انتقل إلى المحتوى
Tafsir As-Saadi - Turkish · البقرة
السورة ٢

البقرة

هذا تفسير بلغة غير العربية كما هو في Quranic Universal Library (واختصارها QUL، من Tarteel)، مأخوذًا من النسخة المفتوحة لبيانات QUL التي يحتفظ بها spa5k/tafsir_api. لا يذكر سجلّ QUL من كتبه أو ترجمه ولا أي طبعة مطبوعة يتبعها، ولا يذكر ترخيصًا للنص، ولذلك لم يُتحقق من حق عرضه. لم يقارنه أحد بكتاب مطبوع، ولم يراجعه أحد من العلماء. يقف كل مقطع بجانب الآيات التي يعلّق عليها، وهي نص القرآن من Tanzil كما هو عنده. لم يكتب سبيل شيئًا منه ولم يترجمه.

النص منQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITأُخذ في 2026-10-21

الآية ١٣٧

فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍ ۖ فَسَيَكْفِيكَهُمُ ٱللَّهُ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ١٣٧

137- Artık eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, muhakkak hidâyet bulurlar. Şâyet yüz çevirirlerse, mutlaka apaçık bir ayrılığa düşerler. Onlara karşı sana Allah yeter. O her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.

137. Yani ey mü’minler topluluğu! Eğer kitap ehli de sizin iman ettiğiniz gibi bütün peygamberlere, bütün kitaplara ve bunların kapsamına ilk ve öncelikli olarak giren peygamberlerin sonuncusu ve en faziletlisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve Kur’ân-ı Kerîm’e iman edip de yalnızca Allah’a teslim olur ve peygamberlerden hiçbirisi arasında ayrım gözetmeyecek olurlarsa, işte o vakit “muhakkak” Naim Cennetlerine ulaştıran Sırat-ı Müstakim’e doğru “hidâyet bulurlar.” Yani bu şekilde iman etmedikleri sürece onların hidâyete giden yolu bulmalarına imkân yoktur. Hiçbir şekilde durum onların:“Yahudi veya hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dedikleri gibi veya hidâyet ve doğru yolun yalnızca izledikleri yola münhasır olduğu şeklindeki iddiaları gibi değildir. “Hidâyet” hakkı bilmek ve onunla amel etmektir. Bunun zıddı ise ilimden ve ilmin akabinde amelden sapmaktır. İşte bu onların haktan yan çizip hidayetten yüz çevirmelerinin ardından üzerinde oldukları “ayrılık”tır. Ayrılık içerisinde bulunan, Allah ve Rasûlü bir tarafta, kendisi ise ayrı bir tarafta olan kimse demektir. Ayrılık içerisinde olmak Allah ve Rasûlü ile sınır mücadelesine girmeyi, Allah ve Rasulüne ileri derecede düşmanlığı gerektirir. Bu da Allah Rasûlü’ne eziyet etmek için çalışma sonucunu doğurur. Bundan dolayı Allah, Rasûlü’ne onlara karşı yeterli geleceği vaadinde bulunmuştur. Çünkü O, değişik dillerde olan ve türlü türlü ihtiyaçları dile getiren bütün sesleri “işitendir”. Onların önlerindekini de arkalarındakini de, gizliyi de açığı da zahiri de batını da “bilendir”. Durum bu olduğuna göre, Allah onların kötülüklerine karşı sana yeter. Nitekim Allah, Rasûlü’ne vaat ettiğini gerçekleştirmiş ve O’nu onlara üstün ve galip kılmıştır. O kadar ki, onların kimilerini öldürmüş, kimilerini esir almış, kimilerini sürgüne göndermiş ve alabildiğine darmadağın etmiştir. İşte bu buyrukta Kur’ân’ın mucizelerinden bir mucize vardır. Zira o, bir şeyi vukûundan önce haber vermiş ve o, tıpkı haber verdiği şekilde vukûa gelmiştir.