeps the faults of the copy it was read from. Sabīl has translated nothing, has not checked any translation against the Arabic, and no scholar has reviewed one.